confessions

pencere

βετεράνος♛  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 1284
  2. takipçi 15
  3. puan 32473

köy enstitüleri

pencere
güzel ülkemizin başına gelmiş en iyi şeydi. kurucusu, fikir babası, bakanı, öğretmeni ve hatta kazma kürek işçisi, can yücel'in babası hasan ali yücel'dir.

bu aydınlık içindeki insan bu okulların açılış törenlerinde ilk tüzük maddesini bütün okul ahalisi önünde okuturdu. o tüzük maddesi de aklımda kaldığıyla şöyledir;

''şayet okul idarecilerinden, öğretmenlerinden, müstahtemlerinden her hangi bir kişi, bir öğrenciye fiziki bir şidette bulunursa, öğrencinin aynı şiddetle kendisini savunma hakkı vardır.''

bu eğitim maddesi kadar ilerici bir eğitim maddesi, hiç bir evrensel okul geleneğinde görmediğim aydınlık içinde bir maddedir.
bu okullardan mezun bir çok insanımızla tanışma fırsatım oldu. o insanlar, felsefeden, çatı tamir etmeye kadar her şeyi bilirlerdi.
emeği geçenlere bu vesileyle büyük teşekkürleri borç bilirim.

bizimkiler

pencere
youtube den 1 aydır aralıksız manasızca izlediğim dizidir. yapımcılığını ve yazarlığını bir kaç gün önce kaybettiğimiz büyük sinemacı umur bugay yapmıştır.
bir türk olarak milliyetçiliğe en uzak insan olsam da, edebiyatımız ve tiyatromuzla ne kadar övünsem az gibi hissederim. bu dizide yıllarca inşaat hamalı gündelikleriyle dünya tiyatrosunun yüz akı diyebileceğim o kadar çok oyuncu var ki. kişisel tarihimdeki bir kaç gurur kaynağımdan birisi, neredeyse hepsini en az bir kere sahnede canlı izlemiş olmamdır.

genç sosyolog dostlarıma, kent sosyolojisi ve orta sınıf çelişkilerini anlamaları açısından mutlaka bir ders niteliğinde izlemelerini önerdiğim yapımdır.

diziden tek sıkıntım çaycı abbas'ın repliklerinin gün içinde dilime dolanması. cıvık müdürüm affedersin. hatırlayan var hatırlamayan var.

dünya sözlük

pencere
sanal hatim falan filan şeklinde dini caka satan sözlüktür. hakaret manası taşımayan argoyu bile popülist bir konjoktürel kaygıyla yasaklayan sözlüktür. zaten argo ve küfrü alevilere, kürtlere, kadınlara, lgbt bireylerine ve hatta veganlara bir linç eylemi şeklinde yapacaksanız baş tacı edilirsiniz.

şu anda bu dindar sözlükte binlerce girim izinsiz şekilde esirdir. defalarca hakkımı helal etmediğimi ve silmelerini talep etmeme rağmen gerekeni yapmamaktadırlar. işte bunlar için dinin en derinini oluşturan kul hakkı kavramına ermek zahmetli bir eylemdir. iki sanal hatimle bu günahtan da arınacaklarını sansınlar bakayım.
2

leninizm

pencere
soyalizm marks ve engels'le ortaya çıkan bir ideoloji değildi. marks ve engels, insanlığın bütün erdemlerinin bir bütün anlayışı olan sosyalizmi bilim haline getirmişlerdir. bu emekleri de insanlığa sunulmuş en büyük bilimsel hediyelerden biridir.
karl marks, sosyalizmi bilim haline getirirken yüzlerce doğru çözümlemede bulunmuştur. tarihsel olarak bugün bile doğruluğunun sağlamasını yaptığımız yüzlerce ön görüsü vardır. fakat marks bir öngörüsünde yanılmıştır. marks'a göre ilk proleter diktatörlük avrupa gibi gelişmiş bilinçte bir proleterya'ya sahip ülkelerde kurulacaktır. sosyalizmin rusya gibi bilinçli bir proletaryası, hatta doğru dürüst proletaryası bile olmayan ülkelerden kurulmaya başlaması olanaksızdır.
fakat geçen yüzyılın güneşi lenin kendi pratik biliminde bu ön görüyü boşa çıkartmıştır.

lenin henüz 13 yaşındayken narodik devrimci abisi, çar'a karşı bir başarısız suikast sonucu idam edilir. narodikler, özetle çarlığı bireysel terör eylemleriyle yıpratıp halkçı sonuçlar alma uğraşı veren bir örgüttür.
lenin daha o yaşlardan halkı zulümden kurtarmak için başka bir yol açılması gerektiğini kafasına koyar. yetişkinliğinde marks ve engels'in fikirleriyle tanışır. ve bu fikirleri rusya özeli ve gerçekliğinde formüle ederek 1917 yılında kocaman bir sosyalist devrime imza atar.[ara][/ara]

binali yıldırım

pencere
bir ara o kadar çok sessiz kalmıştı ki kaçırıldı sandım. şaka bir yana, bir ara chp'nin cumhurbaşkanı adayı olarak israrcı olduğu abdullah gül'ün, kendisini abd'de eleştiren bir gence nefret bakışlarını hatırlıyorum. binali'nin sevgi ve standup pıtırcığı olarak gezmesine rağmen ortalarda yıllardır son basın toplantısındaki manipülelerini düşünüyorum. bir de erdoğan'ın gerçek halini düşünüyorum. erdoğan hepsinden daha samimi. bari içi dışı bir. diğer akp tayfasının dışı ayrı, içi kötü.
bu vesileyle eko başkanı da kutlamak isterim. kendisine sempatiyle bakan uzaktan bir seçmeni olarak, bir gün halkın sevgisi ona da terse dönerse, kendisini asla böyle saçma durumlara düşürmemesini dilerim.

türkiye ekonomisini kurtarma yolları

pencere
aklıma dahiyane bir çözüm önerisi geldi arkadaşlar sıkı durun anlatıyorum. son günlerde bir çok haber sitesinde donalt trump'ın türkiye'yi sonbahar gibi ziyaret edeceği konuşuluyor. ülkeye girer girmez derdest etmeliyiz. sonra da bunun çok büyük bir anti emperyalist eylemsellik olduğu konusunda dünyada kamuoyu yaratmalıyız. zaten ben dahil ülkemiz kamuoyunun yüzde sekseni bu eyleme destek veririz. kemal kılıçdaroğlu hemen bu çok tutarlı milli politikanın arkasında yer alır. hdp itiraz edebilir bu politikaya. fakat onlar zaten emperyalist terör iş birlikçisi. kim takar onları.
peki trump'ı tutukladık ne yapacağız sarı bidona turşusunu mu basacağız ülkemizde? hayır tabii ki. onun da ülkesinde çoluğu çocuğu var, bu konuda vicdan yapacağız. fakat turpun büyüğünü öyle kolay vermek yok. diyeceğiz ki ''merkel ayağımıza kadar gelip, ara bulucuk ederse bakarız o zaman''
merkel türkiye'ye girer girmez onu da derdest edeceğiz. bu sefer vicdan, antiemperyalizm falan ayağı yok. direkt açık konuşacağız. abd devleti 50 milyar dolar, ab birliği 50 milyar avro verirse ikisini de salarız. ama tabii ki mahkemeleri devam eder o ayrı konu. lakin türkiye cumhuriyeti mahkemeleri herkesin bildiği üzere bağımsız kurumlardır. ona biz bir talimat veremeyiz.

peki bu para bizim ekonomimizi kurtarır mı? bu kadar çok borçla nah kurtarır. elimizdeki sıcak paranın bir kısmını acil borçlara dağıtırız. sayın cumhurbaşkanımız da beni danışman olarak işe alır. ben bir iddaa komüsyonu oluştururum. haftada 2-3 sağlam maça bir kaç milyar bastık mı, artık ekonomimizin sırtı yere gelmez.

ameliyat olmak

pencere
pazartesi günü olduğum çük kadar bir çük ameliyatını anlatmak istiyorum. aslında hastaneye geçen hafta çarşamba günü yatmıştım. dünyanın en yoğun düzeyde iğne fobisi yaşayan müptezellerinden biriyim. üzerine bir de sıkı bir sinema izleyicisi olarak holywood tarafından beynimin karanlık dehlizlerine zerk edilen ameliyat fobisini de koy. 30'larıma kadar iyi idare etmiştim aslında. ama işte 30'lardan sonra bünyede hiç bir şey olmuyorsa bile kesin bişeyler oluyor.

rahatsızlığım varikosel diye türkiye erkeklerinde sıkça rastlanan skindirik bir durumdu. testislerde damarların aşırı büzüşüp büyümesi sonucu spremlerin yanması durumu. bu da geçici bir kısırlığa yol açmakta. doktorlar normalde bekar erkeklere ameliyat önermezler. azıcık bir ağrısı olur çek aq onu da derler. benim de son 5 aydır manastırda yaşayan rahiplerden daha bereketsiz bir cinsel yaşamım olmasına rağmen ağrım dayanılmaz boyutlardaydı. son evre varikosel hastalarında bu ağrı sıkça rastlanan bir durummuş. bir gece ağrıdan artık kendi daşşaklarımı kendim kesmeyi bile düşünmüştüm. bu hal ve şeraitte geçen salı aynı zamanda çok da sevdiğim bir manevi abim olan üroloğumun kapısını çaldım.

bir hastane çalışanıysanız hasta olmak bazen muhteşem bir his. herkes sizin için seferber oluyor. doktordan temizlik görevlisi dostlarınıza kadar ayrı bir ilgi ve muamele görüyorsunuz. sözlükteki bütün dostlarıma geçirecekleri operasyonları kamu hastanelerinde gönül rahatlığıyla yaptırmalarını salık veririm. sömürücü özel hastanelere vereceğiniz on binler ziyandır.

geçen çarşamba sevgili doktorum ilgili tetkikler için hastaneye yatışımı verdi. perşembe günü de ameliyata götürdüler. ama allahım nasıl korkuyorum yolda. ameliyat sıra bekleme salonunda potsop mu ne deniyor oraya ateşime bakan hemşirem yüksek olduğunu söyledi. ciğerlerimi dinleyen hekim abim de az üst solunum yolu enfeksyonu var dedi. tekrar pazartesiye kadar yatış sağlandı ve antibiyotik tedavisine geçildi.
sevinçten havalara uçtum. pazartesi hiç olmayacak sandım ama oldu. tetkik için yönlendirildiğim kbb hekimi de ameliyat için uygundur onayı verdi. nedense o kbb hekimine uzun bir süre düşmanlık hissetim ama geçti.

bilen bilir, ameliyat masaları abd filmlerinde milleti zehirli iğneyle idam ettikleri masaların tıpkının aynıdır. bir aklım dedi ki kaç. fakat ameliyat önlüğü harici çırıl çıplaktım. ve çalıştığım hastanedeydim. bir seçim yaptım ve hastane korüdorlarında o halde koşmak daha beter bir rezillik geldi. ama yani bir kaç gramla öyle geldi. önce mantıklı geldiği de olmuştu. damar yolundan ilacı verdiler. ilk saniyeler ''ben buradayım haa hala sizinleyim, abiler ablalar ne olur daha kesmeye başlamayın'' dediğimi hatırlıyorum bir kaç defa. sonrada ''bakın şimdi kas gevşeticiyi verdiniz , narkozu itelemeyi unutmayın sakın'' dedikten sonrası flu. işte bunlar hep holywood'un beyin amcıklamasının tezehürüdür.

ez cümle, ameliyattan korkmayın. bir sağlık sorununuz olduğunda gönül rahatlığıyla hekime gidin. bir ameliyat kararında en önemli unsur hekiminize güvendir. türkiye hekimlerine ve bütün sağlık çalışanlarına güvenin.
4

boris yeltsin

pencere
affınıza sığınarak bu gece pek yapmadığım bir şekilde yazacağım. olur olmadık cinsiyetçi küfürler eden insanlardan tiksinsem de ağzımdan bu gecelik çıkacak sözler için affınıza sığınmak istiyorum.

tarihin gördüğü en ağır orospu çocuklarından biridir. ağırlığı salt mecazi değil gerçek kütlesellikten de gelir. yıllarca bilip bilmeden gorbaçov'u, reel sosyalizmin fişini çeken lider diye nitelediler. oysa gorbacov gerçekten reel sosyalizmi kurtarmak için büyük çabalar sarf eden bir liderdi. bu yolda büyük taktiksel hatalar yaptığı bir gerçektir. fakat zaten ne yaparsa yapsın başarı şansı yoktu. zira reel sosyalizm zaten troçki'nin 1927 yılındaki sürgünüyle sönümlenmişti denebilir. hatta 1917 yılında tepeden inme bir devrimle ölü doğduğu bile söylenebilir.

bu yeltsin denen şekilsiz ağır piç 1991 de darbe bastıran bir kahraman olarak çıktı halkın karşısına. bu darbeyi bastırdıktan 3 gün sonra gerçek darbeyi kendisi yaptı. o günden sonra ülkesini mafyaya parsel parsel bölüştürdü. ve tarih onun çeçenistan'da çoluk çocuk demeden yaptığı korkunç katliamlarla da hatırlamalı.

genç yaşta ebeveyn kaybı

pencere
aslında pek genç sayılmayacağım bir yaşta kaybettim babamı. bundan 35 sene evvel annemin karnındayken hakka yürümüş. tesadüf ki o da o gün 35 yaşındaymış.
ilkokul dan itibaren baban ne iş yapıyor türlü sorular karşısında ''vefat etti'' deyince genelde bu soruyu soran yetişkin insanlar beni üzdükleri için üzülürlerdi. neden üzüldüklerini anlamazdım. hiç tanımadığım için 30'lu yaşlarımın başına kadar eksikliğini veya acısını anlamamıştım.

bir gün ben de zamansız üç çocuğumu bırakır giderim diye üremedim bile. en yakın arkadaşımın 3 çocuğu varken durup durduk yerde beyin kanamasından ölmesi daha beter sarstı beni.

insan her durumda ve koşulda doğru ile yanlışın ayrımını bilen bir varlık. fakat işte doğru ile yanlışı ona yine de belli bir yaşa kadar otoriterce birilerinin hatırlatması gerekiyor. 30'lu yaşlarda buna dahildir. sanırım yaşam içinde baba en çok bunun için var. bundan 3 sene önce hayatımın ilk defa amına koyulduğunda bunun acısını ve eksikliğini çok yaşadım.
hera'ya hamd olsun ki atlattım, atlatıyorum.

rabia naz hakkındaki önergenin akp ve mhp oylarıyla reddedilmesi

pencere
şu an ülkenin bir numaralı gündemi olması gereken meseledir. ses çıkartmak için neyi bekliyoruz? özene bezene 10 yaşına getirdiğimiz evlatlarımızın, yeğenlerimizin göz göre göre cinayete kurban gitmesi ve bu cinayeti işleyen kişinin bakan beyleri tanıdığı için intihar süsü verilmesini mi? şimdilik bizim çocuklarımıza böyle bir kötü durum tesadüf etmedi diye geceleri rahat uyuyabilecek miyiz?

akp ve mhp'nin bir suç örgütü olduğuna dair iddialar var. ben tabii ki buna katılmıyorum. yani mecliste göz göre göre cinayet araştırma engeli çıkartmak da bir suç örgütü olmayı ispatlamaz. olur mu hiç öyle şey? sadece hdp ile aynı oyu vermemek için 10 yaşında bir çocuğun cinayetinin örtbasına oy vermişlerdir. küçücük bir çocuğun canı, memleket bekasından değerli olamaz elbette.

vatan sağolsun. rabia naz sağ mı değil mi? vatanın evladı değil mi? kime ne ki?

hemşire

pencere
son günlerde aralarından bazılarının "iki yıl daha okumayla devlet bize hekimlik hakkı tanısın" diye ucube bir kampanya başlattığı meslek grubudur.

bu kampanyaya destek veren hemşire arkadaşlarımızın hastaya karşı duyulan sorumluluk da, meslek hassasiyeti meselesi de umrunda değildir. tek önemsedikleri, daha fazla para kazanmak ve toplum içinde daha havalı sayılan bir meslek icraa etmektir.

hemşirelik mesleği dünyanın en önemli mesleklerinden biridir. bu meslekte çalışan arkadaşlarımızın iş yükü hekimlerden daha ağırken, hekimlerle aralarındaki maaş uçurumu büyük haksızlıktır.
ama hemşire arkadaşlarımız hiç düşünmezler mi kendilerinin aldığı dört yıllık fakülte eğitiminin alt yapısı 2 yıl daha okuyup hekim olmaları için yeterli mi?

hemşire arkadaşlarımıza tavsiyem, hiç de etik olmayan bu taleplerini tekrar düşünsünler. hemşireliğin ülkemizde daha dört başı mağmur bir meslek tanımı yoktur. keşke enerjilerini, özlük haklarının ve çalışma şartlarının düzeltilmesi gibi hastalar için de iyi olabilecek alanlara sevk etseler.

turuncu gemi

pencere
aslında derin devlet diye bir şey yoktur. derin devlet, devlete yasaların bol geldiği koşullarda kullanmaktan çekinmedikleri yasa dışı yöntemlerin bir kurumudur. kitlelere ise devletin temiz, devlet olanaklarını gizli oluşumlarla kullanan derin devletin kirli olduğu hapı yutturulur.

cumhuriyet'in ilk kurulduğu günlerde mustafa suphi ve 15 yoldaşının devlet tarafından boğdurulma hikayesi de bugün genç komünistlere derin devlet işi olarak yutturulmaya çalışılıyormuş. çok yazık.

mustafa suphi ve on beş yoldaşı soğuk bir ocak günü, eli kanlı yarı resmi katiller tarafından giresun'da turuncu bir gemide boğdurulur. bu cinayetin baş sanığı topal osman'da benzer bir kumpasla yarı resmi güçler tarafından ortadan kaldırılmıştır. bugünkü yarı resmi katiller bunu akıllarından hiç çıkartmasınlar.

bu ağıt, kalbimizde 15 bıçak olarak kalan yiğit yoldaşlarımız için gülten kaya hanımefendi tarafından kaleme alınmış, büyük müzisyen ahmet kaya tarafından bestelenmiştir.

deniz kenarı soğuk
hemde karanlık basıyor
havada tam kar havası ha
gidilmesi zor yer var gidilmesi gereken
hadi gülüm toparlan gidiyoruz
yaşamak için ölmek sırası bizde
gitmeden yetişelim gemiye çabuk!!!

230 bin kişinin neci olduğunu ysk'ya gönderdik

pencere
içişleri bakanı süleyman soylu açıklamasıdır. açıklamanın bir yerinde küçükçekmece belediye başkanı için , "bir seçim iptal edilecekse büyükçekmece iptal edilmeliydi. o belediye başkanı orada fuzuli işgalcidir. ama ysk böyle karar verdi" sözleri de yer alıyor.
malumunuz üzere artık bakanların siyasi bir sorumlulukları yok. buna rağmen hala içişleri bakanı devletimizin, cumhurbaşkanı ve adalet bakanından sonra en yetkili 3. kişisidir. bu seçilmemiş güçlü zat, seçilmiş bir belediye başkanı hakkında bu tür sözler ediyor fakat yargı bunun karşısında lal olmuş. işin sadece bu beyanat kısmı bile korkunçtur.

daha sonrasında bakan bey 700 kadar sandık kurulu üyesinin eniştesinden teyzesi oğluna kadar fetö ile iltisaklı olduğunu söylüyor.
ben de bakan beye sormak istiyorum, memlekette eniştesi, teyzesi fetö ile iltisaklandırılmayan insan mı kaldı? peki suçun şahsiliği ilkesi nerede kaldı? 16 nisan referandumundan 24 haziran seçimlerine kadar sandık kurullarında teyzesi, eniştesi fetö ile iltisaklı kimse yok muydu?

kılıçdaroğlu'na da sormak istiyorum. bu garip açıklamalar karşısında neden kıçını yırtmıyorsun? muhalefet buna benzer deli saçması laflar etse, erdoğan çoktan miting meydanlarında bunlarla gereğince dalga geçer doğru bir yönde kamuoyu oluştururdu. senin böyle bir becerin yoksa neden yıllardır orada millete umut tacirliği yapıyorsun?

zamanında kendisini tbmm önünde yakan yoksul işçiye ''git kendini sarayın önünde yak'' demeyi biliyorsun. muhalefet bu kadar itibarsızlaştırılıp, halkın aklıyla bu kadar çok alay edilirken sen hangi klimalı ortamda serinliyorsun?

marksizm-leninizm

pencere
bu sözlüğe üye olduğum için kendimi çok şanslı saydığım başlık. meğer ki ütopyacı şizofrenin tekiymişim.
şimdi hemen istatisliklerde bile yer almayacak sayıdaki insanın, 6 milyar insanı sonsuza dek sömüreceği gerçekçi bir sistem olan kapitalizme biat edeceğim.

marks ve lenin geçen yüz yıl yaşamış iki dahi bilim adamı ve filozoftur. lenin üniversite mezunu olmamasına rağmen, bilim adamı nasıl olabiliyor diyen varsa demesin. kendisi bizzat iktisadi ve sosyal tezleriyle bilimin kendisidir. merak edenler varsa kitaplarının her türlü pdf'si internette mevcuttur.
bu iki bilim insanı tezlerinde sosyalizmi formüle ettikleri kadar kapitalizmi de öğretirler insanlara. ben de olaya tersten yaklaşayım.

kapitalist düzende ''ekonomik kriz'' diye bir durum yoktur. zira kapitalizmin kendisi bir kriz halidir. bu korkunç kaosu yönetmek için 200 yıldır her türlü yamayı denediler. fakat artık kapitalizm kendi yasalarıyla bile yönetilemeyecek bir halde irinlerle dolup taşmıştır.

evet bu halin daha uzun yıllar süreceğini düşünmek gayet realist bir yaklaşımdır. tüm dünya ezilen halklarının hakça, ortakça bir düzen kuracaklarını beklemekse ütopyadır.

memosh dürüm

pencere
kendi specialim olan yemeğin adıdır. tarifini paylaşıyorum.

tavuğun göğüs kısmından aldığınız eti kuşbaşından biraz küçük şekilde doğrayın. öncesinde bir tavada kırmızı toz biber ve su eşliğinde haşlayın. su tavadan çekildikten sonra tereyağı ve az sıvı yağ ile tavuğu kavurun.

başka bir tavada, biber salçası, domates salçası, az zeytin yağı ve su ekleyerek karıştırarak pişirin.
lavaş ekmeklerinizi karışımda ısıtabilirsiniz.

sonrasında, lavaş ekmeğinizin içine, az mayonez, ince ince doğradığınız marul, domates ve salatalık turşusundan oluşacak salatınızla tavuğu koyun, lavaşı dürün. bıçak yarmımıyla dürdüğünüz lavaşı lokma halinde parçalara ayırın. üzerine süzme yoğurt ve pişirdiğiniz salça sosunu güzelce sürerek ikram edebilirsiniz.

afiyet olsun.

başkanlık sistemi

pencere
türkiye halklarına edilmiş en büyük kötülüktür. başkanlık sistemi de, asıl itibarıyla demokrasi içre bir yönetim biçimidir. fakat dünyadaki hiç bir uygulamasında, baş belli gövde nerede yahuu şeklinde icraa edilmez. hele ki, hiç bir aklı başında hiç bir halk, 150 yıllık parlementer demokrasi geleneğini bir gecede bozup böyle bir sisteme geçmez.

avrupa'nın gelişmiş demokrasileri, çok aptal ve gerici insanlar oldukları için her seçimde iktidarı koalisyonlar biçiminde dağıtmıyor. koalisyon türü yönetim şekilleri olabilecek en mükemmel denge denetleme mekanizmalarının olduğu yönetim şekilleridir. tersi ise, türkiye ihale kanunu, tmk falandır.

isterlerse beni 20 yıl hapse atsınlar, 16 nisanda halkımızın yüzde 51 oyla bu yasayı kabul ettiğine inanmıyorum inanmayacağım. şayet, beni 20 yıl hapis yatırdıktan sonra buna inandıracağını sananlar da çok yanılır. bu başı belli, gövdesi belirsiz sistemin yasalaşmasının ortakları salt akp ve mhp değildir. bu yasada, daha meclise geldiği günden refarandum sonrasına kadar hiç bir ciddi muhalefet etmeyen chp'de ortaktır.

sanırım kenan evren'de baya bir isterdi böyle bir sistemle sonsuza dek başkan olmayı. fakat evren, her hangi bir halk desteği olmadan, topla, tüfekle, tomayla iktidarda kalınamayacağını bilecek kadar rasyonel bir nato askeriydi.
siyasal islam kurulduğu ilk günden beri meşuiyetini, devlet gücüyle değil, halk desteğinden almıştır. çevremizdeki bugünkü veya geçmişteki hiç bir dikatörlük salt polis gücüyle iktidarda kalınmayacağının farkındaydı. geçmişteki hafız esad diktasından, günümüzdeki aliyev, ve iran molla dikatörlüğüne kadar hepsinin kah ekonomik, kah afyonik halk destekleri sağlamdır.

bizde deniz kurudu. bunu herkese hatırlatırım.

seçmenin sandıkta verdiği mesaj

pencere
hdp olmadan bu ülke siyasetinde denklem kurulamaz. insanları onlarca yıl cezaevlerine atmakla, halk sindirilemez.

bir de, özellikle ekrem imamoğlu şahsında, artık bağırmaya tahamülü olmadığını gösterdi. sandıkta faşizmi gerileten her siyasi partiden arkadaşı selamlıyorum.

kafasında fesle dolaşan tımarhanelik herif

pencere
kim olduğunu anladığınızı umuyorum. bilgiyle yenemediği insana karşı ailesinin namusuna dil uzatan aciz herifin tekidir. bunun geçenlerde bir videosuna rastladım, stalin'in, nazi ordularını ayetel kürsüyle durdurduğunu iddea ediyordu. ve diyanet işleri başkanımız da bu herife büyük değer yüklüyor.
diyanet işleri başkanının ara sıra komutan kenan'a da ziyarette bulunmasını öneririm. gitmişken bir de şarabını tazelesinler garibin de, ödediğim vergiler bir seferlik iyi bir şey için kullanılmış olsun.

proletarya

pencere
engels'e göre tanımı emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan ve mülksüz bireydir. lenin'e göre ise tanımı emeğinden başka satacak bir şeyi bulunmayan, bir mülke sahip olsa bile üretim araçları üzerinde söz sahibi olmayan sınıfa verilen bilimsel isimdir.

bugün bir çoğumuz birer prolateriz. bir çoğumuzun emeğinden başka satacak hiç bir şeyi yok ve ya yoksulluk sınırında, ya da altında yaşamını sürdüren insanlardan oluşmaktayız. fakat borçlanarak da olsa yaptığımız yaşamlarımız bu gerçekliğin kat be kat üzerindedir. bu kendimize ait olmayan bir yaşama özenmenin çürümesini bireysel olarak yaşamımızın içine almamız demektir.

siyasi tercihlerimiz, prolatarya'nın çıkarlarını savunan partilere yönelik değil, tamamen burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden partilere oy vermek ve savunmak üzerine. burjuvazinin çıkarı her zaman savaş ve yoksulların ölümü üzerinedir. halkı her geçen gün daha fazla sömürmek üzerinedir. bu da toplumsal çöküş ve çürümemizin önemli sebelerinden biridir.

1789 fransa devrimi

pencere
amerika kıtasının keşfi öncesi avrupa'yı kabaca dört sınıfa ayırabiliriz. bunlar, aristokrasi, derebeyleri, ruhban sınıfı ve topraksız köylülerdir.
amerika'nın keşfedelip kaynaklarının sömürü düzeniyle avrupa'ya aktarılması sonucu ortaya bu sınıflardan bağımsız bir de burjuvalar türemiştir. henüz o yıllarda sanayi devrimi olmamıştı. o dönemki burjuva henüz esnaflardan oluşan ve zenginleşen bir sınıftı. sermaye üzerinde söz sahibi olsalar da, ülke yönetiminde söz hakları bulunmuyordu.

bunun üzerine, işçi sınıfını da kitlesel bir güç olarak peşlerine takarak 1789 yılında aristokrasi'den bir çok kişinin kellesini alan başarılı bir isyan gerçekleştirildi.

fransa tarihinde sonrasında sayısız devrim hareketi olmuştur.
genelde avrupa aydınlanmacılığı 1789 fransız devrimiyle başlatılır. avrupa aydınlanmacılığı diye nitelendirebileceğimiz kavramı özü itibariyle aristokrasi düzeninin daha kirli bir laciverti olarak niteleyebiliriz. pratiğini burjuvayı iktidara taşıma persfektifli olan isyanlardan alan bu hareket özünde yığınla çelişki barındırır.

burjuva kuramcılar, "özgürlük, adalet, eşitlik" derken bu insan hakları sadece burjuvalar içindir. işçi sınıfı, din ve milliyetçilik afyonlarıyla, fabrikalarda, madenlerde 3 kuruş paraya milyon milyon ölmeye devam edecektir.

"kapitalizm krizi" denen olgu bir anlatım bozukluğudur. aynı "vahşi kapitalizmin" bir anlatım bozukluğu olduğu gibi. kapitalizm zaten her yönüyle vahşet içinde bir sistemin adıdır. kapitalizm ise her yanından paradokslar fışkıran irinli bir sistem olduğu için krizin ta kendisidir.
gününüzde orta sınıf insanların sayısı bütün dünyada gözle görülür biçinde azaldı. fakirlik ise en az üç katman ayrı fakirliğe dönüştü. işçi sınıfı, sömürücü burjuvaların afyonlarına karşı bünyesel bağışıklık kazandı.

hal böyle kırılmışken dünyanım sadece iki ihtimalli geleceği kalmıştır.
ya dünyayı çok uzun süreli yangına dönüştürecek bir anarşi dönemi başlayacak, ya da bu haklı kitleleri doğru bir yöne kanalize edecek devrimci partiler ortaya çıkacaktır.
2

spor salonuna başlayacak olanlara tavsiyeler

pencere
başlamayın kardeşim. çevrenize iyi bakarsanız mutlaka bir çayır çimen bulacaksınızdır, gönlünüzce koşun. şınav, barfiks çekin. sofraya oturduğunuz zaman, tıksırıncaya patlayınca kadar yemeyin.

spor salonuna vereceğiniz ayda en az 200 lira parayı da barcelona'nın gözünüzün kestiği bir maçına 3.5 üstü atın. 650 kağıt temiz cepte

örgütlenme özgürlüğü

pencere
1980 darbesinden sonra bu halka yapılan en büyük kötülük devlet merkezli kaynaklardan insanlara örgüt sözcüğünün öcü gibi bir şey olduğunun pompalanması oldu. bu amaç için resmen 1984 romanındaki taktikler izlendi. fakat örgüt sözcüğünün de diyalektik ayrıştırması vardır. asla tasvip edilmemesi gereken yasa dışı örgütler, bir de devletin her alanda vatandaşının örgütlenmesi için önünü açması ve yasal korumaya alması gereken örgütler. örneğin bir çok gelişmiş ülkede, sendikal örgütlenme devlet teşvikleriyle yapılır.

bilardo topu kağıttan yapılan bir cisimdir. fakat bildiğiniz ince kağıtın bir araya gelmesi sonucu böyle güçlü bir nesne ortaya çıkar. halkın da birer özne olarak yeri geldi mi demokratik yollardan kendisini ifade etmesi için bu yola ihtiyacı vardır. devletin yasal örgütlülüğün önünü tıkadığı yönetimlerde bütün ulus için oldukça tehlikeli olan yeraltı örgütlenmeleri ürer ve türer.

doğu perinçek

pencere
türkiye'de her şey olabilirsiniz fakat rezil olamazsınız lafının yürüyen bir şeysi. kendisi adına ben bile utanıyorum.
yazık, uzaylılar ülkemizden bir deney canlısı kaçırsa ve o kişi de perinçek olsa, bütün primatların omurgadan müstesna evrim geçirdiklerini düşünebilirler.

insangiller

pencere
genel bilinen yanlışın aksine maymundan evrim geçirmiş bir tür değildir. maymun giller familyasının bir türüdür.
söylediklerim sığ ve nobran bir laf sokma türü de değildir, biyolojik gerçektir.
ahvalin böyle olması hayvan gibi kabalığımıza yahut her haltı şempazeler kadar dar bir algıyla ele almamızın bahanesi olamaz.

imamoğlu esnafa tokat attı iddiası

pencere
bu ve benzeri yalanlara sorgusuz sualsiz inanan akp'li vatandaşlara şunu sormak istiyorum. hadi diyelim ki eko başkan vatandaşı dövdü. terör örgütlerini de ülkeyi beraber yönetmek için davet etti. peki bu ülkede böyle korkunç işler yapan bir siyasetçiyi tutuklayacak bir hakim savcı da mı kalmadı. hadi biz muhalifler artık yargıda tuz koktuğundan eminiz. siz de mi bizimle aynı algıdasınız artık?

alpay

pencere
devlet'e katil dediği için hakkında terör soruşturması başlatılan 84 yaşındaki dev sanatçı. şimdi biz 84 yaşındaki sanatçılarımızı hapse tıktığımızda devletin katil olmadığını ispat mı etmiş olacağız?

hrant dink'in abisi orhan dink canının yangınıyla her yerde kardeşinin katilinin devlet olduğunu söylüyordu cinayetin ilk zamanlarında. o zamanki cumhurbaşkanı köşke davet etti kendisini. devlet'e katil demeyi kendisine yakıştıramadığını söylemiş.
orhan bey de çıkışta şöyle bir açıklama yapmıştı ''bugüne kadar devlete katil diyerek anlatım bozukluğu yapmışım. zira anladım ki devlet seri katildir''
adamın 50 küsur yaşındaki, ayakabısı delik kardeşi işe giderken arkadan vurulmuş öldürülmüş. ergenekonundan, fetö'süne kadar bütün çeteler birleşmiş bu kirli cinayette. şimdi orhan dink'i de mi yargılayacağız?

devlete katil demek nasıl bir terör suçu olabilir dostlar? kitaplarına incil'den sonra en çok atıf yapılan chomsky türkiye'de yaşasa adamı ayaklarından mı sallandıracağız o zaman ulus meydanında? yahut foucault'un bütün kitaplarını şu saniyeden itibaren cayır cayır yakalım mı?
hayır devlete katil demek suç olamaz. bu 1000 yıldan fazladır tartışılan felsefi bir önermedir. felsefeyi de mi yasakladık hayırdır? devlet'in katil olduğunu iddea ederek devlet kurumlarına şiddet eylemlerinde bulunmak tabii ki terör suçudur. 84 yaşında alpay'ın hiç de öyle bir şey yaptığını veya yapacağını sanmıyorum.

lan bu devlette hard kapitalizm var leşçi can alıcı

pencere
bundan sonra benim için marks, engels ve lenin'den önce biatına girmek istediğim önderdir. ağzına sağlık kardaşım demek istediğim süper ankaralıdır bu sözün sahibi. ağzına sağlık gözüm demek istiyorum.

''devletsiz millet neyy? lan bu memlekette hard kapitalizm var leşçi can alıcı faşizan var.''



bu memlekete ne lazım biliyor musun? devrim lazım devrim!!!

ekrem imamoğlu

pencere
öncelikle belirtmeliyim ki hayatımda ilk defa chp'ye özgür tutsak bir dostun selamı ve azıcık hatırım için demesiyle oy verdim. hatrı ağrı dağı kadardır dostun. selamının havası baharların en güzel gülüşlüsüne benzer. sandığa gittiğimde seçmen kağıdımı da kimliğimi de evde unutmuştum. yağmur yağıyordu yorgundum buna rağmen eve gittim evrakımı aldım oy kullandım. kendimi chp'ye oy verdiğim için o kadar kirli hissediyordum ki yağmurda arınmışım gibi geldi.

ekrem beyden öte, şehircilik bazında oy verdiğim chp'li başkan 3 ayda kentimde farklılık yaratmayı başardı. bu açıdan vicdanım rahat. iyi ki vermişim. ekrem beyin bir çok söylemlerini takdir etmemek, samimiyetinin ve dürüstlüğünün elini sıkmamak mümkün değil. dünkü sadece dünkü tartışmada vurguladığı şu husus bile çok önemlidir. belediyeler neden tarikatlere yurt yaptırsın? belediyeler bunu kendi imkanlarıyla çok daha ucuza yapar. bundan 40 yıl önce salt bu gerçeklik bile egemenler tarafından algılansaydı bugün fetö gibi kirli yapılar devlete kök salamayacaktı. makro hegemonya hala bu gerçeğin farkında değil ve korkarım her yerde mikro fetöler bitiyor.

lakin şu haremlik selamlık olayının reklamıyla saçmaladın eko başkan demek istiyorum.

akp seçmeni

pencere
iki gün önce uzun boylu sevgi insanımızdan sonraki yaşayan en köklü akp'li olan annemle şok markete girdim. hava epey sıcaktı çok susamıştım elimi sade sodaya attım. bir kaç gün önce o sodayı 60 kuruşa aldığıma emindim. yeni fiyatı 95 kuruştu. bu kadar da geçirilmezdi. anneme dedim bak işte eserinizle övünün. bu pahalılık hep bu marketler yüzündenmiş anneme göre. onlar vatandaşı böyle faiş şekilde sömürmeye ant içmişler. yanındaki hiç tanımadığı insanları da bu yönde provake ediyordu.

sabah sağolsun yeğenim bıraktı beni işe. bu s-400 füze sistemleri hakkında basında çıkan bütün yazıları okumuşumdum. fakat bu füzeler hakkında ben bile yeğenim kadar sağlam bi öz güvenle atıp tutamam. ona göre bu füze sistemleri bizi israil'den koruyacakmış. suriye'de her an saldırabilirmiş. bu yüzden acil ihtiyacımız varmış bu füzelere. zamanında abd'den istemişiz biz hava savunma sistemleri bize satmamışlar. bu yüzden sonuna kadar haklıymışız.

iş yerinde akp'li bir arkadaşla yine bu konu açıldı. bizi nato'dan atarlarsa atsınlarmış. biz de arap coğrafyasının önderliğini yapar ve ortak para birimine bile geçermişiz.

rasyonaliteyi çok pis öldürmüşler azizim demek istiyorum. yahut millet kafayı toptan kırmış da diyebiliriz.

sivas katliamı

pencere
olay değil katliamdır. bu işte sadece siyasal islam suçlanarak kimse aklanamaz. devlete sızmış en karanlık çetelerin halka gözdağıdır. alevi yurttaşlarımızın her seçim blok halinde oy verdiği parti bu katliam hakkında özeleştiri vermedikçe hiç bir zaman bir çok konuda normalleşemeyeceğiz. fakat bunun yerine sayın imamoğlu bugünkü twitinde bu katliamı olay deyip geçiştirmiş.
çok ama çok yazık diyorum.

gün gelir sanma hesap sorulmaz, dayanır kapına pir sultan ölmez!!!

doğu perinçek

pencere
şayet normal bir ülkede yaşasaydık kendisini bu kadar rezil ettiği için acırcasına üzülürdüm. aklı başında bir yakını yok mu bunun derdim, neden kendini bu kadar zavallı hale getirmesine izin veriyorsunuz yaşlı bir insanın diye feryad figan bağırırdım.

lakin hiç de normal bir ülkede yaşamıyoruz. itiraz edenler olacak mı bilmiyorum fakat hiç normal bir toplumda değiliz. artık çok klişe bir cümle haline gelse de murathan mungan'dan yardım alacağım. bu ülkede her şey olabilirsiniz bir tek rezil olamazsınız.
bu karanlık adamın neyse ki son 30 yıldır halk nezninde bir karşılığı yok. fakat her zaman için devletin karanlık dehlizlerinde bilinenden öte gücü olmuştur. bugün o dehlizler her zamankinden daha geniş.

güne, doğu perinçek denen garipliğe nefretimi bırakıyorum.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

pencere
hayvan gibi sıcak bir mersin gecesinde yaradana sığınıp klimayı açarak twitterda geze geze uykumu getirmeye çalıştım. yaradana sığınmadım aslında, akşam işten döndüğümde elektirik faturam sadece 86 tl gelmiş buna sığınarak açtım klimayı. hatta buna sevinçten apartmanı başkentli resul oyun havalarıyla inlettim. makarnanın yanında bir kâse daha yoğurt yiyerek kendimi zengin hisettim.

twitterdan da uyku tutmadı bir sigara daha yakayım dedim. ölmeden önce yahuu yaşamında en çok gurur duyduğun neler vardı sorusu sorulsa nasıl cevap veririm diye düşündüm. büyük ihtimal o zamanlar gelince de yine kendi kendimle konuşuyor olacağım. umarım halâ sözlükler de olur.
buna cevaplarımdan biri ali ekber çiçekle aynı yy'de doğmuş olmaktır. büyük ustanın çağdaşı olmaktır.
diğer cevabım ise yüzlerce umut kırığına rağmen yaşadım ulann!! olacak. aşk kırıntısıyla doymayı bile kim kaybetmiş biz bulacağız bu zamanda. yahut hayal kırıklıklarından şikayet edecek lüksü kim verir ki bize.
iyi bir umut ve hayal amelesi olduğum için yaşamım boyunca kendimle gurur duyuyorum. bir gün bu amelelikte iş cinayetiyle ölmek dileğiyle...

demirtaş'ın çekirdekçi mısto'ya selamı

pencere
amed güzellikleri kadar kırıklarıyla da meşhur bir kenttir. çekirdekçi mısto da bu arkadaşlardan biridir. geçenlerde demirtaş'ı ziyarete gideceklere mısto şunları söyledi,

“selahattin başkana çok çok selamımı iletin. çekirdekçi mustafa'nın çok çok selamı var. söyle hani bir kere üniversiteye gelmişti ya. çekirdekçi mısto. odur ha”

selo başkan da bugün kendisine güzel bir şekilde mukabele etmiş,

“sevgili çekirdekçi mısto selamını aldım, benden de çok selam. seni unuttuğumu sanma, azrail unutsun seni. buraların çekirdeğinin tadı tuzu yok, en kısa zamanda görüşmek dileğiyle. kendine iyi bak, herkese selam söyle”

çekirdekçi mıstoların kalbinde taht kurmuş bir lider faşizmi daracık hücrelerden de yener. hem de faşizmi bedavaya rezil eder.

hasret gültekin

pencere
yeni yeni solcu olduğum günlerde solcu radyoları da keşfetmeye başlamıştım. orada başladım hasret'i dinlemeye. ortada ne internet var daha, ne de hasret'i tv'de görmüştüm. sesi bana hep 45-50 yaşlarında olgun bir insanın sesi gibi gelirdi. 23 yaşında diri diri yakıldığını çok uzun yıllar sonra öğrendim.
hadi onlarca yüzlerce güneşimizi söndürdünüz de, 23 yaşında canlarımıza bizi hasret bırakacak kadar nasıl kötü olabildiniz? fakat hasan hüseyin korkmazgil'in sözleri hala bakidir.

pir sultan olur dirilir'

bak su bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde

kor olasın demiyorum
kor olma da
gör beni

damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
sanki kendimizi gütmüşüz
hor baktık mi karıncaya
kirdik mi kanadını serçenin
vurduk karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana

sen olmazsan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
ilenmek ne dilenmek ne
issiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yasamak ne

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

kor olasın demiyorum
kor olma da
gör beni

suriyeliler

pencere
toplumumuzda kendilerine karşı aşırı biçimde haksız bir ırkçılık gösterilen halktır. toplumumuz her gün yoksullaşmanın getirdiği baskıyı bu insanlar üzerinde bir mastürbasyona dönüştürmüş durumda. durumun ileriki günlerde daha vahim sonuçlara gitmesinden endişe ediyorum. yazık ki bu tehlikeyi bazı popülist muhalefet partileri körüklemektedir. iktidar partisi de hiç bir tedbir almamaktadır.

şunu mutlaka belirtmek isterim ki, suriyeli'lerin aldığı sosyal yardımlardan, türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının cebinden bir kuruş çıkmamakta. zaten öyle aman aman bir sosyal yardım da aldıkları yok. hastanelerden aldıkları ücretsiz sağlık hizmetinin bütün faturaları da ab fonlarından karşılanmaktadır.
hatta yakın zamanda bu hizmet kaldırıldığında sosyal medyada ilkel maymun dansı yapan bazı ırkçılar oldu sevincinden. keşke bu danslarını kendilerinin neden bir çok yaşam hakkına ücretsiz olarak ulaşamadıklarını protesto şekli olarak geliştirseler.

o zaman hadi hep beraber dans ederek soralım. suriyeliler için harcandığı söylenen 50 milyar dolar kime ve kimlere gitti?

kadının metalaştırılması

pencere
kadının metalaştırılması her yerde bize burnumuzun ucu kadar yakın. benim gibi bu olgunun farkında olup erdemli bir empatiyle sakınmaya çalışan erkeklerin bile gün içinde, kirli bir toplumsal refleks olarak içine battığımız durumdur.

faşizm her koşulda kendinden farklı olandan korkmaya kurgulu bir aygıttır. konumuz özelinde ise faşizmin erkini oluşturan "adamlık" kurumunun, kadının zekasından bedenine kadar korkması vesilesiyle başlar ayrıştırma. kafamızı bozan kadını bir çiçeğin başını kopartır gibi basitçe öldürebilmemizden, çalışma alanındaki ücret eşitsizliğine kadar uzar buradaki faşist ayrımcılık. bir de olayın ölümlerden de beter mobing kısmı var.
ve tabii kadınların bu konudaki öğrenilmiş çaresizliği.

kadın bedeninin metalaşmasına gelince maymunlardan çok daha beter durumdayız. kybele heykeline bile bakmaktan utanan bir kabileyiz. kadınlara bir özgürlük çeşidi olarak çarşaf çarşaf örtünmek dayatılmış. oysa kadın bedeni muhteşem şiirlerle övülecek ve sevilecek bir tapınaktır. bu konuyla ilgili türk şiirinde erotizm başlığına bakmanızı salık veririm.

esas itibarıyla bunları geçen günlerde başka bir sözlükte yaşananlar üzerine yazdım. bir kadın yazar sırf eğlencesine meme nudesi attı. kadın ve erkek yazarlardan korkunç bir linç yedi. millet adeta iki yüzlülüğü taş edip fırlattı ortalığa.
acaba memefobi diye bir hastalık var mı diye litaratürü araştırdım yokmuş. fakat doktorlar o yazılanları okusa kesin bu başlığı açar ve bir çare aramaya başlarlardı.

sorularla

pencere
muhteşem bir metin altıok şiiridir;

işte yine kapıldım
o can sıkıntısına;
içimde bir tozlu
sarnıç boşluğu,
gitmekle kalmak
arasında karasız
yürüdüm kederle
dağlara doğru.

yüzlerce soru
vardı aklımda,
kulaklarımda
bir garip uğultu
ölümü kullanamazdım;
bir yerlerde
bilmediğim birilerine
belki ayıp olurdu.

belki de hiç
ummadığım
sevgisi tarazlı biri;
koparıp bana ilişik
umudunu
bir kitabın arasında
yamyassı
kuruturdu

bir gazetenin
ölüm ilanlarında
okuyup adımı,
öfkeye dönüştürürdü
sandık kokulu
hüznünü
ve ölümü inatla,
yok yere savunurdu.

ben bunca yıl
bunca insan tanıdım
yüreği zehir dolu;
yine de insanlardan
kesmedim umudu.
insan dedim
yekindim;
paylaştım varı yoğu.

ben neden
dudaklarının arasında
iğneler tutan
bir terzi suskunluğunu
prova ediyorum
şimdi bu yol boyu
kederle yürürken
dağlara doğru?

neden kedi seven
bir insan
olduğumu
biliyorum da
kedisiz ve sevgisiz
getiriyorum
yaşadığım günlerin
yaprak döken sonunu?

cevapsız sorunun
boynu büküktür,
hemen anlar
yetim olduğunu.
ben neden hala
duyuyorum avucumda
bir çocuk elinin
sızlayan boşluğunu?

hipodromda yatıp
kalkan bir adamın
ölü bulunduğunu
yazdı gazeteler
geçenlerde
haber olarak.
tokatlıymış
ya da çorumlu.

bıraktığı nottan
öğrenilmiş
son isteğinin
ölürse terminale
götürülmek olduğu.
hipodromda yatıp
kalkan bir adam
kimin umuru!

acılarla sorularla
tiftikledim
bunca insanın
mutsuzluğunu.
düşündüm kendi sonumu.
hayrettir;
içim içime
nasıl da sığıyordu!

oysa ben kaç yıldır
kaç acı eskittim
unuttum
kaç ölüm gördüğümü.
bir omzumun
alçaklığı ondandır;
taşıdım kaç kişinin
kanayan tabutunu.

yıllar önce
ölümü seçen sevgilim
bunca sevgisizlik içinde
iyi biliyordu
yetmeyeceğini
iki kişinin birbirine.
bu yüzden döşeğinde
ölümle buluştu.

gömdük onu geçiştirip
polis sorgusunu.
onunla birlikte
neleri gömdük;
bir akşam içkisinin
coşkusunu,
sevincimizi gömdük
kürek dolusu

yüzlerce soru
vardı aklımda,
kulaklarımda
bir garip uğultu
ölümü kullanamazdım;
biryerlerde
birilerine
mutlaka ayıp olurdu.

dostlardan uzakta
bir bozgun akşamında
gerisingeri
dönerken kasabaya;
baktım gökyüzü
birden yıldızla doldu.
akşamın serinliği
alnıma vuruyordu...

Selahattin demirtaş

pencere
küçücük hücresini evren yapıp faşizme boyun eğmemiş hdp lideridir. demirtaş'ın basına verdiği son demeçle ilgili bazı satır başları şöyledir.

''akp'den ayrılarak parti kuracaklarını söyleyen kesimlerin nasıl bir program ve kadroyla yola çıkacaklarını bilmiyoruz. bunların akp tabanını etkileme gücünün olup olamayacağı da belli değil. ancak ileri demokrasinin adresi olmayacaklarını şimdiden söyleyebiliriz. merkezinde sol hareketlerin olduğu bir demokrasi bloku dışında hiçbir alternatif ne gerçekçi olabilir ne de umut.''

akp iktidarı, kapitalizmin ve neoliberalizmin 20-30 yıl önceki en vahşi halini kendi ülkesinde uyguluyor. almanya, fransa, ingiltere, kanada, japonya gibi ülkeler dahil, çok sayıda kapitalist devlet, kendi ülkelerindeki doğa katliamlarını en aza indirecek tedbirleri alarak risklerin tamamını 3'üncü dünya ülkelerine havale etti.

''siz bugün kanada'da bu kadar acımasızca ağaç kesip böylesine tehlikeli bir şekilde altın arayamazsınız. ama kanadalılar bunu türkiye'de rahatlıkla yapabilirler. bugün artık türkiye'nin bütün doğal güzellikleri utanmazca, insafsızca sermayeye peşkeş çekilmektedir. işin daha hazin ve vahim tarafı ise akp iktidarının bu yolla yabancı sermayeyi ülkeye çekmiş olmayı başarı hikayesi gibi sunmasıdır. neoliberalizmin kesintisiz büyüme ve aşırı tüketime dayalı işleyişi, doğanın tüm kaynaklarını da sermayenin hizmetine sunmaktan çekinmez. mevcut ekonomik kriz derinleştikçe, akp iktidarı daha ağır ekolojik felaketlere yol açacak peşkeşleri sürdürecektir. oysa onurlu bir yaşam için, yeteri kadar gelir için, işsizliğin önlenmesi için kapitalizme mecbur değiliz.''
4

neslican tay

pencere
sosyal medya cahili bir insan olduğumdan dolayı kim olduğunu vefatından sonra öğrendiğim kişidir. gördüğüm kadarıyla gencecik güzel bir insanımıza benziyor. ve ölmenin mutlaka yasaklanması gerektiği bir yaşta vefat etmiş. ışıklar içinde uyusun.

fakat bu insanımızın vefatı üzerinden bir şeyleri hatırlatmam gerekiyor. bütün ortadoğu ülkelerindeki toplam kanserli hasta sayısından çok bizim ülkemizde kanser vakalarına rastlanıyor. neden kimse niye böyle aq diyerek sosyal medyayı sallamadı bugüne kadar anlamak zor. insanlar kitlesel halde bu su yüzünden kanserden ölüyor diyen bilim insanı 16 yılla yargılanıyor yine kimsenin sikinde değil.

hepimiz bu durumda potansiyel rahmetliyiz. bir çoğumuz her an gencecik yaşımızda neslican'ın yanını boylayacağız. acılar içinde ölmeye bile yabancılaşmışız. bunu tersine çevirmek için hiç bir şey yapmıyoruz.

hal böyleyken bu insanımıza yapılan bir çok baş sağlığı bana iki yüzlülük gibi gelmekte. ateş düştüğü yeri yaktı. bir şeyler yapalım ki bizi de yakmasın.

kömbe

pencere
antakya şehrimize ait muhteşem ve az bilinen bir kurabiye türüdür. yöresel ağızda ''kümbe'' diye de söylenir. annelerimiz bunun hamuruna katılan muhteşem baharat çeşitlemesini pek bilmezler. meşhur uzun çarşıdaki baharatçılara gideriz ve kaç kişilik kömbe yapılacaksa ona göre baharat isteriz. evdeki fırınlarda yapmanızı önermem. çevrenizde bir çarşı fırınına gönderin diyeceğim ama antakya dışındaysanız fırıncı siniyi ateşin neresine koyacağını da bilemez.

bence siz biz antayalıları sevin hatta çok sevin ve iyi davranın. biz size ne zaman isteseniz yaparız.

ahmet davutoğlu

pencere
utanmazlığın dibi mi desem, zirvesi mi desem bilemediğim siyasetçidir. ülkenin en karanlık günlerinin başbakanıdır. 4 ayda 3 bin insanımızı kaybettiğimiz zamanların başbakanı. cehennemin dibine kadar yolu var demek istiyorum.

yerçekimli karanfil

pencere
muhteşem bir edip cansever şiiridir. ölürken içimde okunacak şiirdir;

biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.

görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

Aziz nesin

pencere
herkesin okuduğu ve çok popüler olan edebiyattan her zaman sıtma gibi kaçmışımdır. fakat aziz nesin ustamızın öyküleri 1940'lı yıllardan beri popüler ve gerçekliğini korumaktadır. gerçi bugün ülkemizde herkes aziz nesin hakkında bir fikir sahibi olsa da çok kimsenin adam akıllı oturup okuduğunu düşünmemekteyim. günümüz insanı bir sik okumuyor gerçi ama konumuz bu değil elbet. başlık büyük ustamızın ismini taşımasa ağzımı daha beter bozacağım. neyse.

ustamızın bütün öykülerini hayranlıkla okumuşumdur. çoğunu iki defa okumuşluğum var. dünyada çok nadir yetişen üslup ve sanat değerinde edebiyatçımızdır. öykülerinin yanında tiyatro eserlerinin kıymeti yeterince bilinmemiştir. surname romanı muhteşemdir. şiirleri diğer edebiyat varlıkları kadar iyi değildir. fakat son yirmi senede nice şair o nitelikte şiirler yazamadı.

çok özlüyorum.

ötv

pencere
olabilecek bir depreme karşı fon oluşturmak amacıyla sadece 1 seneliğine konmuş vergidir. 20 yıla yakındır hayatımızdadır. bu vergiyle sömürücü mütahhitlere 1 liraya yapılabilecek işler 5 liraya yaptırılıp halkımız sikilmişten beter edilmiştir yıllarca.

malum parti hiç olmaması gereken bu vergiyi düşürerek seçim üstüne seçim kazanmıştır hatta. seçimlerden sonra gevşettiği kazıığı daha bir yüksek hızla sokmuştur.

götümüzden kan alına alına öldürülüyoruz ulann! daha burada tek elle sütyen açmak falan filan gibi sığlıkların kalitesiz geyikleri yapılıyor sabah akşam. kendim dahil bağzılarınızdan iğreniyorum.