aşk

turca
Homosaphiens ırkının hormonel dengesizlikleri, psikolojik olarak duygusallastırması ile; karşı cinse veya hem cinse karşı beslediği hede.

en sevdiğiniz

gazoz
Kitap : got serisi
Film: lotr ve Hobbit serisi
Şarkı: oliver morgenroth-40 dark waves
Genelde: armin Van buuren- emma hewit- colours
Şarkıcı: adele
Dizi:vikings, got
Spor dalı: futbol

fatma ananın eli

kam
Gerçekte Umay Ana'nın eli olan ancak islamdan sonra müslüman türklerin, kıssalarından etkilenip fatmaya duydukları sevgiyle fatma ananın eli diye dönüştürdükleri besmele niteliğindeki cümle.
Kadınlar bir iş yaparken bu bizim elimiz değil Umay Ana'nın eli derlerdi, bunu hâlâ devam ettiren şamanist halklar var. Müslüman türkler de aynı şekilde bu bizim elimiz değil fatma ananın eli diyerek başladıkları işten memnun olacakları bir sonuç beklerler.

ikinci öğretim

the spook
Hayatım boyunca rastladığım en güzel eğitim sistemidir. Okula akşam 17.00-18.00 gibi gidersin, hocaların çok geç olmasın diye dersleri hızlı ama anlaşılır işler, 22.00-23.00 gibi dersten çıkar sabahlara kadar eğlenirsin, sonra uyur ve 15.00 gibi kalkarsın. Daha iyisini düşünemezdim.

eş anlamlı türkçe kelimeler

iron
abartı (mübalağa), abece (alfabe), abecesel (alfabetik), acı (ıstırap, elem, keder), acı çeken (mustarip), acıdaş (dert ortağı), acıklı (feci, elim, hazin), acıklı olay (facia), acılı (kederli), acımak (merhamet etmek), acımalık (sadaka), acımasız (zalim, gaddar, merhametsiz), acınacak (elim), acınası (perişan), acınmak (hayıflanmak), acı yitimi (analjezi), açacak (kalemtıraş), açgözlü (haris), açığa vurmak (afişe etmek, ifşa etmek), açıkça (alenen), açık oturum (panel), açık saçık (müstehcen), açıktan açığa (alenen), açılış (prömiyer, uvertür), açkı (anahtar), ad (isim), aday (namzet), ad çekimi (kura), adçekmek (kura çekmek), adıl (zamir), adına sunmak (ithaf etmek), adını anmak (zikretmek), ağ (şebeke), ağaç (ahşap), ağı (zehir, toksin), ağıkıran (panzehir, antidot), ağırlama (ikram), ağırlık (külfet), ağız (şive), ağlatı (trajedi), ağlatıcı (trajik), ağrı kesici (analjezik), ağzı bozuk (küfürbaz), ağzı kalabalık (şarlatan), ağzı sıkı (ketum), akaryakıt (petrol), akbasma (katarakt), akım (cereyan), aklanmak (beraat etmek), aksaklık (arıza), akşın (albino), aktarmak (devretmek), aktarım – aktarma- (transfer, nakil), aktöre (ahlak), akyuvar (lökosit), al (kırmızı), alabilirlik (kapasite), alalama (kamuflaj), alan (meydan, saha), alan korkusu (agorafobi), alantopu (tenis), alay (kafile, kortej), alaycı (müstehzi), alaz (alev), albeni (cazibe), alçakgönüllü (mütevazı), alçakgönüllülük (tevazu), alçalma (tenezzül), alçalmak (tenezzül etmek), aldatma (hile, ihanet), aldırışsız, aldırmaz (lakayt), algı (idrak), algıcı (persepsiyonist), algıcılık (persepsiyonizm), algılamak (idrak etmek), alıcı (müşteri), alık (ahmak), alıkoymak (tevkif etmek), alım (eda), alımlılık (cazibe), alım satım (ticaret), alındı (makbuz, ilmühaber), alındılı (taahhütlü), alın karası (şaibe), alıntı (iktibas), alınyazısı (mukadderat, tecelli, kader), alıp verme (teati), alışılmış (mutat), alışım (kurs), alışkı (adet), alışman (kursiyer), alkış (takdir), alışveriş merkezi (shopping centre), almaç (ahize, reseptör), alt ezgi (müz. fon), altulaşım (metro), an (esna), ana baba (ebeveyn), anakara (kıta), anakent (metropol), ana konusal (tematik), anamal (sermaye, kapital), anamalcı (sermayedar, kapitalist), anamalcılık (kapitalizm), anapara (fon, sermaye, kapital), ana soy (ırk), ana soycu (ırkçı), anasoyculuk (ırkçılık), ancak (fakat, sadece, ibaret), andaç (ajanda), andıç (memorandum), anı (hatıra), anık (amade), anılık (hatıra defteri), anımsama (hatırlama), anında (simultane), anıştırma (ima), anıt (abide), anıt gömüt (mozole), anıtsal (abidevi), anlak (ruhb. zeka), anlam (mana, meal), anlama (takdir), anlamak (takdir etmek, idrak etmek), anlambilim (semantik), anlama (tenzih), anlamlı (manalı, manidar), anlamsız (abes, manasız), anlaşılan (galiba), anlaşılır (fasih), anlaşılmaz (muğlak), anlaşım (konsensüs), anlaşma (itilaf, ahenk), anlaşmazlık (ihtilaf), anlaştırma (tasfiye), anlatma (takrir), anlatmak (ifade etmek), anlayan (aşina), anlayış (zihin, zihniyet, izan), anmak (yad etmek), anmalık (yadigar), ansızın (ani), ant (ahit, yemin), ant içmek (ahdetmek, yemin etmek), antlaşma (ahit, pakt, antant), apaçık (ayan beyan), apansız (aniden), ara (mola, mesafe, haftaym), arabalık (garaj), arabozan (münafık), arabozucu (fesat), ara bozukluğu (nifak), aracı (komisyoncu, vasıta, simsar), aracılık akçası (komisyon), aracı manav (kabzımal), araç (vasıta, alet), araçlar (vesait), arada bir (bazı bazı, bazen), aralı (fasılalı), aralıksız (fasılasız), ara seçimi (kısmi seçim), arasında (ila), araştırmak (tetkik etmek), ara vermeksizin (mütemadiyen), ardıl (halef), ardından (akabinde), argın (mecalsiz), arık (zayıf), arıklık (zafiyet), arınmak (temizlenmek), arıtıcı (deterjan), arıtılmış yağ (rafine), arıtımevi (tasfiyehane, rafineri), arıtmak (temizlemek), arı yürekli (saf), ark (kanal), arkasından (gıyabında), armağan (hediye), artağan (bereketli), artağanlık (bereket), artan (baki), artırım (zam tasarruf), artırmak (iktisat etmek, tasarruf etmek), artırmalı satış (mezat), artırma (mezat, müzayede), artıuç (anot), artı yük (fiz. pozitif), artmış (fazla), asal (esas), asalak (parazit), asalakbilim (parazitoloji), asalakbilimci (parazitolog), ası (afiş), asıl (otantik), askı (portmanto), aşağı görmek (hakir görmek), aşağılama (hakaret, tahkir), aşağılamak (tahkir etmek, hakaret etmek), aşağılık (adi, rezil), aşağı yukarı (tahminen, takriben), aşama (safha, mertebe, paye, derece, etap), aşamalı (tedrici), aşama düzeni (hiyerarşi), aşılama, aşılayım (telkin), aşılamak (telkin etmek), aşınma (erozyon), aşırı (fazla, fahiş), aşırı (radikal, ekstrem), aşırı gitmek (haddini aşmak), aşırı istek (ihtiras), aşırılık (ifrat), aşıt (viyadük), aşkın (mütecaviz, fazla; transandan), aşkınlık (transandans), aşnı (arkaik, atik), atacılık (atavizm), ataerkil (patriarkal, pederşahi), atak (cüretkar), ataklık (cüret), atalar (ecdat), atama (tayin), atamak (tayin etmek), atanmak (tayin olmak), atardamar (arter), ateşkes (mütareke), ateşli (hararetli), atılım (hamle, atak), atış yeri (poligon), atkı (kaşkol), atlı (süvari), atmık (sperma), avunç, avunma, avuntu (teselli), avutmak (teselli etmek), ayak direme (inat, ısrar), ayaklanma (isyan, ihtilal), ayaklık (pedal), ayaktopu (futbol), ayaküstü (alaminüt), ayakyolu (tuvalet, hela, apteshane), ayartı, ayartma (iğfal), aybaşı (adet), aydın (entelektüel), aydıncılık (entelektüalizm), aydınlatılmış (münevver), aygıt (cihaz, alet), ayıklama (tasfiye), ayıraç (reaktif), ayırmak (tahsis etmek, tecrit etmek, izole etmek), ayırtaç (alameti farika), ayırt etmek (fark etmek), ayırtı (nüans), ayırtım (rezerve, rezervasyon), ayırtman (mümeyyiz), aykırı (hilaf, muhalif), aykırılık (ihtilaf, muhalefet), aykırı kanı (paradoks), ayla (hale), aylak (avare), aylık (maaş), aymaz (gafil), aymazlık (gaflet), ayraç (parantez), ayral, ayrıksı (istisnai), ayrallık, ayrıksılık (istisna), ayralsız, ayrıksız (istisnasız), ayrıca (antrparantez), ayrıcalık (imtiyaz), ayrıcalıklı (müstesna, imtiyazlı), ayrılma (terk), ayrılmak (terk etmek), ayrım (fark), ayrımlamak, ayrımsamak (fark etmek), ayrımlanmak, ayrımsanmak (fark edilmek), ayrıntı (detay), az bulunur (nadir).

B.

babasız (yetim), bağıl (nispi), bağıllık (izafiyet), bağımlı (tabi, angaje), bağımsızlık (istiklal), bağışık (muaf), bağışıklık (muafiyet), bağışlama (af), bağışlamak (affetmek, hibe etmek), bağışlatıcı neden (mazeret), bağışlayın (pardon), bağıt (akit), bağlanmak (angaje olmak), bağlantı (irtibat, angajman), bağlantılı (koordine), bağlaşık (müttefik), bağlaşıklık, bağlaşma (ittifak), bağlı (mensup, tabi), bağlılık (sadakat), bağnaz (mutaassıp, fanatik), bağnazlık (taassup, fanatizm), bahtı açık (şanslı), bakaç (vizör), bakanlar kurulu (kabine), bakı (hek. muayene, fal), bakım (ihtimam, revizyon), bakımevi (klinik, dispanser), bakım odası (revir), bakışım (simetri), bakışımlı (simetrik), bakışımsız (asimetrik) balözü (nektar), baltalamak (sabote etmek), barınak (ikametgah, pansiyon), basamak (mertebe, kademe, derece), basılı (matbu, matbua), basım (edisyon), basımcılık (matbaacılık, tipografya), basımevi (matbaa), basınç (tazyik), basınçölçer (barometre), baskılı (otoriter), basmak (istila etmek, tabetmek), baskı yönetimi (istibdat), başarı belgesi (takdirname), başarılı olmak (muvaffak olmak), başat (dominant, hakim), baş eğmek (teslim olmak), başeski (duayen), baş hanımefendi (first lady), başkaldırma (isyan), başlantı (uvertür), başlıklı (antetli), başsızlık (anarşi), baştanımaz (anarşist), başvurmak (müracaat etmek), başyapıt (şaheser), batkı (iflas), bayağılık (adilik), baz (temel-taban), beceri (hüner), beceriksiz (aciz), beğeni (zevk), beğenme (takdir), beğenmek (takdir etmek), bekinme (ısrar), beklenmedik (ani), bekletim (blokaj), bekletime almak (bloke etmek), belge (evrak, vesika, (doküman), belgelik (arşiv), belgesel (dokümanter), belgit (senet), belirgi (sendrom), belirgin (bariz, net), belirlemek (tayin etmek), belirti (araz, işaret, emare, semptom, endikasyon), belirtke (amblem), bellek (akıl, hafıza), bellek yitimi (amnezi), bellemek (ezberlemek), bellik (nişan, marka), bel suyu (sperma), bencil (egoist), benek (puan, spot), benekli (puanlı), bengi (ebedi), benimsemek (kabullenmek), benlik (gurur), benzersiz (harikulade), benzeşik (homojen), benzet (taklit), benzetlemek (taklit etmek), berkitmek (takviye etmek), besbelli (aşikar, ayan beyan), besibilim (diyetetik), besi bilimci (diyetisyen), besidüzen (diyet), besin (gıda), betim (tasvir), betimlemek (tasvir etmek), beyanname (deklarasyon), bezem (dekor), bezemci (dekoratör), bezemleme (dekorasyon), bezemsel (dekoratif), bırakma (terk), bırakmak (terk etmek), biçem (üslup, stil), biçemlemek (stilize etmek), biçim (şekil, model, tarz, form), biçimbilim (morfoloji), biçimsizleşme (deformasyon), biçimsizleşmek (deforme olmak), bildiğini söylemek (ifade vermek), bildiren (ihbarcı), bildirge (beyanname), bildirim (tebligat, ihbarname), bildirimde bulunmak (beyan etmek), bildirişme (muhabere, haberleşme), bildirmen (muhabir), bile (hatta, hala), bilen (aşina), bilgi (enformasyon), bilinç (şuur), bilinen (malum), bilinmeyen (meçhul), bilmece (muamma), bilmeyerek (kazara), bilmezlik (cehalet), bindirim (zam), bireşim (sentez), birey (fert), bireysel (ferdi), biriktiri (tasarruf, koleksiyon), biriktirmen (tasarruf eden, koleksiyoncu), birim (ünite), birlikte (beraber), bitirme belgesi (sertifika), bitirmek (mezun olmak), boğazlak (guatr), boğaz yangısı (anjin), boruyolu (payplayn, pipe line), boşalmak (akü. deşarj olmak), boşaltıcı (vidanjör), boşaltma (tahliye), boşaltmak (tahliye etmek), boşlama (ihmal) boyunbağı (kravat), boyuncak (kolye), boz (gri), bozkır (step), bozma (ihlal, iptal), bozmak (feshetmek, iptal etmek, mahvetmek), bozulmamış (bakir), bozulmuş (dejenere, deforme), böbreküstü (adrenal), böcek (haşere), bölmek (taksim etmek), bölü (taksim), bölümce (paragraf), bölümü (kısmı), bölünç, bölüt (taksit), budun (kavim), bulaşım (enfeksiyon), bulaşmak (sirayet etmek), bulgu (keşif, hek. araz), bulma (icat), bulmak (keşfetmek, icat etmek), bulunak (adres), bulunan (mevcut), buluş (keşif), buluşum (randevu), bunalım (buhran, kriz), burgaç (girdap), buyruk (emir), buyrum (irade), buyrumlu (iradeli), buyurgan (despot, diktatör), buyurganlık (diktatörlük, despotizm), buyurucu (amir), buzçözer (defroster), buzdağı (aysberg), büğet (baraj), bürümek (istila etmek), bütüncül (totaliter), bütüncül ekonomi (makro ekonomi), bütünleme (ikmal), bütünüyle (tamamıyle), büyük (mega), büyüklenen (kibirli).

C.

canayakın (sempatik), cankurtaran (ambulans), caymak (vazgeçmek), cefakeş (cefakâr), ceza vuruşu (penaltı), coşku, coşuntu (heyecan), coşkulu (heyecanlı), coşkun (hararetli).

Ç.

çaba (gayret, efor), çabucak (derhal, hemen, alelacele), çabuk (tez), çağal, çağdaş (modern, asri), çağırmak (davet etmek), çağlayan, cavlan (şelale), çağrı (davet), çağrılı (davetli), çağrılık (davetiye, celp), çağ üstü (ultra modern), çalgı (saz, enstrüman), çalım (fiyaka), çalışım (kampanya, antrenman), çalışkan (faal), çalışma, çalışkanlık (faaliyet), çalışman (eleman), çalıştırıcı (antrenör), çalıştırma (istihdam), çalıştırmak (istihdam etmek), çapraşık (muğlak, girift), çapraz (kruvaze), çarçabuk (alelacele), çarpınç (sansasyon), çarpınçlı (sansasyonel), çarpma (isabet), çarpmak (isabet etmek), çatalağız (coğr. delta), çatışma (arbede, taarruz), çatkı (şasi), çekememek (haset etmek), çekememezlik (haset), çekicilik (cazibe), çekidüzen (intizam), çekilme (istifa), çekilmek (istifa etmek), çekince (tehlike, risk, riziko), çekinceli (tehlikeli, riskli, rizikolu), çekinmesiz (pervasız), çelebi (centilmen), çelimsiz (zayıf), çelişki (tenakuz, tezat), çeper (cidar), çeşit (nevi), çeşit çeşit (envai çeşit), çeşitleme (varyasyon), çeşitli (muhtelif), çetin (zor), çevirgeç (şalter, turnike), çeviri (tercüme, translation), çevirmen (tercüman, translator), çevre (etraf, dünya, banliyö), çevrebilim (ekoloji), çevrebilimci (ekolojist), çevrebilimsel (ekolojik), çevren (ufuk), çevriyazı (transkripsiyon), çığlık (feryat), çıkar (menfaat, avanta), çıkar sağlamak (istismar etmek), çıkış (sorti), çıkış yeri (starting box, başlama yeri), çıktı (output), çırpıcı (mikser), çiçeklik (vazo), çifteker (bisiklet), çiğ (ham), çivileme (smaç), çizelge (cetvel, tablo), çilem (şema), çizenek, çizge (grafik), çizer (karikatürcü, karikatürist), çizim (şema), çizit (dizayn), çizitçi (dizaynır), çocukbilim (pedoloji), çocukbilimci (pedolog), çocuk yuvası (kreş), çoğu (ekseri), çoğunluk (ekseriyet), çoğunlukla (ekseriya), çok acıklı (feci, fecaat), çokça (külliyetli), çokeşlilik, çokevlilik (poligami), çok gerekli (farz), çok güzel (enfes, şahane, harika), çok iyi (ala), çok kötü (berbat, lanet, felaket), çoksatar (best seller), çoksesli (polifonik), çokseslilik (polifoni), çokuluslu (mültinasyonal), çok üzülmek (kahrolmak), çöküntü (depresyon), çözelti (solüsyon), çözgü (mat. problem), çözmek (halletmek), çözümleme (tahlil, analiz), çözümleyici, çözümsel (analitik), çözüm yolu (hal çaresi, formül, hal şekli), çukur, çukurluk (kasis), çürükçe (kangren), çürükçeleşmek (kangren olmak), çürütme çukuru (fosseptik).

D.

dağarcık (repertuar), dağınık (perişan, pejmürde), dağıtımcı (distribütör), daha (henüz), daha iyi (evla), daha kötü (beter), dal (şube, branş), dalgakıran (mendirek), dalgalanma (sansasyon), dalgalı (ondüle), dalgı (gaflet), dalınç (meditasyon), damıtıcı (imbik), damıtma (distilasyon), danışıklı dövüş (şike), danışım (konsültasyon), danışma (müracaat, istişare, müzakere, enformasyon), danışma kurulu (şura, istişare heyeti), danışman (müşavir), Danıştay (Şurayıdevlet), -dan oluşan (ibaret), daraltma (tahdit), dar geçit (badire), darmadağın (perişan, tarumar), davranış (hareket, muamele, hareket tarzı, eda), davranış töresi (adabımuaşeret), dayanak (mesnet), dayanaksız (söz. asılsız, batıl), dayanarak, dayanılarak (istinaden, atfen, binaen), dayanca (tahammül), dayanç (sabır), dayançlı (sabırlı), dayançsız (sabırsız), dayanmak (mukavemet etmek, tahammül etmek, sabretmek), dayatmak (empoze etmek, ısrar etmek), değer (paha, kıymet, layık, kadir), değerbilir (kadirşinas), değerdüşürümü (devalüasyon), değeri düşmek (para. devalüe olmak), değerli (kıymetli), değer yükseltimi (para. revalüasyon), değin (ila, kadar), değinmek (temas etmek), değişinim (mutasyon), değiştirgen (parametre), değme (temas, kontak), değmek (temas etmek, isabet etmek), dekore etmek (süslemek), demeç (beyanat), demirkapan (mıknatıs), -den başka (hariç), -den başlayarak, -den beri, -den sonra (itibaren), -den dolayı (binaen), deneme (tecrübe, prova), denetçi (müfettiş, kontrolör, murakıp), denetim (teftiş, kontrol, murakabe), denetleyici (murakıp), denetmen (müfettiş), deney, deneyim (tecrübe), deneysel (eksperimantal), deneyüstü (transandantal), denge (balans, muvazene), dengelem (bilanço), denildiğine göre (güya), denizbilim (oşinogafi), denli (kadar), deprem (zelzele), depremyazar (sismograf, depreşmek (nüksetmek), dergi (mecmua, magazin), derişik (konsantre), dernekevi (lokal), derslik (sınıf), destek (standby), destekçi (sponsor), devinim, devinme, deviniş (hareket), devingen (dinamik, hareketli), devrim (inkılap), devredilmek (devrolmak), deyim (tabir, ekspresyon), deyiş (ibare, ifade), dış (hariç, harici), dışalım (ithal, import), dışalımcı (ithalatçı), dışardan getirmek (ithal etmek), dışsatım (ihraç, eksport), dışsatıma (ihracatçı), dışarı satmak (ihraç etmek), dışbükey, (konveks), diş hekimi (dentist), dişil, dıştan (harici), dikici (terzi), dil (lisan), dilbilgisi (gramer), dilbilim (lengüistik), dilbilimci (lengüist), dile düşürmek (teşhir etmek), dileği gerçekleşmek (muradına ermek), dilek (temenni, arzu, rica), dilekçe (arzuhal, istida), dilemek (arzu etmek, temenni etmek, rica etmek), dilmaç (tercüman), dinç (zinde), dindirici (hafifletici), dindirmek (teskin etmek), dinerki (teokrasi), dinerkil (teokratik), dingil (aks, mil, şaft), dingin (hareketsiz, sakin), dinlence (tatil), dinlenme yeri (kamp), dinleti (konser), dinsel (dini), din yayar (misyoner), dinsel tören (ayin), dipyüzey (fon), direnmek (mukavemet etmek, inat etmek), dirim (hayat), dirimbilim (biyoloji), dirimsel (hayati, biyolojik), dize (mısra), dizelge (liste), dizem (tempo, ritm), dizemli (ritmik), dizge (sistem), dizgesel (sistematik), dizin (fihrist, indeks), dizmek (tertip etmek, istif etmek), doğa (tabiat, natür), doğal (tabii, natürel), doğadışı (gayri tabii), doğal kıran, doğal yıkım (tabii afet), doğaötesi (metafizik), doğaüstü güç (maneviyat), doğruca (direkt), doğrulamak (tasdik etmek, teyit etmek), doğrulama belgesi (tasdikname), doğrultma (tashih), doğrultu (istikamet), dokuma, dokumacılık (tekstil), dokundurmak (ima etmek), dokunmak (temas etmek, tesir etmek), dolangaç (labirent), dolaşı (turne, tur), dolay (civar), dolayısıyla (münasebetiyle), dolaylı (endirekt), dolaylık (varoş, banliyö), doldurmak (şarj etmek), don (külot), donatı (teçhizat, armatür, ekipman), donatmak (teçhiz etmek), donduraç (dipfriz), donmaönler (antifriz), donuk (mat), doruk (zirve), doymazlık (ihtiras, hırs), doyum, doyurma (tatmin), doyurucu (tatminkar), doyumsamak (tatmin olmak), duyumsatmak (tatmin etmek), döker (damper), döküm (envanter), dölüt (cenin), dölyatağı (rahim), döndürüm (ciro), dönem (devre), dönemsel (periyodik, devri), dönemeç (viraj), dönence (burç), dönerbasar (rotatif), dönergeçit (turnike), döngü (rotasyon), dönü (tur), dönüşme (inkılap, tahavvül), dönüştürmek (tahvil etmek), dönüştürücü (transformatör), dönüşül (kritik), dördül (mat. kare), dörtlü (kuartet), döşem (tesisat), döşeme (mefruşat), dudak boyası (ruj), dumağı (nezle), durağan (sabit), duraksamak (tereddüt etmek), durduraç (fren), durdurmak (frenlemek), durgu (sekte), durguluk (park), durgun (sakin, hareketsiz), durmak (stop etmek), duru (berrak), durucu (payidar), duruk (statik), durulma (istikrar), durum belgesi (ilmühaber), duruş (poz), duyarca (alerji), duyarcalı (alerjik), duyarga (anten), duyarlı (hassas), duyarlık (hassasiyet), duygu (his), duygudaş (sempatizan), duygudaşlık (empati), duygulu (hassas, hisli), duyuk (haber), duyumsamak (hissetmek), duyunç (vicdan), duyuru (anons, ilan), duyurmak (duyuru yapmak), düş (rüya, hayal), düşçü, düşsever (hayalperest), düş görüntü (hayalet), düş kırıklığı (sukutu hayal), düş kurmak (hayal kurmak), düşkü (hobi), düşkün (müptela, bir şeye meraklı), düşkünler yurdu (darülaceze), düşlem (fantezi), düşlemsel (fantastik), düşülke (ütopi, ütopya), düşülkesel (ütopik), düşündeş (hemfikir), düşüncü (ideolog), düşüngü (ideoloji), düşüngüsel (ideolojik), düşürüm (damping, darbe), düşyıkımı (hüsran), düzbaskı (tipo, lipografı), düzeltici, düzeltmen (tashihçi), düzeltim (reform), düzeltimci (reformist), düzence (disiplin), düzengeç (regülatör), düzenlemek (organize etmek), düzenleyici (regülatör, organizatör), düzenteker (volan), düzey (seviye), düzgeçiş (transit), düzlük (platform), düzmece (sahte, kalp), düzyazı (nesir),

E.

eder (fiyat, paha), ederlik, eder çizelgesi (tarife), edilgen (pasif), edim (fiil), edimsel (fiili), efsane (mit), egemenlik (hakimiyet), eğer (şayet), eğilim göstermek (meyletmek, temayül etmek), eğim (meyil), eğitbilim (pedagoji), eğitbilimci (pedagog), eğitici (pedagojik), eğitim (terbiye, pedagoji, maarif), eğleni (mizah, humor), eğmeç (kavis), ek (ilave), ekimlik (plantasyon), ekin, ekinç (kültür), eklem (mafsal), eklenti (aksesuar), eklemek (ilave etmek), ek olarak (ilave olarak), eksen (aks), eksi (negatif), eksik (noksan), eksiksiz (mükemmel, tam, komple), ele geçirmek (işgal etmek), eleştiri (tenkit, kritik), eleştirmek (tenkit etmek), eleveren (muhbir), ele vermek (ihbar etmek), elinde olmayarak (gayri ihtiyari), el koymak (haciz koymak, müdahale etmek), eltopu (hentbol), elverişli (müsait), elverişsiz (namüsait), em (ilaç, deva, derman), embilim (farmakoloji), embilimci (farmakolog), emmeç (aspiratör), en az, en düşük (asgari, minimum), en büyük, en güçlü, en iyi, en üstün (süper), en çok beğenmek (en çok tercih etmek), en çok, en yüksek (azami, maksimum), engebe (bariyer), engelleyim (ambargo), engellemek (mani olmak), en kıdemli, en yaşlı (duayen), erdem (fazilet), erden (bakire), erdenlik (bekaret), erek (maksat, gaye), erekbilim (teleoloji), ergenlik (buluğ), ergi (nimet), ergin (reşit), erim (vade), erinç (huzur), eringen (tembel), erk (iktidar, kudret), ertelemek (tehir etmek), esen (salim), esenleme (selamlama), esenleştirme (rehabilitasyon), esin (ilham), esinlenmek (ilham almak), eski çağ (antik çağ), eskil (sabık, ezeli, arkaik), esrik (mest, sermest, sarhoş), esrimek (sarhoş olmak), eşanlamlı (sinonim), eşcinsel (homoseksüel), eşdeğerli (muadil), eşey (cins), eşgüdüm (koordinasyon), eşgüdümcü (koordinatör), eşgüdümlemek (koordine etmek), eşlek (ekvator), eşlik (refakat), eşzaman (senkron), etken (faktör), etki (tesir), etkilemek (etki yapmak), etkin (faal, aktif), etkinlik (faaliyet), etkisizleştirme (nötralizasyon), ev (hane, lokal), evetleme (itiraf), evlilik dışı (gayri meşru), evren (alem, kainat, kozmos), eytişim (diyalektik), ezgin (perişan), ezinç (azap, zulüm).

F.

fedakarlıkta bulunmak (fedakarlık yapmak), fiyat (fiat), fizik olarak (fiziken),

G.

gebe (hamile), gece gösterisi (suare), gecelik faiz (overnight), gecikmeden (hemen), gecikme (tehir, rötar), geçek (hat), geçenek (koridor), geçer (makbul), geçimlik (nafaka), geçişlik, geçiş belgesi (pasaport), geçit (pasaj), geçit töreni (resmi geçit), gelenek (ört, anane), gelirli (rantabl), gemi işletimi (kabotaj), gene (tekrar), geniş görüşlülük –bakış açısı- (vizyon), gereç (malzeme, materyal), gereksinim, gerekseme, gereksinme (ihtiyaç), gereksinmek, gereksemek (ihtiyaç duymak, muhtaç olmak), gerginlik (tansiyon), gerici (mürteci), gericilik (irtica), geri verme (iade), geri vermek (iade etmek), gezgin (mobil), gezi (seyahat), gezim (turizm), gezimsel (turistik), gir-çık belgesi (triptik), girdi (input), giriş (trend), girişim (teşebbüs), girişimci (müteşebbis), girişim gücü (inisiyatif), giyim, giysi (kıyafet), giysilik, giysi dolabı (gardırop), giysi gösterisi (defile), giz (sır, esrar), gizem (esrar), giz döküm (itiraf), giz düzen (komplo), gizilgüç (potansiyel), gizmen (ajan), giz toplama (istihbarat), giz tutar (ketum), giz yazı (şifre), gökbilim (astronomi), gökbilimci (astronom), gölgelik (tente), gömmek (defnetmek), gömü (define), gömüt (mezar, kabir), gömütlük (mezarlık), gönderi (irsaliye), gönderim (havale), gönderme (sevk, sevkiyat), göndermek (sevk etmek), gönenç (refah), gönül gücü (moral), göre (nazaran), görenek (adet), görev (vazife), görkem (ihtişam), görkemli (muhteşem), görüm (vizite), görünen (zahiri), görünge (perspektif), görüngü (fenomen), görüntü (imaj, illüzyon), görüşme (mülakat, müzakere, ziyaret), görüşüm (röportaj), gövde (cüsse, beden), gövdebilim (anatomi), gözbağcı (illüzyonist), gözdağı (tehdit), gözden geçirme (revizyon), göze (hücre), gözlegörü (otopsi), göz yummak (müsamaha etmek), güç (kuvvet), güdüleme, güdülenme (motivasyon), güdümbilim (sibernetik), güdümce (taktik), güdümlü (angaje), gülmece (mizah, humor), gülünç (komik), gülünçleme (parodi), gülüt (gag), gün bilgisi (takvim), güncellik, güncel olaylar (aktüalite), gündelik (yevmiye), günden güne (gün be gün), güney yerucu (güney kutbu), günoğlu (oportünist), gürel, güreli (enerjik), güven (itimat), güvenceci (garantör), güvenç, güvenirlik (itimat), güvey (damat), güzelduyu (estetik).

H.

Harcamak (sarf etmek), hastalık tablosu (sendrom), havalandırma (Air conditionner), Havayolları (Airlines), hız (sürat), hızlı (seri), hızyolu (otoyol, otoban), hizmet (servis), hortlak (hayalet), hoşgörü (tolerans, müsamaha), hoşgörülü (müsamahakar), hücum oyuncusu (forvet)

I.

ılgım (serap), ılımlı (mutedil), ılımlılık (itidal), ırakgörür (teleskop, dürbün), ırmak (nehir), ısıdam (hamam), ısıdenetir (termostat), ısıl (termik), ısın (kalori), ışınölçer (kalorimetre), ısıtaç (kalorifer), ısıtıcı, ısıtmaç (şofben), ısıyayar (radyatör, konvektör), ısmarlama (sipariş), ıssız (tenha), ışıkgözü, ışıkyuvarı (fotosel), ışıkölçer (fotometre, pozometre), ışıldak (projektör), ışın (şua), ışınetki, ışınetkinlik (radyoaktivite), ışınetkin (radyoaktif), ışınım (radyasyon), ışınölçer (radyometre), ısıtaç (lamba).

İ.

iç açıcı (ferah), içbükey (konkav), içe doğma (ilham), içekapanış (hek. Otizm), içgeçit (tünel), içgücü (moral), içini dökme (deşarj), içitim (enjeksiyon, zerk), içitmek (enjekte etmek, zerk etmek), içkievi (meyhane), içki içmek (alkol almak), içlenmek (kahretmek), içrek (batini, mahrem), içsalgıbilim (endokrinoloji), iç sayrılıkları (dahiliye), iç sıkıcı (kasvetli), içsürdürücü (müshil), içten yanmalı (dizel), içyüz (mahiyet), iğne (enjektör), iki katlı (dubleks), ikincil (tali), ikircik (tereddüt), ikirciklenmek (tereddüt etmek), ikiyüzlü (riyakar), ikna olmak (kani olmak), ildeş (hemşeri), ilenç (beddua, lanet), ilenmek (beddua etmek, lanetlemek), ileterek (naklen), iletim (nakil), ileti (mesaj), iletişim (komünikasyon), iletmek (nakletmek), ilgeç (dilb. edat), ilgili (ait), ilinti (aidiyet), ilişkin (ait, dair), ilke (prensip), ilk oyun (prömiyer), ilk önce (evvela), ilk örnek (prototip), imge (imaj), imgelem (imajinasyon), imgeleme (tahayyül), imrenmek (gıpta etmek), imyazar (stenograf), inak (dogma), inaksal (dogmatik), inan (iman), inançlı (mümin), inandırma (ikna), inandırmak (ikna etmek), incelemek (tetkik etmek, etüt etmek), inceltici (tiner), inceyağ (rafine), incitmek (rencide etmek), indirgeç (redüktör), indirim (iskonto), inerçıkar (asansör), ingin (nezle), iniş yeri (uçaklar için pist), inme (felç), insanbilim (antropoloji), insanbilimci (antropolog), insancı, insancıl (hümanist), insancılık, insancıllık (hümanizm), ipucu (emare, delil), irin (cerahat), irinşiş (apse), ise (şayet), isim hakkı (franchising), İslam gizemciliği (tasavvuf), isteğe bağlı (ihtiyari), isteyince (keyfi), istek (arzu, heves, zevk), istem (talep, irade), istemeyerek (kazara), istenç (irade), istençdışı (gayri iradi), isteyen (talip), işbırakımı (grev), işbırakımcı (grevci), iş bıraktırımı, iş kapatımı (lokavt), işbilim (ergonomi), işbirlikçi (komprador), işe yaramaz, iş göremez (atıl), işkil (şüphe), işkillenmek (şüphelenmek), işletmen (operatör), işlev (fonksiyon), işlevsel (fonksiyonel), işlem (muamele, operasyon), işlemce (hek. ameliyat, operasyon), işleyim (endüstri, sanayi), işleyimsel (endüstriyel, sınai), işveren (patron), iş yapımı (icraat), işyeri (imalathane, ofis), ivecen (aceleci, acul), ivedi (acele, acil), ivmek (acele etmek), iye (sahip, mülk), iyelik (mülkiyet), iyi iş belgesi (bonservis), iyileşme (şifa), iyileşmek (şifa bulmak), iyileştirme (tedavi), iyilik bilmez (nankör), iyiliksever (bonkör), iyimser (optimist), iz (emare, alamet), izlem, izlek (tema), izleksel (tematik), izdeş (mürit), izdüşüm (projeksiyon), izlem (takip), izlemci (takipçi, dedektif), izlemek (takip etmek), izlence (program), izlenimcilik (empresyonizm).

K.

kaba (nezaketsiz), kabarık (bombeli), kabartma (rölyef), kaçak (firari), kaçınık (münzevi), kaçış, kaçma (firar), kaçmak (firar etmek), kadınsı (efemine), kaldıraç (manivela), kaldırıcı (kriko), kaldırmaç (forklift), kalık (tapon), kalımlı (baki, payidar), kalıntı (bakaya), kalıplaşmış (klişe), kalıt (miras), kalıtçı (varis), kalıtını (irsiyet, veraset), kalıtımsal (irsi), kalkışmak (teşebbüs etmek), kanaktarım (hek. transfüzyon), kan basıncı (tansiyon), kanı (kanaat), kanık (kanaatkar), kanırmaç (levye), kanıt (ispat, delil), kanıtlamak (ispat etmek), kansız (anemik), kansızlık (anemi), kap (mahfaza, konteynır), kapaç (supap), kapayıcı (fermuar), kapsam (muhteva), karabasan (kabus), kara damgalı (şaibeli), kara kaygı (melankoli), karaltı (siluet), karamsar (pesimist, bedbin), kararsızlık (tereddüt), karayazılı (bahtsız), kara yıkım (felaket), kargaşa (anarşi, kaos), karışık (girift, komplike), karmaşık (kompleks), karşı çıkmak (itiraz etmek), karşı görüşlü (aleyhtar), karşılaşma (müsabaka), karşılaştırma (kıyas, mukayese), karşılıksız (bedava), karşın (rağmen), karşı oy (aleyhte oy), karşısav (antitez), Karşıt (Aksi), kas (adale), kasınç (kramp), kat kat (kat be kat), katar (konvoy), katışık (gayri safı), katlanmak (tahammül etmek, sabretmek), katmak (ilhak etmek), katman (tabaka), katmanbulut (stratus), katyuvarı (stratosfer), kavurmak (sote etmek), kayakkabı (paten), kaygı (endişe, gam, efkar), kayırıcı (torpil), kayırma (himaye, iltimas), kaynana (kayınvalide), kaynata (kayınpeder), kazaratar, kazmaç (ekskavatör), kazı (hafriyat), kazıbilim (arkeoloji), kazıbilimci (arkeolog), kelepir (okazyon), kendini verme (konsantrasyon), kent (şehir, belde), kentsoylu (burjuva), kerte (derece), kesik (kupür), kesim (sektör), kesintili (net, safi), kesintisiz (brüt), kestirmek (tahmin etmek), kuşpalazı (difteri) keşik (nöbet), kez (defa, kere, sefer), kılavuz (rehber, mürşit), kılgı, kılgılı, kılgısal (pratik), kılıç oyunu (eskrim), kılık (kisve, eşkal), kıran (afet), kır gezisi (piknik), kırıcı (haşin), kırık (yerb. fay), kırım (katliam), kır koşusu (kros), kırpmak (sansür etmek), kıskaç (pense), kıskançlık (haset), kışkırtma (tahrik, provokasyon), kışkırtmak (tahrik etmek, provoke etmek), kışkırtman (ajan provokatör), kıvanç (iftihar, memnuniyet), kıvanmak, kıvanç duymak (iftihar etmek), kıvırcık (ondüle), kıvırtmaç (bigudi), kıvrım (bukle, pili), kıya (cinayet), kıygın (mağdur), kıyı (sahil), kimi (bazı), kimi kez (bazen, bazı bazı), kimlik (hüviyet), kimse (şahıs, şahsiyet), kişi (şahıs), kişiye özgü (kişiye özel), kişilik (şahsiyet), kişisel (şahsi, ferdi), kitaplık (kütüphane), kol (şube, devriye, branş), komut (emir, kumanda), komutan (kumandan), konu (mevzu), konuk (misafir), konukçu (hostes), konukevi (misafirhane), konuksever (misafirperver), konum –durum- (pozisyon), konuşucu (spiker), konut (ikametgah, lojman), korkulu (vahim, kritik), korkuntu (fobi), koruncak (depo), koşu alam (hipodrum), koşuk (şiir, nazım), koşul (şart), koşut (paralel), kovalama (takip), koyak (vadi), kök (menşe, asıl), köken (orijin), kökenbilim (etimoloji), kökleşik (klasik), köktencilik (radikalizm), körbağırsak yangısı (apandisit), körelim (atrofi), kösnü (şehvet), kösnüllük (erotizm), köşe atışı (korner), kötücül (habis), kötümser (pesimist), kundaklama (sabotaj), kundaklamak (sabote etmek), kural (kaide), kuraldışı (istisnai), kurul (asamble), kuram (teori), kuramcı (teorisyen), kuramsal (teorik), kurgu (konstrüksiyon, montaj, fel. spekülasyon), kurgucu (montajcı), kurma (prefabrike), kuru köprü (viyadük), kurultay (kongre), kuruluş (müessese), kuruntu (vehim), kurusıkı (blöf), kurusıkı atmak (blöf yapmak), kuşku (şüphe, endişe), kuşkulanmak (şüphe etmek), kutlama (tebrik), kutlamak (tebrik etmek), kutlu (mübarek), kutsal (mukaddes, mübarek), kutsal inanç (iman), kutsal kavramlar (mukaddesat), kutsal verim (nimet), kutsamak (takdis etmek), kuttören (ayin), kuzey yerucu (kuzey kutbu), külrengi (gri), küme (grup, lig), kütük (sicil).

L.

Lokanta (restoran - restaurant)

M.

Mal (meta), mal bildirimi (deklarasyon), masatopu (pingpong), mayalanma (fermantasyon), mercek (objektif), merkez (centre), mezeci (şarküteri), milletvekili (parlamenter), morötesi (ültraviyole), muştu (müjde), muştulamak (müjdelemek), mutlu (mesut), mutluluk (saadet), mutsuz (bedbaht).

N.

neden (sebep), nedence (vesile), nedensellik (fels. illiyet), nedensi (bahane), neredeyse (adeta), nesne (şey, eşya, obje), nesnel (objektif), nitel (keyfi), nitelendirmek (vasıflandırmak), nitelenmek (vasıflanmak), nitelik (kalite, vasıf, mahiyet, meziyet), nitelikli (vasıflı, kaliteli, kalifiye), niteliksiz (vasıfsız, niteliksiz).

O.

ocak (şömine), odacı (hademe), odacık (hücre, kabine), odak (mihrak), olabilir, olanaklı (kabil, mümkün), olağandışı (anormal), olanak (imkan), olası (muhtemel), olasılık (ihtimal), olay (vaka, hadise, vukuat, fenomen), olay anlatım (ifade), oldubitti, olupbitti (emrivaki), olduğu gibi (aynen), oldukça (nispeten), oldukça çok (hayli), olgu (vaka), olmaz (veto), olmazlamak (veto etmek), olur (okey), olumlu (pozitif, müspet), olumsuz (negatif, menfi), oluşturmak (teşkil etmek), oluşum (teşekkül, formasyon), onamak (kabul etmek, tasdik etmek), onarıcı (tamirci), onarım (tamir, tamirat, restorasyon), onarım işliği (tamirhane), onaylamak (tasdik etmek), ongun (arma, totem), onulmak (şifa bulmak), onulmaz (çaresiz), onur (haysiyet, şeref), onurlandırmak (teşrif etmek), onurlu (haysiyetli, şerefli), onursal (fahri), oran (nispet), oranla (tahminen), organ (uzuv), or*spu (fahişe), orta akıncı (sp. santrafor), ortak (müşterek), ortakyönetim (koalisyon), orun (mevki, makam), otlak (mera), oturum (celse, seans), ovma, ovuşturma (masaj, friksiyon), ovucu (masör), oybirliği (ittifak), oydaş (hemfikir), oylum (hacim), oynak ölçü (eşel mobil), oynama payı (tolerans), oynatım (si. seans, vizyon), oysa (halbuki), oyulgan (ülser), oyun (piyes, temsil, entrika), oyun evi (tiyatro), ozan (şair).

Ö.

öbek (grup), Öbür (diğer), öç (intikam), öç almak (intikam almak), ödemek (tazmin etmek, tediye etmek), ödence (tazminat), ödene (çek), Ödenek (tahsisat, tazminat), ödenti (aidat), ödeş (takas), ödev (vecibe, vazife), ödevli (muvazzaf), ödül (mükafat), ödün (taviz), ödünleme (telafi, taviz), ödünlemek (telafi etmek), ödün vermek (taviz vermek), öfke (hırs, hışım, hiddet), öfkeli (hiddetli, asabi), öğe (unsur, eleman, madde), öğrence (ders, kur), öğrenci (talebe), öğrenek (ibret), öğrenim (tahsil), öğrenimlik (burs), öğreti (doktrin), öğretim (tedrisat, talim), öğretim evi (dershane), öğretmelik (tedrisat), öğüt (nasihat), öke (dahi, deha), ölçü (norm, nispet, miktar), ölçü dışı (fahiş), ölçün, ölçünlü (standart), ölçünlemek (standardize etmek), ölçüt (kriter, kıstas), öldüren, öldürücü (katil), öldürmen (cellat, cani), öldürülen (maktul), öldürüm (katil, cinayet), öldürüm girişimi (suikast), ölmek (vefat etmek), ölü doğa (natürmort), ölü gövde, ölük (kadavra), ölüm (vefat), ölümlü (fani), ölümsüz (baki, ebedi), önad (sıfat), önbili (kehanet), önbilici (kahin), önce (iptida, evvela), önceden (peşin), Önceki (sabık), öncel (selef), öncesiz (ezeli), önem (ehemmiyet), öncü (avangard), ön çalışma (etüt), öndelik (peşinat, avans), önder (lider, şef), önel (mühlet), önerge (takrir), öneri (teklif), önermek (teklif etmek), önlem (tedbir), önlemli (tedbirli), önlenişiz (tedbirsiz), önleyici (mani), ön ödence (depozito, depozit), önsel (apriori), önsezi (hissikablelvuku), önyargı (peşin hüküm), önyüz (cephe), ören, örenlik (harabe), örge (motif), örgen (uzuv), örgü, örme (triko), örgüt (organizasyon, teşkilat, teşekkül), örgütlemek (organize etmek), örgütlendirmek (teşkil etmek), örgütlenmek (teşkilatlanmak), örneğin (mesela), örnek (misal), örneklik (numunelik, eşantiyon), örneksemek (kıyaslamak), örtme (kamuflaj), örtülü (imalı, zımnen), ötedevim (telekinezi), öteduyum (telepati), öteki (diğer), öte yandan (diğer taraftan), övgü (methiye), övmek (methetmek), Övünce (medarı iftihar), övünç gurur, iftihar), övünmek, övünç duymak (iftihar etmek), öykü (hikaye), öykünme (taklit), öykünmek (taklit etmek), öykünücü (taklitçi), öykünüm (simülasyon), özbelirlenim (selfdeterminasyon), Özdek (madde), özdekçilik (maddecilik, materyalizm), özdeksel (maddi), özdenetim (otosansür), özdeş (aynı), özdeş baskı (röprodüksiyon), özdevimli (otomatik), özdevinim (otomasyon), özek (santral, merkez), özel –kendine özgü- (special), özel girişimci (liberal), özellik (hususiyet), özellikle (bilhassa), özel ulak (kurye), özen (itina, ihtimam), özendirim (teşvik), özendirmek (teşvik etmek), özengen (amatör), özetlem, özetleyim (brifing), özgeçmiş (otobiyografi, CV), özgü (has, mahsus), özgün (spesifik), özgünlük (orijinalite, pitoresk), özgünleştirmek (karakterize etmek), özgürlük (hürriyet), özlem (hasret), özleşmek (sadeleşmek), öznel (sübjektif), özsaygı (izzetinefis), özsu (usare), Özümleme (asimilasyon), özveri (fedakarlık), özverili (fedakar), özyapı (karakter).

P.

pamuklu (koton), para alımı (tahsilat), para değişimi –para alım satımı- (change), para yardımı (sübvansiyon), parasal (nakdi), parasız (bedava), para yatıran (mudi), parlatma (polisaj), patlama (infilak), patlamak (infilak etmek), pay (hak, hisse), paydaş (hissedar), paylama (azar), paylamak (azarlamak), pazarlama (marketing), pek (gayet), pek az, pek seyrek (ender), pekiştirmek (takviye etmek, tahkim etmek), peklik (kabızlık), put (ikon), püskürteç (sprey).

R.

rastlamak, rast gelmek (tesadüf etmek), rastlantısal (tesadüfi), rastlantıyla

(tesadüfen), ruhbilim (psikoloji), ruhçözümcü (psikanalist), ruhçözümü (psikanaliz).

S.

sağaltım (tedavi), sağaltımevi (sanatoryum), sakıntılı (ihtiyatlı), sakıntısız (ihtiyatsız), salıverme (tahliye), san (unvan), sanı (tahmin), sanmak (zannetmek, tahmin etmek), sanık (zanlı), saptama (tespit), saptamak (tespit etmek), saptırıcı (revizyonist), saptırıcılık (revizyonizm), sargı (bandaj), sarımlık (bobin), sarmac (bigudi), sarsaç (vibratör), sarsılmak (şok olmak), satıcı (bayi), satımevi (mağaza, dükkan), sıralaç (klasör), satkın (hain), satkınlık (hıyanet), sav (iddia, tez), savlamak (iddia etmek), savaşım (mücadele), savmak (defetmek), savsama (ihmal), savsak (ihmalkar), savsöz (slogan), savunma (defans), savunu (müdafa), savunucu (müdafi), savunman (avukat), savurgan (müsrif), savurganlık (israf), saydam (şeffaf), saydamlaşmak (şeffaflaşmak), saygı (hürmet), saygılı (hürmetkar), saygın (muteber, itibar sahibi), saygı bilir (edepli), saygı bilmez (edepsiz), saygıdeğer (muhterem), sayı (adet, numara, nüsha), sayıbilim (istatistik), sayılamacı (istatistikçi), sayısal (istatistiki), sayman (muhasebeci), sayrı (hasta), sayrıbakıcı (hemşire), sayrılarevi (hastane), sazrengi (bej), seçenek (alternatif), serbestlik (serbestiyet), serbest vuruş (frikik), sergi (galeri), sevimli (semptik), sevimsiz (antipatik), sınır (limit), sıralama (rayting), sinirbilim (nöroloji), sinirbilimci (nörolog), sinirce (nevroz), son sınav (final), sormaca (anket), sorun (problem), sözveri (vaat), söz vermek (vaat etmek), sucul (hidrofil), suçbilim (kriminoloji), suçlama (itham), suçsuz (masum), suçüstü (cürmü meşhut), suç yüklemek (iftira etmek), sulamaç (arazöz), suyuvarı (hidrosfer), sunma (ithaf), sunu ve istem (arz ve talep), suskunluk (sükunet), su yolu (kanal), sürdürmek (devam ettirmek), sürdürüm (abone), sürdürümcü (abonman), süreç (proses), süreğen (kronik), süreli (vadeli, periyodik), sürem (mevsim), süreölçer (kronograf), sürer durum (statiko), süresiz (vadesiz), sürgün (filiz), sürmek (devam etmek), sürümlük (kozmetik), süslenti (garnitür), süzek, süzgeç (filtre).

Ş.

şaşılası, şaşırtıcı (acayip, garip), şaşırmak (şoke olmak, hayret etmek), şaşırtı (sürpriz), şaşkına dönmek (şoke olmak, ambale olmak), şaşkınlığa uğratmak (şoke etmek), şen (neşeli), şenlik (festival), şimdi (halen, henüz), şimdi bile (hala), şişireç (pompa), şişkin (bombeli), şişlik (ödem), şölen (ziyafet)

T.

taban (zemin platform, kaide), tadım (çeşni), tahta (ahşap), takılgan (muzip), takım (kadro, komple, kafile, grup, tim, ekip), takımerki (oligarşi), takışmak (itiraz etmek), takma (prefabrike), takma saç (peruk), tamamlama (ikmal), tam bakım (check up), tam gün (fultaym), tamu (cehennem), tanı (teşhis), tanık (şahit), tanılamak (teşhis etmek), tanım (tarif), tanımak (teşhis etmek), tanımlamak (tarif etmek), tanınmış (meşhur), tanıştırmak (prezante etmek), tanıt (ispat, delil), tanıtlamak (ispat etmek), tanıtı, tanıtım (reklam), tanıtıcı (reklamcı), tanıtmak (takdim etmek), tansık (mucize), tapmak (ibadethane, mabet), tapıncak (fetiş, put, totem), tapıncakçı (fetişist, putperest), tapınç (kült), tapınış, tapınma (ibadet), tapmak (ibadet etmek), tarım (ziraat), tarımsal (zirai), tarih öncesi (prehistorik), tartım (ritm), tartımlı, tartımsal (ritmik), tartışma (münakaşa), tasa (gam, endişe), tasalanmak (gamlanmak, meraklanmak), tasar (plan), tasarçizim (dizayn), tasarı (proje), tasarım (tasavvur), taslak (kroki, maket, eskiz), taşıl (fosil), taşılbilim (paleontoloji), taşılbilimci (paleontolog), taşınabilir (seyyar, portatif), taşınır (portatif, menkul), taşınmaz (gayri menkul), taşınmak (nakletmek), taşıt (nakil vasıtası), taşıt gemisi (feribot), taşıyıcı (hamal), taş yağı (petrol), tecim (ticaret), tecimevi (ticarethane), tecimen (tacir, tüccar), tecimsel (ticari), tek –tekli- (single), tekdüze (monoton), tekel (patent, monopol), tekevlilik, tekeşlilik (monogami), tekten (perakende), telcik (lif), telcikler (elyaf), temel (esas), tepke (refleks), tepki (reaksiyon), terek (raf), tertemiz (pirupak), tez, tezelden (acele), tezyemek (fastfood), tıpkı (aynı, aynen), tıpkısı (aynı), tıpkıbasım (faksimile), tıpkıçekim (fotokopi), tiftik yünü (Angora), tinsel (manevi), titrem (ton), titremlemek (entonasyon, tonlama), titreşim (vibrasyon), tokgözlü (kanaatkar), toparlak (kürevi), toplaç (kolektör), toplam ürün (rekolte), toplanak (kamp), toplanca (kompleks), toplanım (miting), toplasını (güruh), toplubiçem (stilistik), topluçalışım (seminer), toplu görünüm (panorama), toplumbilim (sosyoloji), toplumcu (sosyalist), toplumculuk (sosyalizm), toplumsal (sosyal), toplutartışma (forum), toprak aşınması (erezyon), toprağa vermek (defnetmek), toprak (arazi), toprak kayması (heyelan), toptancı (distribütör), torba (poşet), tozan (zerre), töre (örf, adet, ahlak), törel (etik, meşru, ahlaki), tören (merasim), törençağrı (resepsiyon), törendüzen (protokol), töz (cevher), tunç (bronz), tutanak (zabıt), tutar (bedel, meblağ), tutku (ihtiras), tutkun (müptela, aşık), tutma (blokaj), tutsak (esir), tutu (rehine, ipotek, rehin), tutucu (muhafazakar), tutumbilim (iktisat, ekonomi), tutumbilimci (ekonomist, iktisatçı), tutumbilimsel (ekonomik, iktisadi), tutumlu (ekonomik), tutumsuz (müsrif), tutumsuzluk (israf), tükel (komple), tümce (cümle), tümdurum (kondisyon), tümel (külli), tümgün (fultaym), tümlev (integral), tümüyle (tamamen, sırf), tür (nevi), türdeş (homojen, hemcins), türe (adalet), türel (adli), türetmek (icat etmek), tütsü (buhar), tütünrengi (taba), tüze (hukuk, hak), tüzeci, tüzemen (hukukçu), tüzel (hukuki), tüzedışı (gayri hukuki), tüzük (nizamname).

U.

uç (limit, ekstrem), uçantop (voleybol), uçlaşma (kutuplaşma), uçman (pilot), uğraş (meslek, meşgale, meşguliyet), ulam (kategori), ulus (millet), ulusal (milli), ulusallık (milliyet), ulusçu (milliyetçi, nasyonalist), ulusçuluk (milliyetçilik, nasyonalizm), ulussever (milliyetperver), uluslararası (milletlerarası, enternasyonal), uluslararasıcı (enternasyonalist), uluslararasıcılık (enternasyonalizm), umar (çare, deva, dermen), umarsız (biçare, çaresiz), ummak (ümit etmek), umunç (emel), umutlanmak (ümitlenmek), umutlu (ümitli), umutsuz (ümitsiz), unvan (titr), urbilim (onkoloji), us (akıl), ussal (rasyonel, akli), usa vurmak (muhakeme etmek), usa yatkın (makul), usçu (rasyonalist, akılcı), usçuluk (rasyonalizm, akılcılık), usdışı (irrasyonel, akıldışı), usgücü (zihin), utku (zafer), uyak (kafiye), uyarı (ikaz), uyarıda bulunmak (ihtar etmek), uyarmak (ikaz etmek, dikkatini çekmek, tembih etmek), uyarlaç (adaptör), uyarlamak (adapte etmek), uyarlanmış (adapte), uydurma (icat), uydurmak (icat etmek), uygar (medeni), uygarlık (medeniyet), uygulama (tatbik, tatbikat, pratik), uygulamak (tatbik etmek), uygulamalı (tatbiki, pratik), uygulayım (teknik), uygulayımbilim (teknoloji), uygulayımbilimsel (teknolojik), uygulayımcı (teknokrat), uygulayımsal (teknik), uyuşturma (anestezi), uyuşturmak (anestezi yapmak), uyutmaca (ipnotizma), uyutum (ipnoz), uzakçeker (teleobjektif), uzaklık (mesafe), uzaklıkölçer (telemetre), uzayduyum (telepati), uziletişim (telekomünikasyon), uzluk (maharet), uzluk belgesi (bröve), uzman (mütehassıs, eksper, spesiyalist), uzmanlaşma, uzmanlık (ihtisas), uzun (maksi), uzunçalar (longplay).

Ü.

üçlü (triyo), ülke (memleket), ülkü (ideal), ülkücü (idealist), ülkücülük (idealizm), ün (şan, şöhret, nam), ünlü (şanlı, şöhretli, namlı), ürem (faiz, nema), üretim (prodüksiyon), ürkü (panik, dehşet), ürkünç (dehşetengiz), üsteleme (ısrar), üstelik (hatta), üsterme (ihale), üstlenim, üstlenme (taahhüt), üstlenmek (taahhüt etmek), üstlenici (müteahhit), üstün (süper, ekstra), üstünlük (avantaj, meziyet), üstün tutmak (tercih etmek), üşengeç, üşengen (tembel), üşüşme (hücum), üzerine (hakkında, dair), üzgü (eza, cefa, eziyet, dram), üzgüsel (dramatik), üzünç (dram, hüzün), üzüntü (gam, keder, teessür, hüzün), üzüntülü (kederli, mahzun), üzüntüsüz (gamsız).

V.

varlama (kabul), varlamak (kabul etmek), varlık (servet, mevcudiyet), varlıklı, varsıl (zengin), varlıklılık, varsıllık (zenginlik), varsıllaşmak (zenginleşmek), varlıkbilim (ontoloji), varoluş (mevcudiyet), varoluşçuluk (egzistansiyalizm), varsayım (faraziye, hipotez), varsayımsal (farazi), varsaymak (kabul etmek, farz etmek), verim (randıman, semere, bereket), verimli (bereketli, randımanlı, rantabl), verimlilik (rantabilite, prodüktivite), vuraç (raket), vurgu (aksan), vurgun (aşık, spekülasyon), vurguncu (spekülatör), vurgunsal (spekülatif), vurma (isabet), vurulmak (isabet almak), vuruş (darbe), vuruşma (muharebe).

Y.

yabancı (ecnebi), yabancı ayrıcalığı (kapitülasyon), yabancı para (döviz), yabanıl (vahşi), yabansı (tuhaf), yabansıl (egzotik), yabansılık (egzotizm), ya da (veya, veyahut), yadırgamak (acayip karşılamak), yadsıma (inkar), yadsımak (inkar etmek), yağmurluk (pardösü, trençkot), yağyakıt (fueloil), yakarı, yakarış (dua), yakından (yakınen), yakınma (şikayet), yakınmak (şikayet etmek), yakışıksız (nahoş), yakıt –yağ- (fuel oil) yalanlama (tekzip), yalanlamak (tekzip etmek), yalgın (serap), yalım (alev), yalın, yalınç (sade, basit), yalıtılmış, yaktık (izole),yalıtmak (izole etmek, tecrit etmek), yalıtım (izolasyon), yalıtkan (izolatör), yalvaç (peygamber), yalnızca (sadece), yan (taraf, cephe), yanardağ (volkan), yanay, yandan görünüş (profil), yançukur (şarampol), yandaş (taraflı, taraftar), yan etki (komplikasyon), yangeçiş (baypas, by.pass), yangı (iltihap), yangılı (iltihaplı), yangılanmak (iltihaplanmak), yangısız şiş (ödem), yanılgı, yanılma (hata), yanılmak (hata yapmak), yanıltmaç (paradoks), yanıt (cevap), yanıt olarak (cevaben), yanıtlamak (cevap vermek), yanıtlandırmak (cevaplandırmak), yankı (akis, eko), yankılanım, yankıdüzen, yankıbilim (akustik), yankılamak (aksetmek), yankılı (ekolu), yanlı (taraflı), yansız (tarafsız),yansızlaştırma (nötralizasyon), yansızlaştırmak (nötralize etmek), yanlışlıkla (kazara), yanlış söz (galat), yansı (akis, refleks), yansılama (taklit), yansılamak (taklit etmek), yansılayıcı (taklitçi), yansıtıcı (reflektör), yansıtımca (ruhb. paranoya), yapan (fail), yapay (suni, sentetik), yapı (bina, inşaat, bünye, strüktür, konstrüksiyon), yapı alanı (şantiye), yapı işleri, yapı kurma (inşaat), yapı kurucu (inşaatçı), yapıbilim (şekil bilgisi, morfoloji), yapılabilirlik (fizibilite), yapılageliş (teamül), yapılan işler (icraat), yapılmış (mamul), yapımcı (imalatçı, prodüktör), yapımcılık (imalatçılık, prodüktörlük), yapımevi (imalathane, fabrika), yapısal (strüktürel), yapıt (eser), yapmak (imal etmek, inşa etmek), yaptırım, yaptırma gücü (müeyyide), yarar (fayda, istifade, menfaat, semere, avantaj), yararlı (faydalı), yararsız (faydasız), yararlanmak (faydalanmak, istifade etmek), yararcı (pragmatist), yararcılık (pragmatizm), yararlık, yaraşık, yaraşıktık (liyakat), yararsızca (beyhude), yaraşır (layık), yaratı (kreasyon), yaratıcı (kreatör, mucit), yaratım (kreasyon), yaratmak (icat etmek), yardım etmek (asitse etmek), yardımsal (sübvansiyonel), yargı (hüküm), yargıcı (hakem), yargıç (hakim), yargıevi, yargıhk (mahkeme), yargılama (muhakeme), yargılamak (muhakeme etmek), yargılı (mahkum), Yargıtay'a iletmek (temyiz etmek), yarım gün (part taym, part-time), yarıson (dömifınal), yarışımcı (atlet), yarışımcılık (atletizm), yarışma (müsabaka), yarıştan çıkarmak (diskalifiye etmek), yarış yeri (pist), yarış yolu (parkur), yarıyıl (sömestr), yarkurul (komisyon, encümen), yarman (hek. cerrah, operatör), yas (matem), yasa (kanun), yasaca (nizami), yasa dışı (kanunsuz, illegal, usulsüz, keyfi), yasal (kanuni, legal, meşru, nizami), yasallık (meşruiyet), yasalaşmak (kanunlaşmak), yasaya aykırı (gayri meşru, gayri kanuni), yaşa (bravo), yaşam (hayat, ömür), yaşam biçimi (hayat tarzı), yaşam boyu tutukluluk (müebbet hapis cezası), yaşam deneyimi (hayat tecrübesi), yaşamöyküsü (biyografi), yaşdönümü (hek. andropoz, menopoz), yaşıt (akran), yaşlı (ihtiyar), yaşlık (rutubet), yatırı (mevduat), yatırım (tevdiat, plasman, envestisman), yatırımcı, yatırman (mudi), yatırmak (tevdi etmek, teslim etmek), yatışmak (sakinleşmek), yatıştırıcı (müsekkin, sedatif, trankilizan), yatıştırmak (teskin etmek), yay (kavis), yayçizer (pergel), yaygın söylenti (tevatür), yaygın yanlış (galatımeşhur), yayıcı (difüzör), yayım (difüzyon, emisyon), yayılgan (popüler), yayılgı (tayf), yayılım (ekspansiyon), yayılımcı (emperyalist, ekspansiyonist), yayılımcılık (emperyalizm, ekspansiyonizm), yayımlamak (neşretmek), yayımlanmak (neşredilmek), yayın (neşriyat), yazıdüzen, yayındüzen (redaksiyon), yayın düzenci (redaktör), yayla (plato), yaymaca (propaganda), yazanak (rapor), yazanakçı (raportör), yazdırım, yazdırma (dikte), yazgı (kader, baht), yazık tartışma (polemik), yazım (imla), yazın (edebiyat, literatür), yazın yükümlü (mükellef, mecbur), yemek altı (ordövr), yemek hizmeti (catering), yemek listesi (mönü), yenilmek (yenilgi almak), yerine getirme (infaz), yıl aşırı -iki yılda bir yapılan- (bienal), yükümlülük belgesi (taahhütname), yükyeri (bagaj), yürek (kalp), yürek gücü (maneviyat), yürürlükteki yasalar (mevzuat), yürütmek (icra etmek), yüz (surat, çehre), yüzde, yüzdelik (komisyon), yüzdeci (komisyoncu), yüzyıl (asır).

Z.

Zamanlama (tayming), zıtlık –karşıtlık, uyumsuzluk- (kontrast), zorunlu (zaruri, mecbur, farz), zorunluluk (zaruret, mecburiyet), zorunlu olarak (mecburen)...

odyometri

mahirersan
Okuduğum bölüm. Özellikle Doğu da yapilmamasi önerilir. Doğu insanını küçük düşürmek gibi bir amacim yok sadece laf geçmiyor. Atamasi az olsa da okuyoruz be abi

uçmağ

sophos
Sanskrit: uşthmak

Şamanizmde dolayısıyla ilk Türk topluluklarında da insanların ölünce gittikleri yere verilen isim: cennet.

karşıtı ise tamu, yani cehennemdir.

inci sker

proofstriker
sayko saykandan dinlediğim efsane şarkılar aklıma geldi.

bu devirde herkes hep ben der,
kimi gönülden kalender,
hayat dediğin böyle işte
altını şer incisi ker.