confessions

romacumhurbaskani

Rakı  · 25 Temmuz 2017 Salı

  1. toplam giri 475
  2. takipçi 5
  3. puan 8133

malazgirt meydan muharebesi

romacumhurbaskani
1071 Malazgirt Savaşı
MALAZGİRT NEREDEDİR?

Malazgirt, Doğu Anadolu bölgesinde bulunan Muş ilinin yaklaşık 56.000 nüfuslu bir ilçesidir. Malazgirt ilçesi, Muş'un Bulanık ilçesiyle birlikte, Bitlis'in Adilcevaz, Ağrı'nın Patnos ve Tutak, Erzurum'un Karayazı ve Karaçoban ilçeleriyle de komşudur.

MALAZGİRT SAVAŞININ NEDENLERİ



Doğu sınırında ortaya çıkan ve giderek yükselen Türk-İslam tehlikesi Doğu Roma(Bizans) tarafını telaşlandırmaya başlamıştı.Zira Selçuklular yaptıkları akınlar sırasında istila yapmıyor yakmıyor yıkmıyor halka zarar vermiyordu sadece Doğu Roma(Bizans) askeri mevzilerine saldıryorlardı .Selçukluların izlediği bu yöntem Doğu Roma(Bizans)'lı olmayan milletler arasında güzel bir itibar bırakıyordu buda Doğu Roma(Bizans)'lı idareciler için büyük bir sorun teşkil ediyordu.Zira bu milletler Selçuklu idaresi isteyerek Doğu Roma(Bizans) için tehdit olabilirdi.



ROMA'NIN DURUMU



Selçuklular Anadolu içlerine doğru akınlar ile ilerlemeye devam ederken Doğu Roma(Bizans) ise iç karışıklık içindeydi.Ülkenin yönetimi dul kalan Bizans İmparatoriçesi Eudoxie'nin elindeydi. Evleneceği kişi aynı zamanda yeni Doğu Roma(Bizans) İmparatoru olacaktı kendisine sunulan bir çok aday arasındanDoğu Roma(Bizans) kumandanı Romen Diyojen'i tercih etti (1068). Romen Diyojen, Roma ordusu içinde yüksek rütbelere yükselmiş başarılı bir askerdi ancak X. Konstantin Dukas'ın oğullarını tahttan indirmek için komplo hazırlamak suçundan hapsedilerek İdama mahkum edilmişti (1067) Fakat artan Türk-İslam tehlikesine karşı affedildi ve imparotiçe ile evlendi. ancak saltanat ailesinden olmadığı için onun imparator olmasına muhalif isimleri vardı Diyojen onlarıda yendikten sonra tam anlamıyla ülke yönetimine hakim oldu.



SELÇUKLULARIN DURUMU



Bu tarihlerde Selçuklular Anadolu içlerine doğru akınlar düzenlemeye devam ediyordu.Kars, Ege ve hatta Marmaraya kadar akınlar yapar duruma gelmişti.Roman Diyojen ise bu akınlara karşı düzenli ordular kurmuştu Selçuklu akınlarıyla düşen ileri karakol kalelerini kontrol altına almak amacıyla 1068 yılında Karsı, 1069'da Pozantı'yı, 1069'da Palu'yu, 1070'de Kayseri'yi kontrol altına aldı.Selçuklara ise bu tarihte Şıi-Fatımilere karşı sefer hazurlıklarına başlamıştı.Selçuklu orduları Mısar'a doğru harekete geçti .Diyojen ise doğu seferi için hazırlıklarını tamamlamıştı.İmparatorluk askerlerinin yanı sıra Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Kürt, Peçenek ve Uz'lardan tertip ettiği çoğu paralı askerlerden oluşan 70.000 kişilik bir orduyla Selçuklu üzerine saldırıya geçti.Ermeniler Doğu Roma(Bizans)Ordusunda görev almak istemediler bunun üzerine Diyojen Sivas'a varınca Ermeni Prenslerini ve tebasını kılıçtan geçirerek öldürdü, Ermeni yerleşim yerlerini de Askerlerine yağma ettirdi. Böylelikle tabiyeti kabul etmeyen Ermenilerden intikamını almış, benzeri aykırılıklara karşı göz dağı vermiş oldu.

SAVAŞ DÖNEMİ



Diyojen ordunun verdiği güçe kendini iyice kaptırmıştı ordu herhangi bir direnişe uğramadan ilerliyordu.İlk başta Türk tehdidinden kurtulmak için başlanan hareket zamanla doğudaki İslam ülkelerini hedef alır hale gelmişti yani amaç tüm İslam ülkeleriydi. Öyle ki, savaşı kazanacağından emin olan Diyojen Horasan, Rey, Acem, Arap ve Suriye şehirlerinin idarelerini komutanlarına paylaştırmış hatta bunu kendilerine taahhüt bile etmişti.Roma Ordusu Sivas'ta savaş hazırlıklarını tamamlamak üzereydi. Diyojen'in iki planı vardı Birinci planı Roma ordusunun en tecrübeli komutanı olan General Nikefor Bryennes ile Türk asıllı savaş stratejisti General Magistors Tarkhal getirdi. Bu iki generalin teklifi Türklere karşı tedbirli ve ihtiyatlı hareket ederek Erzuruma ilerleyip burada konuşlandıktan sonra Türkleri kışkırtarak üzerlerine çekmek ve savaşın Roma Toprakları içerisinde yapmak şeklindeydi. Bu plana göre Roma Ordusu sefere çıkarak bir bakıma Savunma Savaşı yapacaktı. Bu alternatife korkaklık olarak bakan bazı generaller ise hızlıca hareket edilip İrana doğru yönelinmesi, savaşın Selçuklu topraklarında yapılarak hızlı sonuç alınmasını teklif ettiler. Diyojen, ordusunun gücünü kullanmak ve hızlı sonuç almak istediği için ikinci alternatifi tercih ederek istila ağırlıklı bir strateji izlemeye karar verdi.Selçuklu Sultanı Alparslan, Roma Ordularının harekete geçtiğini öğrenince Mısır seferi yolundan geri dönerek Ordularıyla Suriye'ye doğru yola çıktı.Ordusunun Rey şehrinde konuşlandığı haberini yaydı ve Muş'a doğru ilerleyerek Malazgirt ovasının doğusunda ordugah kurup savaş hazırlıkları yapmaya başladı.Sultan Alparslan, adet olunduğu üzere bir heyet hazırlayarak Sav Tigin'le birlikte Romen Diyojen'e elçi olarak gönderdi. Alparslan elçilerini Roma Ordusunun işine gelmeyecek bir barış teklifinde bulundu. Ama bu heyetin amacı barış değil sadece biraz zaman kazanmaktı.Tahmin edildiği gibi Romen Diyojen, Selçuklu elçilerini hafife alıp onlara “Sulh müzakerelerini Rey'de yapacağım. Ordumu İsfahan'da kışlatıp Hemedan'da sulayacağım” demiştir. Selçuklu elçileri de “Atlarınızı Hemedan'da kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum” demiş, taraflar karşılıklı tehditlerle birbirlerini ölçmüş oldular. Artık Malazgirt Savaşının gerçekleşeceği kesinleşmiş, hatta savaş stratejileri bile netleşmiştir. artık tüm hazırlıklar tamamlanmış İslamın sancaktarlığınıda üstlendiği bu savaşta Halifeden dua talep etmiş, Halife de İslam ülkelerine Cuma hutbesinde okunacak duayı camilere göndermiştir.

ASKER DURUMU

Doğu Roma Ordusu, paralı askerlerle birlikte 70.000 kişilik bir orduyla Malazgirt ovasının kuzeyinde konuşlanmıştı Selçuklu ordusunun askeri gücü ise sadece 40.000 kişiden ibaretti. ancak Doğu Roma ordusu içerisinde Müslümanlıkla tanışmamış Peçenek ve Uz Türkleri de bulunuyordu. Sultan Alparslan, casuslar göndererek aynı soydan olduğu bu Türk birliklerine haber ulaştırıp kendilerine katılmaları teklifini gönderdi. Buda Doğu Roma (Bizans) Ordusunu olumsuz yönde etkiledi Zira Anadolu içlerinde bulunan Abaz, Slav, Gürcü, v.b. kavimler yoğun savaşlar içerisinde bulunmuyorlardı. Trakya bölgesinde yaşayan Peçenek ve Uz Türkleri ise hem Roma İmparatorluğu ordusu içerisinde sıkça görev yapmakta hem de Batı cephesinde kendi bağımsız hareket edebildikleri savaşlara katılmaktaydılar. Üstelik Roma Ordusunun en önemli savaş stratejisti Magistors Tarkhal'da bir Peçenek Türküydü. Alparslan'ın teklifini olumlu karşılayan Peçenek ve Uz birlikleri Roma ordusu içerisinde konuşlanmış ancak Selçuklular için mücadele etmeye karar vermişlerdi.oma ordusunun savaş düzeninde Romen Diyojen ordunun merkezinde, Anadolu ordu kumandanı Mikhail Attalicpiates sağda, Rumeli kumandanı Nikefor Bryennes solda, Andronikos Doucas'da geri cephedeydi. Bu taktik topyekün bir imha düzeniydi. Stratejileri de güçlü hücum ederek kesin sonuç almaktı. Sultan Alparslan'ın komutasında ise 40.000 kişilik Selçuklu ordusu Hilal şeklinde tertibat almıştı. Hafif süvari kıtaları kanatlarda, vurucu unsurlar ve merkez güçler orta geride bulunuyordu. Saldırı gerçekleştiği esnada merkez güçler yavaş yavaş geri çekilecek, at üstünde ok atan süvariler düşmanın yan ve geri hatlarına taarruz ederek Roma ordusunu yavaş yavaş zayıf düşürecekti. Bu taktikle düşman ordusu kendi karargahlarından uzaklaşacak, baskın kıtaları düşmanın en zayıf olduğu geri hattına saldırarak savaş düzenlerini bozacak ve geri çekilen birliklerin ileri atılmasıyla “Turan Taktiği” olarak bilinen strateji kullanılarak düşmanı yok edecekti.

SAVAŞIN SONUÇLARI

Anadolu'nun kapıları Türklere açıldı; Türk birlikleri Anadolu'ya girmeye başladı.

Malazgirt Savaşından ağır bir yenilgiyle çıkan mağrur imparator, Sultan Alparslan'ın huzuruna geldiğinde utancından başını kaldıramıyordu. Alparslan, onun bu haline nezaketle karşılık verip oturttu ve teselli etti. Diyojen, savaş öncesi muazzam ordusuyla Türkleri yeneceğinden emin olduğunu, aksi bir ihtimali hiç düşünmediğini açıkça dile getirdi. Sultan Alparslan kendisine “Eğer zafer sizin olsaydı bana ne yapardın?” sorusunu sordu. Diyojen, açık konuşamayıp öldürtürüm diyemeyip sadece “Kamçılatırdım” cevabını verdi. Alparslan “Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” sorusuna ise bir ümitle “Ya öldürtürsünüz, yahut İslam ülkelerinden birine esir gönderirsiniz. Mümkün görmüyorum ama beklide affedersiniz”

Bunun üzerine Sultan Alpaslan adet olunduğu üzere İmparatoru daha fazla küçük düşürmemek içinAffetti ve ağır şartlarla bir antlaşma imzalattı. Romen Diyojen affedilmişti ancak ülkesine döndüğünde Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp öldürüldü. Yerine geçen yeni Doğu Roma İmparatoru 7. Mihail Selçuklular ile yapılan anlaşmayı kabul etmese de “Malazgirt Savaşı” Selçuklulara Anadolunun tapusunu vermişti. İlerleyen 20 yıl içerisinde hızla Anadolu içlerine göç hareketleri başlatılarak Türkleştirilen Anadolu, İç Asyadaki diğer Türk devletlerinin de göçleriyle bir Türk yurdu haline geldi.

Evrim teorisi

romacumhurbaskani
Evrim Nedir ? Ne değildir ? Evrim Hakkında Herşey
Evrim nedir ? İnsanlar maymunda mı geliyor ? Madem ki insanlar maymundan geliyor? Neden şimdiki maymunlar insan olmuyor? İyide evrim sadece bir teori ispatlanmadı ki.Eğer evrim biyolojisi ile uzaktan yakından ilgilenen biriyseniz bu ve benzeri sözleri bir çok kez duymusunuzdur kaldı ki evrim teorisi ile ilgilenmek için biyolog olmaya gerek yok hatta Fen bilimcisi olmanıza bile gerek Ekonomist yahut Mimar bile olsanız hatta benim gibi Sosyal bilimcisi iseniz Tarih Coğrafya Sosyoloji ile ilgilenseniz bile evrim ile ilgilenmenizde sakınca yok kaldı ki bu yazayı yazan biri olarak Tarih Coğrafya Sosyoloji benim asıl ilgi alanlarım neyse hazırsanız başlayalım ve evrimi iyice bir didik didik edelim ve bilime giden o müthiş yolda bir gezintiye çıkalım.

Evrim nedir?

En basit temel şekilde anlatacak olursak evrim canlı türlerinin nesiller içerisindeki değişimine evrim denir.Evrim genelde kısa vadede genlerde uzun vadede fiziksel özelliklerin değişimidir.Fakat evrim tekli bireylerin değişimi değildir.değişen, popülasyon içerisindeki özelliklerin genel dağılımıdır.Evrim bireyin ömrü içerisindeki geçirdiği değişim değildir.Nesiller içerindeki değişimdir.

EVRİM HENÜZ BİR TEORİ İSPATLANMADI!!!

Madem evrim gerçek neden hala bir teori? Aman Allahım evrime karşı çıkanların evrimcilere karşı sürekli kullandığı bir soru bu soruyu cevaplamak için öncelikle Hipotez, teori ve kanun arasındaki fark nedir onu bilmeniz gerekir

Hipotezler(varsayımlar), Probleme konulan geçici çözümlere hipotez denir.

Kanunlar(bilimsel gerçekler) Hipotezlerin defalarca defalarca test edilerek her seferinde aynı sonucun alınması ile artık değişmeyeceği anlaşılan doğa yasalarıdır.

Teoriler.Hipotezler ile kanunlar arasında bağantıyı sağlar.

EVRİM TEORİSİNİN YANLIŞLIĞI KANITLANDI BİLE

Öncelikle şunu söyleyelim Son yüzyılda evrimi destekleyen 200.000'den fazla makale yayınlamıştır Evrime ters düşen tek bir kanıt bile bulunmamaktadır.Kaldı ki bir çok bilim adamı sanılanın aksine evrim teorisini çürütmeye çalışır.Zira evrimi çürütmek büyük bir başarı olacağından bunu yapan kişi Nobel ödülüne layık görülecektir.ki kimse bu ödülü kaçırmak istemez.

EVRİM GÖZLEMLENMEDİ KANITLANMADI

Hani meşhur bir resim vardır 3 maymun vardır biri kulağını biri gözünü biri ağızını kapatır heh işte her ne kadar o üç maymun gibi yapsanızda ben evrimle ilgili ne bir kanıt gördüm nede gördüm desenizde.Evrimle ile ilgili bir çok laboratuvar deneyi*, doğal gözlem** ve fosillerle reddedilemeyecek bir şekilde kanıtlandı.

EVRİM BİR ANDA VAROLUŞCUDUR

Evrim anlık değil bir süreçtir.Evren sürekli değişmektedir bununla birlikte doğal olarak canlılarda değişmektedir.Doğada hiç bir şey bir anda pufff diye var olmaz.

EVRİM=TESADÜF

Şans ve tesadüf canlıların evriminde rol oynar.Ama bunun dışında bir çok fazla etken vardır.En basit şekilde şartlara uyum sağlayanlar yaşar diğerleri ise ölür.Bu şanş değildir.Mesela ilaçlanan bir mutfakta bu ilaca karşı bağışıklık geliştiren böceklerin hayatta kalıp türlerinin devam etmesi ve diğerlerinin yok olması doğal seçilime kusursuz bir örnektir.

İNSANLAR MAYMUNLARDAN GELDİYSE, NEDEN ŞİMDİKİ MAYMUNLAR İNSANA DÖNÜŞMÜYOR?



İnsanın değişimide diğer tüm canlılarda olduğu gibi devam etmektedir.Yani bundan binlerce milyonlarca yıl sonra nasıl bir şeye benzeyeceğimizi tahmin edemeyiz.Ancak doğanın kanunları değişmediği evrim devam edecek.Fakat biz bunu göremiyoruz çünkü canlıların fiziksel değişimleri makroevrim ile incelenirken, genetik değişimleri mikroevrim ile incelenir.Evrim genlerle yani mikroevrim ile başlar ve süreç fiziksel değişimlerle yani makroevrim ile devam eder.Yani biz ne kadar mikroevrimi göremesekde devam ediyor damlaya damlaya göl olan makroevrimleri ise ömrümüz yetmediği için göremiyoruz.



GÜÇLÜ OLAN YAŞAR

Yanlış güçlü olan değil daha iyi uyum sağlayan yaşar.



EVRİM TEORİSİNİ ORTAYA ATANLAR

M.Ö. 6.yy'da Anaksimander

Sonra Herakletios

M.Ö. 5.yy'da Empedokles

Lamarck

Alfred Russell Wallace



İNSANDA EVRİME DAİR BİR BULGULAR

Apandis 20 yaş dişleri Kuyruk sokumu kemikleri Darwin Yumrusu Üçüncü Göz Kapağ Plantaris kası Auriculares kasları Sahte genler Kılların ürpermesi

EVRİM İÇİN MİLYONLARCA YIL GEREKİR.

Canlı türünün nesli oldukça kısaysa*, evrim makro düzeyde de oldukça rahat gözlemlenebilir.

ARA GEÇİŞ FORMLARI YOKTUR.

Tam aksine ara geçis formları vardır.

Bu fosillerden örnekler verelim:

Archaeopteryx: Dinozorlardan kuşlara geçiş formlarından biridir.

Odontochelys semitestacea: Balıktan kaplumbağa geçiş formlarından biridir.

Tiktaalik Rosae: Balıklarla kara canlıları arasındaki geçiş formlarından biridir. Karaya çıkıp yürüyebilen bilinen ilk deniz canlısıdır.

Panderichthys: Balıklarla kara canlıları arasındaki geçiş formlarından bir diğeri.

Ambulocetus: Yürüyen balina olarak da bilinen balina evrimine dair geçiş formlarından biridir.



Aziz Sancar:Evrim Gerçektir ve İnanç Meselesi Değildir'

İster inançlı ister inançsız olun evrim bir gerçektir arkadaşlar.

Kaynaklar.https://onedio.com/haber/evrim-teorisiyle-ilgili-14-yanlis-bilgi-386330

https://evrimagaci.org/question/tr/evrim-nedir

#Evrimdevrimoluyor.

osmanlı'da evrim teorisi

romacumhurbaskani
OSMANLI'DA EVRİM TEORİSİ.
Osmanlı'da evrimi ilk defa gündeme getiren kişi Ahmed Midhat efendiydi (1844-1912).Dağarcık adlı derginin ikinci sayısında Veladet” (doğuş) adlı yazışında evrimi şöyle açıklıyordu.…Her tabakada o kadar hallere girdim ki, tarif değil isimlerini saymış olsam kamus (sözlük) kadar bir kitap olur. Nihayet dördüncü tabakada dahi nice yüz bin inkılaplar gördükten sonra aksamımı toplaya toplaya…meydana geldim.”

Yazılarında Lamarck'dan söz eden Ahmed Midhat efendi buna rağmen eserinde Darwin'in Doğal seçilim teorisinden söz etmiyor.İlk Türk romanı Taaşşuk-u Talat ve Fitnat yine ilk Türkçe sözlük Kamus-i Türki ve Şemsettin Sami bey'e ait insan adlı çeşitli eserlerinde çekinerek'de olsa evrimi anlatmakta. jeolojik ve arkeolojik kanıtlarla evrimden söz ediyorlardı.Fakat Şemsettin Sami beyin kitabında Darwin ve teorisinden söz edilmez.Kapatılan ikinci Darülfünun'un müdürü Hoca Tahsin efendi 1880 veya 1881'de yazdığı fakat öldükten sonra 1892'de yayınlanan Tarih-i Tekvin yahud Hilkat (varoluşun ve yaratılışın tarihi) adlı eserinde evrimden şu şekilde söz edilir.



“Tabiatın bağrında değişmez bir şey var mıdır? Bütün türler ve cinsler bir değişim ve daimi olgunlaşma halinde olduğu halde türlerin değişmezliğini iddia edenler, karşılaştırmak için yeterli derecede olmayan kısa bir süre varsaydıklarından dolayı aldanmışlardır” diyor.

Hoca Tahsin bu sözleri ile evrimin anlaşılması konusunda önemli bir bakış açısıydı

Hoca Tahsin efendi Darwin'le ilgili olarak “Darwin'in bu hususa dair ifadeleri her ne kadar kafi mertebede değilse de, mesleği (izlediği çizgi) varoluşu açıklamasına ve gerçeklik felsefesine uygun olmakla, olgunlaşacağından kesinlikle şüphe duyulmaz.”diyerek söz ediyordu.

Fakat yine doğal seçilim teorisinden söz edilmiyor.

Darwin ve doğal seçilimin söz edilmesi Ali Sedad Bey

Osmanlı doğal şeçimle ilk kez Ali Sedad beyin 1882'de yayınladığı kitapla tanıştı.fakat işin ilginç tarafı yayınladığı kitapta bu teori desteklenmiyor kanıtlanmaya çalışmıyor tam aksine bu teori red edilerek yanlış olduğu anlatılmayı çalışılıyor Ali Sedad bey daha çok mantık üzerine yazdığı kitaplarıyla tanınmıştır.Ayrıca ilk Osmanlı ilk termodinamik kitabınında yazarıdır.

1882'de yayınladğı Kavaid-i Tahavvülat fi Harekat-i Zerrat (parçacıkların hareketine ilişkin dönüşüm kuralları) adlı 192 sayfalık eseri Fizik ve Biyoloji tarihi bakımından oldukça önemli bir eserdir.Kitabın 163. ve 170. sayfalar arasında evrim'den söz ediliyor. Darwin'in evrim teorisini detaylı bir şekilde anlattıktan sonra evrim teorisini reddediyor.ve eleştirilerini sıralıyor.Ali Sedad bey, “Darwin'in bu konuda ortaya koyduğu kanıtların en önemlilerinden söz edeceğiz” dedikten sonra sonraki dört paragrafta doğal seçilim mekanizmasını bilimsel ve gayet anlaşılır bir dille okurlarına anlatıyor.canlıların sınırsızca çoğalmasını önleyen en önemli engel, “fıkdan-ı maişet”tir (geçim araçlarının kıtlığı) Bu nedenle, her türün bireyinin, nafakasını temin etmek ve varlığını sürdürebilmek için yürüttüğü bu mücadelede, kuvvetli olan zayıfa galip gelmekte ve bazı faydalı özelliklere sahip olanlar diğerlerinden daha fazla “muammer olmaktadırlar” (yaşamaktadırlar).

Ali Sedad bey “Darwin Mesleğinin (çizgisinin) Muhakemesi” başlıklı paragrafta ise iki büyük itirazı söz konusuydu.Bunlardan birincisi yine bir türün oluştuğu ile ilgili bir kanıt olmadığı ikincisi ise bir ara türün bulunmadığı

Ali Sedad bey burada ilginç bir retoriğe başvuruyor Darwin'i destekleyenlere “jeoloji tabakalarındaki bilimsel araştırmaların henüz yeterince yapılamamış olmasından dolayı ileride geçiş biçimlerinin bulunması muhtemel olduğu için, jeoloji biliminin bu aşamasında Darwin'in tezlerine itiraz olunamaz” diyen doğa bilimcilere



“Bu durumda jeolojinin bugünkü halinde Darwin'in mesleği kabul olunur şeylerden değildir diye ifade etmek daha münasiptir.”şeklinde cevap veriyor Ali Sedad bey Darwin'in türlerin oluşumunun çok yavaş işlediği ile geçiş biçimlerinin hızlı olduğu düşüncesinin çeliştiği görüşünde.

Ali Sedad evrim teorisine olan itirazlarını bitirdikten sonra Darwin'in insanın maymundan geldiğini söylemediğini, insan ve maymun'un diğer bir türden geldiği belirtiyor.İnsan ve Maymun içinde benzerlik değil farkılık olduğunu belirten Ali Sedad bey bu iki türün tamamen aynı ve benzer olsalar bile insanın konuşma özelliği ile maymunda ayrıldığını belirtiyordu.bu nedenle Lamarck ve Darwin'in düşüncelerinin yanlış olduğunu belirtiyordu.Ali Sedad bey Darwin'in Türlerin Kökeni kitabıdan 23 yıl sonra evrim teorisi doğal şeçilimiaçıklaması Darwin görüş açısı ile ilk kez Osmanlı okurlarına açıklaması süphesiz Biyolojik tarihimiz açısında ilginç ve bir o kadar önemli bir gerçektir.

şempanzelerin ve maymunların taş çağına girmiş olması

romacumhurbaskani
Taş Çağı'nı, erken insansı ve insanların yaşadığı bir dönem olarak görüyoruz. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalara göre bu çağı tek yaşayan insanlar değil.

Arkeologlar batı Afrika yağmur ormanlarında Brezilya ormanlarında ve Tayland sahillerinde dikkate değer taş aletler keşfetti. Bunları ilgi çekici yapan işçilikleri ya da çok eski olmaları değil. Hatta dikkatli bakılmazsa bir alet olduğu bile anlaşılamayabilir. Tarihleri de en fazla Mısır piramitleri kadar geriye gidiyor.

Bu aletleri özel yapan, onların insanlar tarafından değil, şempanze, kapuçin ve makaklar tarafından yapılmış olması. Aletlerin ortaya çıkarıldığı alanlar, “primat arkeolojisi” adında yeni bir dalın temelini oluşturuyor.

Aletlerin kendisi oldukça kaba. Bir maymun yaptığı taş çekiç, bir insan türünün yaptığı el baltasına hiç bir şekilde yaklaşamaz. Fakat önemli olan bu aletlerin gelişmişliği ya da sofistikeliği değil.

Bu aletler, primatların rutin olarak taş alet teknolojisinden faydalandığı bir kültür oluşturduğunu kanıtlıyor. Yani primatlar, Taş Çağı'na girdi.

Büyük Maymunlarda Alet Kullanımı
Önceki yıllarda biyologlar insanların yaygın olarak alet kullanan tek tür olduğunu düşünüyordu.

Günümüzde memeli, kuş, balık hatta böcek gibi canlıların hayatını kolaylaştırmak için alet kullandığını biliyoruz. Primatlar da alet kullanıyor. Fakat bir kural olarak primatlar, taşlardan alet yaratmıyor.

Oxford Üniversitesi'nden Primat Arkeolojisi (Primarch) projesi lideri Michael Haslam “Orang-tanlar, bonobolar ve gorillaların bitkilerden yapılan aletler kullandığı görüldü, fakar hiç bir zaman taş alet kullanımına rastlanılmadı” diyor. Haslam'a göre, büyük maymunların taş aletleri neden kullanmadığı bir gizem.

Fakat bunun nedeni, hayatlarının çoğunu ağaçlar içinde ve çevresinde geçiren bir tür için taşların kolayca bulunamaması olabilir. Haslam, bitkilerin ise primat ortamlarında her yerde bulunabildiğini söylüyor.

Buna göre, özellikle zeki bir büyük maymun, taş alet kullanmaya başlasa bile, çevrede bu geleneğin grubun diğer üyelerine (ve sonra gelecek nesillere) geçirilmesine yetecek kadar taş bulunmuyor.Primat Arkeolojisi
Fakat batı Afrika'daki şempanzeler, kabuklu yemişleri açmak için kullandıkları taş alet teknolojisini, birçok nesile aktarmayı başarmış gibi gözülüyor. Bu 2007'de yayınlanan bir makaleyle gözler önüne serildi.

Normal arkeolojideki, insan davranışlarını geride bıraktıkları kalıntılardan tanıyabileceğimiz prensibini primatlara uygulayan Christophe Boesch önderliğindeki “primat arkeologları”, böylece şempanze aletlerini incelemeye başladı.

Primat arkeologları, Fildişi Sahilleri'ndeki yağmur ormanlarında, orman zemininde bir alanı 1 metre derinliğe kadar kazdı. Bu kazı, taş aletler bakımından çok zengin olan 4,300 yıl öncesine kadar giden bir tabaka ortaya çıkardı.

Batı Afrika Şempanzeleri 4,300 Yıldır Alet Kullanıyor
Bu taş aletlerin bir kısmı sadece insanların sahip olduğu bir kesinlik ve hassasiyetle yapılmıştı. Başka diğer aletlerde ise, günümüzde o bölgedeki şempanzelerin de yaptığı gibi, kabuk kırmak ve vurma aleti olarak kullanmak gibi çok daha kaba şekilde kullanıldıklarına dair izler bulundu.

Boesch ve meslektaşları daha önce bu bölgede, modern şempanze taş alet külltürünü araştırmıştı. Bu araştırma şempanzelerin kendine özgü bir alet seçme ve kullanma yöntemi olduğunu gösterdi.Örneğin şempanzeler sıklıkla, kasıtlı olarak 1 kg ve 9 kg arasında büyük ve ağır taş çekiçler kullanmayı tercih ederken, insanlar 1 kg veya daha hafif taşlar kullanmayı tercih ediyor.

Şempanzeler ayrıca, insanların yemediği bazı kabuklu yemişleri açmak için de taş alet kullanıyor. Kazılarda bulunan taş aletlerde, bu yemişlerden gelen nişasta kalıntıları bulundu.

Bu bulgular birlikte ele alınınca, şempanzelerin Fildişi Sahili yağmur ormanlarında 4,300 yıldır taş alet kullandığı sonucu ortaya çıkıyor.

Boesch, Şempanze Taş Çağı'nın en azından 4,300 yıl önce, hatta belki de daha erken başladığını söylüyor. Fakat “daha erken dönemleri inceleyebileceğimiz toprak tabakalarını nerede bulacağınızı kestirmek çok zor” diyor Boesch.Şempanze-İnsan Ortak Atası mı Alet Kullanmaya Başladı?
Şempanzeler insanın yaşayan en yakın akrabası. Onların da bizim gibi taş alet kullanabiliyor olması, insan ve şempanzenin ortak atasının taş alet teknolojisini geliştiren ilk canlı olduğunu akla getirebilir.

Fakat Haslam bunun pek mümkün olmadığını söylüyor. Eğer öyle olsaydı, bütün şempanzelerin taş alet kullanmasını bekleerdik. Fakat sadece, batı Afrika'daki az sayıda şempanze topluluğunda bu kullanımı görüyoruz.

Batı Afrika şempanzelerinin, orta ve doğu Afrika şempanzlerinden ayrıldıktan sonra böyle bir taş alet teknolojisi geliştirdiklerini düşünmek daha matıklı oluyor. Haslam, bu ayrımın 50,000 ila 1 milyon yıl önce gerçekleştiğini söylüyor.

Bu nedenle batı Afrika şempanzelerinin Taş Çağı, insan taş çağından tamamen ayrı görünüyor Maymunlarda Alet Kullanımı
Birkaç yüzyıldır Brezilya'daki sakallı kapuçin maymunlarının (Sapajus libidinosus) taş alet kullandığına dair raporlar biliniyor. 2004'teki bir araştırma da bunu kanıtladı. Tayland'daki uzun-kuyruklu makak maymunları da 2015'teki bir araştırmaya göre taş alet kullanıyor.

Bu iki tür de primatların evrim ağacında, insanların yakınında bir yerde bulunmuyor.

Haslam “Kapuçinler, bizden 35 milyon yıllık evrimle ayrılmış olan Yeni Dünya maymunlarıdır. Makaklar bile bizden yaklaşık 25 milyon yıl önce ayrıldı” diyor. Yani taş çağına giren primatlar evrim ağacında o kadar dağınık duruyor ki, taş alet teknolojisini birbirlerinden bağımsız olarak keşfetmiş olmaları gerekir. Haslam “Aynı davranışın çoklu olarak keşfedildiğini görüyoruz” diyor.

Haslam şu anda, Boesch'in Fildişi Sahili'nde şempanze arkeolojisinde kullandığı teknikleri, makak ve kapuçinlerde alet kullanımını araştırmak için kullanıyor. Primarch projesi kapsamındaki araştırma henüz yayımlanmadı. Haslam “Şimdiye kadar, taş alet kullanan primatların faaliyet alanlarında, gömülmüş taş aletler ortaya çıkardık” diyor.Kapuçinler, taş aletlerini kabuk kırmak için, ve bir de yumru-kök yiyeceklere erişmek için kazma amaçlı kullanıyor. Haslam “Biri ne zaman sakallı kapuçinleri doğal ortamlarında gözlemlese, taş alet kullanımını görmüştür. Bu tür, insanlar dışında her yerde her zaman taş alet kullanan tek tür olabilir” diyor.

Onlardan farklı olarak, makaklar adalarda yaşıyor, ve taşlarını deniz kabuklularını kırıp açmak için kullanıyor.

Her iki tür maymun da bu geleneği nesilden nesile aktarmış gözüküyor. Buna göre insanlar dışında en az üç tür primatta, taş alet kullanımının derin bir tarihi var. Şempanze ve maymun taş aletleri ne kadar ilkel görünse de, bizim atalarımızın kullandıkları da uzun zaman önce bunlardan çok farklı değildi.nsanların Yaptığı İlk Taş Aletler
Mayıs 2015'te Kenya'da çalışan arkeologlar, insanların yaptığı ilk taş aletler üzerine sonuçlarını yayınladı. Lomekwian adı verilen bu aletler 3.3 milyon yıllıktı. Keşfi yapan ekibe göre, bu aletler taş alet kullanan şempanze ve maymunların kullandığı tekniklere benzer teknikler kullanılarak yapılmıştı.

Buna göre taş alet kullamam primatları incelemek, erken insan davranışlarının doğası hakkında da bize fikir verebilir. Fakat erken insanlar şempanze ve maymunlardan oldukça farklı olduğu için sonuç çıkarmak o kadar kolay olmayacaktır.

Lomekwian taş aletlerinden yaklaşık 700,000 yıl sonra insan teknolojisi daha ilerledi. Önce küçük parçalar çıkarılarak daha keskin bir uç yaratılan taş aletlerin de dahil olduğu Oldowan teknolojisi, 1 milyon yıl sona da özenle şekillendirilmiş kesme ucuna sahip Aşölyen el baltaları ortaya çıkmaya başladı.

Peki atalarımız çok uzun zaman önce böyle gelişmiş taş aletler yaparken, şempanze ve maymunlar neden Lomekwian benzeri bir teknolojiden ileri gidemedi? İnsan Elinin Farklılığı?
İnsan elindeki evrimsel gelişmelerin, aletleri daha ince bir şekilde manipule etmemize yardımcı olduğu düşünülebilir. Fakat Temmuz 2015'te yayınlanan bir araştırma, insane linin son bir milyon yılda, şempanzelerin elinden daha az değiştiğini ortaya koydu.

Araştırmayı yapan Almécija “İnsan ve şempanzenin atasının el uzunluğu oranları, insana, şempanzeye olduğundan daha yakındı (fakat eşit değildi)” diyor. “Parmak uzunluğu oranları açısından insanlar şempanzelerden daha ilkel” diyor.

Şempanze ve maymunların daha geride kalmasının nedeni elleri değilse, sorun büyük ihtimalle beyinlerinde, diyor Almécija.

İnsan Beyni Yemek Pişirme Sayesinde Büyümüş Olabilir
Harvard Üniversitesi'nden Alexandra Rosati “Taş alet yapma becerisinin, fazladan bilişsel yetenekler gerektirmesi olası görünüyor. Sadece neyin yararlı bir alet olacağını bilmek değil, aynı zamanda onu yaratmak…” diyor.Şempanzelerin Pişmiş Yiyecek Tercihleri
Fakat eğer Wrangham haklıysa, Rosati ve Felix Warneken taradından yapılan bir araştırma, büyük bir önem kazanıyor. Şempanzeler ateşi kontrol etmeyi öğrenmemiş olabilir, fakat 2015te yapılan bu araştırmaya göre, pişmiş yiyecekleri, pişmemiş yiyeceklere tercih edecek zekaya sahipler.Yaptıkları bir dizi deneyde, Rosati ve Warneken şempanzeleri bir çeşit “fırın”la tanıştırdı. Şempanzeler yiyecekleri belli bir kaba koyduklarında, bu yiyecek daha sonra onlara pişmiş olarak geri dönüyordu. Şempanzeler patates parçalarını, yiyeceği çiğ olarak geri getiren bir kap yerine bu “fırın” kabına koymayı daha çok tercih etti.

Dahası, şempanzelere patates parçalarıyla birlikte tahta parçaları da verilmişti, ve bu tahta parçalarını “fırın” kabına koymakla da uğraşmadılar. Bu da, “fırın”ın sadece yenilebilecek şeyleri pişirdiğini anlamış olduklarını düşündürüyor.

Şempanzeler, uzak bir yerde bulunan çiğ yiyecekleri, pişirmek için “fırın”a getirmeye bile hazırdı. Bu durum, atalarımıızn milyonlarca yıl önce yiyecekleri ateş başına taşımaya başlamasını da yansıtıyor olmalı.

Peki Şempanzeler Beyinlerini ve Teknolojilerini Geliştirebilecek Mi?
Doğal olarak, şempanzeler ateşi kontrol etmeyi öğrenene kadar – eğer öğrenebilirlerse- , pişmiş et beğenilerinden faydalanamayacaklar. Fakat Rosati ve Warneken'in çalışması, atalarımızın daha gelişmiş beyinlere ve taş alet teknolojisine sahip olmasına izin veren beyin bağlantılarının şempanzelerde de olduğunu düşündürüyor.

Haslam, şempanze, makak ve kapuçin'lerin henüz teknolojik becerilerinin sınırlarına ulaşmadığının olası olduğunu söylüyor. Fakat Taş Çağı teknolojilerini geliştirmeye fırsatları olup olmayacağı belli değil.

Haslam “Avlanmayla ve yaşadıkları alanları yok ederek, nüfuslarını önemli ölçüde azaltıyoruz. Küçük topluluklar, gelişmiş teknolojileri büyük topluluklar kadar iyi yayamaz ve devam ettiremez” diyor.

Yani şempanzeler ve maymunlar çok daha gelişmiş taş aletlr yapma kapasitesine sahip olsa da, bunu başarmaya hiçbir zaman fırsat bulamayabilirler. Bunun nedeni de, başka bir grup primatın taş alet üretiminde çok ustalaşmış olması olacaktır.

Dipnot :bunlar 100 yıla kalmaz Arapları yakalarlar .



0 /

bunlar ilginizi çekebilir