confessions

elfida

Yazar  · 30 Nisan 2017 Pazar

  1. toplam giri 28
  2. takipçi 0
  3. puan 351

geceye bir şiir bırak

elfida
Sen geldin, benim deli köşemde durdun.
Bulutlar geldi, üstünde durdu.
Merhametin ta kendisiydi gözlerin...
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu...
Bulutlar geldi, altında durduk.

Konuştun, güneşi hatırlıyordum.
Gariptin, yepyeni bir sesin vardı.
Bu ses öyle benim, öyle yabancı...
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı.

Dişlerin öpülen çocuk yüzleri,
Güneşe açılan küçük aynalar,
Sert içkiler keskin kokular dişlerin;
İçinden geçilen küçük aynalar...

Ve güldün, rengârenk yağmurlar yağdı;
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı.
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak,
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı.

Sen geldin benim deli köşemde durdun,
Bulutlar geldi üstünde durdu.
Merhametin ta kendisiydi gözlerin...

emrah serbes itirafı

elfida
Samimi gelmeyen itiraftır. Denilene göre itiraf; aile mobese kayıtlarına bakılması için başvurduktan ve savcılık, aracı kullanan kişinin Kenan Doğru olmadığından şüphelenip hava yastığının üzerindeki kan örneklerinin incelenmesine karar verdikten sonra gelmiştir. İtirafın bütün bunların üzerine gelmesi ve adliye çıkışı yaptığı açıklamanın yapmacıklığı hatta ezberini unutur gibi oluşu, bir de son gelişmelere göre Kenan Doğru'nun iddiasının doğru olmayışı bana bu itirafı sadece vicdan azabı yüzünden yapmadığını, kurgu olduğunu düşündürüyor. Şoktan kabullenememiş suçunu, hadi ilk anda şoktan üstlenemedi diyelim suçunu, o şok bir hafta mı sürdü? Geriye bir tek babasını ve on altı yaşındaki gencecik kız kardeşini toprağa vermiş, yoğun bakımda olan annesinin başından bir dakika olsun ayrılamayan yüreği yanmış bir abi kaldı. Bir aile darmadağın oldu. En acısı da sosyal medyada hâlâ Emrah Serbes'i kahraman ilan etmeye hevesli insanların oluşu.

yazarların en sevdikleri şiirler

elfida
GÖĞE BAKMA DURAĞI
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Turgut UYAR
Özdemir Asaf ve Cemal Süreya'nın bütün şiirlerini ve "Bilmezdim" şiirini de çok severim.

bittiğinde ağladığınız kitaplar

elfida
siminya'nın "kız kısmı" diye bir kitabı vardı. normalde o tarz kitaplar okumam ama bir arkadaşım verdi "al, oku." diye aldım, okudum biraz. bir bölümde şöyle bir hikaye var; o dönemler mamak'ta sağcılar, solcuları pek bir sevmezmiş. solcu partilere oy verenlerin kapıları işaretlenirmiş falan filan. bildiğimiz şeyler bunlar. siminya kızımızın abisi, kuzenleri falan sağcı partilerde cirit atmaya başlamış, o da bu duruma çok özeniyormuş ta ki nihatla tanışıncaya kadar. nihat'ı tanıyınca "yemişim sağını, solunu, önünü arkansını, sobesini. Siz bütün oyunların ebesi olun, sevenlere müsaade." demiş ve kendisinden farklı düşünen, ona isyan edişini ve en çok da onu sevişini sevdiği bu adama aşık olmuş. çok temiz adamların cibilliyetine tükürdükleri, çok namuslu kadınların ondan kendilerini korudukları, herkesin gözünde tekinsizleşen nihat'a. bir gün mahallelerindeki kirli kanalın üzerindeki köprüde karşılaşmışlar siminya ve nihat. sessizliği sinsiliğine, yere bakarak yürüşü de yürek yakmasına verilmiş nihat; ilk defa başını kaldırıp bakmış siminya'ya öyle ela ela. ayva bahçelerinde buluşmuşlar. en sevdiği meyvenin ayva olduğunu söyleyince gülmüşler ona. Oysa ki bilmezlermiş, onun sevgilisinin göğsü ayva kokarmış. Sonra günlerden bir gün gitmiş nihat. gitmeden önce bir şiir kitabı bırakmış siminya'ya, şiirlerde buluşmuşlar. çok güvenilir adamlar "gitsin" demişler. çok beklemiş siminya, çok... günler boyu, önünde küpeçiçeği saksıları dizili pencerelerinden ayrılmamış ve hep aynı iki yaprağın arasından, aynı sokağın aynı köşesine bakmış. gittiği karanlıktan dönmesini beklemiş uzun süre o tehlikeli adamın. çok beklemiş siminya... sokak lambasının kaçta yanıp kaçta söndüğünü bildiği kadar yüzündeki ışığın ne kadar söndüğünü bilmez olmuş. çok beklemiş...
"su kanalında bir beden, öleli on gün olmuş ya da öldürüleli... ikindi vakti bulundu. Ölenin düzen bozanlardan olduğunu anlayana kadar sık sık "düzen çok bozuldu" diyen adamlar göründü, kayboldu. gerçeği öğrenince de "su testisi su yolunda" dediler, üstlerine düşen görevi bırakıp gittiler.
başkaları için medeniyet benim için geride kalmışlık demek olan o köprünün altında yatan irli bakışlı adam; ölmüş olman beklemeyi bırakacağım anlamına hiç gelmedi. ben seni beklemeye hep sadık kaldım. hep esir kaldım. hatıranı sakladım, günahlarını sevdim. saçlarımı hiç kesmedim, ara sıra ördüm. seni çok özledim."
nihat'ı daha derin anlattığı bir kitap daha yazmış siminya "annem, tanrı ve sen" okumak isteyene...
0 /