binali yıldırım ve ekrem imamoğlunun televizyonda tartışacak olması

franz
Binali yıldırım'ın önde bitirdiği izlenimini veren tartışma.

Çok da akıllıca hareketlerde bulundu. Haftaya seçim var, imamoğlu hala 31 mart peşinde koştururken 'bırakalım bu işi artık' diyerek konuşmaya yön verip, imamoğlu'nun konuşmalarına cevap bile verme gereği görmemiştir. Zira haklıdır da, adamlar istediğini almışlar, müdahale edememişsin, gelmiş çatmış yumurta kapıda duruyor. Bırak da haftaya sana oy vermeyi düşünmeyenleri etkilemeye çalış.

Yıldırım bir ara açık kapı bulup yalancı diye de imamoğlu'nun üstüne gitti bir ara, damadına bastı da bastı. İmamoğlu da atladı bu duruma, yok şöyle nefret ederim, yok şöyle sevmem falan. Eline sayıştaş raporunu bile vermeyi akıl eden kimse de demedi mi sana adam üstüne gelirse renk verme diye?

Bir de Suriyeliler konusunda soruya cevap bile vermedi İmamoğlu. Şöyle yanlış politika yürüttük, böyle başta yanlış yaptık. Cümleyi bitirene kadar Suriyeliler konusunda ne yapacağını söylemeyi unuttu resmen. Yıldırım tak diye kamunun isteğine yöneldi 'sorun çıkaranı yollarız hiç affetmeyiz' diyerek.

Ciddi anlamda imamoğlu'nun aleyhine oldu bu konuşma. Tamamen yıldırım'ın yönlendirmesi altında geçti. Yeterince iyi hareket edemediği ve insanları küstürmeyi başardığı başbakanlık döneminde yeterli seviyede yönetmenliğini yapamadığı mevkiinin aksine, dün dar alanda Paslaşmalar ile alacağını aldı adam.

İmamoğlu otursun yansın şimdi nasıl çıktım ben bu programa diye.

Elindekileri kaybetmezse iyidir.

Ankara'dan görünüm şu an bu. Bakalım pazar günü neler olacak.

2019 yaz ayı spor müsabakaları

romacumhurbaskani
copa amerıca (14 haziran - 7 temmuz)
kadınlar avr. basketbol şamp. (27 haziran-7 temmuz)

kadınlar dünya kupası (7 haziran - 7 temmuz)

u21 avrupa şampiyonası (16 haziran-30 haziran)

orta &kuzey amerika altın kupa (15 haziran-7 temmuz

fıba erkekler dünya kupası (22-30 eylül)

sıcak yaz günlerinde gecelerinde izlersiniz.

16 haziran 2019 ekrem imamoğlu binali yıldırım canlı yayını

pencere
imamooğlu'nun gayet yerinde bir performansla önde olduğu tartışmadır. binali gergindi, binali yalan söylüyordu, eko gençliğinin ve dürüstlüğünün verdiği güçle binali'nin temsili ciğerini söküyordu. eko'ya helal olsundu.
esas itibariyle bu başlığa yazmaktan bile haya ediyorum. ortada akp'nin bütün devlet ve medya gücüne rağmen kazanamadığı bir 31 mart seçimi vardır. seçimi chp-ip değil halk kazanmıştır. sonrasında halka kazık atılmıştır. bu ve benzeri yayınlarla halka atılan kazık meşrulaştırılmak isteniyor. halkın 23 haziran'daki zaferi her şeye rağmen daha kutlu olacaktır.

sayın binali, dindar bir partiden geliyorsun. öncelikle hatırlatmak isterim ki islam dininde bir kere yalancı şahitlik eden insanın şahadet hakkı hayatı boyunca elinden alınır. pişmiş ismail soramadı bu soruyu sana ben tekrar ediyorum. fetö ele başıyla hiç görüştün mü? veya kaç kere görüştün bugüne kadar diye de soruyu düzeltebilirim.

bir de, selahattin demirtaş'ı serbest bırakın. meydanlar entelektüel derinlik ve zekaya sahip bir lider nasıl olurmuş tekrar görsün.

voyislav şeşely

sophos
(Војислав Шешељ, Vojislav Šešelj) en iyi sırp politikacı. çetniklerin siyasi temsilciliğini yapmaktadır, globalizm karşıtıdır.
sırp radikal partisi'nin (Srpska radikalna stranka, SRS) kurucusu ve başkanıdır.
abd'ye çalışan lahey'in ''Uluslararası Ceza Mahkemesi''nin savaş suçu bahanesiyle tutukladığı sırplardan biri olacaktı, 2003-2014 yılları arasında hapis yattığından kurtuldu.

rabia naz hakkındaki önergenin akp ve mhp oylarıyla reddedilmesi

jakoben


türkiye'yi en net özetleyen hikaye. yeğenini, abisini, yengesini ihaleye satan bir kardeş, ilk yardımdan zerre anlamayan muhtemelen de bir çocuğun vücuduna dokunduğunda aklına ilk olarak yardım değilde taciz fikri gelebilecek bir grup para babasının ödünün bokuna karışıp hayatını henüz kaybetmemiş ve hala yaşama ihtimali olan bir çocuğun yaralarını sterilize edip bir köşeye bırakması ki,bu şekilciliği bir yerden tanıyoruz. rabia'nın bedenine yapılan bu müdahale aynı şekilde ülkeye'de yapılıyor.aynı zihniyet tarafından. öldürdükleri ülkeyi süslüyorlar.onu iyileştirmek gibi bir niyetleri yok. koca bir coğrafya'dan küçük bir bedene kadar bu muamelenin biçimselliği değişmiyor ve ne yazık ki en acısını anne söylüyor ; '' benim aklıma takılan ve sürekli kurcalayan bir şey var o da bizim onlarla aramız çok iyiydi ben ak parti teşkilatında sekreter olarak görev yapıyordum. bu zaman zarfında istedim ki birileri gelsin bana desin ki; ne oldu? ne yapabiliriz? bizim yapabilecek olduğumuz bir şey var mı? bizim elimiz kolumuz uzun, her şeye gücümüz yetecek durumdayız ki, öyleler de zaten. hiç kimseden bu gelmedi. bu talebi ben çok bekledim yani...'' annenin kaçırdığı nokta, bu terör hiyerarşisinde korunabilmek için gerçekleşebilecek olan olası vak'aların içeriğinde aynı teşkilatın daha önemli bir unsuru ile çatışmaya düşmemek. çünkü bu sefer kollanan üst mertebe olur. burada rabia'nın ailesi de suçludur. rabia naz'ı sevmek ve değer vermek saçını okşayıp göbeğine ponçik yapmaktan ibaret değil. rabia çevresi ile bağlantı kuran bir varlık.ev süsü değil. dolayısıyla rabia seviliyorsa adil ve huzurlu bir toplumda güvende de olmalıdır. adaletsizliğin cirit attığı yerde ve adaletsizliğe maruz kalan yurttaşlar arasında en küçük ve şiddete en açık varlıklar olan çocuklar güvende olamaz.fakat baba ve anne bunu biliyordu ama bağlantıyı kuramadılar belki. çalıştıkları insanların yedikleri haklara ve haltlara eminim ki en azından bir kaç kez birinci elden tanık olmuş, belki biraz tiksinmiş fakat vukuatın sorumlularının allah yada dava gibi kilit kelimeleri söylemesi ile vicdanlarını yine öte dünya'ya teslim etmiş yollarına bakmaya devam etmişlerdir..kaldı ki rabia hayatta kalsaydı pleystation kafelerde maç oynamaktan sıkılıp konsolu masaya fırlattıktan sonra ahıra gidip sıra sıra eşek dürtmeyi eğlenceli bulmak odaklı kodlanarak yetiştirilmiş köy sakini gençlerin arasında da ne kadar süre güvende olabilirdi tartışılır.. bu düzenden rabia'nın başına gelenlere adalet çıkmaz.babasına tavsiyem gitsin sorumluların kafataslarını parçaladıktan sonra cesetlerinin götlerine o ''davalarına'' ait ne simge varsa soksun. sonra da anne ile intiharını edip rabia'ya karşı sorumluluklarını yerine getirip huzura ersinler.

lan bu devlette hard kapitalizm var leşçi can alıcı

pencere
bundan sonra benim için marks, engels ve lenin'den önce biatına girmek istediğim önderdir. ağzına sağlık kardaşım demek istediğim süper ankaralıdır bu sözün sahibi. ağzına sağlık gözüm demek istiyorum.

''devletsiz millet neyy? lan bu memlekette hard kapitalizm var leşçi can alıcı faşizan var.''



bu memlekete ne lazım biliyor musun? devrim lazım devrim!!!

aşk filmlerinin unutlmaz yönetmeni

pencere
1980'li yıllarda türkiye'nin başına gelen tek iyi şey muhteşem 3 yönetmenin parlamasıydı. tunç okan, yavuz turgul, ve sinan çetin'den bahsediyorum. rica ederim sinan çetin'i doksanlar ve günümüzle değerlendirmeyin. 82'de çiçek abbas ve çirkinler de sever gibi iki muhteşem filme imza atmıştır. 85'de 14 numara gibi sadece bizim sinemamızın değil dünya sinemasının baş yapıtı olabilecek bir film çekmiştir. 93'de çektiği berlin in berlin de çok iyi bir filmdir. 2000'de propaganda filminin çekilmesi sınır çirkinliğinin çıplak gerçekliğine sıkılan bir mermiydi. fakat özellikle 14 numara gibi dispotik ambianslara dünya sinemasında martin scorsese falan yaratabiliyor.
tunç okan ustamız sadece 3 film çekmiştir. fakat üçü de her açıdan bugüne kadar seyirciye en güzel biçimlerde anlatılmış hikayelerdir.

yavuz turgul'un anlatımı kanaatimce diğer iki yönetmenden zayıftır. filmlerinde çok fazla diyalog ve mesajın seyircinin gözüne sokulma hadisesi vardır. fakat o da hep anlatılması gereken öyküleri anlatmıştır. aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni de bunlardan biridir.

başta haşmet asilkan karakterini ele alalım. kendisi özü itibariyle tam bir orospu çocuğudur. muhsin bey kadar olmasa da, şener şen tarafından başarılı bir şekilde canlandırılmıştır. eskiden vıcık vıcık aşk filmleri çekerken antropozun değişik bir biçimine yakalanmıştır. kalıcı olmak adına toplumsal filmler çekmeye girişir. fakat öz hakkında hiç bir fikri yoktur. kendisine filmde bir yapımcı tarafından söylendiği gibi ''fular takıp sakal bırakmakla olmaz bu işler'' zaten işleri yüzüne gözüne bulaştırınca kendinden başka herkesi suçlayacak kadar bir zavallıdır da. tam da bu ruh halinde erken antropoza giren yığınla çok sevdiğim dostum arkadaşım olmuştur yaşamım boyunca. bu zavallı hallerinden sonra bir daha sevememişimdir. 3 tane çocuğu vardır haşmet asilkan'ın. işte bu film üzerinden insan neden ürer işi gayet güzel şekilde anlatılmaktadır. insan dünyaya hayatını mafh edeceği taptaze varlıklar getirmek için ürer. başka neden üresin ki?
fakat ortamlarda haşmet asilkan'a sempatiyle bakan izleyiciler görüyorum. vedat türkali romanındaki kenan karakterine sempatiyle bakılması kadar örselemektedir bu durum beni

jeyan karakteri tam bir kaşardır. solcudur fakat o da işin özünde değildir. çok zeki bir kadındır. onun da hayatını mafh ettiği bir çocuğu vardır. bu arada haşmet'in de hayatı babası tarafından mafh edilmiştir. zekasını seksüel bir entelektüel aktivite olarak erkekleri donunda sallamakta kullanır. solcu olmak da zaten o günlerde modadır.

nihat karakteri eski zamanlardan yakışıklı şimdilerde ihtiyar bir alkolik karakterdir. sinema ve tiyatromuzun kadri kıymeti bilinmemiş oyuncusu aytaç yörükaslan tarafından canlandırılır. aytaç beyi sanırım hepimiz süper baba dizisinde fiko'nun babası rolüyle hatırlarız.
kendisi filmin bir yerinde jeyan'a ''yönetmene kaç defa verdin bu rol için'' diye sorar. haliyle jeyan tarafından ters bir tepkiyle karşılanır. bunun sebebini nihat hiç bir zaman anlamayacaktır. zira benim çıkarttığım kadarıyla kendisi genç ve zenginken bu espirileri gayet gülünebilecek espirilerdi.

hakkı ölür. hakkı'nın cenazesinde çok az insan vardır. camideyken şener şen, nubar terziyan'a döner sorar ''yahuu sen ermeni değil miydin? ne yapıyorsun camiide? terziyan da der ki ''o kadar az kişi vardı ki cenazede rahmetliye ayıp olmasın dedim''
oysa şener şen'in öbür tarafındaki sami hazinses üstadımız da ermenidir. ve bir mülakatında gazeteciye bu gerçeğin kendisi ölene dek saklanmasını rica etmiştir.