confessions

pencere

Rakı  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 691
  2. takipçi 10
  3. puan 17866

karanfil

pencere
bence çok güzel bir ahmet haşim şiiridir;

karanfil

yârin dudağından getirilmiş
bir katre âlevdir bu karanfil,
rûhum acısından bunu bildi!

düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer
kızgın kokusundan kelebekler,
gönlüm ona pervâne kesildi...

ahmet haşim

fakat orhan veli ustamız, haşim'in bu şiirini, yine çok güzel bir şiirle diline dolar,

hakkınız var, güzel değildir ihtimal
mübalağa sanatı kadar
varşova'da ölmesi on bin kişinin
ve benzememesi
bir motörlü kıtanın bir karanfile,
"yarin dudağından getirilmiş".

iki büyük şairin tartışmasından bağımsız olarak, ismet özel'de karanfil imgesini yaz mutluluğu şiirne ustaca yerleştirmiştir.

sen bir karanfilsin, delisin
içlisin de, bükersin hemen boynunu
mendilimin içindeki kirazdır
mendilimin içi kiraz
bilmem ki ne desem, yaz mutluluğu.

nasılız ay ışığındaki dostum
bütün bir gecenin uykusuzluğu
bek şimdi her şey bir dengeye uydu
bir domates, birkaç domates hemen hemen tartıldı
bir sancı gibi yerleşti şuramıza özgürlük
kirazlar kirazlar
gözyaşları günbatımının
karanfil kokusu da

sevgilim, canım mendilim
mendilim kiraz dolu
anlatamıyorum galiba
hüzün değil yaz mutluluğu.

edip cansever'in yerçekimli karanfil şiiri de ne muhteşem bir şiiridir;

biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.

görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

ahmed arif'in ''karanfil sokağı'' sevdalı yüreklerimizin başkentidir.

yasemin mori

pencere
az önce çalıştığım kurum yemekhanesinde, "gel" şarkısına maruz kaldığım şarkıcımsı. kelimeleri öyle bir tonluyor ki şarkıda sadece "ge" diye bir şey anlayabildim, "l" harfine tahminlerim sonucu çıkarttım. bu hususta "g" harfinin gayet vurgulu bir harf olmasının da payı büyük. bir de dansımsı, mansımsı bir garip hareketler yapıyordu klipte. zaten bir sırt var kadında, sanki bizim hal pazardan hammal muhuttin abi gibi.

gerçi ben son dönemde, 30 yaş altı bir çok şarkıcının tonladığı sözcükten bir halt anlamıyorum. bu halleriyle seksi mi olduklarını sanıyorlar. bence daha çok embele benziyorlar. korkarım bu çağda, bir çok hususta, embesillik geçer akçe olmuş durumda.

günün şiiri

pencere
başımızın üstünde bir bulutun

başımızın üstünde bir bulutun
güneşe asılmış gölgesi,
uzakta toz halinde dağılan
yoğurtçu sesi,
gün bitmeden başladı içimizde
yarınsız insanların gecesi.

ahmet hamdi tanpınar

dance me to the end of love

pencere
leonard cohen'in muhteşem bir eseridir. dinledikçe bıkılmayan bir şarkıdır ve zaman zaman dillerden düşmeyendir. sevişme başlatıcı şarkılar arasında önemli bir yer tutar.

yıllardır iddia ediyorum ki, leonard ağabeyde çok güzel bir dengbej gırtlağı vardır. kendisinden güzel bir stran dinleyemedik sağlığında. klipte elinde tuttuğu tespihi de çok yakışmış.

kokoreç

pencere
antakya'da doğup büyüyen bir insan olarak 14 yaşımdayken istanbul'a gittiğim güne kadar hiç rastlamadığım bir yemek çeşididir. bizim antakyalı annelerimizin harika salça soslarıyla yaptıkları bumbar yemeği meşhurdur. bumbar benim en sevdiğim de yemektir. kokoreç'in de tadına ilk baktığım zaman o kadar lezzetli bir şeydir sanmıştım, kanaatimce değilmiş.

ankara'da bir sene boyunca hayatımı seyyar kokoreççilikle kazandım. aslında sacın üzerinde köfte sucuk üzerine bir atroksyon için açmıştım mekanı. kokoreç yapmayı bilmem ben, zaten sacın üzerinde de olacak iş değil normalde. gelen geçen herkes kokoreç sorunca yaratıcı antakyalılık resektörlerim devreye girmişti. hazır yapım kokoreç alıp sacın üzerinde çeviriyordum. sonrasında et tahtasının üzerinde bildik satır evresinden geçirdikten sonra saca atıp az su serperek buharla pişiriyordum kokoreçi.
afiyet olsun.

losing my religion

pencere
sevgili genç yazarlar. benden genç olan yazarlar demek istiyorum aslında. sizlerin henüz gelmediği ve bizim mafh etmeyi nasıl başarabildiysek başardığımız dünyada, piyasa şarkıları bile böyle felsefi nitelik taşırdı. insanların söyleyecek dolu dolu sözleri vardı. böyle güzel bir dünyayı biz mafh ettik. bunun için hem özür diliyorum, hem de çok üzgün olduğumu söylemek istiyorum.

hayat büyük
senden daha büyük
ve sen ben değilsin
gideceğim yolun uzunluğu
gözlerindeki mesafe kadar
olamaz, sanırım fazla kaçırdım
çekiliyorum

köşedeki benim
spot ışığındaki ben
inancımı kaybediyorum
seni kaybetmemeye çalışıyorum
ve yapabilir miyim bilmiyorum
olamaz, sanırım fazla kaçırdım
yeteri kadar konuşamadım
güldüğünü duydum sanki
şarkı söylediğini duydum sanki
denediğini gördüm sanki

her fısıltı
uyanma saatimdeki
itiraflarımı seçiyor
gözümü üzerinde tutmaya çalışıyorum
yaralı ve kayıp kör bir aptal gibi
olamaz, sanırım fazla kaçırdım
çekiliyorum

düşün bunu
asrın ipucu
düşün bunu
düştüğüm hata
beni diz çöktürdü
tüm bu fanteziler
havada uçuşsa ne olurdu
işte şimdi fazla kaçırdım
güldüğünü duydum sanki
şarkı söylediğini duydum sanki
denediğini gördüm sanki

ama o sadece bir rüyaydı
o sadece bir rüyaydı

öyle sevdik seni

pencere
yeni türkünün 1990 yılında çıkarttığı vira vira kasedinden, az bilinen muhteşem bir şarkıdır.

içimizde yanan bir gülsün şimdi
yüzümüzde gülen çocuk düşleri
her şeyi yokeden gülünç bir dünya bu
nasıl da güzel oysa

atatürk ilkeleri

pencere
gazi paşanın ''bir gün benim söylediklerim, bilimle çatışırsa mutlaka bilimi seçiniz'' diye veciz bir sözü vardır. elbette ki ulus olarak bu ilke ve inkilapları, cumhuriyet tarihi içinde güncelleyip cumhuriyeti ve halkı çok daha iyi bir yere taşımamız gerekiyordu. fakat bu ilke ve devrimler, cumhuriyet fıtratından dinamitle patlatırcasına yok edildi. şimdi de halkın hafızasından yok edilmek istenmekte. bunların yerine,

şirketçilik,
mutahitçilik,
himmetçilik,
ümmetçilik,

gelince, bizim de halk ve cumhuriyet olarak geldiğimiz hal ortadadır.

(laik sözlükte başlığının açılmaması beni dumura uğratmış ilkelerdir)

sonradan çıkmalar

pencere
benim tatlı sert, artık ihtiyarlığa yaklaşan çok sevdiğum bir teyzem var. diline küfür küfür yakışan nadir insanlardandır kendisi. bu yaşıma geldim, ne zaman aile içinde bacak bacak üstüne atıp otursam "topla da otur lan o sonradan çıkmalarını benim karşımda" diye defalarca azarını işitmişimdir. 35 yıldır yediğim bu fırçadaki "sonradan çıkmalar" cümlesinin manâsı üzerine hiç düşünmemiştim. fakat pavlov'un köpeği misali bu cümleyi duyunca ne yapmam gerektiği motor bir reflekse dönüşmüştü bende. sabahın dördünde cümlenin muhtevası beynimde bir ampül gibi çaktı ve gülmeye başladım.

ilahi adalet

pencere
antropolojik ve sosyolojik çözümlemelerini yapmak isterdim fakat çok uykum var. benim inancıma göre tanrı insanı değil, insan tanrıyı yaratmıştır. bunu kolaycılık adına değil, doğayı anlama çabası uğraşından yapmıştır. daha sonraları bu hal din formunu alır. din de, egemenler elinde form değiştirerek yığınların afyonu haline getirilir.
ilahi adalet denen olgu da bu afyonlardan biridir. bireysel ya da toplumsal bir zarar gördüğün insanlardan hukuk normlarında bu dünyada hesap sordun sordun, soramadın bu dünyanın başka öteki berisi yoktur.
olmasını ben de çok isterdim fakat yapacak bir şey yok ki, yoktur.

kürt böreği

pencere
ortadoğu halklarının devrimci lideri cemal abdul nasr döneminde mısır devlet radyosundan kürtçe yayınlar yapılır. dönemin türkiye dışişleri bakanı mısır ziyaretinde sayın nasr'a bu durumdan duyulan derin rahatsızlığı bildirir.
abdul nasr, dışişleri bakanımıza şu soruyu sorar;

"sizin ülkenizde kürt var mı?"

bizim dışişleri bakanı hayır "hayır efendim yok" diye cevaplar.

abdul nasr;

"o zaman sizin rahatsız olacağınız bir husus da olmamalı"
diyerek diplomatik bir cevap verir.

tanım: ben börekler konusunda batı özentisiyim. gerçi hiç bir yerde rastlamadığımdan tadına da bakma fırsatım olmadığı börektir. lakin ülkemizde kürt diye bir halk yaşamadığı için nereden bulup da yiyeceğim.
43 /