confessions

baran anlattı

Bira  · 1 Ağustos 2016 Pazartesi

  1. toplam giri 135
  2. takipçi 18
  3. puan 4285

yazarların yaşadığı tuhaf olaylar

baran anlattı
hayatımda bir kez otostop çektim. yaklaşık elli km yürümüştüm. bir ağbi durdu. ne tarafa diye sordu? "şehir merkezine" dedim.
arka koltukta iki tane ördek vardı. arabanın tavanına bile mıçmayı başarmıştı ördekler.
ağbi ön koltuğa gazete serdi. bindim. sırtımı yasladığım kısımda kurumuş ördek b.ku olduğunu görmüş olmama rağmen ses çıkartmadım, ayaklarım zonkluyordu.
ağbi "çocukları okula bırahacağım, önce onları bıraham sonra seni bırakırım" dedi. "tamam" dedim. onca yolu yürüdüğüm için nasıl uykum vardı anlatamam. bir köy evine yaklaştık. üç tane ilkokul öğrencisi bebe bindiler arabaya. bir tanesi ördeğin birini kucağına aldı. diğeri ördeğin üzerine oturmak için zıpladı, ördek manevra kabiliyeti gelişmiş olduğundan kendini kurtardı. üçüncüsü de araba kullanan babasının kucağına oturdu.
kucakta giden velet sık sık direksiyona saldırdı, dikiz aynasını kanırtarak söktü, ördeklerden birini benim kucağıma attılar.
okul, şehir merkezinden ters yönde. bir ara yanımızdan bir otobüs geçti. "ağbi ben ineyim olmazsa..." dedim. lafı ağzıma tıkadı. köy bakkalından hepimize gazoz aldı ağbi. veletlerden biri bana ne iş yapıyorsun diye sordu ben de astronotum dedim, göz kırptım, eğlendik.
bu velet babası bakkalla konuşmayı bitirip arabaya binince babasına "bu oğaabi hastrotmuş" dedi. babası da garipsemedi. bu arada saat dokuzbuçuk oldu. ağbiye "okul kaçta başlıyor yahu" dedim. "üğretmeng yoh, geç geliyür" dedi. yok mu geç mi geliyor anlamadım.
bir km sonra derme çatma bir yapıya ulaştık. oradan bir koyun aldık ve ağbi "çocuhlar öne gelsing, sen argıya geçh" dedi.
kucağımda iki ördek ve yanımda bir koyunla sehayate devam ettim. uykusuzluktan koyunla bakışırken kafam düşüyordu. "ağbi sen beni en yakın otogara bırak, ben oradan giderim" dedim.
"bah, bien sengi götüreciğem hemşehrim, sen nideceeen" dedi ağbi.
çocukları okula bıraktık. okul dediysem prefabrik yapılar kadar muhtemelen tek sınıflı bir bina. bizi karşılayan hademe "engişdeea, nirde galdınh yıav" diyerek üzerimize seğirtirken ağbi şaka olsun diye üzerine sürdü ve direksiyon hakimiyetine sahip olan bebe direttiği için hademeyi ezdi.çıkıp baktık. "adamın iç kanaması olabilir" dedim. ağbi "yığoh yıav ben her gün çarbıyom" dedi.
"ağbi saçmalama adam ölür" dedim, ikna ettim. arkaya hademe arkadaşı yatırdık, önde koyun ve ben hastaneye gidiyoruz, ördeklerden biri ayağımın dibinde, kucağımda koyun, arkada bir ördek ve bir ahlayıp vahlayan adam vardık hastaneye.
acil girişinde "iç kanama olabilir" dedim gelen görevliye. görevli kucağımdaki koyunun yüzüne bakıp sesin nereden geldiğin anladıktan sonra "veterinere gidin" dedi. "ağbi şaka mı yapıyorsunuz arkada yatan adam için diyorum" dedim.
şoför ağbi olayın ciddiyetini anlayınca ağlamaya başladı. arabayı park ettik, şoför ağbi sedyede götürülen hademeyi yoklamaya gideceğini benim arabada beklememi, polis gelirse dörtlüleri yaktığını, uzun kalmayacağımızı söylememi tembihleyerek gitti.
onun gitmesinin üstüne polis geldi. camı indirdim. "buraya park edemezsiniz" dedi. ben durumu izah etmeye çalışırken ördeklerden biri camdan atladı. ben de onu yakalamak için kapıyı açınca koyun da atladı. kısa bir an ördeği mi koyunu mu yakalamam gerektiğini bilemedim. polise "ağbi arkada bir ördek daha var ona sahip çıkın" dedim ve koyunun peşinden koştum. bu sırada bir şarjmatik gözüme ilişti. bu ilçeden kendi imkanlarımla kurtulabileceğimi düşündüm. koyunu tutmuşken oraya yaklaştım. bir lira atıp telefonumu taktım. koyunla rodeo yapıyormuşum gibi tuttuğum için insanlar şaşkın bakışlarıyla bizi süzüyordu. polis ağbi kaçan ördeği de getirip kucağıma verdi. telefonda açılacakmış gibi bir görüntü yoktu. (eski modeldir, şarja taksanız bile hemen açılmaz.) bu sırada ağbi geldi. "bunlar sana emanet ben bi eve gideceğm" dedi.
"ağbi ben bunlarla ne yapayım, al bunları da götür" dedim. "hanım gızar" dedi.
yanımda iki ördek bir koyunla hastane avlusunda beklemeye başladım. bir süre sonra koyun ot mot buldu yemeye başladı. büfeden pet şişe aldım kestim, suluk yaptım. ördekler su içti.
telefonumu kontrol ettim. yok. şarj olmuyor. büfeciden rica ettim telefonunu kullanmak için. aradım, arkadaşlarım geldi. (gecikmeli olarak) biraz garipsediler.
durumu izah ettim. "önce bu koyunu ve ördekleri eve bırakacağız sonra eve gideceğiz"
başta bu plan makul görünüyordu. hastaneden ayrılalı yirmi dakika olmuştu, yolda polis durdurdu bizi. arabadan inin dediler. indim, kelepçeyi taktılar.
koyun hırsızı ben
bu kez polis arabasında koyunla kucak kucağa ilçe emniyet'e gittik. iki de ördek var unutmayalım. onları ayrı iki koliye koyup ağızları açık biçimde kucakladılar.
iki saat kadar bekledim. ifademi verdim. ağbi geldi. durumu izah ettim.
ağbi şikayetini geri aldı. "gomserim arhadaşı danıyorum, gendisi hasdırottur zatenleri"
gece beni eve bıraktıklarında duş alıp deliksiz 12 saat uyudum.

evet, ben hasdırotum

not: bu otostopun nedenini de başka zaman anlatırım.
2

yazarların aldatılma hikayeleri

baran anlattı
Benim hikayem biraz trajikomik başlamadan belirteyim. İlk okul 3 ve ya 4. Sınıftayım tam hatırlamıyorum. Sınıfın erkekleriyle yaramazlıkta üstüme yok baya herkesin kankası olan bir tipim ama konu kızlar olunca sessiz sümsük adamın tekiyim halbuki sınıfın en eli yüzü düzgün gideri olan çocuğuyum ama yine de isinamiyorum kızlara muhabbet edemiyorum. Bir de Asuman vardı sınıfta zilli okulun en güzel kızıydı gözümde, böyle görünce başımı önüme eğiyorum kizariyorum. Bir de benim rengi sürekli sarımsı olan sira arkadaşim Mahmut var çoğu zaman okul yerine sabah erken saatte camiye gidip uyuyan enteresan bir tip. Bu bir gün gelip bana Asumani sevdigini söyledi tabi kafa attı benim, yapistim yakaya onu önce ben sevdim Mahmut vazgeç bu sevdadan modundayim. Ben kalıp olarak sınıfın hepsinden daha büyük durduğum için bu geri vites attı kanka sen Asumani seviyorsan ben de Songülü severim dedi anlaştık. Bu arkada ki boş yere geçti ders başlayacak hoca girdi sınıfa mahmuta doğru yürüdü arkamı döndüm lan bu oturmuş ağlıyor hoca sordu ne oldu oğlum diye bu öğretmenim Mami bana Asumani sevmeyeceksin diyip boynumdan tuttu demesin mi Ulan kalbim çarptı gözlerim kizardi Asuman bana bakıyor ben yere Asumanla oturan kız tayfası kikiri kikiri gülüyor Allah'ım bu nasıl bı sıcak basım yanıyor kalbim duracak hoca bir bana bir mahmut'a bir asuman'a bakıp bir şey demeden masasina gitti kesin bugün okuldaki son günüm diyorum neyse o gün eve gittim sonra ki gün sabah sıraya girecez dersin başlamasına 20, 25 dakika var biz okulun arkasında elektrik direğinin sökülüşünü izliyoruz birden biri sırtıma parmagiyla dokundu bir döndüm ki Asuman karşımda, kalbim duracak kesin suluk, çanta ne varsa kafama atar modundayim ama beklenenin tam tersine ödevini yaptın mı diye sordu yumuşak bir ses tonuyla ulan elim ayağım titriyor titrek bir ses tonuyla unuttum dedim o da defterini çıkardı çantadan al benimkine bak yap dedi. Allah'ım bu nasıl bir yakınlaşma hamlesi heyecandan ölecem o gün verilen tüm ödevleri yaptım dedim sonra ki gün olur da Asuman ödevini yapmazsa benim ödevime bakar da yapar ben de ona jest yaparım neyse sonra ki gün daha erkenden okula gittim servislerin yanında bekliyorum ki Asuman'in servisi gelsin iner inmez gidip sorayim. İndi saçları güneş gibi parlıyor aşık oluyordum galiba günler geçiyor biz işi iyice pişirdik Asuman artık teneffüste, sınıfta her yerde yanımda biri asumana baksa bile gidip kavga çıkartıyorum, deli gibi seviyorum o da ödevlerimi yapıyor üstüme parfüm sıkıyor değişik değişik şeyler işte her şey çok güzel gidiyor ama kötü olan okulların kapanmasına 2 hafta var üzülüyorum keşke hiç bitmesin mahallelerimiz uzak göremem onu diye dertliyim derslerde efkarım o kadar belli ki hocalar oğlum neyin var diyor. Hocam 3 ay Asuman olmadan geçer mi diyemiyorum karnım ağrıyor başım ağrıyor deyip geçistiriyorum. zamanı geldi karneleri aldık asumanla son konuşmayı yapacaz tabi seni seviyorum falan diyecek taşak henüz mevcut değil ben de ama onda var ilk kez o sözü ondan duydum Allah'ım bu nasıl aşk evlilik hayalleri kuruyorum ilk okul hemen bitsin de bir an önce evlenek diyorum. tatile girdik günler geçiyor ama aklımda Asuman galiba 2 ay geçmişti onu görmeyeli okulların açılmasına kalan bir ayı parmaklarimla sayıyorum karıştırmamak için de her gün ablama abla kaç gün kaldı diye sorup teyit ediyorum onayı alıyorum duvara çektik atan mahkum gibiyim. Az bir süre kala okulların açılmasına babamla Yimpaş AVM vardı oraya alışverişe gittik saat akşam 8 falan neyse bizim sınıftan devrim diye bir çocuk vardı sürekli yalan söyleyen şişko yanakları kırmızı bir şeydi baktım AVM de annesi babası falan beni görünce koştu yanıma kanka falan konuşuyoruz bunla Asuman aynı sitede ayrı bloklarda oturuyorlar bana Mami Asuman'in yeni sevgilisini gördün mü demesin mi lan yine ateşim çıktı yanıyorum bayilacam ne diyor bu hoduk yüzüne yumruğu cakasim var ama erkeklik gururu biz ayrıldık banane diyorum ama merakta ediyorum kim ulan bu sarı saçlı yarimi elimden alan oc . Bu alışveriş sepetli arabalardan birini aldım buna otur seni süreyim deyip oturttum aklımca ağzından laf alacam bunların siteden mert diye bir çocukmuş öğrendim artık düşmanimin ismini. peki ya Asuman, yarim, ilk aşkım bana bunu nasıl yapabilirdi? okul açılınca nasıl davranmam gerekiyordu napmaliydim hiç bilmiyordum. Neyse gel zaman git zaman okulun açılmasına 2, 3 gün var ablam doğum yaptığı için Bursa ya gittik 2 hafta falan okula gitmedim hep mutsuzum efkarlıyım 2 hafta sonra okula döndüm sınıfa bi girişim var sanki cezaevinden çıkmışım kimsenin yüzüne bakmadan yerime geçtim tayfam yanıma geliyor kanka neredeydin falan en son teneffüs oldu Asuman geldi. Vakit geldi, büyük yüzleşme bu. Hayatımın aşkına çok sert bı söz söylemeliyim ki hep beni özlesin ama ben ona hiç dönmeyeyim tabi öyle bir söz bulamadım kafamı eğmisim yüzüne bakamıyorum hemen oturdu yanıma nerdeydin falan soru sorup duruyor ben cevap vermiyorum cevap ver diye tekrarladı sonra ya sen beni duymuyor musun diye Trip atıyor ama ben Viagradan ölen Azer bülbül kadar kederli ve atarliyim sinirle sordum dedim mert senin sevgilin mi... İşte o an icimden ne olur inkar etse bir açıklama yapsa beni tatmin etse de sarı saçlı yarim bana geri dönse ben de affetsem diyorum sonra durdu baktı aa sen mert'i tanıyon mu dedi ben de soruyu tekrarladim kız evet o sevgilim sen de arkadaşımsın dedi. Kızı bir sene sevgilim sandım amk.
4

Recep tayyip erdoğan

baran anlattı
Başladığında aklında tek bir amaç vardı: şeriat. Seçimi kazandıktan sonra ılımlı ayağına yattı, laikliği Atatürkçülüğü savunduğunu söyledi. Devlet kurumlarını özelleştirdi, arazileri şirketleri yabancılara sattı, ılımlı tutumuyla yabancı sermayeyi ülkemize çekti. Ülke ekonomik olarak büyümeye başladı. Devletin bütün kesimlerini ele geçirdikten sonra gerçek yüzü ortaya çıktı. Artık amacı şeriat değildi. Koltuk hırsı, rant, krallık hoşuna gitti. Binlerce yeni şirket kuruldu binlerce dolar milyarderi türedi. Bütün parayı ülke kalkınması yerine inşaat rantına, oğullarının gemilciklerine yatırdı. Bir yandan da köprüler, yollar, hastaneler yaparak insanların gözünü boyadı. Bilgisayar kavramı dahi olmayan Türk halkına yıllar sonra teknolojiyi kendi keşfetmiş gibi hastane, eczane, banka kuyruklarını öne sürerek eskiden nasıl yaşadığımızdan bahsetti. Krallık sevdası o kadar çoğaldı ki kendine bir saray yaptırdı. Önüne gelen herkesi darmaduman etmeye başladı. Buna kol kola bu yola girdiği fettullah hocası, melih gökçek'i dahil. Şimdi sistemi çökmeye başladı. Bu seçimi de kazanacak ama sonrakinden kendinin de umudu yok. Götürebildiği kadar götürmeye, sömürebildiği kadar sömürmeye çalışıyor. Modernleşmeye çalışan Türkiye'yi yıllarca geriye götürdün bre vicdansız, elbet bir gün yok olup gideceksin. Peki biz ne yapalım? Orta doğu ülkesine çevirdiğin, yabancı sermayenin korkup kaçtığı, 21 yüzyılda darbe denen şeyin yaşandığı, yılllarca ohalin devam ettiği bu orta doğu ülkesindeki gençler ne yapsın? Umutlarımızı, geleceğimizi, Atatürk'ün emanet ettiği gençleri aydınları harcadın, çaldın, yedin, yedirdin, hakkı olana hakkını vermedin, kayırdın. Gerçekten inanıyor musun öbür dünyaya ya da cennete gideceğine? Ben inanmıyorum, hepimizin ahı üzerinde.

en iyi kapaklar

baran anlattı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bir pop star çıkardılar saz çalıyormuş" sözüne Selahattin Demirtaş'ın ben çaldığımı söylüyorum. sen de çaldığını söylesene. demesidir benim için. bu arada hdp'li falan değilim ama efsane gömmüş.

sözlükten biriyle buluşmak

baran anlattı
sayesinde kavunlara dalgın dalgın bakıp iç çekmeme neden olan bir ruh haline girmeme neden olmuştur.

burada tanışmıştık burada, yani sözlükte, yani laik sözlükte. ben tuhaf adamımdır, mesela nickinden veya yazdıklarından kadın olduğu açıkça belli olan yazarlara asla ilk mesajı atmamışımdır. aksini iddia eden varsa ya şimdi konuşsun, ya da şuradan siktirip gitsin.

biri ile konuştuk bir zaman, okuyorsa saygılarımı hala kendisine sunarım. çok naif, kibar ve hanımefendi bir arkadaşımızdı. saygı çerçevesinde varoluş sorgulayıp mesafeli bir arkadaşlık sürdürüyorduk. telefon numaralarımız filan verilmiş, gece dörtlere kadar sohbetler edilip sabah işe geç kalınıyor, kan çanağı gözlerle şirkette fight club karizması yapılmaya çalışılıyordu.

kadın kişisi ile buluşup bir mekana çöktük, sohbet nasıl güzel, nasıl akıcı görmeniz lazım. arada seksist bir şey de yok vallahi, öyle kardeş kardeş sohbet ediyoruz. kendisi zaten giyim kuşamı ve hayata karşı genel duruşuyla bana şöyle dedirttiriyor; “bacım nereden düştün sen sözlüğe, bak gittiğin yol yol değil gel vazgeç bu işten” diye kadını sözlüğe yakıştıramıyorum, öyle efendi. derken sohbet giderek esprili bir hal almaya, kahkahalar havalarda uçuşmaya, hemen ardından cıvıklaşmaya, salak ergen esprilerine, yerlere tükürüp küfür etmeye filan dönüştü. ne oldu lan dedim bir anda nasıl evrim geçirdik böyle. herhalde ikimiz de birbirimizden ümidi kesmiş olacağız ki, “aman yea ne olacak ki” diye atıp tutuyoruz.

bakın şöyle bir şey oldu ve ben hayatımda bir bu kadar kısa sürede bu kadar değişim gösterebilen başka hiçbir şey görmedim; kadın oturduğumuz masada bana doğru eğildi; “kavunun sapının olduğu yer var ya, oraya bi tane delik açıyorsun ve mikrodalga fırına atıp biraz ısıtıyorsun. sonra çıkarıp kavunu sikiyorsun. çok güzel oluyormuş” dedi...

“çekirdekleri boşaltacak mıyız” diye sormaktan başka bir şey gelmedi elimden. sonra;

-yok yok çıkarmıyorsun, o içerde colk colk sulu ve yumuşak bi his vercek.
+anladım
-ne oldu ya?
+bir şey olmadı düşünüyorum.
-ya düşünecek bir şey yok sikişmiş gibi oluyorsun işte.
+çekirdekler?

yani benim kafa öyle bir gitti ki; bu kadın bunu niye söyledi, nereden biliyor, bir insan bunu nereden bilebilir, bu bilgiye nasıl ulaştın, sen bana ne anlatmaya çalışıyorsun gibi soruları bir kenara bırakmış, elimi çeneme dayayıp kavunun içine boşalmanın iğrençliğini filan düşünüyorum. içimde küçücük bir çocuk bütün masumiyetiyle diyor ki; “ya bu kadın seni trollemek için bunu şu an uydurdu yani, şu kadının tavrına tipine bak, nereden bilecek bunu yani” filan gibi kendini tekrar eden cümlelerle devam ediyor. ben de buna tutunmaya çalışıyorum...

durduk yere üstüme bir utanma hissiyatı çöküyor, ortamda bi karanlık, bi toz bulutu, bi uğursuzluk dolanıyor. kafamın içinde delinmiş kavunlar yuvarlanıyor, kendimi kavun sikerken tahayyül etmeye çalışıyorum, ben neden bunu yapıyorum, ben buraya ne zaman geldim gibi sorular eşliğinde giriş kapısından içeri kocaman delikli bir kavun girip bana doğru yuvarlanıyor, gelip “biraz konuşabilir miyiz” diye soruyor, kafam trilyon olmuş, kadının memeleri gözüme kavun gibi görünüyor. midem bulanmaya başlıyor, kusmak istiyorum, kavun yediğim günleri düşünüyorum, burnuma iğrenç çürümüş kavun kokuları geliyor.

sonraki akşam balatta rakının gözüne vuracağız, masaya kavun gelecek, dilimlenip doğranmış mis gibi kavuna bakıp içeride birilerinin kavunu servis etmeden önce mutfağın or*spusu yapmış olduklarını filan düşünecek ve iğreneceğim. daha çok sigara içeceğim, canım sıkılacak ve ortamı göz yaşları içinde terk edeceğim.

kadın bön bön suratıma bakarken; “bak kavun olmazsa marg...” demeden sözünü kestim. “bak bacım” dedim. elimi masaya vurdum; “benim adım tamirci, gel dedin geldik, adam gibi sohbet etmek varken dönüp bilinçaltıma tecavüz ediyorsun. senin yüzünden artık kavun gördüğümde aklıma hep bu gelecek. zaten yarr*k gibi bilinçaltım var afedersin, nolur benden uzak dur. git kendi pis düşüncelerinle başka insanları zehirle” dedim.

benim garip bir görsel hafızam var. söylenen fiziksel ya da mecazi eylem içerikli her şeyi gözümün önünde canlandırırım. bunu yapmadan duramam. örneğin bir sohbet esnasında babasıyla kavga eden arkadaşım; “valla ben geçen konuştum, özür de diledim, bi zeytin dalı uzattım, gerisi ona kalmış” dediğinde, ben bu herifi süper aydınlık bir mekanda babasına gerçek bir zeytin dalı uzatırken, babasını da o dalı almayıp boş boş oğlunun suratına bakarken hayal ediyorum. işin garibi, bunun önüne geçemediğimden bazen çok ciddi sohbetleri kahkaha atarak bölmeme filan neden oluyor.

kadın gülmekten ölüyor, resmen benimle eğlenmeye gelmiş sevgili beton gibi psikolojiye sahip metal beyinli sözlükçü kardeşlerim. az evvel kavun satan kendi halinde bir esnaf gördüm. sonra o amcayı evde hayal ettim, kavun sikiyordu. uzun zamandır bedensel bütünlüğü tam olmayan kavunlara karşı güvenim sarsılmış vaziyette, kaşar muamelesi yapıyorum yemin ederim.

allah belanı versin sözlük kadını. senin yüzünden bu sene hala kavun yemedim.

laik günlük

baran anlattı
şehirde taş binaların olduğu bir bölgedeydik. harika bahçesi olan bir eve girmiştik. daha adım attığım ilk anda o bahçenin ve evin hayatımı değiştireceğini biliyordum. bahçenin sınırını paslanmış dikenli tellerle kesin biçimde çizmişlerdi. yüksek taş duvarın üstünde teller bir tehdit gibi tutunmuştu.
yağmur vardı ve schaub lorenz marka bir televizyonda körfez savaşı görüntüleri dönüyordu. üzerimde süveter olmasına rağmen üşüdüğümü ve oturduğum yerde ayaklarımı tuttuğumu hatırlıyorum. uzun bir süre kendimle ilgilenmiş olmalıyım. dış kapının kapanma sesini duydum. hızla koştum ve sokağa çıktım. sokağın iki tarafında da sanki hiçbir tarihte hiçbir araba oradan geçmemiş gibi derin bir sessizlik, hareketsizlik vardı. sonsuz uzunlukta bir resim çerçevesinde sıkışmış hissettim.
tekrar eve döndüm.
televizyonu kapattım. kitaplıkta dilini bilmediğim kitaplar vardı. onlardan birini aldım ve açtım. sonra bir diğerini, sonra bir diğerini.
kitapların üzerinde uyumuştum. genç bir alman olan bakıcım kucağında paketlerle içeri girmişti. bana sayıları öğretirdi. eins, zwei, drei.. sonsuza kadar saysam da beni bıraktıkları yere geri dönüp almayacaklarını biliyordum.
bugün kargoyla bir paket aldım. içinden o kitaplıkta gördüğüm kırmızı kapaklı kitap çıktı. "seni hiç unutmadık"
"ben de unutmadım."

diğer sözlük yazarlarının laik sözlük düşmanlığı

baran anlattı
genelde tüm sözlükler için geçerli olan durumdur. ekşiden uludağa ondan dünya sözlüğe kadar bir çok sözlükte yazdım hepsi yazmadığı diğer sözlükleri, pü kaka diye yerden yere vururlar bir sözlüğün ortamını hiç bilmeyen bile laf olsun torba dolsun diye başlık olarak gördüğü başka bir sözlük hakkında kusabildiği kadar nefret kusar üstelik her sözlük kendi içerisinde diğer sözlüklerden daha troll daha kalitesizdir. ama laik sözlük adından olsa gerek bu konuda diğer sözlüklerin bir tık önünde. mesela kürt kızı sikip kürtçü olmak, ya da türk kızlarının iyi sakso çekmesi, gelini siken amca vb miğde bulandıran başlıkların bulunduğu internet ortamının en çöp platformu olan uludağ sözlükte ya da yauv t*ayyip allah tarafından gönderilmiş kardeşim bi görün artık yav diyen t*ayyipçi dünya sözlükte bile laik sözlük için çok ilginç eleştiriler görmem mümkün. Türkiye'nin 20 yıllık sözlük geçmişinde bana zevk veren cogito sözlük, ekşi sözlüğün 2009 lu hali, inci sözlüğün ilk 2 senesi ve laik sözlüktür. gerisi boş.

yugoslavya sosyalist federal cumhuriyeti

baran anlattı
Balkanlar'da II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ve 1992 yılına kadar hüküm süren sosyalist federal cumhuriyet.
Devletin bulunduğu alanda bugün Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Slovenya ve Kosova bulunur.

Savaş öncesi ülkenin kurulduğu topraklarda Yugoslavya Krallığı bulunuyordu. Krallık yıkıldı. Ülke adını 1943 yılında Demokratik Federal Yugoslavya, 1946'da Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti ve nihayetinde 1963 yılında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti olarak değiştirdi.

Cumhuriyetin ilk başkanı Josip Broz Tito'dur. Ülke Soğuk Savaş döneminde Sosyalist olmasına rağmen tarafsız bir politika izlemiştir ve Bağlantısızlar Hareketi'nin kurucu üyelerinden biri olmuştur.

Yükselen etnik milliyetçilik hareketi 1980'li ve 90'lı yıllarda YSFC'nin üye ülkelerinin bağımsızlık talep etmelerine yol açtı. Bu hareketin gittikçe güçlenmesi ve Zenofobi'nin ortaya çıkmasıyla ülkede uzun yıllar huzursuz bir ortam vardı. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması ve bu dağılma sonucu yaşanan Doğu Bloku'nın çözülmesi devresinde ülkede Yugoslavya iç savaşları yaşandı ve bu süreç sonucunda ülke parçalandı. Parçalanma, özerk cumhuriyetlerin var olan sınırları doğrultusunda gerçekleşti.

komünizmin komünist manifesto sonrasındaki aşaması

baran anlattı
Karl Marx ve Friedrich Engels'in 1847-1848 yıllarında yazdığı Komünist Manifesto adlı yapıtın yayımlanmasıyla, komünizm yeni bir anlam kazandı. Ütopyacı sosyalistlerin uygulamaya çalıştığı komünizmle Marx ve Engels'in tanımladığı komünizm arasında önemli farklılıklar vardı. Marx ve Engels'e göre komünizm yalnızca küçük topluluklar içinde değil, aynı anda bütün dünyada varolacaktı. Marx ve Engels'in belirledikleri bir başka ilkeye göre ise komünizm, aydın önderlerin çabalarından çok, tarihsel sürecin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkacaktı. “Komünist Manifesto'ya göre insanlık tarihi sömüren ve sömürülen sınıflar arasında uzun, sürekli bir mücadelenin tarihidir.”

Kapitalizmde bu, işçilerle kapitalistler arasında mücadele biçiminde belirir. Bu mücadele kapitalizmin egemenliğini kurmasıyla daha da yoğunlaşacaktır. Kapitalizm, işçi sınıfının güçlenmesine ve ülkeler arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılığa yol açacak bütün dünya işçilerinin ortak sınıfsal çıkarlarının bilincine varmalarını sağlayacaktır. Ayrıca insan ve toplumla ilgili aldatıcı görüşleri yıkarak, kapitalist baskı ve sömürüyü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serecektir. Öte yandan kapitalist sınıfta şiddetli rekabet ve pazarların daralması yüzünden zayıflayacaktır. “Marx ve Engels, Komünist Manifesto'yu yazdıkları sırada işçi sınıfının üretim, bölüşüm ve değişim araçlarına el koymasını sağlayacak bir dünya devriminin yakın gelecekte gerçekleşeceğini düşünüyorlardı. Avrupa'da 1848'de patlak veren devrimlerin yenilgiye uğraması ve işçilerin tarihsel sürece yaygın biçimde katılacakları yolundaki öngörünün gerçekleşmemesi, Marx'ı ve ondan sonra gelen siyaset kuramcılarını bu görüşleri yeniden değerlendirmeye yöneltti.”

Kapitalist toplumla komünist toplum arasıda uzun doğum sancılarının yaşanacağını ve Proletarya Diktatörlüğü biçiminde bir geçiş döneminin gerekliliğini savundu. Marx bu yapıtında söz konusu ara dönemi komünizmin ilk aşaması olarak adlandırmakla birlikte başka yazılarında genellikle sosyalizm olarak tanımlamış ve komünizm sözcüğünü sosyalizmin gelişmesiyle oluşacak mülkiyetin ve sınıfların gerçek anlamda ortadan kalktığı bir üst aşamayı tanımlamak için kullanmıştır. “Kuramsal düzeyde komünizm kavramı sınıfların ve baskıcı devletin bütünüyle ortada kalktığı aşamayı belirtir. Bu nedenle SSCB'nin resmi adında komünizm sözcüğü yer almaz.”

Komünizm ve sosyalizm kavramları arasında bu kuramsal ayrımın dışında bazı tarihsel koşullardan kaynaklanan bir farklılaşma daha vardır. Bunun temelinde Marx'ın kendi döneminde sosyalist adını taşıyan öteki hareketlerle program farklılığını vurgulamak için komünist adını benimsemesi yatar. Zamanla komünist sözcüğü nihai amaçtan çok, Marx'ın öngördüğü programı benimseyen partiler için kullanılmaya başladı.

Marksist parti ve program anlayışının bütünsel bir yapı kazanmasına en büyük katkıyı Lenin yaptı. İşçi sınıfının, devrimi kendi başına yapamayacağını, amacına ulaşabilmesi için bir grup profesyonel devrimcinin önderliğine gereksinim duyduğunu savunan Lenin, özellikle sosyal demokrat işçi partilerini eleştirerek bunların evrimci yoldan elde edilen reform uğruna radikal amaçları terk ettiğini ileri sürdü. Nihai amacı komünizmi kurmak olan her parti ya da devrimci programın komünist adını alması gerektiğini savundu.

“Komünist partiler, uzun bir dönem kendilerini tek bir dünya hareketinin parçası olarak gördüler. 1919'da çok yaklaştığı düşünülen devrime önderlik etmek amacıyla III. Enternasyonel kuruldu. Ama sosyalizmin yalnızca bir ülkede iktidarı ele geçirmesi, uluslar arası hareket içinde kuramsal ve siyasal bir çatışma doğurdu. Özellikle Stalin'in tek ülkede sosyalizmin inşasına yönelmesinin ardından Enternasyonel'de SSCB'nin ulusal çıkarları ağır basmaya başladı. Öbür komünist partilerde Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin etkisine girdi.”

islam

baran anlattı
bu kafir sözlükte böyle bir başlık açılmamasına şaşırmadım.

tanım: allahın yer yüzüne indirdiği en güzel din hıristiyanlık ve yahüdilik gibi şitteti değil güzelliği emreder. allahü tealünün sevdiği kullarini şereflendirdiyi din
8

laik sözlük hesabını unutmak

baran anlattı
geçen sene kayıt olmuştum sözlük kapandıktan sonra da sigaraya başlamıştım tesadüfen ''zuhal kaya'' araması yaparken laik sözlük çıktı çığlık ata ata içeri girdim birde baktım şifreyi hatırlamıyorum 2 gündür 76545 tane şifre denemesi yaptım maili de unutunca 2 gündür şifre giriyorum tam umudu kesmiştim ki şifremi hatırladım.
Unuttuğum şifre buymuş
recep123t*ayyip
5

bunlar ilginizi çekebilir