confessions

baran anlattı

Bira  · 1 Ağustos 2016 Pazartesi

  1. toplam giri 130
  2. takipçi 17
  3. puan 4058

deve tabanı çiçeği

baran anlattı
genellikle ev ve iş yerlerinde dekoratif amaçla kullanılan muhteşem bir çiçek. yalnız 20 - 30 derece arası bir sıcaklıkta, gölge ve nemli bir bölge olması lazım. 10 derecenin altında bir sıcaklıkta bitki büyümüyor. don oluşma ihtimali olan yerlerde ise olumsuz etkilenir. amerika kıtası, okyanus adaları ve akdenizin belli yerlerinde yetiştirilir ve meyveleri tüketilir. nerden bulacağını soranlar için deve tabanı çiçeği

internetten para kazanmak

baran anlattı
türkiye de son 3, 5 yıldır herkesin hayali olan kazanç şekli. bir zamanlar ben de lan hazır öğrenciyiz 7/24 oyun oyun nereye kadar girip bari 2, 3 kuruş kazanalım diye heves ederek internetten para kazanma konulu bi araştırma yaptım. anket doldurma, makale yazma, içerik hazırlama, up/down yapma gibi işlere giriştim. istikrarlı çalışırsanız illa ki bi şekilde kazanacak yol bulursunuz aklında yapacak hiç fikri olmayanlar için de şöyle detaylı bilgi veren bir site var: internetten para kazanmak

yazarların piç halleri

baran anlattı
mavi bir yaka kartım var benim, boynuma astığım ipin üzerinde çalıştığım firmanın logoları var. bazen renklerin örtüştüğü mağazalara girip kart kısmını gömleğin cebine sokuyorum. boyunluğu da ters çevirip başlıyorum tişört filan katlamaya. eğer mağaza çok katlıysa bir şeyler soran herkesi diğer katlara, kabinleri soranları çıkışa doğru yönlendiriyorum. fiyat soranlar en sevdiklerim, genel duruşlarına göre faiş fiyatlar çekiyorum.

bir defa çalışanlardan biri “sen yeni mi başladın” diye sorunca “evet” dedim. adamlarla sigara molasına çıktık, öğlen yemeği yedik, sonra bana paspas itelemeye kalkıştıklarında “s*kerim lan işini de gücünü de” diye isyankar bir çıkışla istifa ettim.

böyle de bi eğlence şeklim var.
2

sözlükten biriyle buluşmak

baran anlattı
sayesinde kavunlara dalgın dalgın bakıp iç çekmeme neden olan bir ruh haline girmeme neden olmuştur.

burada tanışmıştık burada, yani sözlükte, yani laik sözlükte. ben tuhaf adamımdır, mesela nickinden veya yazdıklarından kadın olduğu açıkça belli olan yazarlara asla ilk mesajı atmamışımdır. aksini iddia eden varsa ya şimdi konuşsun, ya da şuradan siktirip gitsin.

biri ile konuştuk bir zaman, okuyorsa saygılarımı hala kendisine sunarım. çok naif, kibar ve hanımefendi bir arkadaşımızdı. saygı çerçevesinde varoluş sorgulayıp mesafeli bir arkadaşlık sürdürüyorduk. telefon numaralarımız filan verilmiş, gece dörtlere kadar sohbetler edilip sabah işe geç kalınıyor, kan çanağı gözlerle şirkette fight club karizması yapılmaya çalışılıyordu.

kadın kişisi ile buluşup bir mekana çöktük, sohbet nasıl güzel, nasıl akıcı görmeniz lazım. arada seksist bir şey de yok vallahi, öyle kardeş kardeş sohbet ediyoruz. kendisi zaten giyim kuşamı ve hayata karşı genel duruşuyla bana şöyle dedirttiriyor; “bacım nereden düştün sen sözlüğe, bak gittiğin yol yol değil gel vazgeç bu işten” diye kadını sözlüğe yakıştıramıyorum, öyle efendi. derken sohbet giderek esprili bir hal almaya, kahkahalar havalarda uçuşmaya, hemen ardından cıvıklaşmaya, salak ergen esprilerine, yerlere tükürüp küfür etmeye filan dönüştü. ne oldu lan dedim bir anda nasıl evrim geçirdik böyle. herhalde ikimiz de birbirimizden ümidi kesmiş olacağız ki, “aman yea ne olacak ki” diye atıp tutuyoruz.

bakın şöyle bir şey oldu ve ben hayatımda bir bu kadar kısa sürede bu kadar değişim gösterebilen başka hiçbir şey görmedim; kadın oturduğumuz masada bana doğru eğildi; “kavunun sapının olduğu yer var ya, oraya bi tane delik açıyorsun ve mikrodalga fırına atıp biraz ısıtıyorsun. sonra çıkarıp kavunu sikiyorsun. çok güzel oluyormuş” dedi...

“çekirdekleri boşaltacak mıyız” diye sormaktan başka bir şey gelmedi elimden. sonra;

-yok yok çıkarmıyorsun, o içerde colk colk sulu ve yumuşak bi his vercek.
+anladım
-ne oldu ya?
+bir şey olmadı düşünüyorum.
-ya düşünecek bir şey yok sikişmiş gibi oluyorsun işte.
+çekirdekler?

yani benim kafa öyle bir gitti ki; bu kadın bunu niye söyledi, nereden biliyor, bir insan bunu nereden bilebilir, bu bilgiye nasıl ulaştın, sen bana ne anlatmaya çalışıyorsun gibi soruları bir kenara bırakmış, elimi çeneme dayayıp kavunun içine boşalmanın iğrençliğini filan düşünüyorum. içimde küçücük bir çocuk bütün masumiyetiyle diyor ki; “ya bu kadın seni trollemek için bunu şu an uydurdu yani, şu kadının tavrına tipine bak, nereden bilecek bunu yani” filan gibi kendini tekrar eden cümlelerle devam ediyor. ben de buna tutunmaya çalışıyorum...

durduk yere üstüme bir utanma hissiyatı çöküyor, ortamda bi karanlık, bi toz bulutu, bi uğursuzluk dolanıyor. kafamın içinde delinmiş kavunlar yuvarlanıyor, kendimi kavun sikerken tahayyül etmeye çalışıyorum, ben neden bunu yapıyorum, ben buraya ne zaman geldim gibi sorular eşliğinde giriş kapısından içeri kocaman delikli bir kavun girip bana doğru yuvarlanıyor, gelip “biraz konuşabilir miyiz” diye soruyor, kafam trilyon olmuş, kadının memeleri gözüme kavun gibi görünüyor. midem bulanmaya başlıyor, kusmak istiyorum, kavun yediğim günleri düşünüyorum, burnuma iğrenç çürümüş kavun kokuları geliyor.

sonraki akşam balatta rakının gözüne vuracağız, masaya kavun gelecek, dilimlenip doğranmış mis gibi kavuna bakıp içeride birilerinin kavunu servis etmeden önce mutfağın or*spusu yapmış olduklarını filan düşünecek ve iğreneceğim. daha çok sigara içeceğim, canım sıkılacak ve ortamı göz yaşları içinde terk edeceğim.

kadın bön bön suratıma bakarken; “bak kavun olmazsa marg...” demeden sözünü kestim. “bak bacım” dedim. elimi masaya vurdum; “benim adım tamirci, gel dedin geldik, adam gibi sohbet etmek varken dönüp bilinçaltıma tecavüz ediyorsun. senin yüzünden artık kavun gördüğümde aklıma hep bu gelecek. zaten yarr*k gibi bilinçaltım var afedersin, nolur benden uzak dur. git kendi pis düşüncelerinle başka insanları zehirle” dedim.

benim garip bir görsel hafızam var. söylenen fiziksel ya da mecazi eylem içerikli her şeyi gözümün önünde canlandırırım. bunu yapmadan duramam. örneğin bir sohbet esnasında babasıyla kavga eden arkadaşım; “valla ben geçen konuştum, özür de diledim, bi zeytin dalı uzattım, gerisi ona kalmış” dediğinde, ben bu herifi süper aydınlık bir mekanda babasına gerçek bir zeytin dalı uzatırken, babasını da o dalı almayıp boş boş oğlunun suratına bakarken hayal ediyorum. işin garibi, bunun önüne geçemediğimden bazen çok ciddi sohbetleri kahkaha atarak bölmeme filan neden oluyor.

kadın gülmekten ölüyor, resmen benimle eğlenmeye gelmiş sevgili beton gibi psikolojiye sahip metal beyinli sözlükçü kardeşlerim. az evvel kavun satan kendi halinde bir esnaf gördüm. sonra o amcayı evde hayal ettim, kavun sikiyordu. uzun zamandır bedensel bütünlüğü tam olmayan kavunlara karşı güvenim sarsılmış vaziyette, kaşar muamelesi yapıyorum yemin ederim.

allah belanı versin sözlük kadını. senin yüzünden bu sene hala kavun yemedim.

mum

baran anlattı
kokulu, kokusuz dekoratif hatta yenilebileni bile bulunan parafin, donyağı ya da bunlara benzer, yavaş yanan bir maddenin, genellikle pamuktan yapılan bir fitilin üzerine döküldükten sonra katılaştırılması yöntemiyle hazırlanan, genellikle silindir biçimindeki ışık kaynağıdır.

10 yıl öncesine kadar elektrik kesintisi için kullanılan mum artık romantik ortam hazırlama işlevi görüyor. en kötü stresle dolduğum zaman yakıyorum kokulusundan alıp gitarı elime sönene kadar çalıp söylüyorum. lavanta ve mimoza aromalı olanları mükemmel. tavsiye isteyenlere mum

Recep tayyip erdoğan

baran anlattı
Başladığında aklında tek bir amaç vardı: şeriat. Seçimi kazandıktan sonra ılımlı ayağına yattı, laikliği Atatürkçülüğü savunduğunu söyledi. Devlet kurumlarını özelleştirdi, arazileri şirketleri yabancılara sattı, ılımlı tutumuyla yabancı sermayeyi ülkemize çekti. Ülke ekonomik olarak büyümeye başladı. Devletin bütün kesimlerini ele geçirdikten sonra gerçek yüzü ortaya çıktı. Artık amacı şeriat değildi. Koltuk hırsı, rant, krallık hoşuna gitti. Binlerce yeni şirket kuruldu binlerce dolar milyarderi türedi. Bütün parayı ülke kalkınması yerine inşaat rantına, oğullarının gemilciklerine yatırdı. Bir yandan da köprüler, yollar, hastaneler yaparak insanların gözünü boyadı. Bilgisayar kavramı dahi olmayan Türk halkına yıllar sonra teknolojiyi kendi keşfetmiş gibi hastane, eczane, banka kuyruklarını öne sürerek eskiden nasıl yaşadığımızdan bahsetti. Krallık sevdası o kadar çoğaldı ki kendine bir saray yaptırdı. Önüne gelen herkesi darmaduman etmeye başladı. Buna kol kola bu yola girdiği fettullah hocası, melih gökçek'i dahil. Şimdi sistemi çökmeye başladı. Bu seçimi de kazanacak ama sonrakinden kendinin de umudu yok. Götürebildiği kadar götürmeye, sömürebildiği kadar sömürmeye çalışıyor. Modernleşmeye çalışan Türkiye'yi yıllarca geriye götürdün bre vicdansız, elbet bir gün yok olup gideceksin. Peki biz ne yapalım? Orta doğu ülkesine çevirdiğin, yabancı sermayenin korkup kaçtığı, 21 yüzyılda darbe denen şeyin yaşandığı, yılllarca ohalin devam ettiği bu orta doğu ülkesindeki gençler ne yapsın? Umutlarımızı, geleceğimizi, Atatürk'ün emanet ettiği gençleri aydınları harcadın, çaldın, yedin, yedirdin, hakkı olana hakkını vermedin, kayırdın. Gerçekten inanıyor musun öbür dünyaya ya da cennete gideceğine? Ben inanmıyorum, hepimizin ahı üzerinde.

zehir

baran anlattı
Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde.

ya da laik sözlükte 2, 3 gündür kaliteli yazılarına denk geldiğim yazar. swh.
0 /

bunlar ilginizi çekebilir