confessions

romacumhurbaskani

Rakı  · 25 Temmuz 2017 Salı

  1. toplam giri 494
  2. takipçi 5
  3. puan 8032

nerede o eski ramazanlar

romacumhurbaskani
OSMANLI DÖNEMİ RAMAZAN ORUCU

Günümüzde Ramazan ayının birçok geleneği kayboldu. Bunun en iyi kanıtı büyüklerimizden sıkça duyduğumuz ”Nerede o eski Ramazanlar” sözüdür. Peki Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ramazan aylarında neler yapılırdı? O günleri farklı ve güzel kılan alışkanlıklar nelerdi?

1. Ramazan Ayının belirlenmesi:
O dönmelerde Ramazan aynın başlangıcı aylar öncesinden belli olmazdı. Bu görev dönemin kadılarına aitti. Ramazanın başlangıcını belirlemek için insanlar yeni ayın doğuşunu beklerdi. Halktan insanlar yada devlet görevlileri yüksek yerlere çıkıp yeni ayın doğuşunu belirlediğinde iki tane şahit ile kadıya haber verirler ve Ramazan ayı sonrasında coşkuyla başlardı. Bu haberi müjdeleyen kişilere ödül verilirdi.

2. Diş Kirası:
Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır ve çat kapı gelen misafirler geri çevrilmezdi. Misafirler iftarlarını yapıp gitmeye hazırlandığında konak sahibi tarafından kadife keseler içinde; gümüş tabaklar, kehribar tesbihler , gümüş yüzükler hediye edilirdi. Fakir kişilere ise konak sahibinin cömertliğine göre altın veya gümüş akçeler kadife keseler içinde hediye edilirdi. Diş kirası denilen bu hediyenin amacı, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır.

3. Zimem defteri:
Ramazan ayında varlıklı zengin kimseler farlı yerlerdeki esnaf dükkanlarına girer ve Zimem (veresiye) defterini isterlerdi. Defterin baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfalarını açar ve “Silin borçlarını, Allah kabul etsin” der ve borçları ödeyip giderdi. Ne borcu ödenen kimin ödediğini bilir, ne de borcu ödeyen kimi borçtan kurtardığını bilirdi.

4. Çocukların orucu:
İlk defa oruç tutacak çocuklara hediyeler verilir ya da çocukların oruçları büyükler tarafından satın alınarak oruca teşvik edilirdi. Tam gün oruç tutamayacak çocuklara öğle vakti oruçları açtırılır ve buna 'Tekne Orucu' denirdi.

5. Ramazan eğlenceleri:
Osmanlıda Ramazan ayı genel olarak resmi bir festival gibi geçermiş. Gece yaşanır, gündüz dinlenilirmiş. Sahur vaktine kadar Karagöz, meddah, ortaoyunu gibi programlar yapılır, yetenekli insanlar hünerlerini sergilerdi. Sahura doğru ortaya çıkan davul ve bu meyanda şekillenen mani geleneği Ramazan boyunca devam ederdi.

6. Huzur dersleri:
Osmanlı devletinin Ramazan aylarında düzenlediği ilmî faaliyetlerden en önemlisi huzur dersleriydi. Ramazanın ilk on veya 8 gününde yapılan bu dersler şeyhülislam tarafından ulemadan belli sayıda seçilerek günlere paylaştırılır ve en liyakatli alimin bir ayeti tefsir etmesiyle başlardı. Tefsir eden alime mukarrir, dinleyen diğer alimlere ise muhatap denirdi. Muhataplar arasında padişah ve devlet erkanından kişiler de ayrım yapılmaksızın mükarrir önünde diz çökerek derse katılırdı. Mukarrir ve muhataplar arasında ilmi serbestlik içerisinde soru ve cevaplarla dolu zengin dersler geçerdi. Huzur derslerinin yapılacağı yeri padişah belirler ve dinleyici olarak gelenler de padişahın kontrolünden geçtikten sonra belirlenirdi.

7. Yaz tatili üç aylarda olurdu:
Cerre çıkmak Ramazan geleneklerinden birisiydi. Osmanlı Devleti'nde medreselerde yaz tatilleri “Üç Aylar” da verilirdi. Bu tatillerde seçilmiş medrese talebeleri hem kendi bilgilerini pekiştirmek, hem de dinî konularda halkı aydınlatmak için İmparatorluğun farklı bölgelerine gönderilirlerdi. Bu gönderme olayına “cerre çıkmak” denirdi.
Medrese öğrencileri için cerre çıkmayı bir noktada bugünkü üniversitelerin staj eğitimleri gibi anlaşılmasında da bir sakınca yoktur.

8. Narh defteri:
Osmanlı'da Ramazan-ı şerifin yaklaşmasından dolayı gerek ekmek, gerekse eşya fiyatlarının inip çıkmaması konusunda devlet tarafından sabit fiyatlar belirleniyor ve belgelerde kayda geçiyordu. Bu çıkan fiyat belgelerine narh defteri deniliyordu. Bu fiyat belgelerini mahalle imamlarının bakkallara iletmeleri emrediliyordu. Bu şekilde Ramazan ayından özellikle gıda maddelerinin fiyatları düşük tutulması ve fakir ailelerinde Ramazanda rahat alış veriş yapması sağlanırdı.

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
Hellen Ve Roma Tarihi (8. Bölüm)
EGE'DE KARANLIK ÇAĞ

Akha merkezlerinin Ege göçleri ardından yok olmasında sonra Ege dünyasında Karanlık çağ yada diğer adıyla Yunan Orta Çağı denen bir suskunluk dönemi başladı.Fakat bu dönem isminin aksine asla bir karanlık dönem olmadı.Yapılan araştırmalar sonunda bu dönemim siyasel kültürel yaşamı bilinebilmektedir MÖ 1100-750 yıllarını kapsayan dönem hakkında ne yazık ki bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır.Bilgilerimizin çoğu Homeros'un destanlarına dayanmaktadır.Karanlık çağın daha karanlık dönemi ise erken karanlık çağ denen dönemdir geç dönem ise biraz daha aydınlanmıştır.Bu dönemde Akha'da Yunanistanda nüfus önemli ölcüde azalmıştı Ancak geç evrede ise artış gözükmektedir Polis kent devletleri klasık dönem tapınaklar öncüleri karanlık geç dönem ile ortaya çıkmıştır Fenikllerden alınan alfabe geliştirilerek Yunan alfabesi icat edilmişti.

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
Dor istilası

MÖ. 13 yüzyılın sonları ile MÖ. 12. yüzyılın başlarında Yunanistan'ın Dorlar tarafından işgalidir.Dorlar'ın Yunanistan'dan önceki vatanları bilinmemektedir.En çok kabule edilen görüş Orta Avrupa'dan, muhtemelen günümüz Polonya'sından göçe başladıkları, burada Keltler'in, İliryalılar'ın, Daçyalılar'ın ve Traklar'ın komşuları oldukları yönündedir.

Doğu Avrupa'da başlayan kıtlıklar sebebiyle doğuya doğru göç etmeye başladılar bu göç dalga dalga ilerleyerek Anadolu ve Suriye'ye kadar uzun mesafelere vardı.Bu göç dalgalarının Yunanistan'a yönelen bölümünde İliryalılar ve Dorlar, Yunanistan'daki Miken Uygarlığı'nı dağıtmışlardır Miken Krallıkları son bulmuştu.Ege Denizi, Batı Anadolu kıyıları, Doğu Akdeniz kıyı ve adalardaki kolonileri ile ticari bağlantıları kesilmiştir. Yunanistan'a adalara ve Anadolu'nun güneybatı kıyılarına yayılan Dorlar aynı benzer seviyede bir medeniyet kuramadılar ticaret daraldı yazı ise zamanla unutuldu 400 yıl süren bu çağa “Dor Karanlık Çağı” adı verilmektedir. Bu dalga dalga göçler sonunda Hititler'in yıkılmasına veya bir duraklama dönemine girmiştir.Ama tarihçilerin genel kanısına göre, Hititler Ege Göçleri sonunda yıkılmıştır.Göçler sonunda yunan anakarasından ayrılan Aioller, kuzeybatı Anadolu'ya (Edremit Körfezi ve civarı); İyonlar, Batı Anadolu'nun orta kesimine (kabaca İzmir ili ve civarı), Dorlar ise Anadolu'nun güneybatı köşesine (kabaca Muğla) yerleşmişlerdir.

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
TROIA

Dillere göre Troya ya da Troia olarak adlandırlan bu antik kent'i aslında çok iyi biliyoruz çünkü bu kent o meşhur Truva savaşına ev sahipliği yapmış, Çanakkale'nin Hisarlık ilçesi sınırları içinde yer alan büyük bir antik kenttir. Ayrıca UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alır.Aslında Truva'nın gerçekte var olup olmadığı konusunda bilim dünyası uzun süre tartışma içerisinde olsa da Homeros'un İlyada'sında geçen bu efsanevi kenti ortaya çıkardığı hemen herkes tarafından kabul görmüştür Truva Antik Kenti ilk olarak Alman arkeolog Heinrich Schliemann'ın 1870 ve 1890 yılları arasında yürüttüğü kazı çalışmalarıyla ortaya çıkartılmıştır Daha sonra Wilhelm Dörpfield' 1895 yılındaki kazıları sonucunda bölgenin Truva Savaşı'nın yapıldığı yer olduğunu ortaya çıkardı



HOMEROS'UN İLYADA DESTANINDA TRUVA
Homeros, antik dönemin en bilinen ozanlarından birisidir.Ona bu ünü getiren ise İlyada ve Odysseia'dır fakat bu bazı görüşlere göre bu destanların Homeros'a ait olmadığı, anonim eserler olduğu yönünde görüşler olsa da, artık tamamen Homeros'un eserleri olarak kabul ediliyorlar lyada Destanı'nın ilginç olan bir yönü ise aslında bu eserlerin Truva Savaşı'nın yapıldığı dönemden yaklaşık 500 yıl kadar sonra ortaya çıkmış olmasıdır.

Gelin şimdi, Antik Yunanlılar açısından kahramanlık hikayeleri barındıran İlyada Destanı'nı özetlemeye çalışalım;

Kral Priam'ın liderliğindeki Truva kentini savunan Truva ordusu Karyalılar, Halizonlar, Kaukonlar, Kikonlar, Likyalılar, Pelasgiller, Frigler ve Trakyalılardan destek almıştı. Savaşta nihai ve belirleyici eylem Odysseus'un ahşap at fikrindeydi. Athena'dan esinlenen Odysseus devasa bir ahşap at inşa ettirmiş, içine bir grup askerini gizlemiştir. Ordunun geri kalanını da yakındaki Tenedos'a(bozcaada) saklamıştır. Savaşı kazandığını sanan Truvalılar atı şehir surlarının içine aldılar ve zafer kutlamasına başladılar. Yunanlılar zafer kutlaması sırasında atın içinden çıkıp sur kapılarını dışarıdaki askerler için açtılar ve bir anda Truva kenti Yunanlılar tarafından ele geçirildi. Halkın büyük bölümü ya öldürüldü ya da köleleştirildi. Helen Argos'a geri gönderildi.

Truva Savaşı M.Ö. 13. yüzyılda Kral Agamemnon'un liderliğindeki bir Yunan ordusu tarafından kentin 10 yıl boyunca kuşatılmasıydı. Kuşatmanın amacı Agamemnon'un kardeşi Argos Kralı Menamelaos'un daha önce Truva Prensi Paris tarafından kaçırılmış olan eşi Helena'yı kurtarmaktı. Truva ve Truva Savaşı daha sonra Klasik Yunan ve Roma edebiyatının temel mitlerinden biri haline geldi. Homeros İlyada adlı eserinde Truva'yı “iyi kurulmuş”, “sağlam yapılı” ve “yüksek duvarlı” olarak nitelendirir. Duvarlar 10 yıl süren bir kuşatmaya dayanabilmek için alışılmadık derecede güçlüydü ve savaşta bu duvarlar aşılamamış; içeri ancak Truva Atı kandırmacasıyla girilmiştir.



TRUVA ATI GERÇEK Mİ?

Öncelikle şunu söyleyelim Truva Antik Kenti'nde bulunan Truva Atı, tamamen semboliktir ki Savaşın gerçekte olup olmadığı bile bilim dünyasınca halen tartışılıyor bahsi geçen savaştan 500 yıl sonra ortaya çıkmış bir destandan yola çıkarak böyle bir at hikayesi gerçekte yaşanmıştır demek imkansız

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
Hellen Ve Roma Tarihi (5. Bölüm)
Miken Uygarlığı

Miken kültürü tunç silahlı Hint - Avrupa göçebe topluluklarından Akaların, MÖ 1800'lü yıllarda Yunanistan'ı işgal ederek, yerli neolitik çiftçiler üzerinde feodal-askeri bir egemenlik kurmasıyla başlayan kültüre Miken kültürü denir.Sonraki yüzyıllarda Yunanistan Yarımadasının tamamında etkili oldu.en parlak dönemi MÖ 1400'lü yıllarla MÖ 1100'lü yıllar arasındadır Bu dönemin başlarında Girit adasındaki Minos uygarlığını son veren Miken kralları, tüm Doğu Akdenizdeki Minos ticaretini de kontrol altına aldılar. Yani aslında Doğu Akdeniz'deki Minos ticaret gemilerinin yerini, Yunanistan, Batı Anadolu kıyıları ve Girit'in oluşturduğu üçgenin pek dışına çıkamamakla birlikte Miken korsan gemileri almıştır.MÖ 1400'lü yıllardan itiibaren geliştirilen Doğrusal B hece yazısı, Miken Yazısı ya da Miken Yunancası olarak adlandırılır . Doğu Akdeniz'de Minos deniz ticareti egemenliğinin yok olması ile Fenike kentlerinin ticari anlamda tüm Akdeniz'e yayıldı bununla beraber Fenike kolonisinin yanı sıra Kartaca'nın da kuruldu ve giderek gelişti.Miken yayılması kara yönünde Teselya, Trakya ve Çanakkale Boğazı yoluyla Batı Anadolu yönünde olmuştur.Bu ilerlemenin karşışına çıkan ilk engel Troya, MÖ 1150 yılları dolaylarında Miken birleşik ordusunca yok edildi. Homeros'un İlyada destanında yazan Troya şavası sırasında Miken savaşçıları Batı Anadolu yerleşimlerine akınlar yapmışlardır.Bunun sonucunda tüm Batı Anadolu yerleşimleri Troya'ya birlik göndererek destek vermişlerdir.Miken siyasi varlığı, MÖ 1100 yılları dolaylarında Makedonya'dan gelen demir silahlı Dor akınlarıyla son bulmuştur.

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
Hellen Ve Roma Tarihi (4. Bölüm)
GİRİT ADASI VE MİNOS UYGARLIĞI

Yunanistan'ın güneyinde bulunan Mora Yarımadasının (Peloponnes) aşağı yukarı 120 km güney doğusunda bulunan Girit adası,aynı zamanda Ege denizi'nin güney sınırını oluşturur.Doğu-Batı yönünde uzanan Girit Ege adalarının en büyüğüdür .250 km uzunluğunda ve 50 km genişliğindeki adanın yüzölçümü ise 8.300 km2 dir Dağlık bir fiziki yapıya sahip olan Girit için en önemli dağlar batıdan doğuya doğru Beyaz Dağlar,İda Dağı ve 2500 metrelik zirvesiyle Dikte Dağı'dır Girit'in en büyük ovası ise güneyinde bulunan Mesara Ovası'dır bir kısmı saray olarak kullanılan yerleşim merkezlerine ise daha çok adanın doğu tarafındadır.Halkın geçim kaynağı ise balıkçılık hayvancılık ve tarım olarak söylenebilir en önemli tarımsal ürünler ise sırasıyla buğday incir üzüm ve zeytin'dir hayvancılık ise domuz koyun keçi besicilğine dayanıyordu.Ayrıca bu adanın Eski Hellen uygarlığının ve yani otomatik olarak günümüz Avrupa uygarlığının beşiği sayılma sebebini açıklamak gerekir.Süphesiz Girit'e atfadilen Avrupa uygarlığı beşiği lafı herhangi bir ırksal köken iddiasından gelmemektedir bu bir kültürel miras arayışıdır.Giritlileler Hint-Avrupa dil grubundan farklı bir dil ile konuşuyorlardı. bu nedenden dolayı Eski Hellen'nin ataları değillerdir.Giritlilerin etnik kökeni henüz tam bulunmasada bu adaya ilk yerleşenlerin Paleotik dönem sonu yada Neolotik dönem başlarında Anadolu'dan gelmiş olabilecekleri tahmin ediliyor. Bazı bilim adamlarına göre aniden ortaya çıkan bu uygarlık kültürel kaynağını nerden ve nasıl kazanmıştı ? Büyük bir ihtimalle o dönemde altın çağlarını yaşayan Mezopatamya ve Mısır kültürleri Yakın Doğu ve Kuzey Afrika ile Girit'e ulaşmıştı Bu sayade MÖ 2. binyıl başlarında böylece Girit'te gösterişli saraylarla yüksek bir uygarlık ortaya çıktı Orta Tunç'a kadar devam eden bu uygarlık Geç Tunç Çağı ile beraber çöküş sürecine girdi.Homoros'un İlyada destanın'da Knossos ve Kral Minos'un adlarını görmekteyiz Minos adlı kralın Zeus ile sohbet edecek kadar güçlü olduğudan söz edilir.Yunan tarihçi Thukydides ise Girit'ten denizlerin ilk hükümdarı Minos'un memleketi olarak söz eder Minos'un bu gücünü tbalasokri olarak ifade eder Ancak Thukydides'in kendinden 1000 yıl önce yaşamış bir kral hakkında yazdıkları gerçek ile düş arasında bir yerdedir.Adada araştırma yapan Sir Arturh Evans Girit'in Tunç Çağı efsane kraldan dolayı Minos Uygarlığı olarak adlandırır bu uygarlık Yakın Doğu ve Avrupa kültürlerine hiç benzemiyordu kendine özgü bir yapısı ve karakteri vardı.Girit Tunç Çağı Erken Orto Genç Minos olarak tanımlanır bunlarda kendi içinde bir alt birimlere daha ayrılır Orta Minos 1 Orta Minos 2 Geç Minos 3



Girit'te Orta Tunç (Orto Minos) iki dönemde ele alınır

İlk Saraylar Dönemi(MÖ 1900-1700)

Yeni Saraylar ve İkinci Saraylar Dönemi(MÖ 1700-1450)

Knossos'taki ilk saray MÖ 1900 yılında inşa edilmeye başlandı.

Mısırlılıar ise Girit adasına Keftiu diyorlardı.

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
Hellen Ve Roma Tarihi (3. Bölüm)
KİKLAD ADALARI

Kiklad Adaları günümüzde Yunanistan'nın güney-doğu kıyısında bulunmaktadır.Kiklad adalar topluluğunda 200'den fazla ada olduğu tespit edilmiştir.Ancak bunların büyük bir kısmı iskana uygun olmayan verimsiz topraklardı..Eski Yunancada Kyklades olarak adlandırılırdı bu adalar kuzeyden güneye Kea,Andros,Tinos,Mykonos,Delos,Kythnos,Syros,Seriphos,Siphnos,Melos,Paros,Naksos,Amorgos,Sykinos,Ios,Santoroni ve Anafi idi.Adalar kutsal Delos adası etrafında depolanmış bir bicimde bulunuyorlardı. Melos ve Santroani(Antik Thera)Volkanik adalar idi.Kiklada adaları Yunanistan'ın güney doğusundan Anadolu'nun güneybatısına kadar uzanıyordu ve Yunanistan'dan Anadolu'ya geçişi Kolaylaştırıyordu. Bu adaların kültürüne dair en belirgin izler İlk Tunç Çağı'nda karşımıza çıkar.Melos Adasın'daki Phyakopi'de Kea Adasın'daki Aya Irini'de ve Thera Adasın'daki ve Akrotori'de ve Ios adasın'daki Skarkos'da yapılan kazılar ile beraber Kikladların Tunç Çağı kültürü hakkında daha çok bilgiye sahip oluyoruz.Kazı ve araştırmalar sonucunda edilen bulgulara göre geç Neolotik ve ilk Tunç çağı zamanlarında adalarda yaşayanların köy benzeri ufak yerlerde yaşadığını kilden yada mermerden çanak çömlek yaptıkları buğday ekip biçtikleri domuz koyun keçi yetiştirdikleri balıkçılık ile uğraştıklarını ve ölülerini gömdüklerini gibi bilgilere ulaşıyoruz.Daha önceden söylediğimiz gibi Yunanistan'da çağlar bölgelere göre değişik şekilde adlandırılıyordu bu yüzden İlk Tunç Çağı için İlk Kiklad veye Erken Kiklad adlandırmaları daha doğru olacaktır.İlk Kiklad Kültürü Grotta-Pelos ve Kampos Keros-Syros Kastri ve Phylokopi olmak üzere beş kültür döneminde incelenir Kiklad uygarlığına ait elimizde herhangi bir yazılı belge bulunmadığı için Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntu ve kalıntılar Kiklad adaları hakkında bilgi edinmemizde bize büyük yardımı dokunuyor.Doğal zenginlik nedeniyle buralarda yaşayanlar daha rahat bir hayat sürüyorlardı.Melos Adası,Volkanik cam olarak bilinen obsidyen Siphnos Adası Kurşun Gümüş Bakır Naksos Adaları mermer zımpara mineralli açısından zengindi Kiklad Adaları'ndakien önemli buluntular idollerdir (Çok tanrılı dinlerde Tanrı veya Tanrıçayı temsil eden sade tapınma amaçlı insan yapımı nesne) idoller arada erkek temsili olsada genelikle kadın temsil edilmiştir.İdollerin bir kısmının mezarda olması onların ölüler ile gömüldüğünü gösteriyor olabilir.Kiklad Ada'ları MÖ 1700'den itibaren Girit etkisine girmeye başladı.Thera adası'ndaki volkanik patllama ile yok olduüu düşünülen uygarlığın ardından kazılarda insan iskeletleri bulunmaması burada yaşayanların kaçmaya fırsat bulduklarını göstermektedir.

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
Hellen Ve Roma Tarihi(2.Bölüm)

EGE'DE TUNÇ ÇAĞI



Ege dünyası M.Ö. aşağı yukarı 3100 yılı civarında tarih öncesi dönemlerini bitirmiş ve "TUNÇ ÇAĞI" denen döneme girmişti.Bu süreç aşağı yukarı M.Ö. 1100 civarında sona erer.Ancak bu tarihler daha çok Girit ve Yunanistan için geçerlidir. Kikladlar için bu süreç M.Ö. 1400 civarında sona ermişti. Bu döneme "TUNÇ ÇAĞI" denmesinin sebebi ise bakır ve kalay karışımı olan tunçtan yapılan eşyaların Ege'de görülmeye başlanmasıdır fakat bu aletler daha çok üst kademenin elindeydi Tunç Çağının yaklaşık İlk bin yılı ilk Tunç Çağını kapsar Tunç Çağı Girit'te Minos adalarda kiklad Yunanistan'da ise Hellas ismi ile biliniyordu .Mesela Yunanistan'da ilk Tunç Çağından söz etmek istersek İlk Hellas dönemi diye adlandırmamız gerekir .Batı Anadolu'da özel bir adlandırma yoktur fakat bununla beraber Troia belirleyici bir rol üstlenmiştir.

İlk Tunç Çağı: MÖ 3100-2100

Orta Tunç Çağı :MÖ 2100-1700

Son Tunç Çağı: 1700-1100

hellen ve roma tarihi

romacumhurbaskani
EGE DÜNYASININ SINIRLARI





Hellen uygarlığını oluşturan temelleri anlatmaya başlamadan önce bu uygarlığın içinde bulunduğu Ege coğrafyasına bir göz atalım.Ege coğrafyası denilince kısaca akla Ege denizine kıyısı olan ülkeler gelmelidir.Yunanistan,Makedonya,Trakya ve Batı Anadolu,Ege dünyası içinde yer alır.Ege Denizi,Kuzeyde Makedonya ve Trakya batıda Yunanistan,doğuda ise Batı Anadolu kıyıları ile Güneyde Girit Adası ile sınırlıdır.



Ege Denizi'indeki belli başlıca adalar ise Thasos,Samothrake,Imbros,Tenedos,Lemnos,Leshos,Khios,Samos,Kos Rhodos,Sporot,Euboia,Kiklad ve Girit adalarıdır .Aslında adını verdiğimiz bu adalar Rhodos ve Kos On iki Adalar (Dodekanesa) grubu içerisindedir. Günümüzde Imbros Gökçeada Tenados ise Bozcaada isimleri ile Türkiye sınırları içerisindedir.Geri kalanları ise Yunanistan sınırları içerisindedir. Aslında bizim ilgilenmemiz gereken kısım Ege Denizi ve Ege havzası iken Eski Hellen dünyası sınırları .Çeşitli fetihlerle Hindistan'a kadar yayılmıştır.







Devam edecek.

abiyogenez

romacumhurbaskani
Cansız maddelerin bir araya gelmesi sonucu canlı bir organizmanın oluşabileceği görüşüne abiyogenez denilmektedir. Abiyogenez kendiliğinden oluş olarakta adlandırılmaktadır. Abiyogenez görüşü ile ilgili bilim tarihinde çeşitli çalışmalar ve bu görüş ve inananlar vardı.Eski Yunanlıların ünlü filozofu Aristo bu görüşe inanıyordu. ona göre döllenmiş gibi bazı maddelerin aktif öz denen bir maddenin bulunduğuna inanmıştır.Bu görüşe uzun bir süre inanılmıştır.birçok insan kazların okyanus kenarlarında bulunan köknar ağaçlarından oluştuğuna inanmaktaydı.17. yüzyılda yaşamış olan Helmont'un abiyogenez görüşü için yapmış olduğu bir deneyde . Helmont, kirli olan bir insan gömleğinin üzerine buğday taneleri gibi cansız maddeleri yerleştirip farelerinmeydana geldiğini göstermeyi amaçlamıştır.Abiyogenez görüşü bilimsel olarak F. Redi tarafından bir deney ile çürültülmüştür. Redi'nin yapmış olduğu deneyde ağzı açık kavanozlara et ve balık etleri yerleştirip bir süre bekledi. İlerleyen zamanda Redi kavanozların içerisinde kurtçukların oluştuğunu gözlemledi.Yapılan deney sonucu kurtçukların oluşum nedeni olarak kavanoz içindeki sinekleri gösterdi.Redi bu ifadesini de ispatlamak için aynı deneyi bir ağzı kapalı bir kavanozda gerçekleştirdi. yapılan bu deney sonucunda Redi'nin ifade ettiği gibi herhangi bir kurtçuk oluşmadı.Kendiliğinden oluş hipotezi olarakta adlandırılan abiyogenez teorisi (görüşü) Redi'nin yapmış olduğu deneylerden sonra ünlü bilim adamı Pasteur'un çalışmaları ile kesin olarak çürütülmüştü
0 /