confessions

baran anlattı

Bira  · 1 Ağustos 2016 Pazartesi

  1. toplam giri 135
  2. takipçi 18
  3. puan 4285

Recep tayyip erdoğan

baran anlattı
Başladığında aklında tek bir amaç vardı: şeriat. Seçimi kazandıktan sonra ılımlı ayağına yattı, laikliği Atatürkçülüğü savunduğunu söyledi. Devlet kurumlarını özelleştirdi, arazileri şirketleri yabancılara sattı, ılımlı tutumuyla yabancı sermayeyi ülkemize çekti. Ülke ekonomik olarak büyümeye başladı. Devletin bütün kesimlerini ele geçirdikten sonra gerçek yüzü ortaya çıktı. Artık amacı şeriat değildi. Koltuk hırsı, rant, krallık hoşuna gitti. Binlerce yeni şirket kuruldu binlerce dolar milyarderi türedi. Bütün parayı ülke kalkınması yerine inşaat rantına, oğullarının gemilciklerine yatırdı. Bir yandan da köprüler, yollar, hastaneler yaparak insanların gözünü boyadı. Bilgisayar kavramı dahi olmayan Türk halkına yıllar sonra teknolojiyi kendi keşfetmiş gibi hastane, eczane, banka kuyruklarını öne sürerek eskiden nasıl yaşadığımızdan bahsetti. Krallık sevdası o kadar çoğaldı ki kendine bir saray yaptırdı. Önüne gelen herkesi darmaduman etmeye başladı. Buna kol kola bu yola girdiği fettullah hocası, melih gökçek'i dahil. Şimdi sistemi çökmeye başladı. Bu seçimi de kazanacak ama sonrakinden kendinin de umudu yok. Götürebildiği kadar götürmeye, sömürebildiği kadar sömürmeye çalışıyor. Modernleşmeye çalışan Türkiye'yi yıllarca geriye götürdün bre vicdansız, elbet bir gün yok olup gideceksin. Peki biz ne yapalım? Orta doğu ülkesine çevirdiğin, yabancı sermayenin korkup kaçtığı, 21 yüzyılda darbe denen şeyin yaşandığı, yılllarca ohalin devam ettiği bu orta doğu ülkesindeki gençler ne yapsın? Umutlarımızı, geleceğimizi, Atatürk'ün emanet ettiği gençleri aydınları harcadın, çaldın, yedin, yedirdin, hakkı olana hakkını vermedin, kayırdın. Gerçekten inanıyor musun öbür dünyaya ya da cennete gideceğine? Ben inanmıyorum, hepimizin ahı üzerinde.

zehir

baran anlattı
Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde.

ya da laik sözlükte 2, 3 gündür kaliteli yazılarına denk geldiğim yazar. swh.

hdpli olmayıp hdp'ye oy vermek

baran anlattı
bu benim. hdp yi sevmem hiçte haz etmem. sırrı gibi bir kaç sempatik tip dışında diğer hdp liler oldukça itici gelir bana. ama şu seçimde bütün hesaplar hdp üzerinden yapılıyor akp chp ve iyi partinin seçim hassasiyetini bildiği için hdp yi baraj altı bırakarak kürt oyları ile diktatörlüğünü kalıcı hale getirmek istiyor. bunun en büyük örneği yüzbinlerce kürt seçmenin sandık yerleri değişmiş hiç bir gerekçe yokken tek ama o oyları çalmak hdp yi baraj altı bırakmak.

kısacası genel seçimlerde hdp ye oy vererek ikinci turda ince yi desteklemek en mantıklı seçim diye düşünüyorum.

özgür koldaş

baran anlattı
saç simülasyonu son yıllarda saç dökülmesi derdinden muzdarip olanların sıklıkla kullandığı bir kalıcı makyaj tekniği. saç olmayan derinin renklendirilmesi esasına dayanan bu teknikle yeni kesilmiş bir saç görünümü elde ediliyor. uygulamanın yapılacağı merkezlerin hijyen standartlarına uygun olması ve kullanılan araçların yüksek kalitede ve uygun teknolojide olması çok önemli. bu konuda ankara'da en bilinen merkezlerden biri dr. özgür koldaş tunalı polikliniği. saç simülasyonu uygulaması yaptıranlar tarafından da oldukça güzel geri dönüşler almakta. ne diyelim saç dökülmeniz genetik olabilir ama saçsız bir görüntüyü kabul edip etmemek de sizin seçiminizdir.

laik günlük

baran anlattı
şehirde taş binaların olduğu bir bölgedeydik. harika bahçesi olan bir eve girmiştik. daha adım attığım ilk anda o bahçenin ve evin hayatımı değiştireceğini biliyordum. bahçenin sınırını paslanmış dikenli tellerle kesin biçimde çizmişlerdi. yüksek taş duvarın üstünde teller bir tehdit gibi tutunmuştu.
yağmur vardı ve schaub lorenz marka bir televizyonda körfez savaşı görüntüleri dönüyordu. üzerimde süveter olmasına rağmen üşüdüğümü ve oturduğum yerde ayaklarımı tuttuğumu hatırlıyorum. uzun bir süre kendimle ilgilenmiş olmalıyım. dış kapının kapanma sesini duydum. hızla koştum ve sokağa çıktım. sokağın iki tarafında da sanki hiçbir tarihte hiçbir araba oradan geçmemiş gibi derin bir sessizlik, hareketsizlik vardı. sonsuz uzunlukta bir resim çerçevesinde sıkışmış hissettim.
tekrar eve döndüm.
televizyonu kapattım. kitaplıkta dilini bilmediğim kitaplar vardı. onlardan birini aldım ve açtım. sonra bir diğerini, sonra bir diğerini.
kitapların üzerinde uyumuştum. genç bir alman olan bakıcım kucağında paketlerle içeri girmişti. bana sayıları öğretirdi. eins, zwei, drei.. sonsuza kadar saysam da beni bıraktıkları yere geri dönüp almayacaklarını biliyordum.
bugün kargoyla bir paket aldım. içinden o kitaplıkta gördüğüm kırmızı kapaklı kitap çıktı. "seni hiç unutmadık"
"ben de unutmadım."

yazarların yaşadığı tuhaf olaylar

baran anlattı
hayatımda bir kez otostop çektim. yaklaşık elli km yürümüştüm. bir ağbi durdu. ne tarafa diye sordu? "şehir merkezine" dedim.
arka koltukta iki tane ördek vardı. arabanın tavanına bile mıçmayı başarmıştı ördekler.
ağbi ön koltuğa gazete serdi. bindim. sırtımı yasladığım kısımda kurumuş ördek b.ku olduğunu görmüş olmama rağmen ses çıkartmadım, ayaklarım zonkluyordu.
ağbi "çocukları okula bırahacağım, önce onları bıraham sonra seni bırakırım" dedi. "tamam" dedim. onca yolu yürüdüğüm için nasıl uykum vardı anlatamam. bir köy evine yaklaştık. üç tane ilkokul öğrencisi bebe bindiler arabaya. bir tanesi ördeğin birini kucağına aldı. diğeri ördeğin üzerine oturmak için zıpladı, ördek manevra kabiliyeti gelişmiş olduğundan kendini kurtardı. üçüncüsü de araba kullanan babasının kucağına oturdu.
kucakta giden velet sık sık direksiyona saldırdı, dikiz aynasını kanırtarak söktü, ördeklerden birini benim kucağıma attılar.
okul, şehir merkezinden ters yönde. bir ara yanımızdan bir otobüs geçti. "ağbi ben ineyim olmazsa..." dedim. lafı ağzıma tıkadı. köy bakkalından hepimize gazoz aldı ağbi. veletlerden biri bana ne iş yapıyorsun diye sordu ben de astronotum dedim, göz kırptım, eğlendik.
bu velet babası bakkalla konuşmayı bitirip arabaya binince babasına "bu oğaabi hastrotmuş" dedi. babası da garipsemedi. bu arada saat dokuzbuçuk oldu. ağbiye "okul kaçta başlıyor yahu" dedim. "üğretmeng yoh, geç geliyür" dedi. yok mu geç mi geliyor anlamadım.
bir km sonra derme çatma bir yapıya ulaştık. oradan bir koyun aldık ve ağbi "çocuhlar öne gelsing, sen argıya geçh" dedi.
kucağımda iki ördek ve yanımda bir koyunla sehayate devam ettim. uykusuzluktan koyunla bakışırken kafam düşüyordu. "ağbi sen beni en yakın otogara bırak, ben oradan giderim" dedim.
"bah, bien sengi götüreciğem hemşehrim, sen nideceeen" dedi ağbi.
çocukları okula bıraktık. okul dediysem prefabrik yapılar kadar muhtemelen tek sınıflı bir bina. bizi karşılayan hademe "engişdeea, nirde galdınh yıav" diyerek üzerimize seğirtirken ağbi şaka olsun diye üzerine sürdü ve direksiyon hakimiyetine sahip olan bebe direttiği için hademeyi ezdi.çıkıp baktık. "adamın iç kanaması olabilir" dedim. ağbi "yığoh yıav ben her gün çarbıyom" dedi.
"ağbi saçmalama adam ölür" dedim, ikna ettim. arkaya hademe arkadaşı yatırdık, önde koyun ve ben hastaneye gidiyoruz, ördeklerden biri ayağımın dibinde, kucağımda koyun, arkada bir ördek ve bir ahlayıp vahlayan adam vardık hastaneye.
acil girişinde "iç kanama olabilir" dedim gelen görevliye. görevli kucağımdaki koyunun yüzüne bakıp sesin nereden geldiğin anladıktan sonra "veterinere gidin" dedi. "ağbi şaka mı yapıyorsunuz arkada yatan adam için diyorum" dedim.
şoför ağbi olayın ciddiyetini anlayınca ağlamaya başladı. arabayı park ettik, şoför ağbi sedyede götürülen hademeyi yoklamaya gideceğini benim arabada beklememi, polis gelirse dörtlüleri yaktığını, uzun kalmayacağımızı söylememi tembihleyerek gitti.
onun gitmesinin üstüne polis geldi. camı indirdim. "buraya park edemezsiniz" dedi. ben durumu izah etmeye çalışırken ördeklerden biri camdan atladı. ben de onu yakalamak için kapıyı açınca koyun da atladı. kısa bir an ördeği mi koyunu mu yakalamam gerektiğini bilemedim. polise "ağbi arkada bir ördek daha var ona sahip çıkın" dedim ve koyunun peşinden koştum. bu sırada bir şarjmatik gözüme ilişti. bu ilçeden kendi imkanlarımla kurtulabileceğimi düşündüm. koyunu tutmuşken oraya yaklaştım. bir lira atıp telefonumu taktım. koyunla rodeo yapıyormuşum gibi tuttuğum için insanlar şaşkın bakışlarıyla bizi süzüyordu. polis ağbi kaçan ördeği de getirip kucağıma verdi. telefonda açılacakmış gibi bir görüntü yoktu. (eski modeldir, şarja taksanız bile hemen açılmaz.) bu sırada ağbi geldi. "bunlar sana emanet ben bi eve gideceğm" dedi.
"ağbi ben bunlarla ne yapayım, al bunları da götür" dedim. "hanım gızar" dedi.
yanımda iki ördek bir koyunla hastane avlusunda beklemeye başladım. bir süre sonra koyun ot mot buldu yemeye başladı. büfeden pet şişe aldım kestim, suluk yaptım. ördekler su içti.
telefonumu kontrol ettim. yok. şarj olmuyor. büfeciden rica ettim telefonunu kullanmak için. aradım, arkadaşlarım geldi. (gecikmeli olarak) biraz garipsediler.
durumu izah ettim. "önce bu koyunu ve ördekleri eve bırakacağız sonra eve gideceğiz"
başta bu plan makul görünüyordu. hastaneden ayrılalı yirmi dakika olmuştu, yolda polis durdurdu bizi. arabadan inin dediler. indim, kelepçeyi taktılar.
koyun hırsızı ben
bu kez polis arabasında koyunla kucak kucağa ilçe emniyet'e gittik. iki de ördek var unutmayalım. onları ayrı iki koliye koyup ağızları açık biçimde kucakladılar.
iki saat kadar bekledim. ifademi verdim. ağbi geldi. durumu izah ettim.
ağbi şikayetini geri aldı. "gomserim arhadaşı danıyorum, gendisi hasdırottur zatenleri"
gece beni eve bıraktıklarında duş alıp deliksiz 12 saat uyudum.

evet, ben hasdırotum

not: bu otostopun nedenini de başka zaman anlatırım.
2
2 /

bunlar ilginizi çekebilir