gecenin şiiri

pencere
bu ne çoğul yaşamak yeryüzündeki
bu ne kırmızı yüz kere kırmızı
bu ne mavi bin kere mavi
bu ne karanfil bu ne yoğun karanfil böyle
bu ne zulüm işkence
bu ne ölmezlik insandaki

edip cansever

yerçekimli karanfil

pencere
muhteşem bir edip cansever şiiridir. ölürken içimde okunacak şiirdir;

biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.

görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

dünden sonra yarından önce

pencere
zuhal olcay'ın da çok güzel söylediği muhteşem bir vedat sakman şarkısıdır. youtube'yi taradım vedat ustanın yorumunu bulamadım.

bu gece dinlediğim her şarkı ölürken dinlemek istediğim şarkı gibi gelmekte bana. içimde dar bir vakitte doyasıya bir mimar ustalığıyla işlediğim hayallerle dans ediyorum bu şarkıda.

ne güzel olurdu hep seninle paylaşmak
tüm özgürlükleri seninleyken yaşamak
dopdolu günlere hep seninle başlamak
yarınlarla dünlerle sonsuzluğu aşmak...

ölmek

pencere
kendimi bugünlerde çok yakın hissetiğim olgudur. zaten bundan 2-3 sene önce bir yerlerde veya bir anda ölmüşüm de kalitesiz bir yaşam evrenine tekrar fırlatılmış gibi hissediyorum. hani filmlerde olur ya, devletler idam mahkumu katillere kanun dışı casusluk yapması karşısında af ihsan eyler. sanki bana da 2-3 sene önce birisi bir yerlerde bir anda sonsuz bir yok olmak mı yoksa neye elini atsan kuruyacak lanetli bir yaşam mı diye sormuş ve ben ikincisini seçmiş gibiyim. anlaşmadan ivedilikle ve bir an evvel caymak istiyorum. çok yoruldum.

çalıştığım hastanede her gün bir kaç defa morga korkunç şekilde sarılmış götürülen ex'ler görüyorum. asgari ücretli gencecik ve olaya oldukça yabancı temizlik görevlileri taşıyorlar. büyük çelişkide kalıyorum bu durumlara tanık oldukça. gerçekten her birimiz başlı başımıza bir dünya mıyız yoksa etle beslenen ve süresi dolunca kapanan birer et parçaları mıyız? sanırım her birimiz değerli bir dünya olsaydık kapandığımızda asgari ücretli bir temizlik görevlisi soğuk çöplüğe atıp gitmezdi bizi. o esnada yakınların yukarıda sinir krizleri geçiriyor. daha sakin olanlar evrak falan imzalıyor. şüphesiz ki temizlik görevlisi ona fazladan iş çıkarttığın için sövüyor.
oysa ben gerçekten kısa bir ömürde dünyanın güzel bir parçası kadar güzel yaşamıştım. neyse çok eskidendi. 2-3 sene evvel. son 2-3 senede de çok güzel düşler kurdum. nice ünlü mimar kuramazdı öyle güzel düşleri. ince ince işleyemezdi her yerini. bir kaçının temellerini bile atmıştım. elimde kaldı hepsi.

nevzat tarhan

pencere
ölmenin yasaklanması gereken bir yaşta vefat eden gencecik bir insanın arkasından gerici salyalar akıtmış şahıstır.

başta belirteyim yakın zamanda kaybettiğimiz bu insanımızın arkasından tutulan matemin ve tepkilerin çoğunu iki yüzlü bulmaktayım. hepimiz her an bir kanser adayıyız. türkiye'de kat be kat böyleyiz. bütün ortadoğu ülkelerinde olanından fazla kanserli insan sayımızın olması buna sadece küçük bir örnektir. yahut önleyici hiç bir sağlık politikamızın olmamasının yanında mütahhitlere hasta garantisi verilip hastaneler yaptırılmasına götümüzü yırtmamamız da iki yüzlülüğümüze örnektir.
yahut sular kanser ediyor diyen bir bilim insanının 16 yılla yargılanması konusunun skimizde bile olmamasına ne demeli?

şimdi tekrar nevzat gerici muhteviyatından devam ediyorum. nazım der ki, ''en acayip gücümüzdür kahramanlıktır yaşamak, öleceğimizi bilip öleceğimizi mutlak''
ölüm fikri korkutmuyor beni. fakat ne zaman öleceğimi bilsem sanırım mafh olurdum.
bu yüzden ben de bir kanserden geberme adayı olarak sayılı günlerim olsa neslihan gibi yapardım. allah, kitap, başında kuran, maneviyat geçin bunları. kendi istediğin gibi sayılı günlerde rahatlamak günahsa o günahın da adayıyım.

neslican tay

the spook
cennetten arsa satanlardan daha gerizekalı bir toplum olduğumuzu gün yüzüne çıkartan arkadaş. Dersimliyim diye bağıran bir liderin arkasından giden atatürkçüler ve teröristlerin hapisten çıkması için kendini feda edecek hdplilerin kendini gerçek muhalefet olarak adlandırdığı ülkede, böyle güzel nice insanlara hiçbir zaman sahip çıkamayacağız, islamcı rezillere karşı..

Friends

pencere
biz 30 yaş üstü gençleri kaliteli bir tv yapımıyla tanıştıran dizidir. gerçi bugünlerde bazı eski bölümlerini açıp izlediğimde o kadar haz etmiyorum.

hangimiz böyle bir dostluksal var oluş ve paylaşımın düşünü kurmadık ki o zamanlar?
gerçi sonraki sezonlarda bu dostluksal çaprazlama sikişe dönüştü. çok yazık ettiler kanımca.

lost

pencere
kötü diziydi diyeni zoppaynan kovalarım. muhteşem bir diziydi. fakat senaristi jj, muhteşem bir öykücü olsa da berbat bir matematikçi sanırım. zira bu işlerle ucundan kıyısından ilgilenen herkes bilir ki senaryo aynı zamanda iyi matematik işidir. bizi merak içinde bırakan harika sökükleri bir yerlere bağlayamamasını buna bağlıyorum. kötü bir terzi de olabilir.

belki size inanılmaz gelecek ama üzerine bir anımı anlatmak istiyorum. daha ilk bölümü izlerken anam demişti ki ''olum bunlar arafta'' ben de ona ''hee anne hee, çok biliyonn'' demiştim.
son bölümü izlerken anladım ki anneler her şeyi biliyor.

neslican tay

pencere
sosyal medya cahili bir insan olduğumdan dolayı kim olduğunu vefatından sonra öğrendiğim kişidir. gördüğüm kadarıyla gencecik güzel bir insanımıza benziyor. ve ölmenin mutlaka yasaklanması gerektiği bir yaşta vefat etmiş. ışıklar içinde uyusun.

fakat bu insanımızın vefatı üzerinden bir şeyleri hatırlatmam gerekiyor. bütün ortadoğu ülkelerindeki toplam kanserli hasta sayısından çok bizim ülkemizde kanser vakalarına rastlanıyor. neden kimse niye böyle aq diyerek sosyal medyayı sallamadı bugüne kadar anlamak zor. insanlar kitlesel halde bu su yüzünden kanserden ölüyor diyen bilim insanı 16 yılla yargılanıyor yine kimsenin sikinde değil.

hepimiz bu durumda potansiyel rahmetliyiz. bir çoğumuz her an gencecik yaşımızda neslican'ın yanını boylayacağız. acılar içinde ölmeye bile yabancılaşmışız. bunu tersine çevirmek için hiç bir şey yapmıyoruz.

hal böyleyken bu insanımıza yapılan bir çok baş sağlığı bana iki yüzlülük gibi gelmekte. ateş düştüğü yeri yaktı. bir şeyler yapalım ki bizi de yakmasın.

neslican tay

jakoben
kanser ile mücadele eden ve ne yazık ki mücadelesini kaybedip vefat eden hayat dolu bir genç kız. öldü bugün. twitter'da pelikancı götlerden birisi ; ''Neslican Tay ölmüş.Herkes cennete kavustu diyor. Orasini Allah bilir. Yalniz bu çıplaklikla biraz zor...'' diye bir twit atmış. bu ülkedeki hesaplaşma çok kanlı olacak. öyle fetödeki gibi asfalta yapışıp bağırsak fırlatan salaklarla da kurtulamayacaksınız. çok büyük sikiş dönecek. allah hepinize ve sizleri kollamaya kalkacak tüm teşkilat mensuplarına şimdiden gani gani rahmet eylesin aq çocukları.

sırrı süreyya önder

pencere
halkların demokratik bıyıklısıdır, güzel abisidir. bugün bir gazeteye verdiği açıklamadan şöyle demiş;

'' Kısacası zindanlar “yan gelip yatma yeri değil.” Bizim için mümbit üretim alanları olmakta. Korkarım günün sonunda bizi buralara atanlar “Keşke hiç atmasaymışız” diyecekler.

Mutluların mutsuzlara borcu var. Gülebilmek, mutluluk, zenginlik ancak herkese adil bir oranda üleştirilebiliyorsa bir anlamı olan şeyler… Dolayısıyla başta doğaya sonra da birbirimize çok şey borçluyuz… Borcu hatırlamak, alacaklı olanları unutmamakla işe başlayabiliriz… Bu bazen bir film olur bazen bir ekmeğin yarısıdır…''

Selahattin demirtaş

pencere
ahim üzerinden hukuka takla attırılan halkların demokratik lideridir. burjuva hukuk bir kez daha komik durumlara düşmüştür. demirtaş soy adı gibi hala sapa sağlam olduğu yerde durmaktadır.

selo bugün yaptığı açıklamada;

''yani yargı yok, adalet yok, kanun yok, hakim yok. sadece bize değil, hiçbirinize yok.''

diyor. bence bir çok şeyin özetidir söylediği. eskiden bu ülkede hukuk sadece kürtler ve solcular için yoktu. şimdi kimse için yok. akp'liler de bizim için var demesin hiç. kendilerinden daha kıdemli bir akp li ile davalık oldukları zaman onlar için de hukuk yok.

ihsan eliaçık

pencere
hoca haklı gençler;

kadınların mahremi olmadan 90 km'den fazla araç kullanamayacağı görüşü 'dini bir yasak' değil. kur'an'da geçmez. zamanı geçmiş bir fıkıh kaidesi,şüpheli bir hadise dayanır. peki,mesele güvenlikse boyuna tecavüz haberlerinin geldiği kurslarda 9 dakikadan fazla kalmak caiz mi?

alain delon

orze
8 kasım 1935' te sceaux, fransa' da dünyaya gelmiştir.
Fransa'nın oscar' ı olarak bilinen cesar adware kazanmış Fransız sinema oyuncusudur.
Tam adı, Alain Fabien Maurice Marcel Delon'dur. Annesi Édith ve babası Fabien Delon kendisi daha çocuk yaştayken ayrılmış olduğundan zorlu bir çocukluk geçirmiştir.
Ortaokul yıllarında eğitimini yarıda bırakarak bir süre üvey babasının kasap dükkanında çalışmıştır.
20'li yaşlarında oyunculuğa adım atmıştır.
kısa zamanda fiziğiyle ünlenmiştir

27 yaşında Monica Vitti ile birlikte ”Batan Güneş” filminde başrol oynayarak adını dahada duyurmuştur.
1960'lı yıllarda ünü iyice artmıştır.
1973 yılında Dalida ile beraber ”Paroles, paroles” şarkısında düet yapmıştır.
1997'de oyunculuk kariyerini noktaladığını açıklamıştır.
Zaman zaman bazı filmlerde rol almaya devam etmiştir.
1999 yılında isviçre vatandaşı oldu.
zaman zaman T.V. dizilerinde rol alsa da 2008 yılına kadar sessizliğini korudu. 2008 yılında Asteriks Olimpiyat Oyunları'nda adlı filmde jül sezar rolünü oynayarak sinemaya dönmüştür.
Sonraki yıllarda, yalnızken ne yapıyorsumuz sorusuna;
"Çok bir şey yapmıyorum aslında. Hiçbir şey yapmamanın işkence demek olduğu bir dönem vardı ama şimdi öyle değil. Hayvanlarımla yaşıyorum. Tapıyorum onlara." Diyen kişidir
alain delon

at

orze
binmeye çok heves ettiğim güzel varlıktı. Hep düşerek inmiş olmak hakikattı. Sonradan anladım ki ben. At eyersiz olduğundan düşermişim. Kızılderililer düşmez derseniz. Ben kızıl derili değilim ki.at

parti

orze
Haktan, hukuktan, halktan yana olsun.
ayırmasın, ayrılmasın.
kayırmasın, kayrılmasın.
Meskeni gönüller olsun.
Her gönüle açık olsun.
Fanusa sığınmasın, halka açık olsun.
Yapısında, kapısında, katında kilit olmasın.
Kapısına varılan değil, kapımızı çalan olsun.
Bir bardak suyu her isteyene sunan olsun.
Yallıyla yaşlı, gençle genç, çocukla çocuk olsun.
Yaşlıya baston, gence iş, çocuğa okul olsun.
Fakir koymasın, zengin soymasın, zayıf dövmesin.
Çalışana veren, çalışmayana iş bulan olsun.
Parasız almasın, parasız vermesin, ekmeği eşit bölen olsun.
Insanlara güvenen ve güvenilen olsun.
Benim değil, senin değil, hepimizin olsun.
Birimize değil, hepimize umut osun.
Yaptıkları, yapacaklarına örnek olsun.
Hakka, hukuka ve halka hesap veren olsun...
Olursa böylesi olsun.

intihar etmek

pencere
elbette kimsenin aklına son çare olarak bile getirmemesi gereken eylemselliktir. tanımı yaptık, merama geçebiliriz.

aslında en gürültüsüz insan eylemselliğidir. bir bütün çaresizlik içinde çare yaratıp yaşayan insanlara saygım elbette çok büyük. fakat bu maymunlar ve zombilik cehennemi haline gelmiş yaşamda kimseye zarar vermeyip giden insanların arkasından denmedik laf bırakmayan kişiler görünce çok üzülüyorum. sanırım bu da bir linç çeşidi. korkarım ki linç artık her yerde. yaşarken de öldükten sonra da kurtulanamayabiliniyor. fakat bilin ki gidenin çok da sknde olmuyorsunuz artık.

süreç bilin ki bir çok çare ve çaresizlik olasılığı düşünülerek alınmış bir karar süreci oluyor. bu yüzden, bu tür bir eylemsellikle giden güzel insanlara geri zekalı, veya ruh hastası gözüyle bakmayı bırakın artık.

ben böyle bir sürece girecek olsam eylemi mutlaka pazartesi yapardım. cuma mübarek gün, cumaları gezegeni insanların başına iş çıkartarak gitmek istemem. bu arada ben ateistim. fakat cuma gerçekten güzel bir gündür. ertesi gün tatil. namazıdır, mezarıdır, taziyesidir mafhetmek istemem insanların hafta sonunu. hem belki mucizeler vardır ve hafta sonu gerçekleşerek ölmeye gerek kalmaz. kimse güle oynaya ve isteyerek intihar etmez haliyle. çaresizlikten veya utançtan gerçekleştirir bu eylemselliği.

kesinlikle kendimi son ana kadar depresif, kederli bir hale sokmazdım. aksine paramın son kuruşuna kadar harcayarak her şeyin biraz tadını çıkartmaya ve keyif almaya bakardım. zaten çok da param yok. hatta korkunçtur ki eşek gibi çalışmama rağmen genelde hiç param yok.
bol bol film izlerdim ben de. genelde komedi filmeri izleyerek atabildiğim kadar çok kahkaha atmaya çalışırdım. komedi filmi olmasa da durumsallıkla tamamen alakalı olan ''on of'' filmini bir kez daha izlerdim.

mutlaka 8-10 sayıfalık bir mektup yazardım. son kez uzun uzun kafa sikmeyeceksen intihar etmenin zevki nerede? hem o arada çok sevdiğim şarkıları bir kez daha dinleme şansım olurdu.
mutlaka kansız bir son hazırlardım kendime. bir yerlerden atlayarak yahut mermiyle, bıçakla kanlı gitmek istemezdim. insanlara iş çıkmasın daha fazla benim yüzümden.

çalıştığım hastanede her gün mutlaka bir kaç kez morga ex götüren bir temizlik görevlisi görüyorum. görevli arkadaş duruma oldukça yabancı haliyle. onca işi arasında bir de bu angarya çıkıyor başına. maaş asgari ücret, iki göz odada kaç boğaz yolunu gözlüyor allah bilir. bir de seni mi dert edecek.
nasıl verebilecekler beni böyle bir temizlik görevlisine soğuk çöplüğe götürmesi için tek başıma. ne güzel hayallerim ve umutlarım vardı daha benim.

offf ulann off!!!

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

pencere
yine ben. 2 yıldan fazladır şu ortam harici hiç bir yerde dert keder anlatmıyorum. bütün gün konuştuğum tek şey iş arkadaşlarımla iş meseleleri. ona da zaten ancak öğlenden sonra 4'e kadar tahamül edebiliyorum. ara sıra annem, ablam yeğenler falan arıyorlar, iyiyim diyorum.

iki yıldan fazladır sabah 8'de işe başlıyorum öğlenden sonra 16'da bitiyor. eve varmam 16:30 falan. son bir haftadır çok saçma bir adet edindim. eve gelip, yemek falan yapıp yiyip 18 gibi uyuyorum. önceleri 21 gibi falan kalıyordum. tekrar saat bir civarı uyuyup sabah 6.30'da kalkmak sorun olmuyordu. sonra adetimde biraz değişiklik yaptım. yemek yiyip uyumak bünye için zararlı bir durum. kurt gibi aç olsam da işten geldiğimde yemeden uyuyorum. eskiden 21 gibi kalkabilirken artık 23:30'dan önce kalkamıyorum. ondan sonra da uyu uyuyabilirsen. bu gece hiç uyuyamadım mesela. bir kaç saat sonra mesaiye gideceğim ne halt edeceğim bütün gün bilmiyorum.

ölmemek adet olmuş yaşıyorum işte ben de. ulan insan belki sabah işe giderken bir kamyon, otobüs çarpar da ölürüm diye umutlanıp heyecanlanır mı yahu. veya biraz daha şanslıysam beyin kanamasından ölürüm. ohh miss.

nesini söyleyim canım efendim
gayri düzen tutmaz telimiz bizim
arzuhal eylesem yar yar deftere sığmaz
omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

benim bu gidişe aklım ermiyor
fukara halini kimse sormuyor
padişah sikkesi selâm vermiyor
kefensiz kalacak ölümüz bizim