confessions

pencere

Rakı  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 832
  2. takipçi 13
  3. puan 21834

köy enstitüleri

pencere
güzel ülkemizin başına gelmiş en iyi şeydi. kurucusu, fikir babası, bakanı, öğretmeni ve hatta kazma kürek işçisi, can yücel'in babası hasan ali yücel'dir.

bu aydınlık içindeki insan bu okulların açılış törenlerinde ilk tüzük maddesini bütün okul ahalisi önünde okuturdu. o tüzük maddesi de aklımda kaldığıyla şöyledir;

''şayet okul idarecilerinden, öğretmenlerinden, müstahtemlerinden her hangi bir kişi, bir öğrenciye fiziki bir şidette bulunursa, öğrencinin aynı şiddetle kendisini savunma hakkı vardır.''

bu eğitim maddesi kadar ilerici bir eğitim maddesi, hiç bir evrensel okul geleneğinde görmediğim aydınlık içinde bir maddedir.
bu okullardan mezun bir çok insanımızla tanışma fırsatım oldu. o insanlar, felsefeden, çatı tamir etmeye kadar her şeyi bilirlerdi.
emeği geçenlere bu vesileyle büyük teşekkürleri borç bilirim.

leninizm

pencere
soyalizm marks ve engels'le ortaya çıkan bir ideoloji değildi. marks ve engels, insanlığın bütün erdemlerinin bir bütün anlayışı olan sosyalizmi bilim haline getirmişlerdir. bu emekleri de insanlığa sunulmuş en büyük bilimsel hediyelerden biridir.
karl marks, sosyalizmi bilim haline getirirken yüzlerce doğru çözümlemede bulunmuştur. tarihsel olarak bugün bile doğruluğunun sağlamasını yaptığımız yüzlerce ön görüsü vardır. fakat marks bir öngörüsünde yanılmıştır. marks'a göre ilk proleter diktatörlük avrupa gibi gelişmiş bilinçte bir proleterya'ya sahip ülkelerde kurulacaktır. sosyalizmin rusya gibi bilinçli bir proletaryası, hatta doğru dürüst proletaryası bile olmayan ülkelerden kurulmaya başlaması olanaksızdır.
fakat geçen yüzyılın güneşi lenin kendi pratik biliminde bu ön görüyü boşa çıkartmıştır.

lenin henüz 13 yaşındayken narodik devrimci abisi, çar'a karşı bir başarısız suikast sonucu idam edilir. narodikler, özetle çarlığı bireysel terör eylemleriyle yıpratıp halkçı sonuçlar alma uğraşı veren bir örgüttür.
lenin daha o yaşlardan halkı zulümden kurtarmak için başka bir yol açılması gerektiğini kafasına koyar. yetişkinliğinde marks ve engels'in fikirleriyle tanışır. ve bu fikirleri rusya özeli ve gerçekliğinde formüle ederek 1917 yılında kocaman bir sosyalist devrime imza atar.[ara][/ara]

binali yıldırım

pencere
bir ara o kadar çok sessiz kalmıştı ki kaçırıldı sandım. şaka bir yana, bir ara chp'nin cumhurbaşkanı adayı olarak israrcı olduğu abdullah gül'ün, kendisini abd'de eleştiren bir gence nefret bakışlarını hatırlıyorum. binali'nin sevgi ve standup pıtırcığı olarak gezmesine rağmen ortalarda yıllardır son basın toplantısındaki manipülelerini düşünüyorum. bir de erdoğan'ın gerçek halini düşünüyorum. erdoğan hepsinden daha samimi. bari içi dışı bir. diğer akp tayfasının dışı ayrı, içi kötü.
bu vesileyle eko başkanı da kutlamak isterim. kendisine sempatiyle bakan uzaktan bir seçmeni olarak, bir gün halkın sevgisi ona da terse dönerse, kendisini asla böyle saçma durumlara düşürmemesini dilerim.

türkiye ekonomisini kurtarma yolları

pencere
aklıma dahiyane bir çözüm önerisi geldi arkadaşlar sıkı durun anlatıyorum. son günlerde bir çok haber sitesinde donalt trump'ın türkiye'yi sonbahar gibi ziyaret edeceği konuşuluyor. ülkeye girer girmez derdest etmeliyiz. sonra da bunun çok büyük bir anti emperyalist eylemsellik olduğu konusunda dünyada kamuoyu yaratmalıyız. zaten ben dahil ülkemiz kamuoyunun yüzde sekseni bu eyleme destek veririz. kemal kılıçdaroğlu hemen bu çok tutarlı milli politikanın arkasında yer alır. hdp itiraz edebilir bu politikaya. fakat onlar zaten emperyalist terör iş birlikçisi. kim takar onları.
peki trump'ı tutukladık ne yapacağız sarı bidona turşusunu mu basacağız ülkemizde? hayır tabii ki. onun da ülkesinde çoluğu çocuğu var, bu konuda vicdan yapacağız. fakat turpun büyüğünü öyle kolay vermek yok. diyeceğiz ki ''merkel ayağımıza kadar gelip, ara bulucuk ederse bakarız o zaman''
merkel türkiye'ye girer girmez onu da derdest edeceğiz. bu sefer vicdan, antiemperyalizm falan ayağı yok. direkt açık konuşacağız. abd devleti 50 milyar dolar, ab birliği 50 milyar avro verirse ikisini de salarız. ama tabii ki mahkemeleri devam eder o ayrı konu. lakin türkiye cumhuriyeti mahkemeleri herkesin bildiği üzere bağımsız kurumlardır. ona biz bir talimat veremeyiz.

peki bu para bizim ekonomimizi kurtarır mı? bu kadar çok borçla nah kurtarır. elimizdeki sıcak paranın bir kısmını acil borçlara dağıtırız. sayın cumhurbaşkanımız da beni danışman olarak işe alır. ben bir iddaa komüsyonu oluştururum. haftada 2-3 sağlam maça bir kaç milyar bastık mı, artık ekonomimizin sırtı yere gelmez.

230 bin kişinin neci olduğunu ysk'ya gönderdik

pencere
içişleri bakanı süleyman soylu açıklamasıdır. açıklamanın bir yerinde küçükçekmece belediye başkanı için , "bir seçim iptal edilecekse büyükçekmece iptal edilmeliydi. o belediye başkanı orada fuzuli işgalcidir. ama ysk böyle karar verdi" sözleri de yer alıyor.
malumunuz üzere artık bakanların siyasi bir sorumlulukları yok. buna rağmen hala içişleri bakanı devletimizin, cumhurbaşkanı ve adalet bakanından sonra en yetkili 3. kişisidir. bu seçilmemiş güçlü zat, seçilmiş bir belediye başkanı hakkında bu tür sözler ediyor fakat yargı bunun karşısında lal olmuş. işin sadece bu beyanat kısmı bile korkunçtur.

daha sonrasında bakan bey 700 kadar sandık kurulu üyesinin eniştesinden teyzesi oğluna kadar fetö ile iltisaklı olduğunu söylüyor.
ben de bakan beye sormak istiyorum, memlekette eniştesi, teyzesi fetö ile iltisaklandırılmayan insan mı kaldı? peki suçun şahsiliği ilkesi nerede kaldı? 16 nisan referandumundan 24 haziran seçimlerine kadar sandık kurullarında teyzesi, eniştesi fetö ile iltisaklı kimse yok muydu?

kılıçdaroğlu'na da sormak istiyorum. bu garip açıklamalar karşısında neden kıçını yırtmıyorsun? muhalefet buna benzer deli saçması laflar etse, erdoğan çoktan miting meydanlarında bunlarla gereğince dalga geçer doğru bir yönde kamuoyu oluştururdu. senin böyle bir becerin yoksa neden yıllardır orada millete umut tacirliği yapıyorsun?

zamanında kendisini tbmm önünde yakan yoksul işçiye ''git kendini sarayın önünde yak'' demeyi biliyorsun. muhalefet bu kadar itibarsızlaştırılıp, halkın aklıyla bu kadar çok alay edilirken sen hangi klimalı ortamda serinliyorsun?

turuncu gemi

pencere
aslında derin devlet diye bir şey yoktur. derin devlet, devlete yasaların bol geldiği koşullarda kullanmaktan çekinmedikleri yasa dışı yöntemlerin bir kurumudur. kitlelere ise devletin temiz, devlet olanaklarını gizli oluşumlarla kullanan derin devletin kirli olduğu hapı yutturulur.

cumhuriyet'in ilk kurulduğu günlerde mustafa suphi ve 15 yoldaşının devlet tarafından boğdurulma hikayesi de bugün genç komünistlere derin devlet işi olarak yutturulmaya çalışılıyormuş. çok yazık.

mustafa suphi ve on beş yoldaşı soğuk bir ocak günü, eli kanlı yarı resmi katiller tarafından giresun'da turuncu bir gemide boğdurulur. bu cinayetin baş sanığı topal osman'da benzer bir kumpasla yarı resmi güçler tarafından ortadan kaldırılmıştır. bugünkü yarı resmi katiller bunu akıllarından hiç çıkartmasınlar.

bu ağıt, kalbimizde 15 bıçak olarak kalan yiğit yoldaşlarımız için gülten kaya hanımefendi tarafından kaleme alınmış, büyük müzisyen ahmet kaya tarafından bestelenmiştir.

deniz kenarı soğuk
hemde karanlık basıyor
havada tam kar havası ha
gidilmesi zor yer var gidilmesi gereken
hadi gülüm toparlan gidiyoruz
yaşamak için ölmek sırası bizde
gitmeden yetişelim gemiye çabuk!!!

marksizm-leninizm

pencere
bu sözlüğe üye olduğum için kendimi çok şanslı saydığım başlık. meğer ki ütopyacı şizofrenin tekiymişim.
şimdi hemen istatisliklerde bile yer almayacak sayıdaki insanın, 6 milyar insanı sonsuza dek sömüreceği gerçekçi bir sistem olan kapitalizme biat edeceğim.

marks ve lenin geçen yüz yıl yaşamış iki dahi bilim adamı ve filozoftur. lenin üniversite mezunu olmamasına rağmen, bilim adamı nasıl olabiliyor diyen varsa demesin. kendisi bizzat iktisadi ve sosyal tezleriyle bilimin kendisidir. merak edenler varsa kitaplarının her türlü pdf'si internette mevcuttur.
bu iki bilim insanı tezlerinde sosyalizmi formüle ettikleri kadar kapitalizmi de öğretirler insanlara. ben de olaya tersten yaklaşayım.

kapitalist düzende ''ekonomik kriz'' diye bir durum yoktur. zira kapitalizmin kendisi bir kriz halidir. bu korkunç kaosu yönetmek için 200 yıldır her türlü yamayı denediler. fakat artık kapitalizm kendi yasalarıyla bile yönetilemeyecek bir halde irinlerle dolup taşmıştır.

evet bu halin daha uzun yıllar süreceğini düşünmek gayet realist bir yaklaşımdır. tüm dünya ezilen halklarının hakça, ortakça bir düzen kuracaklarını beklemekse ütopyadır.

hemşire

pencere
son günlerde aralarından bazılarının "iki yıl daha okumayla devlet bize hekimlik hakkı tanısın" diye ucube bir kampanya başlattığı meslek grubudur.

bu kampanyaya destek veren hemşire arkadaşlarımızın hastaya karşı duyulan sorumluluk da, meslek hassasiyeti meselesi de umrunda değildir. tek önemsedikleri, daha fazla para kazanmak ve toplum içinde daha havalı sayılan bir meslek icraa etmektir.

hemşirelik mesleği dünyanın en önemli mesleklerinden biridir. bu meslekte çalışan arkadaşlarımızın iş yükü hekimlerden daha ağırken, hekimlerle aralarındaki maaş uçurumu büyük haksızlıktır.
ama hemşire arkadaşlarımız hiç düşünmezler mi kendilerinin aldığı dört yıllık fakülte eğitiminin alt yapısı 2 yıl daha okuyup hekim olmaları için yeterli mi?

hemşire arkadaşlarımıza tavsiyem, hiç de etik olmayan bu taleplerini tekrar düşünsünler. hemşireliğin ülkemizde daha dört başı mağmur bir meslek tanımı yoktur. keşke enerjilerini, özlük haklarının ve çalışma şartlarının düzeltilmesi gibi hastalar için de iyi olabilecek alanlara sevk etseler.

memosh dürüm

pencere
kendi specialim olan yemeğin adıdır. tarifini paylaşıyorum.

tavuğun göğüs kısmından aldığınız eti kuşbaşından biraz küçük şekilde doğrayın. öncesinde bir tavada kırmızı toz biber ve su eşliğinde haşlayın. su tavadan çekildikten sonra tereyağı ve az sıvı yağ ile tavuğu kavurun.

başka bir tavada, biber salçası, domates salçası, az zeytin yağı ve su ekleyerek karıştırarak pişirin.
lavaş ekmeklerinizi karışımda ısıtabilirsiniz.

sonrasında, lavaş ekmeğinizin içine, az mayonez, ince ince doğradığınız marul, domates ve salatalık turşusundan oluşacak salatınızla tavuğu koyun, lavaşı dürün. bıçak yarmımıyla dürdüğünüz lavaşı lokma halinde parçalara ayırın. üzerine süzme yoğurt ve pişirdiğiniz salça sosunu güzelce sürerek ikram edebilirsiniz.

afiyet olsun.

başkanlık sistemi

pencere
türkiye halklarına edilmiş en büyük kötülüktür. başkanlık sistemi de, asıl itibarıyla demokrasi içre bir yönetim biçimidir. fakat dünyadaki hiç bir uygulamasında, baş belli gövde nerede yahuu şeklinde icraa edilmez. hele ki, hiç bir aklı başında hiç bir halk, 150 yıllık parlementer demokrasi geleneğini bir gecede bozup böyle bir sisteme geçmez.

avrupa'nın gelişmiş demokrasileri, çok aptal ve gerici insanlar oldukları için her seçimde iktidarı koalisyonlar biçiminde dağıtmıyor. koalisyon türü yönetim şekilleri olabilecek en mükemmel denge denetleme mekanizmalarının olduğu yönetim şekilleridir. tersi ise, türkiye ihale kanunu, tmk falandır.

isterlerse beni 20 yıl hapse atsınlar, 16 nisanda halkımızın yüzde 51 oyla bu yasayı kabul ettiğine inanmıyorum inanmayacağım. şayet, beni 20 yıl hapis yatırdıktan sonra buna inandıracağını sananlar da çok yanılır. bu başı belli, gövdesi belirsiz sistemin yasalaşmasının ortakları salt akp ve mhp değildir. bu yasada, daha meclise geldiği günden refarandum sonrasına kadar hiç bir ciddi muhalefet etmeyen chp'de ortaktır.

sanırım kenan evren'de baya bir isterdi böyle bir sistemle sonsuza dek başkan olmayı. fakat evren, her hangi bir halk desteği olmadan, topla, tüfekle, tomayla iktidarda kalınamayacağını bilecek kadar rasyonel bir nato askeriydi.
siyasal islam kurulduğu ilk günden beri meşuiyetini, devlet gücüyle değil, halk desteğinden almıştır. çevremizdeki bugünkü veya geçmişteki hiç bir dikatörlük salt polis gücüyle iktidarda kalınmayacağının farkındaydı. geçmişteki hafız esad diktasından, günümüzdeki aliyev, ve iran molla dikatörlüğüne kadar hepsinin kah ekonomik, kah afyonik halk destekleri sağlamdır.

bizde deniz kurudu. bunu herkese hatırlatırım.

seçmenin sandıkta verdiği mesaj

pencere
hdp olmadan bu ülke siyasetinde denklem kurulamaz. insanları onlarca yıl cezaevlerine atmakla, halk sindirilemez.

bir de, özellikle ekrem imamoğlu şahsında, artık bağırmaya tahamülü olmadığını gösterdi. sandıkta faşizmi gerileten her siyasi partiden arkadaşı selamlıyorum.

kafasında fesle dolaşan tımarhanelik herif

pencere
kim olduğunu anladığınızı umuyorum. bilgiyle yenemediği insana karşı ailesinin namusuna dil uzatan aciz herifin tekidir. bunun geçenlerde bir videosuna rastladım, stalin'in, nazi ordularını ayetel kürsüyle durdurduğunu iddea ediyordu. ve diyanet işleri başkanımız da bu herife büyük değer yüklüyor.
diyanet işleri başkanının ara sıra komutan kenan'a da ziyarette bulunmasını öneririm. gitmişken bir de şarabını tazelesinler garibin de, ödediğim vergiler bir seferlik iyi bir şey için kullanılmış olsun.

proletarya

pencere
engels'e göre tanımı emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan ve mülksüz bireydir. lenin'e göre ise tanımı emeğinden başka satacak bir şeyi bulunmayan, bir mülke sahip olsa bile üretim araçları üzerinde söz sahibi olmayan sınıfa verilen bilimsel isimdir.

bugün bir çoğumuz birer prolateriz. bir çoğumuzun emeğinden başka satacak hiç bir şeyi yok ve ya yoksulluk sınırında, ya da altında yaşamını sürdüren insanlardan oluşmaktayız. fakat borçlanarak da olsa yaptığımız yaşamlarımız bu gerçekliğin kat be kat üzerindedir. bu kendimize ait olmayan bir yaşama özenmenin çürümesini bireysel olarak yaşamımızın içine almamız demektir.

siyasi tercihlerimiz, prolatarya'nın çıkarlarını savunan partilere yönelik değil, tamamen burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden partilere oy vermek ve savunmak üzerine. burjuvazinin çıkarı her zaman savaş ve yoksulların ölümü üzerinedir. halkı her geçen gün daha fazla sömürmek üzerinedir. bu da toplumsal çöküş ve çürümemizin önemli sebelerinden biridir.

1789 fransa devrimi

pencere
amerika kıtasının keşfi öncesi avrupa'yı kabaca dört sınıfa ayırabiliriz. bunlar, aristokrasi, derebeyleri, ruhban sınıfı ve topraksız köylülerdir.
amerika'nın keşfedelip kaynaklarının sömürü düzeniyle avrupa'ya aktarılması sonucu ortaya bu sınıflardan bağımsız bir de burjuvalar türemiştir. henüz o yıllarda sanayi devrimi olmamıştı. o dönemki burjuva henüz esnaflardan oluşan ve zenginleşen bir sınıftı. sermaye üzerinde söz sahibi olsalar da, ülke yönetiminde söz hakları bulunmuyordu.

bunun üzerine, işçi sınıfını da kitlesel bir güç olarak peşlerine takarak 1789 yılında aristokrasi'den bir çok kişinin kellesini alan başarılı bir isyan gerçekleştirildi.

fransa tarihinde sonrasında sayısız devrim hareketi olmuştur.
genelde avrupa aydınlanmacılığı 1789 fransız devrimiyle başlatılır. avrupa aydınlanmacılığı diye nitelendirebileceğimiz kavramı özü itibariyle aristokrasi düzeninin daha kirli bir laciverti olarak niteleyebiliriz. pratiğini burjuvayı iktidara taşıma persfektifli olan isyanlardan alan bu hareket özünde yığınla çelişki barındırır.

burjuva kuramcılar, "özgürlük, adalet, eşitlik" derken bu insan hakları sadece burjuvalar içindir. işçi sınıfı, din ve milliyetçilik afyonlarıyla, fabrikalarda, madenlerde 3 kuruş paraya milyon milyon ölmeye devam edecektir.

"kapitalizm krizi" denen olgu bir anlatım bozukluğudur. aynı "vahşi kapitalizmin" bir anlatım bozukluğu olduğu gibi. kapitalizm zaten her yönüyle vahşet içinde bir sistemin adıdır. kapitalizm ise her yanından paradokslar fışkıran irinli bir sistem olduğu için krizin ta kendisidir.
gününüzde orta sınıf insanların sayısı bütün dünyada gözle görülür biçinde azaldı. fakirlik ise en az üç katman ayrı fakirliğe dönüştü. işçi sınıfı, sömürücü burjuvaların afyonlarına karşı bünyesel bağışıklık kazandı.

hal böyle kırılmışken dünyanım sadece iki ihtimalli geleceği kalmıştır.
ya dünyayı çok uzun süreli yangına dönüştürecek bir anarşi dönemi başlayacak, ya da bu haklı kitleleri doğru bir yöne kanalize edecek devrimci partiler ortaya çıkacaktır.
2

spor salonuna başlayacak olanlara tavsiyeler

pencere
başlamayın kardeşim. çevrenize iyi bakarsanız mutlaka bir çayır çimen bulacaksınızdır, gönlünüzce koşun. şınav, barfiks çekin. sofraya oturduğunuz zaman, tıksırıncaya patlayınca kadar yemeyin.

spor salonuna vereceğiniz ayda en az 200 lira parayı da barcelona'nın gözünüzün kestiği bir maçına 3.5 üstü atın. 650 kağıt temiz cepte

örgütlenme özgürlüğü

pencere
1980 darbesinden sonra bu halka yapılan en büyük kötülük devlet merkezli kaynaklardan insanlara örgüt sözcüğünün öcü gibi bir şey olduğunun pompalanması oldu. bu amaç için resmen 1984 romanındaki taktikler izlendi. fakat örgüt sözcüğünün de diyalektik ayrıştırması vardır. asla tasvip edilmemesi gereken yasa dışı örgütler, bir de devletin her alanda vatandaşının örgütlenmesi için önünü açması ve yasal korumaya alması gereken örgütler. örneğin bir çok gelişmiş ülkede, sendikal örgütlenme devlet teşvikleriyle yapılır.

bilardo topu kağıttan yapılan bir cisimdir. fakat bildiğiniz ince kağıtın bir araya gelmesi sonucu böyle güçlü bir nesne ortaya çıkar. halkın da birer özne olarak yeri geldi mi demokratik yollardan kendisini ifade etmesi için bu yola ihtiyacı vardır. devletin yasal örgütlülüğün önünü tıkadığı yönetimlerde bütün ulus için oldukça tehlikeli olan yeraltı örgütlenmeleri ürer ve türer.

doğu perinçek

pencere
türkiye'de her şey olabilirsiniz fakat rezil olamazsınız lafının yürüyen bir şeysi. kendisi adına ben bile utanıyorum.
yazık, uzaylılar ülkemizden bir deney canlısı kaçırsa ve o kişi de perinçek olsa, bütün primatların omurgadan müstesna evrim geçirdiklerini düşünebilirler.

insangiller

pencere
genel bilinen yanlışın aksine maymundan evrim geçirmiş bir tür değildir. maymun giller familyasının bir türüdür.
söylediklerim sığ ve nobran bir laf sokma türü de değildir, biyolojik gerçektir.
ahvalin böyle olması hayvan gibi kabalığımıza yahut her haltı şempazeler kadar dar bir algıyla ele almamızın bahanesi olamaz.

ağlama bu günler elbet geçer babam

pencere
müzikkalite evrenimiz, büyük sanatçı ahmet kaya abimizin sürgündeyken bir konserde telinden, dilinden doğaçlama dökülmüş bir şarkısıdır. söylerken sesinde hem vatanı, hem gurbeti açık seçik görürsünüz. ahmet abi çok güçlü bir insandı. namuslu, onurlu yıkılmayan bir baba idolü. bir dağdı ahmet kaya. fakat işte bütün sanatçılar gibi çok da duygusal bir insandı. buradayken hiç bir düşman yenemedi onu, gurbet yendi. vatan hasretinden ölen bir insan ne kadar kötü olabilir?

bir süredir eski güzel günlerim kabus olup rüyalarıma giriyor. her etim ayrı ezilmiş, dokularından sökülmüş ve acemice dikilmiş hissediyorum sabahları. iyi ki ahmet kaya var ve güçlü bir abi olarak uyanır uyanmaz bu gücü zerk ediyor kulaklarımdan kalbime.
çok özledik...

ağlama bu dertler elbet biter babam...

sevgilisinden ayrılanlara tavsiyeler

pencere
geberene kadar ağla önce, büyük ihtimal bunu hakketmişsindir. fakat mümkünse gebermemeye de bak. iç ama yalnız başına iç. çünkü büyük ihtimal kendini diğer arkadaşlarına sonradan çok pişman olacağın şekilde şebek edeceksin. gerçi bundan bir kaçışın yok bir kaç kez olacak. ayrıldıktan sonra ilk bir kaç gün, çok değil az vuran bir sızı hissedeceksin buna aldanma. sonradan şişler bir maça 4.5 gol üstü oynamışçasına her yanına saplanıp duracak. bir kaç hafta sonra normal bir sabaha acısız kalkacaksın yine yeme. ertesi sabah uyandığında göğsünde oturan fille tekrar yüz yüze geleceksin.

bol bol film izle, iyi yabancı diziler izle, okuması kolay kitaplar bul, kendine yeni evrenler yarat bu yolla. bol bol ve delice yürü. ara sıra intiharı düşün, hatta intihar mektupları da yaz ama sakın etme. ağlamaktan korkma, göz yaşları bilimsel olarak ispatlanmış organik anti depresandır.

sonraları geçecek mi, nah geçecek. fakat azalacak. fil küçülecek. fakat yolun bir yerinde artık tuzlanmış ciğerlerini keçiler yalamaya başlayacak korkma ölmüyorsun aksine iyileşyorsun.

lakin geçecek mi, nah geçecek. belki azala azala biter.

xece

pencere
kürtçede kadın ismidir. aynı zamanda metin kemal kahraman kardeşlerin klasik bir eseri.

hey xece sen aysın
dağların doruklarında yapayalnızsın
gel, gel şöyle karşıma
ışığın gözlerime dolsun

erê xecê, to jê asma , gılê kou de tıp teynara

metin kemal kahraman bilinmeden, modern kürt müziği hakkında bilinen çok şey eksiktir. ve bence bu şarkıyı bir kez dinlemeden ölünmemelidir.

nicola tesla

pencere
son dönemde internetin büyük bir bilgi kirliliği nehrine dönüştüğü herkesin malumudur. internetteki bilgi kirliliğiyle ilgili en çok canımı acıtan husus, bir lise talebesinin bile yazmayacağı kadar kötü şiirlerin ve metinlerin, can yücel, nazım hikmet, cemal süreyya gibi yazarlarımızın imzalarıyla dolaşıma sokulması ve insanlarımızın bunu yemesidir.

nikola tesla ile ilgili güvenilir kaynaklardan çok sayıda kitap okumuşumdur. şurası çok enterasan ki, internetin bilgi kirliliğinde tesla ile yazılanların eksiği vardır abartısı yoktur.

sayın tesla, mezun olduktan sonra gencecik bir çocukken hocası onu sağlam bir referans mektubuyla abd'den ahbabı olan edison kapitalist müptezelinin yanına gönderir. halk arasında edison'la ilgili en yanlış bilinen bilgi, edison denen kapitalist kavasın elektiriği bulduğudur. oysa edison elektiriği değil, ampülü icat etmiştir.
tesla abd'ye geldiği günlerde her yerde çirkin bir kablo kirliliği gözüne çarpar. buna çözüm olacak fikrini patronu olan edison'a açar. edison, tesla'ya ''bu fikri gerçekten hayata geçirebilirsen sana üç milyon dolar veririm'' der.

işte o zaman bu gencecik mühendis, bugün hala evlerimizde kullandığımız şebeke elektirğini geliştirir. evlerimizde hala kullandığımız prizler de tesla'nın icadıdır.
yazık ki edison hiç bir zaman tesla'ya vaad ettiği parayı ödemez. tesla başkan buna çok öfkelenir ve istifa eder.
genç tesla, edison'un rakip firmasında işe başlar. o yıl new-york'da çok büyük ve önemli bir fuar yapılacaktır. ihaleyi edison kaybeder ve tesla'nın çalışmaya başladığı firma alır. edison buna öfkelenip ampülün kullanma hakkını bu firmaya vermez. bunun üzerine nikola tesla, üç ay gibi bir sürede ampülden daha az enerji harcayıp, daha çok ışık veren florasan lambayı icat eder.

sayın tesla'nın beynindeki yüksek bilim ışığı kadar, kalbi de halk sevgisiyle çarpmaktaydı. elektirik enerjisinin halk yararına sıfır bir maliyete yakın üretilebilileceğinin farkındaydı. kullandığımız telefonların ana işleme mantığı sesi elektirik enerjisine dönüştürmesidir. bu yolla bütün dünyaya temiz ve ucuz enerji götürebileceğini biliyordu. ama bu yol petrol devlerinin ekmeğine kan doğramaktı. ve oldukça esrarengiz bir şekilde fbi tarafından tesla ortadan kaldırıldı.

aynı zamanda ''din kitaplarını okuyup anlamayanlara dindar, okuyup anlayanlara ateist denir'' özdeyişinin sahibidir.

bana kendisinde en ilginç gelen yanlarından biri de, a seksüel olmasıdır.

kurşuni renkler

pencere
sözleri onno tunç'a ait geçen yüz yılda yapılmış en güzel şarkılardan biridir. ve aynı zamanda ölümün yakınlığını tende hissetmenin en güzel anlatımıdır. onno tunç bu şarkıyı yazdıktan bir kaç sene sonra vefat etti.
göksel yorumu da muhteşem bir yorumdur. üç harika enstruman sesi duyuluyor şarkıyı dinlerken. çello, piyano ve göksel'in insanın tenini kesen sesi.

ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha,
tanıdık değil bana güz...

tanzim satış noktaları

pencere
madem bundan 3 yıl önceye kadar ekonomi bu kadar iyiydi de, bugün patlacanı biberi karneyle alma noktasına neden geldik durumu üzerine uzun uzun düşünmemiz gereken hadisedir. ben bir kaç ip ucu vermek isterim.

konuyla ilgili olanından başlayayım. ziraat ürünlerinin bu denli hızlı artmasında halci esnafın hiç payı yoktur. hafıza tazelemek çoğu zaman iyidir. yakın dönem önce dolar fiyatı iki katına çıktı. ve benzini ithal etmekteyiz. bunun da maliyete etkisi malumdur.
10 yılda tarım arazilerimiz haddinin de haddinden fazla azaldı. çevrede her yer betondur.
çiftçinin de bilimsel tarım adına tek bildiği yöntem, ekinlere allah verdiyse tarım ilacını, gübreyi dökmektir.

akp döneminin hiç bir yılında ekonomi iyileşmedi. dışarda düşük faizli para boldu. devlet ha babam borçlandı piyasaya para yağdırdı. yandaş şirketlere kefil olup onları da borçlandırdı. bu şirketler de cennet ülkemizin her yerine beton döktü. son on yılda kanserden kitleler halinde ölmekteyiz. sanırım bu politikalar yüzünden artık vitaminsizlik ve açlıktan ölümler başlar.

herkes bilsin ki, içeride deniz bitti. dışarıdan gelen deniz de artık çok pahalı.

evina du çiya

pencere
kürtçede iki dağın aşkı anlamına gelen cümledir. muhteşem de bir mem ararat eseridir;

mümkün müdür yar ilé mutlu olmak
bu dünya da yér yüzündé
sonbaharım sarsıldı ağaç yapraklarında
sarsıldı sabır taşı sarsıldı yarim yarim

bеrfa min ji bеnda mayina tе hеliya, ewrеki çavе tе bim hеsir bim yarе yarе, hеsir bim sozdarе, ma pеkan е еm ji dilşa bin yarе...

devletçi ekonomi

pencere
bir komünist olsam da başlığı bu yönde ele almayacağım. atatürk bir komünist değildi fakat gerçek vatansever bir liderdi. kurmak istediği cumhuriyeti burjuva demokrasisine dayandırmasını sonuna kadar eleştirsem de, özellikle ismet inönü'nün de gayretleriyle cumhuriyet kadroları, muassır medeniyetler seviyesinde bir burjuva demokrasisinin temellerini sağlam atmak ve eksik bir yan bırakmamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

muassır medeniyetler seviyesinde bir burjuva demokrasisi kurmak için en önemli temel, ekonomik temeldir. o zamanlar ülkemiz 2 meşrutiyet ve bir cumhuriyet görse de, yazık ki iktisadi bilimsel bir sanayimiz yoktu. tabii ki milli bir burjuvaya da sahip değildik. o zamanın cumhuriyet kadroları, devlet eliyle ucuz ham madde üreterek, yerli sermayenin bunu bilimsel iktisadi yöntemlerle pazarlyarak ihrac etmesinin önünü açtılar. ve bu emekleyen cumhuriyetimizi çok önemli üretim atılımlarıyla ayağa kaldırdı.

bugün ise, yap işlet kirala şark kurnazlığıyla devlet dev miktarlarda borçlandırıldı. ve ortada beton yığınlarından başka bir üretim yok. kaliteli bir hizmetten asla söz edilemez. ve artık bu kaynaklar da kurudu, devlet olarak çok büyük bir iç borç yükünden dolayı hepimizi daha beter günler beklemekte

aşkların en güzeli

pencere
ilgili acayibimsi şarkıcının çok sevdiğim ve beni ağlatan iki şarkısından biridir. çok kaçınmaya çalıştım bu şarkıyı sevdiğimi kendime itirafa, sonradan direnmekten vazgeçtim. bu geceki nöbette kurt gibi acıkmış bir şekilde yemekhaneye girdim ve müzik kanalında bu şarkı vardı. ne iştah kaldı bende, ne de betimin benzimin rengi kaldı melodisini duyunca. her şeye rağmen tabldotumu aldım oturup yemek istedim, çatalla ağzıma götürdüğüm ilk lokmanın zeytin değil, düğüm olduğuna yemin edebilirim. çektim kalktım terk ettim orayı. şimdi eve geldim ve üst üste kaçıncı dinleyişim ben de hatırlamıyorum. henüz hala hiç bir şey yemedim. boğazımda düğümlenme zehirlenmesinden ölür müyüm, yaşar mıyım bilinmez.

bülent arınç

pencere
hiç unutmuyorum akp'nin iktidara ilk geldiği yıllarda rusya'ya gitmişti. orada bir gelenek olan lenin'in mezarını ziyaret ettikten sonra basına verdiği demeci hiç unutmuyorum
''lenin'i ölü görmek güzel''
o günlerde çok sevdiğim bir arkadaşım '' dua etsin lenin oni yaşarken görmemiş, yoksa halı haraptı'' demişti. yaşamımda kahkahalarla güldüğüm çok az andan birini yaşamıştım o gün.

haaa bu aradaa bülent bey, ne oldu o parsel parsel fetö arazileri? ne ara açıklayacaksınız? buradan halkımıza da sesleniyorum, neremize kime ne ara bu kadar çok peşkeş çekilmiş de bizi götümüze don alamayacak kadar yoksullaştırdıklarını sormamız için lenin'in mezarından kalkmasını mı bekleyeceğiz?

nazlı ılıcak

pencere
türk basınınında günahları saymakla bitmeyecek ve fetö'ye desteği de inkar edilemez gazetecimsidir. türkiye basınında son 50 yıldır günahları saymakla bitmeyecek bir insan olsa da, 80 küsur yaşında, fetö'nün bir günah keçisi de yapıldığı gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir.
zekeriya öz denen fetö'nün yargıdaki zehirli iğnesinden ve onun kaçmasına göz yumanlardan neden hesap sorulamıyor? bu hanımefendi kimin tv'sinde bu zehirli iğne ile kar topu oynararak yapılan bir çok fetö komplosunu şirinleştirmeye gayret sarfetti? onlar neden dışarıda?

fetö ile mücadele ülke tarihimizin en derin meselesi olarak ele alınmalıdır. bu iş yakalayabildiklerimizin suratına bütün mukos sıvımızı tükürmekle olmaz. adalet hissi bu şekilde daha beter yaralar alır.

kafa tokuşturmak

pencere
doğada kurtların bir nevi selamlaşma biçimi olarak kabul edilen hadise. fakat dört ayaklı olmaya isyan edip, iki ayağa kalkıp yepyeni bir yaşam yaratmanın itaatsizlik eyleminden gelen bir türün temsilcisi olarak kendime yakıştırmadığım selamlaşma biçimidir. ben onurlu primatlar gibi el sıkışarak selamlaşmayı tercih ediyorum.

doğada kurdu, çakalı örnek almanın günümüz yaşamına hiç iyi katkısı yoktur. hem özsel, hem de simgesel olarak bu böyledir.

şiwan perwer

pencere
eski anlamıyla dengbejlik sesini bir enstruman olarak kullanıp doğaçlama stran söyleyen sanatçılara verilen isimdir. modern anlamda ise şiwan perwer muhteşem bir enstruman olan sesini, derin müzik kültürü ve alt yapısıyla, diğer enstrumanlarla harmanlayıp bize hediye eden modern bir dengbejtir.

sivas katliamı

pencere
bu katliamın ismi madımak olayı falan değildir, sivas madımak otel katliamıdır. hrant, tahir, uğur mumcu ve niceleri de ölmedi, öldürüldü. ülkemizin en aydınlık 34 insanı, hepsinin ismini yaşam yaşam bildiğim aydınları öldürüldü 2 temmuz 93'de madımak'da. ben halkım, o güzel insanlar hala odun odun ciğerimde yanıyor benim. ben karalar içindeki bir halkın çocuğuyum, aşağılık, iki yüzlü bir siyasetçi değilim ki bu güzel insanlarımızı sadece tek bir günde anıyım. bilin ki o 34 insan da her gün özlenmeye değecek insanlardı.

güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
bir türkü çığlıkla ateşe düştü
kuytu bir köşede bir çiçek küstü
döktü yaprağını boynunu büktü

şu sivas'ın elinde sazım çalınmaz
güllerim yandı yüreğim dayanmaz
kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
bilmez misin ki türküler yanmaz
günü gelir sanma hesap sorulmaz
dayanır kapına pir sultan ölmez
şu sivas'ın elinde sazım çalınmaz
güllerim yandı yüreğim dayanmaz

pir sultanlar ölür ölür dirilir!!!

palu ailesi

pencere
kemal kılıçdaroğlu'nun tuncer enişteyi bir an evvel siyasete sokmasını öneriyorum. tam da kılıçdaroğlu'nun sağ seçmene yaranmak için aradığı adaydır kendisi. bir kere dua falan biliyor. allah kitap ağzından düşmüyor. chp'deki bir çok siyasetçiden daha sağlam bir retoriği var. chp'li bir çok siyasetçi de halka tek ayak üzerinde 40 yalan söylüyorlar fakat bu tuncer bari yalan söylemeyi başarabiliyor.

kılıçdaroğlu'nu bu muhteşem atılımı gerçekleştirmekten alıkoyacak tek şey, tuncer'in ondan kırk, elli kat daha zeki olması ve bir gün kendisine rakip olmasıdır. gerçekten de bu tuncer, ilkokul mezunu değil de haspel kader bir tahsil görseydi, şimdi bir çok güçlü politikacımız nalbant falan olurdu.

Nazım hikmet ran

pencere
bir ayrılış hikayesi

erkek kadına dedi ki:
-seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
erkek kadına dedi ki:
-seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
kadın erkeğe dedi ki:
-baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
ve ben artık
biliyorum:
toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
kadın sustu.
sarıldılar
bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...
ayrıldılar...

n.hikmet

ciğerlerimden bile oluk oluk göz yaşları akıtan bu muhteşem dizelerin sahibidir.

Nazım hikmet ran

pencere
açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeğe doymak için
ete doymak için
kitaba doymak için
hürriyete doymak için.

yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin
yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak
yürüyor ayakları kan içinde.

açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.

açlık ordusu yürüyor
şehirleri omuzlarında taşıyıp
daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri
fabrika bacalarını
paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.

açlık ordusu yürüyor
ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp
ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.

açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için
hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor
yürüyor ayakları kan içinde.

muhteşem dizelerinin yazarıdır

dilo ez bimrim

pencere
kürtçede ''gönlüm ben öleyim'' anlamında kullanılan cümledir. mizgin'den dinlenesi de muhteşem bir strandır.

dilo ez bimrim dilo qûrban li vê havînê
li vê havînê dilo heyran li vê havînê
tirbamin çêkin keko heyran li şan û şînê
li şan û şînê dilo heyran li şan û şînê
mirin pir xweşe keko qûrban li gundê zîn'ê
li gundê zîn'ê dilo heyran li gundê zîn'ê

gönlüm ben öleyim gönlüm kurban, bu yazda
bu yazda gönlüm hayran, bu yazda
türbemi yapın abi hayran, şanuşin'de
şanuşin'de gönlüm hayran, şanuşin'de
ölüm çok güzel abi kurban, zin'in köyünde
zin'in köyünde gönlüm hayran, zin'in köyünde

laik sözlük yazarlarının itirafları

pencere
itiraf değil de, edebi bir öz eleştiride bulunmak istiyorum aslında. bence türk edebiyatının en iyi romancısı ahmet hamdi tampınar, en iyi öykücüsü peyami safa en iyi şairi de edip cansever'dir. fakat dost ortamlarında edebiyat konuşurken en sevdiğim şair olan ahmed arif'den, en sevdiğim romancı olan vedat türkali'den, en sevdiğim öykücü olan aziz nesin'den bahsetmekten daha büyük keyif alıyorum. bir yakınım kitap tavsiyesi istediğinde sürekli bu isimlerden önerilerde bulunuyorum.
bunun sebebi bahsettiğim insanların solda olması ve bana daha çok benzemeleri. lakin olaya objektif bakınca diğer isimlerin çok daha başarılı örnekler verdiğini açık ara görmekteyim. bu alışkanlığımı değiştireceğim.

fakat şunu da eklemeliyim ki, toplumumuzda, müzik de dahil kaliteli sanata talep genelde solculardan olmuştur.

barış manço

pencere
benim yaşamış en sevdiğim insanlardan biridir. barış abi'nin hem kişisel yaşamı, hem de sanat yaşamı yürüyen ve konuşan kalitedir.
bugün solcu bir abimizin attığı twitten öğrendim ve ne kadar da güzel bir insanı bu kadar çok sevdiğim için büyük gurur duydum. bu gazeteci abimiz, 90'lı yıllarda gaziantep'de süleyman demirel'i takip ederken özel harekat polisleri bundan gıcık kapıp var güçleriyle saldırıyorlar. kendisini o polis vahşetinden kurtaran kişi barış abiymiş.

artık kalitenin doğmadığı bu çağda, her geçen gün kendisine hasretimiz daha derindir.

liberal demokrasi

pencere
elma şekeri kadar sahte bir demokrasi çeşididir. özü çürümüş elmadır. gerçi zenginlerin şekeri hiç bitmez bu demokrasi çeşidinde. burjuvazinin çıkarları mevzubahis olduğunda, bir kaç civatayı sıkarak faşizme evriltilebilen demokrasi biçimidir.

ekrem imamoğlu

pencere
tamamen karşıtım bir siyasi görüşte olsa da hakkını teslim etmem gerekir ki aklı başında bir adam. chp seçmeni arkadaşları tenzih ederek söylüyorum bunu ki, chp'de aklı başında siyasetçi kaldığına şaşırdım. istanbul'u alma şansı var. yahut kaybetse de yarım- bir puan farkla kaybeder.

bu da büyük başarıdır. ama asla kılıştar'ın başarısı değildir. siyasette aklı başında değişim isteyen her siyasi tabandan halkın arzusudur. bu arada ekrem beyin, kızgın akp'lilerin de blok halinde oyunu alacağından şüphem yok. asıl kişisel başarısı tam da burada olacaktır.
4

yeni zelanda'da gerçekleşen cami saldırısı

pencere
sadece islam alemine değil, bütün insanlığa baş sağlığı diliyorum. orada yaşamını yitirenler öncelikle müslümanlar değil, masum insanlardır. katledilen insanlıktır.
gayrı müslümler, müslümanları öldürmemiştir. bu saldırı, faşizmin masum insanlara saldırısıdır. aynı, son 5 yıldır ülkemizin de içinde bulunduğu ortadoğu'dan, fransa'ya kadar yayılan terörün müslüman terörün, müslümanlar tarafından yapılmadığı gibi.
üzerlerine, islam, hrtistiyan, yahudi sosu döken bu terör, emperyalizmin hizmetindeki faşist terördür.

kan kanla yıkanmaz, kan suyla yıkanır. eminim bugün gayrı müslüm vatandaşlarımız da herkes kadar üzgünler. bu saldırıların bir daha gerçekleşmemesinin tek yolu sol duyulu olmaktır. gerisi emperyalistlerin gazına gelip bağcu dövmektir.

sokrates'in savunması

pencere
sokrates'in, bir şeyler bildiğini iddia etmenin en büyük cahillik, hiç bir şey bilmediğinin farkında olup da, bir merak ateşiyle yanıp tutuşmanın en büyük bilgelik olduğunu savunduğu eserdir.
filozof demek bilmek demek değildir. bilgiyi aramaktır. bilgiyi hakikat olandan, tasnif etmektir. bence sokrates bu güdünün salt filozoflarıa ait değil, bütün sıradan insanlara yayılmasını istediği savunması yüzünden büyük bir öfkeye uğramıştır. egemenler bütün insanlığın tek kurtuluşunun hakikat savaşçılığı olduğunu gören sokrates'i gözlerini kırpmadan idam etmişlerdir. hegemonya'nın bu tavrında şaşıracak bir şey yoktur.

fakat kölelerin bu idama gözlerini kapamaları, sokrates'i duymazlıktan gelmeleri bu yüz yılda bile beni kahreden bir olgudur.

birinci meşrutiyet

pencere
abdulhamit 19.yy'nin sonlarında bir şehzadeyken, kendisini dönemin liberal aydınlarına oldukça idealist bir demokrat olarak yedirmeyi başarmıştır. eğer padişah olursa bir anayasa kabul edip, meşruiyeti ilan edeceğine dair söz vermiştir. padişah olunca dediklerini de yerine getirmiştir. fakat çıkartılan anayasada padişahın meclisi fesih yetkisi bulunmaktadır. ve çok geçmeden de 2. abdulhamit bu yetkisini kullanmıştır.

bugünkü anayasamızda da, allah başımızdan eksik etmesin uzun boylu sevgi insanımızın meclisi fesih yetkisi vardır.
19.yy'den bile daha geri olan bu anayasa meclisten geçerken, sadece bağırarak halka umut satıp cebini doldurmayı bilen muhalefet partileri mal mal bakmıştır.

resmi din

pencere
türkiye'nin yüzde doksan dokuzu müslümandır safsatasıyla meşruuluk kazandırılmaya çalışılan türkiye'de ki egemen devlet islam-sunni anlayıştır. konuyu uzun uzun tartışmak yerine, murathan mungan'ın veciz bir sözünü paylaşmak isterim.

''türkiye'nin resmi dini iki yüzlülüktür'

sözlük yazarlarının başına gelen ibretlik olaylar

pencere
(arşivimde olan eski bir yazımı paylaşıyorum. şu an itibariyle iyi ve sağlıklıyım)

4 gündür ağır bir gribal enfeksyon geçirmekteyim. sanırım gezegende yaşayan en ileri derecede iğne fobisi olan insanım. gribal enfeksyonum müddetince hekim arkadaşlarımın yazdığı ne iğneleri, ne de serumları kullandım. haplarla idare etmeye çalışıyordum fakat bir halta yaramadı, yaramıyor.

dün gece saat on bir sularında nöbetim olduğu için hasta bir şekilde güç bela çalıştığım hastaneye geldim. hemşire bir arkadaşıma ateşimi ölçtürdüm 38.5 derece çıktı. hekim arkadaş yine gerekli ne kadar iğne ve serum yazdıysa da vurdurtmadım. bir gün istirahat alıp evime geldim.

o esnada ablam aradı durumu anlattım. bana aynen şu cümleleri söyledi ''olum serumu ve iğneyi kullansaydın ve bu geceyi hastanede geçirseydin. çünkü bu kadar yüksek ateşle kesin gece düşer bayılırsın ve başına istenmedik daha kötü durumlar gelir.''
kadıncağız benim için endişelenmesin diye tamam dedim, dediklerini tutacağım, tutmadım.

sabah 5,30 gibi lavobaya giderken düşüp yüzün koyun bayıldım. 5 dakika bilincimi kaybetmişim. 35 yıllık hayatımda ilk defa bayılma hissi yaşadım. çok güzel bir kafası var. bilincim açılınca ambulansı aradım. gelip beni aldılar. yolda şekerim, tansyonum dibe vurmuş 2 defa daha bayıldım. hastanede bilincim yarı açık yarı kapalıyken o hiç sevmediğim serumları ve iğneleri de saplamışlar.
buna ek olarak, düşmeden kaynaklı 2 kaburgam ve 3 ön dişim kırık. burnumda da çatlak var.

ibretten kastım şu ki, mevzu bahis sağlık konularıysa mutlaka büyük sözü dinleyiniz.

20 ekim 1991 genel seçimleri

pencere
shp ve dsp'nin toplam oyunun yüzde 32'yi bulduğu seçimdir. solun, kürtlerin de desteğiyle tekrar yükselişe geçtiği seçimdir. kürt halkının 1921'den bu yana ilk defa tbmm'de kendi dilleriyle temsil edildiği seçimdir.

fakat sol bu kimlikten korkusunu ve fobisini aşamadığı için sonrasında tekrar büyük çöküşe geçmiştir. 1995 yılında rp'nin yükselişi de kürt halkını kazanmasıyla oldu. 2000'lerde akp'nin hiç bir ittifaka gerek duymadan yüzde 51 alması, aynı zamanda ülkemizin en büyük kürt oyu alması sayesinde olmuştur. akp günümüzde kürt halkını kaybedince, mhp ile ittifakında bile 40 mı alır, 42 alır da öper başına mı koyar tartışılmaktadır.

artık günümüzde halkların sınıf kardeşliği solda tekrar atmaya başlamıştır. umarım güzel günlere çıkacağız.