confessions

laik bir hanim

Şarap  · 26 Nisan 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 492
  2. takipçi 95
  3. puan 14311

ontoloji ve etik

laik bir hanim
Varlık felsefesi ya da varlık öğretisi anlamlarına gelen ontoloji, felsefenin önemli ve
temel disiplinlerinden birisidir. Varlığın ve varoluş sürecinin genel özellikleri ve dinamikleri
üzerinde derinlikli bir kavramsal sistematiğe sahip olmadan insanın ahlaki gerçekliği üzerinde
derinlikli bir anlayış ve bilinç geliştirmek olanaklı değildir. Öncellikle insan tüm maddi ve
manevi boyutlarıyla var olan gerçeklik alanına aittir. İnsan gerçek bir varlık olarak varoluş
düzleminin neresinde yer almaktadır? İnsan nasıl bir varlıktır ve bu çerçevede onun ahlaki
davranışları nasıl anlaşılmalıdır? Bu tür sorular ontolojik (varlık felsefesi) zeminli etik (ahlak
felsefesi) sorularıdır.
İnsanın tüm varlık düzlemleri kendi karmaşık gerçekliğinin içinde özümsediği
söylenebilir. İnsan bedeniyle doğal bir varoluşa sahiptir; fiziksel ve kimyasal bileşenlerden
oluşan inorganik gerçekliği canlılığının zeminini oluşturan organik bedeninin içeriğini
oluşturur. İnsan bu organik bedeniyle diğer hayvanlarda olduğu üzere dış dünyayı
algılamasına elveren belli duyu yetilerine ve onlarla dolayımlı belli iç yaşantı ve duygulara
sahiptir. Fakat insan yalnızca duyu yetilerine ve çeşitli duygulanımlara değil, diğer
hayvanlardan farklı olarak yüksek bir soyutlama, dil ve düşünme yetisine de sahiptir. Birçok
filozof ve düşünür tarafından insan akıllı hayvan olarak tanımlanır. Akıllı ile kastedilen
kavramlarla düşünme yetisiyken, hayvan ya da hayvanlıkla kastedilen ise insanın biyolojik
yani bedensel varlığıdır. Bu bağlamda insan hem akıl sahibi bir varlık hem de beden sahibi bir
varlık olduğu için, maddi ve manevi gerçekliklerin gerilimli ve iç içe varlığıyla dolayımlı
dinamik bir varlıktır. Aklın evrensel ve mantıki kurallarıyla bedenin doğal içgüdü ve itkileri
insan davranışlarını ve ahlaki gerçekliği belirler. Eğer insan kendisini dolaysız bir şekilde
bedeninin dolaysız içgüdü ve itkilerini doyurmaya yöneltirse bir hayvandan farkı kalmazdı.
İnsan diğer hayvanlardan farklı olarak doğanın ve bedenin emrinde yaşamaz. İnsan ayrıca onu
diğer hayvanlardan ayırt eden kendine özgü akılsal düşünme yetisiyle biçimlenen, bir irade ve
davranış kültürüne sahiptir.
Aklıyla biçimlenen iradesi insanı bir kültür ve tarih varlığı kılar. Hem teknolojik hem
de manevi anlamda insan kendi dolaysız doğal varoluşunu sürekli kavrayarak
biçimlendirmeye çalışır. Böylece doğanın döngüsel ve tekrarlayıcı sürecine koşut bir tarihsel
gelişim ve dönüşüm süreci ortaya çıkar. Bir tarih ve toplum varlığı olarak insan, doğal
içgüdülerini iradesi ya da istenciyle denetler ve yücelttir. İnsan içgüdülerinin bu denetlenme
ve yüceltilme sürecinde ahlaki norm ve değerlerin büyük bir işlevi vardır. Yalnızca ekonomik
beklentiler ve hayat standardının maddi olarak yükseltilmesi değil, insan ruhunun düşünsel ve
tinsel olarak derinleştirilmesi ve yüceltilmesi de tarihsel dönüşüm sürecinin motoru olarak
işlev görür. Giyilen kıyafetlerden yenilen yiyeceklere, oturulan evlerden çalışılan mekânlara
her şey teknolojik bir gelişim sürecinden nasibini alır. Aynı zamanda inanılan değerlerden
ahlaki ilke ve normlara, bilimsel ve sanatsal varsayımlardan felsefi ve metafizik kavramlara
değin her şey tarihsel değişim ve gelişim sürecinden nasibini alır. Bu anlamda insan kendi
akılsal düşünme yetisiyle kendi doğal varoluşunu sürekli tahkim edip dönüştürerek var olan
tarihsel bir varlık olarak karşımıza çıkar. Ahlakı da bu dönüşüm sürecinin önemli bir bileşenidir.

ahlak felsefesi

laik bir hanim
Ahlak felsefesi ya da etik, hem tarihsel gelişim seyri içindeki farklı ahlaki yapıları
felsefi düşünüş açısından konu edinebilir hem de tarihsel ve toplumsal tüm sınırlamaları aşan evrensel bir ahlakın varlığına dair bir sorgulama ve arayışa işaret etmektedir. Ahlak felsefesi bağlamında bu arayış temel olarak iyi nedir sorusu çerçevesinde şekillenmektedir. Zaten
bilindiği üzere iyi kavramı tıpkı doğru ve güzel kavramları gibi felsefenin temel
kavramlarındandır. Bu üç kavram aynı zamanda felsefi düşünüşün üç temel disiplini olan etik, epistemoloji (bilgi kuramı) ve estetiğin (ağırlıklı olarak sanat felsefesi) alanlarını belirleyen
kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
Ahlak felsefesinin tarihsel gelişim seyri içinde farklı ahlaki norm ve değerleri analiz
etmesi, onun olgusal bir gerçeklik olarak tikel ahlaki yapılara dair analitik ya da diğer bir
ifadeyle çözümleyici işlevine işaret etmektedir. Böyle bir analitik işlev, ahlak felsefesinin tüm
tikel toplumsal sınırlamaları aşan evrensel norm ve değerler belirleme çabası için de bir zemin
oluşturmaktadır. Bu bağlamda etik ile uğraşan filozoflar genellikle olgusal gerçeklikten ya da
varolan gerçeklikten hareketle tüm insanlar için olması gerekenleri saptamaya çalışırlar. Buna
karşın Platoncu idealizmin varolan tikel gerçekliği ideal gerçekliğin kötü bir kopyası
olduğunu düşündüğünden, evrensel ve ideal gerçekliğin asıl başlangıcı oluşturması gerektiğini
düşünür ve felsefe tarihi bağlamında bu tavrında yalnız olduğu söylenemez. Örneğin Platon
varolan olgusal gerçekliğe transendent (aşkın) bir düzlemden hareketle evrensel ve zorunlu
normlar saptamaya çalışırken, Kant transendental (aşkınsal) bir düzlemden hareketle bir ahlak
felsefesi oluşturur. Bu bağlamda tikel toplumsal ahlakları barındıran empirik geçeklikle, olası ideal ve evrensel bir ahlaki sistematiğin ilişkisinin nasıl düzenlenmesi gerektiği sorusu, tümüyle ontolojik ve epistemolojik düzlemde yanıtlanabilir

ahlak

laik bir hanim
Ahlak felsefi ders notunda yazan "ahlak nedir?" Sorusunun cevabı. Ahlak sözcüğü Arapça hulk kökünden gelmekte olup, tıpkı Yunanca ethos ve Latince
mos köklerinden kaynaklanan etik ve moral sözcükleri gibi, töre, gelenek, görenek,
alışkanlık, karakter, huy benzeri anlamlara gelmektedir.1 Felsefi çalışmalarda ahlak ve moral
sözcükleri kökenlerine uygun kullanılırken etik sözcüğü ise ahlak felsefesi ya da moral
felsefe anlamlarında kullanılagelmiştir.
Ahlak sözcüğünün töre, gelenek, görenek, alışkanlık, karakter, huy benzeri anlamlara
gelmesi konumuz bağlamında zengin çağrışımlara işaret etmektedir. Töreler ve gelenekler
insan davranışları bağlamında belli alışkanlıklara yol açmakta, bu alışkanlıklar toplumsal ve
bireysel düzlemde belli karakter ve huyların oluşmasına yol açmaktadır. İşte toplumsal yaşam
tarafından olumlanan ve desteklenen belli karakter ve huylardan beslenen belli davranış
kalıpları, o toplumun normlarını ve ahlakını oluşturmaktadır. Burada normal sözcüğü
Yunanca nomos kökünden gelmektedir ve gelenek, görenek, düzen, buyruk niteliğinde yasa
gibi anlamlara gelmektedir.2 Bu bağlamda nomosun işaret ettiği yasa ve düzen, doğal yasa ve
düzenden farklı olarak toplumsal bir yasa ve düzendir.
Yukarıda söylenenlerden hareketle ahlakı, tikel bir topluluktaki insanlar arası ilişkileri
düzenleyen ilke ve kurallar bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu ilke ve kuralların söz konusu
toplum ya da topluluğun olumlanan ve olumsuzlanan davranışlarını düzenleyen bir sistematik
yapı oluşturduğu söylenebilir. İlke ve kurallarla örülü her normatif düzen temel olarak
topluluk ya da sosyal grubu oluşturan bireylerin çoğunluğunca benimsendiği oranda bir
bağlayıcılık ve caydırıcılık taşıyacaktır. Ahlaki ilke ve kuralların belli bir devletin politik
otoritesi ve hukuksal yapısı tarafından gözetilip desteklenmesi ahlaki, politik ve hukuki
süreçler ve gerçeklik alanların iç içe olduğu gösterir. Bu bağlamda ahlak, siyaset ve hukuk
felsefeleri de yakın bir ilişki içindedir. Ahlak felsefesine eğitim felsefesi ve bilimi çerçevesi
içinde bakarsak, toplumsal eğitim sürecinin bireylerde oluşturulmuş normlar düzleminde bir
karakter yaratmaya çalıştığı rahatlıkla söylenebilir. Toplumsal yaşamın doğal örgüsü içinde
yaratılan bu karakterin, devletin resmi kurumları tarafından desteklenmesi, durumu pekiştiren
ve kalıcı kılan bir öge olarak karşımıza çıkarken, devlet tarafından desteklenmemesi ise sivil
toplum ve devlet arasında bir gerilim ögesi olarak karşımıza çıkacaktır.
Bu bağlamda herhangi tikel bir topluluğun ahlakı, kendine özgü ekonomik, politik ve
kültürel şartlarla belirlenir. Bu alanları birbirinden tümüyle yalıtmak olanaksızdır. Toplumsal
yaşamın birbiri içine geçmiş bu dokusu içinde ahlak, insanlar arası ilişkileri düzenleyen
kurallar bütünü olarak anlaşılabilir. Ahlak toplumun manevi gerçekliğinin bir ögesi olmasına
karşın tüm maddi gerçeklikten etkilenen ve etkileyen bir dinamizm taşır. Toplumda egemen
olan maddi ve manevi üretim süreçleri ahlaki yaşamın özünü ve dokusunu belirler.

doeda

laik bir hanim
Twitter hesabıma sürekli link atan site. Önce dolandırıcı sandım ama meğerse porno sitesiymiş. Arkadaşlar siz işsiz misiniz ? Millete mesaj atıp porno sitesine davet etmek nedir.
0 /