confessions

sophos

βετεράνος♛  · 13 Ekim 2017 Cuma

  1. toplam giri 3275
  2. takipçi 74
  3. puan 92081

eğitim sisteminin eksikleri

franz
(bkz:#147019) bir yerde sistem adı geçti mi illa böyle bir çıkıntılık yapacak biri olacak işte, tirkiyide sistim mi viiir!

bak şimdi, eğitim sisteminin içindeyim ben. taa en başındayım, temeldeyim, ilkokul seviyesindeyim. insanların görmek istediği şeylerin farkında olan bir eğitmenim. daha doğrusu, öğrenccilerimde ne görmek istiyorsam onu yapıyorum. bu sebeple, en basitinden, ben öğrencilerim için mesele şöyle iki şey yaptım;

1- her ay iki tane ünlü ressamın yağlıboya tablosunu sınıfa getirdim, kocaman, birini kapıya astım, çıkarken görsünler diye, diğerini de sınıfın en arkasına, sırallarına giderken gözlerine çarpsın diye.

şimdi bunun sistemde yeri var mı? yok. sistem dışı bir iş bu.

2- ben çocuklara olabildiğince bilim tarihi anlattım. öyle ağır düzeyde değil, seviyelerine uygun bir şekilde. x'e ihtiyaç duyulduğu için x yapıldı, sonra geliştiirildi, y oldu gibi.

bu sistemde var mı? yok.

demek ki neymiş, sistem denilen şeyle ilgisi yokmuş bu işin. bu iş öğretmenle ilgili imiş. otaokula geçersen bu iş öğretmen+öğrenci olur. liseye geçersen öğrettmen%30+öğrenci%70 olur. üniversitede öğrenci%100 olur.

eğitimin içinde olmayıp da ona buna saldıran sen ve senin gibiler ancak sistem eleştitir, ne sistemin ne de kendinizin gelişimi için çaba gösterirsiniz.

bak ben hala okuyorum, kendimi geliştirmeye çalışıyorum. yeni bir üniversite okumak için sınava girdim, felsefe öğretmenliği kazandım mesela bu sene. öncesinde yine bir üniversite kazandım, astronomş ve uzay bilimleri, biraz devam ettim, bırakmak zorunda kaldım. sistem dediğin şey ne bilmiyorum ama, onu bunu bırak da kendini geliştirmek için çaba göster.

bu iş senle ilgili, kaldır kafanı. bok atma oraya buraya.

ne dolmuşum lan amk.

köy hayatı

feminafortis
televizyondan taşan iğrenç politikacı deyişlerinden, trafiğin pisliğinden ve kargaşasından, samimiyetsiz insan kalabalığından, betondan, iş makinesinden ve düşüncesi bile baş ağrıtan tüm bu beşerilikten uzak; aileyle ve toprağın canlılığıyla iç içe mükemmel bir şeydir. köye istemeyerek gidildiğinde zindan gibi gelir lakin toprağa bir kere isteyerek dokunan insan elini bir daha çekemez; bir kez fidan dikip büyüten insan bir daha başından ayrılamaz.
köy görünüş itibariyle taşralılıktır belki ama o hayatı hiç yaşamamak daha büyük noksanlık zannımca.

auzef psikoloji

lux
İstanbul Üniversitesi bünyesinde açılan açık ve uzaktan psikoloji eğitim programı.
biz ortalıkta kendini psikolog sanarak gezinen yaşam koçlarıyla, motivasyon konuşmacılarıyla, ebesinin nikahı danışmanlarıyla mücadele ederken bir de açıktan psikoloji okuyup, her anlamda yetersiz olarak yetişen ezberci psikologlarla savaşmak durumundayız

savunmaları da ayrı komik. psikoloji sözel bölümmüş meğer... psikolojide uygulama yapmadığın müddetçe teorik bilgilerin hiçbir boka yaramaz. freud'u, jung'u erikson'u ezberlediğinle kalırsın.

savunanların alayı örgün olarak psikoloji veya pdr okuyamayan tipler. herkes kolay yoldan kariyer yapma peşinde. siktirin gidin çalışın kazanın aq. bi de sizinle mi uğraşacağız?

#psikolojidemesafeolmaz
5

ups kargo

franz
Şu ülkede daha iyi hizmet veren başka kargo olmadığının kanıtıdır. İki olay anlatayım;

Kargo eve gelmiş, aradılar bulamadık diye. Okul ile ev arası 10 dakika kadar mesafede. Dedim getirebilir misiniz, tamam lütfen dışarıya çıkın dediler. Birkaç kez bu şekilde teslimat aldım.

Bir diğeri de, yine evde yokum. Gelmişler kapıya. Uzaktayım, daha sonra şubeden alırım dedim. Birkaç saat sonra mesaj geldi, kargonuz bir sonraki dağıtımda tekrar yola çıkacak diye.

Öyle de muhteşemler.

Bir de o kamyonları yok mu... Gizem dolu resmen.

aziz yıldırım

cemree
Türkiye de değeri bilinmeyen insanların başında gelir herhalde. adam kendi servetinden çok kez verdi fenerbahçeye ömrünü adadı 2, 3 sene şampiyon olamayan fb taraftarı yaptıklarını çok çabuk unuttu.

pozitif ayrımcılık

lux
Dezavantajlı gruplara verilen extra haklar.

Örneğin, kendisini aldatan kocasını bıçaklayan kadının kahraman ilan edilmesi. Hangi devirde yaşıyoruz biz? Şiddet ne zamandan beri takdir edilir hale geldi? Bu çok tehlikeli. İnsanlar ellerinde güç olduğu zaman çok tehlikeli olabiliyorlar.
6

İnci sözlük

the spook
çoğunluğunu çocukların oluşturduğu, "sönmez reyiz" isminde primci bir fenomene kendilerini bile pazarlayacak kıvamda olan ve "CcC" sloganına uymayan bütün sözlüklere baskın atmaya çalışan kitleye sahip bir sözlük. Baskından kastım da bütün gönderilere penis resmi atmak. swh. çoluk çocuklar sözlük panelinde bütün ip adreslerinin gözüktüğünden habersiz sanırım.

155'i arayınca otomatik olarak konumun açılması

franz
Az önce über zekalı bir site sakini üç çocuğunu sitedeki parka çıkarmış. Çocuklar oradan oraya koştururken kendisi de banka oturmuş vaziyetteydi.

İhbar etmek için 155 aradım. Anında konumumun açıldığını fark ettim. zaten hat meşgul çalınca konumu kapatıp bit daha arama yaptım. Yine otomatik olarak açıldı.

Bugün de bunu keşfetmiş bulundum.

suriyeli komşuya sahip olmak

franz
Bakın gürültü sevmem. Kesilmeyen, devam eden gürültüden nefret ederim.

Bu yüzden evi en üst kattan tutmaya çalıştım ki, apartman, sürekli çalışan asansör seslerini falan duymayayım. Gittim 13. Kattan ev tuttum, 3 sene falan olacak.

Üst katta Suriyeli aile var.

24 saat nasıl gürültü çıkabilir lan evden?! Lan nöbet mi tutuyorsunuz anlamıyorum ki!!! Şu saatte insan evin içinde ne düşürebilir ulan?? Şu saatte, evde düşmek için ne yapabilir bi insan???

O karıya da ayrı gıcığım, o topuklarını yere vura vura yürüyor, deli ediyor beni. Yarın son kez konuşucam adamla.

Sonra yönetim.

Sonra polis.

Sonra da savcılık.

devlet

trainer red
varlığı gerekli midir yoksa devlet olmasa da olur mu diye bir tartışmaya girilse haftalarca hatta aylarca sürüp gider sanırım.
şahsi kanaatimce devlet olmasa da olur hatta ülke kavramı dahi gereksiz geliyor bana.
fakat bunun olabilmesi için toplumda vicdanı hür ve şahsi çıkarlarını diğer insanlarınkinden üstün tutmayacak birey sayısının fazla olması gerek ki toplumsal düzeni toplum kendi eliyle sağlayabilsin.
komün düzen (ülkücüler için komin) yani ortak yaşam alanında üretim aletlerinin ve üretimin topluma ait olduğu ve bunu sadece kendisi için değil toplum için kullanan insanların olduğu bir düzene kim hayır der bilmiyorum (ülkücüler hariç).

bizim millete ise devlet şart çünkü kimin çükü daha büyük diye çük yarıştıran bir zihniyetin devletiyle övünmemesi düşünülemez.

ankara kuşu

franz
Tivittırda bir muhalif hesap. Kimi siyasilerin saman altından su yürüttüğü ile ilgili haberler yapıyordu, sebepsiz zenginleşme, rant falan. Yakalanmış. Hesabı oktay yaşar kişisi yönetiyormuş falan filan falan.

Benim asıl bahsetmek istediğim şu, hesabı kullanan kişi sürekli melih gökçek başgana saldırırdı. Başgan rahatlamış olacak ki bugün kuş hakkında yazılar düzmüş.

Ben birkaç saattir Altına yapılan paranoya yazılara gülüyorum. Bunların taraftarları niye hep böyle lan? Swh swh.





baba

ickial
meğer seni kaybetmekten ne çok korkuyormuşum, yeni fark ettim baba. dağ gibi arkamda oldun şu 22 yıllık kelebek misali yaşamımda. yine arkamda dur, yine kolla beni. annem iki defa kanseri yendi. şimdi yenme sırası sende. hadi babam ne olur bırakma kendini. henüz çok erken baba kavramını hayatımdan çıkarabilmem için
7

sergen yalçın

pencere
messi'den çok önce futbolumuzda yaşamış, messi'den bile iyi kumaşı olan futbolcudur. ''ben koşssam barcelona'da oynardım'' sözü çok doğru bir sözdür.
ben kendisini çok severim. ama bu kadar yüksek yeteneğine rağmen, disiplinsizliği ve tembelliğiyle hem kendi yeteneklerine, hem de türkiye futboluna ihanet ettiğini de söylemeden edemiyorum.
kaliteli geyik muhabbeti olan bir insandır. kaliteli geyik muhabbeti her zaman için iyi bir zeka karinesidir.
son on yıldır türkiye futboluna teknik adam olarak hizmet etmektedir. kanaatimce bu işi iyi de yapmaktadır.

isa mesih

valonqar
kralım.
o her zaman güçlü, tamamen doğru, sonsuza dek değişmeyecek olan, lütufkar, adil olan, günahkarların kurtarıcısı, medeniyetin merkezi, kendi kendine yetebilen, saygı ve övgüye layık olan, eşsiz, benzersiz, örneği olmayan, en yüksek ve en yüce olandır.

çağların harikası, her ihtiyacı karşılayabilen, her şeye gücü yeten, güçsüzlerin gücü, yüreği anlayan, kurtaran, koruyan, rehberlik eden, hastaları iyileştiren, günahları bağışlayan, tutsakları özgür kılan, zayıfları koruyan, gençleri kutsayan, umutsuzlara umut veren, çaresizlere hizmet eden, alçakgönüllü bir kral!

benim kralım bilgeliğin anahtarı, aklın kaynağı, kurtuluşun kapısı, barışın-doğruluğun-kutsallığın ve zaferin yolu, yüceliğin sahibi, kahramanların başı, yasaların lideri, valilerin valisi, prenslerin prensi, kralların kralı ve rablerin rabbi'dir!

sözleri kesin, iyiliği sınırsız, merhameti sonsuzdur. o'nun sevgisi son bulmaz, sözü ve lütfu her şeye yeter. o tarihin en çok bahsettiği, konuştuğu kişi. düşünceleri ve yaptıkları çağlar boyunca konuşulan kişi. tarif edilemez, tanımlanamaz, anlaşılamaz, yenilmez, karşı konulmaz bir kral. o'nsuz hiçbirşey var olmadı, olamaz. o olmadan kimse yaşayamaz. ferisiler ona katlanamadı, pilatus o'nda suç bulamadı, herod o'nu öldüremedi, ölüm o'nu tutsak edemedi ve mezar o'nu içinde tutamadı.

benim kralım her zaman var olmuş, var olan ve var olacak olandır. o'nun öncesi yok, o'nun halefi yok. o başlangıçta var olan ve sonsuza dek var olacak olandır.

o benim kralım, isa mesih!
tanıyor musunuz?

2020 istanbul kart zammı

lux
fazla bulduğum zamdır.

Öğrenci akbil 40 liradan 50 liraya çıkarıldı. Tam bilet ücreti 2.75 iken 3.50 oldu. Öğrenci bileti ise 1.25'ten 1.75'e çıkarıldı. masraf var, zam olsun elbet ama tek seferde 75 kuruş zam biraz fazla bana göre.

müslüman kardeşler

jakoben
2. dünya savaşından sonra dünyanın başına gelen en kötü şeydir.din bilindiği üzere bireysel bir inançtır.ancak bu hıyarlar inancı alıp davaya çevirmiş örgütlenerek yaymak amacı ile bugünün müslüman zulmünün ilk kurşunlarını toplumlara sıkmışlardır.günümüzde emperyalizme hizmet ederler.silah alır ölür öldürürler.sırf batı için. bise inanaçaksınsss

kumarbaz kumar bağımlısı

dehumanize
Kumar bağımlılığı bana göre (çok kumarbaz tanıyorum) eroin bağımlılığından daha tehlikelidir.
Özellikle bu pahalı (kumarın yediği para için pahalı yetersiz bir kelime) bağımlılığın diger bağımlılıkların aksine sizi seven herkese maddi manevi sizin elinizle büyük zararlar verecek olması, onu en tehlikeli bağımlılık yapıyor.
Bir rockefeller değilseniz kumar oynamayın

türklerin garip huyları

cigdemgulu
-Misafirlik bitti eve gidicez tam kapı açılıyor aynı hızda başka bir konu açılıyor bir yarım saatte kapıda konuşuyoruz.

-Ya da direk misafirlikte eve gitmek için ayağa kalkıyoruz 'yok olmaz bırakmayız bu gece kalın' lan niye kalayım benim evim var evime gitmek istiyorum bırak. 'E tamam şimdi gidin ama sonra kesin gelin gene.'

-Şerit değiştirirken sinyal vermemek.

-şimşek çakınca elektrikli aletlerin fişini çekmek

-5 bin lira verip ayyy kız ne güzel çiçekleri biliyor musun dediği koltuğu en çirkin renkli örtüyle örtmek.

-uzağa giden arabanın arkasından su dökmek

-gaz kaçağını çakmakla kontrol etmek

-otobüste kalabalıkta telefonla bağıra çağıra konuşma

-tozlu araba camına beni yıka yazmak

-bak abi ben dedikodu sevmem de etmem de deyip bol bol dedikodu etmek

-en soğuk içeceğin dolabın en arkasındaki olduğunu düşünmek

-kırmızı ışık yandığı anda annesi kaza geçirmiş de hastaneye yetişiyormuş gibi korna çalmaya başlamak

-yarınlar yokmuşçasına kazı çalışması izlemek
4

xiaomi

lux
kamerayı saymazsak 10/10.
benim telefonumun kamerası baya kötü. ön kamerada tenim soluklaşıyor hatta resmen gri oluyor. arka kamerada da renkler aşırı canlı. manzara çekmek için güzel ancak birini çekince kalitesiz vsco shopu yapılmış gibi duruyor.



bu saydıklarım telefonumun redmi olmasından kaynaklanıyor olabilir sonuç olarak xiaomi'nin alt markası. eğer telefon değiştirecek olursam redmi'ye bulaşmam direk xiaomi'den alırım.

hkp

ulkesindemulteci
hkp bir kontrgerilla partisidir marksizm-leninizmden bahsedip aynı zamanda atatürke her alanda anti-emperyalist cephenin komutanı ayağına sahip çıkan bir partidir bilinmelidir ki atatürk'ün anti-emperyalizmi milliyetçiliğinden hatta şovenizmindendir marksizm-leninizm adı altında yeri geldiğinde mhp kadar faşist olabilecek bir partiyi bilinçli bir sol görüşlünün savunabileceğini düşünmüyorum
3

elfida

heather
Elfida' nın Hikayesi

Adı Beyzanur kızımızın. 4 yaşlarındayken tanıştım bu kızımızla. Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız hastalıkla mücadele için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum. Doktorlarla görüşüyordum. Detayları burada anlatmak istemiyorum ama çok uğraştık. Bir gün doktorların odasındaydım ve doktorlardan biri bana dedi ki: "Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın."
Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, "Gözden çıkarılan kadın anlamı Osmanlıca'da Elfida." dedi. Belki tam birebir anlamı olmuyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur'u çok seviyordum.
Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı. Sözlerinde düzenlemeleri yaptık ve Ömer Faruk Güney'in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur'un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama kendisi olduğunu bilmiyordu Elfida olarak biliyordu. Tabi küçük bir çocuktu son zamanlarında 8 yaşındaydı.

O dönem de şirketlerim batmış, sözlerdeki Omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın şunu ifade etmek içindi. Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım, Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi. O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesi, anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur'un kırılganlığından hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim. Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu sözleri ise Beyzanur'un gerçekten hep yağmurlu gözleri vardı hayata tutunmaya çalışan...
O dönemde hastane personeline Bakırköy'de bir konser verdim. Beyzanur'a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur'u kaybettik. Ardından anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur'un babasıydınız. Evet kızımızı kaybettik. Lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti beni aradılar. Haluk Abi bir kız çocuğumuz oluyor. "Adını Elfida koyun." dedim ve kızları oldu. Adı Elfida. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor.

Haluk Levent

elfida

ela42
Haluk levent'in tüm tedavi masraflarını üstlendiği kanser hastası minik bir kız için yazdığı çoktan çok hüzünlü şarkı...

Ne yazık ki, elfida bu parçayı dinleyemeden ölmüştür, iç sızlatır bu...



1

bilinmeyen ermeniler sabiha gökçen ve ruhi su

dehumanize
BİLİNMEYEN ERMENİLER'DEN İKİ SİMGE İSİM: Ruhi Su ve sabiha gokcen

1912'de Van'da doğup, Ermeni Soykırımında anne ve babasını kaybeden Ruhi Su, küçük yaşta Adana'da bir ailenin yanına verildi. Ermeni kimliği gizlenen Ruhi Su, “Benim için türkü söylemek bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım” diyordu.

Ermeniler'in Rumlar, Kürtler, Süryaniler ve Araplar gibi Anadolu'nun ve Mezopotamya'nın en kadim halklarından biri olduğu bilinmektedir. Buna karşın, son yüzyıllık etno-dinsel arındırma politikaları çerçevesinde bunlardan Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar bu topraklardan neredeyse tümüyle tasfiye edilirken; Ortadoğu'da büyük bir çoğunluk sağlayan Araplar, bilinen topraklarında yaşamlarını sürdürmeye devam etmiş, Kürtler ise bu politikaları başlatan Türkçü İttihad ve Terakki hareketinin devamından başka birşey olmayan Kemalist rejimle ölümcül bir mücadele içine girmek zorunda kalmıştır. Üstelik, bu ölümcül mücadele Lozan Antlaşmasıyla Kürtler'in “ülkesi ve milletiyle” dörde bölünmesi üzerine, Kürdistan'ın dört parçasına yayılmıştır.

Bu toprakların kadim halklarından olan Ermeniler, tarihsel süreç içerisinde Anadolu'nun dört-bir yanına yayılmış ve bulundukları her bölgede, zenaatkarlıkları dolayısıyla toplumun ayrılmaz / vazgeçilmez parçası durumuna gelmişlerdi. “Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşuğlar” konusunda yaptığım bir çalışmada; salt Anadolu ya da Konstantinopol Ekolüne bağlı Osmanlıca/ Türkçe yazan 140 dolayında şair ve aşığa yer vermiştim. Oysa, belirlemelerimize göre Osmanlıca, Anadolu Türkçesi ve Azerice yazan bu Ermeni şairlerin sayısı 400'ü buluyordu. Dahası, bunların birçoğu çeşitli toplum olaylarını şiirsel bir dille anlatan destanlar düzmüş “manzum halk tarihçileri” idi. Şu an arşivimizde, geçmiş yüzyıllardan bu yana çeşitli toplum ve doğa olayları üstüne yazılmış 50 dolayında destan bulunduğunu söylersek, halk tarihi açısından son derece önemli olan bu destan- şairleri hakkında bir fikir vermiş oluruz, sanıyorum.

Özellikle, 1915 Soykırımı ile büyük bir travma yaşayan Ermeni toplumu mensuplarının, bu vahim olayın 100. yıldönümüne tekabül eden 2015 yılında, dört-bir yanda gizlilik perdesini yıkarak gerçek kimlikleriyle ortaya çıkacakları tahmin edilmektedir. Alparslan Türkeş gibi bugün hayatta olmayan veya günümüzde onun gibi aktif politika yapan birçok siyasetçinin, gerçek “Ermeni” kimlikleriyle ortaya çıkamayacakları açık olsa da; bu rejimin gadrine uğrayan çok sayıda Ermeni'nin bu yıldönümünden sonra daha gür bir sesle kimliklerini haykıracakları tahmin edilmektedir. Üstelik, rejim Türkiye'deki Ermeniler'in sayısını 100 bin civarında verirken; Ermeni kaynakları bu rakamı 1 milyon olarak vermektedir. (M. Çetingüleç: Gizli Ermeniler Ortaya Çıkacak!, Takvim gaz. 20 Eylül 2013).

Diyarbakır ve Van'dakiler başta olmak üzere yeniden onarılan Ermeni kiliselerine gösterilen ilgi bunun açık göstergesi değil mi? İşin ilgin yanı, AKP'nin eski Savunma Bakanı Vecdi Gönül, “biz bu Gayrımüslimler'i tasfiye etmeseydik, bu milli devleti nasıl kurardık?” itirafında bulunurken; yeni Kültür Bakanı Ömer Çelik, “kim olursanız olun, geri gelin!” çağrısında bulunuyor…

Dêrsim'i vuran Hatun Sebilciyan Nam-ı diğer Sabiha Gökçen

Dêrsimliler'in büyük bölümü, Dêrsim Soykırımından Atatürk'ün haberinin olmadığını ileri sürecek kadar safdillilik yaparken; “Atatürk'ün manevi kızı”, “Türkler'in ilk kadın savaş pilotu” yani “amazonu” Sabiha Gökçen, Cunta yönetiminin ilk yıllarına rastlayan 1982'de, Türk Hava Kurumu'nca yayımlanan “Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” adlı anılar kitabında, “babasının görevlendirmesiyle” Dêrsim'i nasıl vurduğunu fotoğraflarla övünerek anlatıyordu…

“Kahraman/ savaşçı Türk kızı” olarak sunulan bu “Türk Amazonu”nun, gerçekte Ermeni tehcir çocuklarından Hatun Sebilciyan olduğunu, ancak 2004 yılı başlarında Hürriyet gazetesinin inceleme- haberlerinden öğrenecektik (Hür. 21-22 Şubat 2004). İşin daha ilginci, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, “ilk Türk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in yiğeni olduğunu, dedesi Nerses Sebilciyan'ın 1915 Ermeni Katliamı sırasında öldüğünü” söylediğinde; Hrant Dink bile buna itibar etmemiş, daha doğrusu “Gökçen'in kırılacağı” endişesiyle gazetesinde yer vermemişti. Ancak, tüm belgeleri topladıktan sonra gazetesinde manşetten verince başına gelenleri, ölümünden bir yıl önce Almanya'da katıldığımız bir toplantıda bizzat bana anlatmıştı. Anlaşıldığı gibi Gökçen, 1937'deki Dêrsim katliamından sonra, bu kez bir Ermeni aydınının ölüm taşlarını döşemiş oluyordu…

Sabiha Gökçen'in, Ermeni kimliğinin en yakın tanıklarından biri de, yakın dostu tanınmış Ermeni yazarı Pars Tuğlacı'ydı. Tuğlacı, Sabiha Gökçen'in de gerçeği bildiğini, ancak “tepkiler nedeniyle bunun açıklanmasını istemediğini ve kendisine söz verdiği için bütün bildiklerini anlatamayacağını” bildiriyordu. (Bkz. Hür., 22 Şubat 2004).

60'larda izlediğim, 70'li yıllarda tanıdığım Ruhi Su

Ruhi Su, benim kuşağım için büyük şehirlerin modern salonlarına halk şarkılarını taşıyan bir “efsanevi” müzisyendi. Kendim, bir Alevi Kürt olarak hep Alevi müziği ortamında büyümüştüm. Üstelik, dedem ve dayılarım İçtoroslar yöresi Alevi müziğinin en önemli icracılarındandı. Aşık Mahzuni dahil yöre aşıklarının birçoğu onların muhabbetlerine katılmış ve irfanlarından yararlanmıştı. Ancak, bu kez benzeri eserler modern mekanlarda ve farklı bir sesle dillendiriliyordu. Üstelik, hümanist- sosyalist akıma bağlı “şehirli bir opera sanatçısı“, bu eserleri bildiğimizden farklı bir ve yorumla icra ediyordu… Onun Kürt coğrafyasından geldiğini, kamu kurumlarındaki görevlerinden atıldığını ve Demokrat Parti döneminde yıllarca “komünizm propagandası“ yaptığı gerekçesiyle hapis yattığını biliyorduk. Bu nitelikleri, ona olan ilgi, sevgi ve muhabbetimizi daha da artırıyordu.

Bundan dolayıdır ki, 1970'li yıllardan itibaren kendisiyle ilgili basında çıkan yazıları da yakından izlemeye çalışıyordum. Nitekim, bugün arşivimde 1971 yılından başlayarak, Ruhi Su hakkında çıkmış çok sayıda inceleme ve köşe yazısı bulunuyor. Bunların en ilginçlerinden biri, Lise öğrenciliğimden beri romanlarını izlediğim, Kürt kökenli büyük romancı Yaşar Kemal'e aitti. Yazarlığa başladığım yıl çıkan bu yazıya şöyle başlıyordu: “İnsanoğlu kendi kendini yaratırken iptida ses vardı. Sözden önce. İnsanoğlu acı çekmeğe, gülmeğe, ağlamağa başladığında, çalışmağa giriştiğinde iptida ses vardı. Ses söz oldu, türkü oldu. Türkü insanoğlunun bütün duygularını kapsadı. Sözden önce insanoğlunun duygularını anlatan yalnız ve yalnız sesti.” (Y. Kemal: Ruhi Su ve Seferberlik Türküleri, Cumhuriyet Sanat/ Edebiyat, Mart- 1971).

Kendisi de Van kökenli olan Yaşar Kemal, Ruhi Su'nun etnik kökenine değinmeden, yazısını şöyle tamamlıyordu: “Ruhi Su da bütün büyük sanatçılarımız gibi öz yaşamını, sanat yaşamını talihsizlikler içinde sürdürdü. Kötü koşullar daha onun yakasını bırakmış değil. Demek ki, bir sanatçının ateşinin inadı hiç bir engeli tanımıyor. Ruhi Su, bütün engelleri aşıp halkına ulaştı. Bu, zor bir işti. Üstesinden geldi. Sanatını derinlemesine oluştururken, halkına ulaşmasını da bildi. Ruhi Su'nun, Anadolu'nun sesi dünya halklarına da ulaşacaktır. Bu, ergeç gerçekleşecektir. Çünkü halklar kardeştirler ve Ruhi Su halkımızın sesidir.” (Agy)

'Türkü söyledikçe yeşeriyor, çiçekleniyorum'

1912'de Van'da doğup, Ermeni katliamda anne ve babasını kaybederek, küçük yaşta Adana'da bir ailenin yanına verilen Ruhi Su'nun çocukluğu Çukurova'da ve Toroslar'da geçti. “Benim için türkü söylemek bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım. Ne onlar beni aldattı, ne de ben onları. Türkü söyledikçe yeşeriyor, çiçekleniyorum” diyen Ruhi Su, halk şiiri derlemeleri yaptığı gibi, şarkı- şiir ilişkileri üzerinde de kafa yoruyordu. O, halk şarkısı şiirin kökeni olsa da, şiir sayılmayacağını; şarkıdan şiire geçişin bir kültür değişimi sonucu gerçekleştiğini söylüyor ve sözü moda deyimle “halk türküleri”ne getirerek, şöyle diyordu:

“Türkü insanla başlamış, bugünlere gelmiş. Böyle insanla başlayıp bugünlere gelebilmiş olan bir şeye ilgi duymayan kişi, insanın kendisine nasıl ilgi duyar diye düşünüyorum. Ne kendi memleketimde ne de dünyada, halkı sevip de türküleri sevmeyen bir insana rastladım. Hele dünyanın bütün toplumlarında şaşılacak bir türkü tutkusu var. Bizim Sünni halkımız, (zanaatların en kötüsü saz, onu da belle bir duvara as!) demiş. Alevi halkımızsa saza (Telli Kur'an) der. Bana sorarsanız, milyonlarca yıldan beri oluşup gelen iki önemli şey var dünyada; biri insanın kendisi, biri de türküler.” (R. Su: Günümüzde Türküler, Politika gaz. 16.9. 1976).

Aleviliğin ve Alevi müziğinin yasaklı olduğu 1940'lı yıllarda, Radyoda ilk kez Alevi deyişleri ve “eşkıya türküleri” okuduğu için görevinden uzaklaştırılan Ruhi Su, tıpkı Aşık Veysel gibi, Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, Kürt kökenli ünlü hümanist- sosyalistlerden Prof. Sabahattin Eyüboğlu aracılığıyla Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nde bağlama dersleri verir. Ancak, Köy Enstitüleri 1946'dan itibaren yozlaştırılıp, 1952'de temelli kapatıldığı gibi, aynı yıl içinde başlatılan Komünist tevkifatı çerçevesinde 5 yılını hapishanede geçirir. Daha sonra da sürgüne yollanır. Kelepçeli olarak, sürgüne giderken yazdığı “Hasan Dağı“ konulu eser, unutulmazlar arasına girmiştir.

Bir yazlık evinde Ruhi Su ile tanışmamız...

Yıl 1976. Fakir Baykurt'un daveti üzerine, Burhaniye/ Ören'deki yazlık evine gidiyoruz. Köy Enstitülü bir emekli öğretmen öncülüğünde kurulan bir Kooperatif Sitesi'nde kimler yok ki? Baykurt'un kendisi dışında, Sivas Katliamında yitirdiğimiz Asım Bezirci, Ruhi Su, İlhami Soysal, Uğur Mumcu, Talip Apaydın, Prof. Cahit Talas ve Kürt aydınlarından Dr. Naci Kutlay ve daha niceleri… Bir akşam, kendisini doğrudan dinliyor ve sohbet ediyoruz. Kendisine, tarzına uygun bir eser öneriyor ve başlangıç sözlerini ezbere söylüyorum. Köy Enstitülü Antakyalı şair Ali Yüce'nin “Abovvv” şiiri, tam Ruhi Su'ya göre. Hemen benimsiyor ve şiiri “Mürselekli Kadınlar” adıyla besteliyor. Eser, Ruhi Su'nun en sevilen eserleri arasına giriyor:

“Biz Mürselekli kadınlar/ Geceleri tütün dizerik/ Acılarımızı dizerik ipe/ Karanlığı dizerik abovvv/ Yüzlerimiz ay tutulur/ Yıldız tutulur gözlerimiz…”

Ruhi Su, kendisinin yazıp bestelediği eserler dışında; başta Pir Sultan Abdal ve Yunus Emre olmak üzere birçok Alevi şairinden; Mevlana, Sümmani, Kul Halil, Ali İzzet, Karacaoğlan gibi sevda şairlerinden; Köroğlu ve Dadaloğlu gibi “eşkıya” şairlerden onlarca, hatta yüzlerce eser besteleyip okudu. Ayrıca semahlar, ilahiler ve gurbet türküleri. Bir de Nazım Hikmet gibi sosyalist şairlerden nice şiir besteleri…

Ruhi Su, gerçekten de sanatını icra ederken kendi misyonuna ve halk şarkılarına inanıyordu. “Halk şarkılarını halk gibi okumak” söylemine itibar etmeden, onların lirik ve pastoral yapısına sadakatle bakıyordu. (Bu konuda ayrıca bk. M. Fikri: Urufu Su, Artı Gündem, Mart- 2001).

Ruhi Su, halk şarkılarının ilk okunduğu andan itibaren “otantik” özelliğini kaybedeceğini, sonraki süreçte yeni yorumlarla okunmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle de, Aşık Veysel'in, ilk karşılaşmalarında onun okuma stiline takılması, onu biraz üzse de yolundan döndürmedi. Çünkü, biliyordu ki, yaptığı, halk şarkılarını yozlaştırmak değil; yeni bir yorumla zenginleştirmekti. Nitekim, Cevat Çapan onun şarkılarını şöyle değerlendiriyor:
“Onun söylediği türküleri dinlerken nerede olursanız olun, yalnız bir yerle bir zamanla değil, bu değişik yer ve zamanlarda yaşamış türlü insanla da bir bağ bir özdeşlik kurarsınız. Artık yalnız değilsinizdir… Bu doğrudan doğruya anlatım gücünden kaynaklanan bir gizdir.” (Ziya Özışık: Dağ Olurduk Yücesinden…; Evrensel, 20.9.2006).

Ruhi Su'nun, 12 Eylül faşist cuntasının yasakları yüzünden tedavi imkanı bulamayap göçmesinin ardından, onunla ilgili ilginç bir çalışma yaptıktan sonra kendisi de, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılan Füsun Akatlı; daha 70'li yıllarda kaleme aldığı bir yazıda onu şu özlü sözlerle değerlendiriyordu: “Ruhi Su, yirminci yüzyılda kentte yaşayan, yüksek öğrenim görmüş, müzisyen ve aydın bir kişi olarak, türkülerini söylediği büyük halk ozanlarının, aşıklarının tanınma ve yayılma yıllarından geçmekte, bir garip yazgı gibi onların geleneklerini, sanatında olduğu gibi yaşamında da sürdürmektedir.” (Sabahın Sahibi Vardır, Politika, 11.3.1976).

Eliz Surhantakyan nam-ı diğer Zehra Bilir

Zehra Bilir de, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızın bir radyo ve televizyon yıldızıydı. Radyo sanatçılarının dışarda paralı sahne alamaması yüzünden, biz onu önce radyolardan ve televizyonlardan, ardından da sahnelerden tanımıştık. Herkes onu, “Malatyalı Türk halk müziği sanatçısı“ olarak biliyordu. Özgün giyimi ve elinde mendiliyle, halk şarkılarını sahnelere taşıyan “Türkü Ana”ydı o. Üstüne çokça şey yazılıp çizildi. Fakat bunlardan hiç biri, onun etnik kimliğini belirtmiyordu. Onu da çok gecikmeli olarak, yine Ermeni yazar Rober Koptaş'tan öğrenecektik.

Ruhi Su'dan bir yıl sonra 1913'te, o zamanki adıyla Mamuretülaziz'e (Elazığ) bağlı Arapgir'de doğar Eliz Surhantakyan. Babasını, Ermeni Katliamında yitirir. Annesi, bir Türk'le evlenir ve küçük “Zehra” onu babası bilir.
İstanbul'a gelince, ünlü Ermeni müzisyen Artaki Candan Terziyan'dan nota ve solfej dersleri alır. Ruhi Su'nun tersine, geleneksel formları esas alan otantik bir söyleyişle sanatını icra eder. Sanatçı, ayrıca yine Ermeni sanatçı Artaki Candan'dan dersler alır. Üstte de vurguladığımız gibi, yöresel kıyafetleri ve güzel sesiyle hemen dikkatleri çeker ve assolist olarak sahneye çıkan ilk halk müziği sanatçısı olur.

Yaşamının diğer yönünü Koptaş'tan dinleyelim: “Gerçek adını, İstanbul'da tanıdığı Ermeni sanatkar ve aydınlarına fısıltıyla söylüyordu ama, kamu önünde hiç açıklamadı. İlk plakları Vahram Gesaryan'ın sahibi olduğu Sahibinin Sesi plak şirketinden çıktı. İstanbullu Ermeni bir ressama güzel bir resmini yaptırdı, Hagop Ayvaz'ın Kulis dergisine defalarca konuk oldu. Zehra Bilir'in Eliz Surhantakyan olduğunu bilen az sayıdaki insan, onu kalabalıkların önünde zor durumda bırakmamak için bu gerçeği dillendirmedi. Kim bilir, belki de zihinlerdeki (Türkü Ana) resminin bozulmasını istemiyorlardı.” (R. Koptaş: Mehmet Ruhi- Eliz Zehra, Agos, Sayı:591/ 2007).

Tam bu noktada, kimliklerini saklayarak yaşamak zorunda kalan bu iki simge ismi anma adına, yazıyı Ruhi Su'nun dizeleriyle noktalayayım;

“Dostlarım, Kardeşlerim, Canlarım,

Kaldırın başlarınızı

Suçlular gibi yüzümüz yerde, özümüz darda durup dururuz

Kaldırın başlarınızı yukarı

Bize göz verildi gözleyin diye

Dil verildi söyleyin diye

Kulak verildi dinleyin diye

El gövdede kaşınan yeri bilir

Dert bizde, derman ellerimizdedir…”