confessions

ramen

votka  · 30 Nisan 2017 Pazar

  1. toplam giri 407
  2. takipçi 20
  3. puan 5369

metrobüste öpüşenlerden rahatsız olan yobaza tepki

jakoben
https://www.dailymotion.com/video/x6jjzb6

şükrü erbaş cevabı;

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerp*ç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?

benden cevap;
direk sulandıysan bakma derim.rahatsız olmuş karı.bunlara karşı gelebilmek içinde yanan çocukları tecavüze uğrayanları bahane etmenize gerek yoktur.zira onların arasında insan yanı kalanlarda bu durumlardan rahatsız oluyorlardır.siz özgür bireylersiniz istediğiniz boku yersiniz.savunmaya ihtiyacınız yok.tekme tokat dalın
3

entel yavşaması

prometheus
Kadıköy sokakları, barları, birahaneleri... Hayatının büyük kısmını sanat camiasında geçirmiş 40 yaşına merdiven dayamış burkay'ın hikayesidir bu.

Orta öğrenimi sonrası İstanbul erkek lisesine yerleşen burkay zaman içerisinde üniversite ve iş hayatı falan derken İstanbul Kadıköy ve Beşiktaş eşrafıyla iyice yakınlaşmış sanat sergileri, tiyatrolar, konserler ve irili ufaklı iktidar karşıtı eylemlerle kendinden çokça söz ettirir duruma gelmiş. Kadıköy de tanımadığı bar sahibi, sanatçı yoktur hatta şarapçılar bile tanır burkay bey'i. Her insanda bir miktar olabilecek şey fazlaca vardır bu 40 yaşında her etkinliğe giden ama zaman zaman "nasıl para kazanıyor bu amk" diye düşündüren sözde entelektüel, işe yaramaz garip tipte. Efendim bu herif bildiğin yavşak. Ekseriyetle takıldığı barlarda ıssız adam edasıyla içkisini içerken etrafını son teknoloji askeri radar gibi tarayıp genelde memleketinden yeni gelmiş üniversiteli kızlar aramakla geçirir. Çoktur bu yavşağın muhabbeti. Her konu hakkında söyleyecek şeyi vardır. O gece de etraflıca yaptığı tarama çalışmaları sonrasında bir adet "yavru ceylan" bulmuştur. Muhabbet başlar:

Burkay: yangın yıllarıydı Janım kızıım...
Genç kız: aaaa ne yanmıştı!? (ağzı beş karış açık)

Burkay: o dönemler yeni çıkmış kitabımın tanıtımı yapılıyordu... (iç ses: farklı konu bul lan kaçacak)

Genç kız: aaaa kitabın mı var burkaayy?

Burkay: insan sevdikten sonra yaş önemli değil. Sen biraz daha yaşlı, ben biraz daha genç olsaydık... (tiyatroya mı girsek aq)

Genç kız: yhaa burkaay sen çok iyi birisin biliyomusaaan

Burkay: biliyorum Janım... Bize geçelim mi?

Genç kız: yhaa benim sınav dönemieem, sınavdan sonra yazarım snaa ( kalkar ufak ufak uzar)

Burkay'ın iç sesi: yine s*kemedik

Edit: yazım hatası

babayla uyumak

trainer red
yaklaşık 1 sene önce annemi beyninde oluşan bir kist sebebiyle kaybettik. doktor zaten zorlu bir ameliyat olacağını, tümörün beyinde muhtelif bölgelere sirayet ettiğini söylemişti, herşeye hazır olun demişti. maalesef annem ameliyat masasından kalkamadı.

bu olay babam için de benim için de katlanması güç bir travmaydı. Zorlu bir sürecin bizi beklediğinin farkındaydık.

babam 24 yaşındaki biricik oğluna üvey anne getirmek yerine bana annelik yaptı. çünkü üvey anne psikolojime zarar verebilirdi, bu riski göze alamazdı. yeri geldi bana masal okudu, yeri geldi rahmetli annemin kıyafetlerini giyip bana gözlemeler yaptı, göğsünde uyuttu.

ben de bu koca yürekli adama karşı bir takım sorumluluklarım olduğunu anladım. annemin eteğini giyip geceleri yanına uzandım, saçlarını okşadım, gözyaşları içinde birbirimize sarıldık. bazı geceler arkama değdirmesine hiç ses çıkarmadım. o da bir erkekti sonuçta.

Yaklaşık bir senedir fecaat dolu yaşamımızı bu şekilde teskin ediyoruz. ama yine de mutluyuz. ben babamı çok seviyorum.

edit:neden eksiliyorsunuz arkadaşlar,babamla uyumak suç mu ?

edit 2:diğer yazarları ne güzel artılıyorsunuz,etek giydim diye mi bu eksiler ?
2

türkiye'de halloween

dookie
Bir kaç senedir ülkemizde etkisini gösteren olay. Şimdi benim takıldığım nokta şu;

Kutlansın, insanlar eğlensin, güzelce kafalarını dagitsinlar ama buna karşı olanları ben anlamıyorum. Abi adam heves etmiş, yılda bir kere kutlamak istemiş, görmüş ordan buradan hoşuna gitmiş giymiş kostümünü gitmiş.Bu adama karışanlar, küfür edenlerdeki amacı ben anlamıyorum.Bu ülkede bir şey denenemez mi, eğlenilemez mi? Adamın bunu kutlaması neden bu kadar büyük bir suç oluyor anlamıyorum ben
Edit: Genelde bu tiplemeler profil fotoğrafı Osmanlı Tuğrası ve uzun adamlı olanlardır.
2

Eşcinsellik

zirvedekicahil
Açık bir eşcinsel olarak şunları söylemek istiyorum, biraz da içimi dökeceğim. “Türkiye'de eşcinsel olacağınıza” diye bir cümle kurmak istiyorum ama daha ötesi yok. Yok, skalanın en üstü orası. Kültürel, dini, etnik her azınlık belli bir ailede / çevrede doğar, zaten ailesi çocuğunun yaşayacağı sorunları bildiği için çocuğuna sahip çıkar.

Ailem bana hiçbir zaman sahip çıkmadı. “Erkekliklerini” hiçkimseye karışmayan o “ibneyi” döverek kanıtlayacaklarını düşünenlere karşı bile savunmadılar beni. “Normal” bir aile ortamında, “normal” iki abiyle evin ötekisi olarak büyüdüm. En güzel zamanlarımda bile beni bağlayan, tam potansiyelime ulaşmamı engelleyen zincirler ile büyüdüm. Arkadaşlarım “genç olurken”, sevgilileri ile gezip saçma sapan hareketler yaparken bana hiç bu imkan verilmedi. Hiç genç olamadım, sevgilimin elinden tutamadım, bağıramadım.

Siz hiç ikiye bölündüğünüzü hissettiniz mi? Hiçbir zaman birleştirilmeyecek bir şekilde ayrıştığınızı? Eşcinseller bu duyguyu anlar, özellikle de uzun bir süre açılmamış olanlar. Artık eşcinsel kimliğiniz ve “gerçek” kimliğiniz o kadar çatışmaya başlar ki, sanki hiç bitmeyen bir kimlik bunalımına girmişsiniz gibi olur. Her şeyi kontrol etmeye çalışırsınız ama olmaz, bu süreç eski kimliğin kül olmasına kadar sürer. Eski kimlik kül olduktan sonra ortada tek bir kişilik kalır ama bu yaralı bir kişiliktir.

Çoğu toparlayamaz zaten. Kendini hedonist bir yaşama verir. İmam Hatipten çıktıktan sonra mini etek giyen sümeyyeden farkı yoktur aslında. Aktivizmin önemi buralarda kaybolur. Kendi komünitesinde mutludur, toplum yatak odasına karışmadığı için sesini de çıkartmaz. Bu adeta bir suskunluk sarmalıdır. Kaldı ki haklarını istediğinde sürekli sindirilmiş, bu şekilde büyümüş bir azınlığız biz.

Yine de, Türkiye'deki eşcinsel hareketinin gelişmemesinin tek nedeni biz lubunların konformist tutumudur. “Niye sivrileyim” diye hakkını aramayan, “bunlar gereksiz yeağ” diyerek her yerin kendi yaşadığı entellikte olduğunu düşünen berkecanların suçudur bu. “Translar ölüyor ühühühü” dedikten sonra “bağ benim belletirim, am benim dillletirim” tarzı sloganlar atan sözde eşcinsel örgütlerinin suçudur bu.

Tarihte haklarını “sivil itaatsizlik” ile alan tek bir azınlık yok. Modern Eşcinsel Tarihi [Compton olayı gibi birkaç şeyi saymazsak] Stonewall ile başlar. Marsha Johnson, sonucunu bilmeden polise bir tuğla fırlatır. Arkasından GLF, OutRAGE, Lesbian Avengers gibi oluşumlar kurulur zaten. Türkiye'de bunu kim yapabilir? Yapamaz kimse. Anca olanlara üzülüyor gibi yapıp hedonist hayatına devam eder. Bahsettiğim Amerika da, 1960'larda oldukça muhafazakardı.

Bu yüzden her gün üzgün uyanıyorum. Biz cesur olamadığımız için bizim yaşadıklarımızı tekrar yaşayacak, zorbalığa uğratacak, aynı şeyleri yaşayacak eşcinseller doğuyor her gün. Ve hepsi, bizim suçumuz.
9

Feminizm

venus
Feminizm kendi içinde görüşlere ayrılır. En mantıklı ve oluru olanı Sosyalist Feminizmdir. Liberal Feminizm iki yüzlülüktür. İslamik/İslami Feminizm'den hiç bahsetmeye başlamasam daha iyi, saçmalığın daniskasıdır. Bunlar bilinen popüler Feminizm türleri(?) bunlar haricinde genel Feminist anlayışla çok karıştırılan ve Feminizm gibi köklü bir ideolojiyi ergen veletlerin eline Feminazi şeklinde düşüren Radikal Feminizmdir. -ki Nazi derken vicdanınız nasıl sızlamaz anlamış değilim- Radikal Feminizm erkek düşmanlığıdır bu detay çok önemli çünkü bu tür en tehlikeli Feminizm türüdür bir o kadar aptaldır, kadınlar kendilerini terminatör sanmaya başlar bir süre sonra. Pro feminizm beni güldürüyor. Feminizm araştırılması gereken, dalga geçilecek ve küçük iq sahibi veletlerin elinde mizah(!) aracı olabilecek bir ideoloji değildir. Feyza Altun ve bir çok twitter feministi ya da Feminizm sayfaları kesinlikle gerçek Feminizmi öğrenilecek yerler değildir.

yeni gelin

zeybek
televizyon dizisi. oyuncuların iyi olması diziyi maalesef kaliteli hale getirmiyor. anlamadığım da şu güzel güncel bir başlık olmasına rağmen bazı türkiye ve ne yazık ki ortadoğu gerçeği sanki ütopyadan ibaretmiş gibi yargılanıyor.

ben henüz bir dizi izleyip de, hemen bir ağanın kulu olayım, diyen insan görmedim. birine kuma olmak isteyen de. yani ileri bir insan olup geym of tronz izleyenler de derebeyi olmuyor. ya da yüzsüz tanrının neferi.

lanet olası batman insanları yarasa adam olmaya empoze ediyor kahretsin dostum. hey haydi uzay gemisi yapıp sapanla birbirimize meteor atalım ve yıldız savaşları başlasın. ve daha niceleri.
karı, kötü bir kelime değil. senin ne niyetle kullandığına bağlı.

bazı gerçekleri değiştirmek zaman alır. hele ki bizim yaşadığımız coğrafyanın tutuculuğu göz önüne alınırsa daha da zor. yerilir arkadaşlar, her şey yerilir. ama bunun da bir matematiği var elbet. hayırlı forumlar.

gerçekçi olmakta her zaman fayda var.

son kopyalama işlemimizi bu başlık altına yapıştırıyoruz

berkayoz
sana bişey göndercem oku tm mı banada arkadaşım gönderdi okumadan önce içinden çok istediğin şeyi üç kez tekrarla sonra aşağıdaki yazıyi oku ......... unutma önce üç kez çok istediğin şeyi tekrarla ........ bismillahirrahmanirrahim lahavle vela kuvvete illah billahi aliyyül azim.amin .... bu mesajı 20kişiye gönder dilediğin kabul oluyor inanmıyodum ama harbiden oluyor eger silersen veya..... göndermezsen. allah dilediğini kabul etmesin .şimdi saatine bak 9 dakika sonra seni mutlu eden biolay olucak ... çok zor değil kopyala gndr .yapalım bakalım.Benim için dene
1

bir yerlerde hep daha ideal bir sevgilinin olması

caravaggio
Yanlış önermedir.
Var olan ilişkisinden daha iyisine sahip olacağını düşünme nedeni insanların metalaştırılması yada insanların kolay ulaşılabilir vede tüketilebilir olması değil, kişinin kendisi ile alakalıdır.
Yalnızca insanların tenine aşık olan kişi, aşka aşık olarak tabir edilen, özgüveni eksik kişilerdir. Burada ulaşılması gereken bir hedef vardır ve o hedefe ulaşma (hedefe sahip olma) güdüsü doyum sağlamaktadır. Bireyin pek bir önemi yoktur.

Bir yerlerde hep daha iyisi de yoktur. Kendisiyle ve hayatına katacağı kişiyle mutlu olacağını bilen kişi vardır.

veganların ve feministlerin aptal olduğu gerçeği

sadist penguen
bana herhangi bir zararı dokumuyor, istediklerini yapabilirler bu kadar nefret söyleminin nedenini merak ediyorum, dinsel değerlerine hakaret yada zihnindeki herhangi bir olguyu mu yıkıyor. bunlar olabilecek şeyler ben de yok. ya da tüm internet dünyasında olan meme-caps-gag sayfalarındaki düşüncelerin etkisi altında mı kaldın, gözlemlediğim kadarıyla o sayfalarda bu kitlelere karşı baya fazla kin kusan gönderiler var.

neyse bunların hepsini bir kenara bırakalım. veganlık bana saçmalığın daniskası olarak geliyor ama istedikleri gibi yiyip içebilirler ya da düşüncelerini göstermek için eylem yapabilirler benim umrumda değil açıkçası başımı çevirip takmam. ama bunu merak eden, ilgilenen insanlar pekala olabilir düşüncelerini paylaşabileceği insanlarla tanışmanın en iyi yolu da sokaktan geçer.

feminizm konusu ise çok ayrı konu, günümüz feminizmine dışardan bakınca ben de hoşlanmıyorum çok saçma geliyor ancak tarihine baktığımız zaman ne kadar ilerici bir hareket olduğunu görüyoruz.
farkındaysanız feministler mor rengi kullanıyor sanki kendilerine özelmiş gibi, evet biraz öyle gerçekten. eskiden eşitlik kırmızı rengin altında aranırdı hiçbir cinsiyete ait olmadan bu mücadeleyi verenlerden rosa luxemburg, Simone de Beauvoir gibi feministler benim değerli bulduğum kadınlar, verdikleri mücadeleyi anlamlı buluyorum ancak hala ülkemizin her yerinde batı dahil kadınlar erkeklerle eşit şartlarda aynı ücretleri almamasına rağmen sosyal adalet ve eşitliğin rengi kırmızıyı unutup sürekli cinsel özgürlük gibi acelesi olmayan ihtiyaçlara dem vurmaları birçoğunun feminizmin asıl tarihsel amaçlarından birini unutup kendi aralarında kurdukları yeni popüler kültür malzemesi olduğunu düşünüyorum.

bu popüler kültür konusu da emma watson gibilerinin "ben de feminsitim" gibi çıkışlarından sonra daha geniş bir alana açılabilir.

erkeklerin kadınlardan zeki olması

dreammirror



Einstein'ın beyni üzerinde yaptığı çalışmalarla bilinen, Kanada'nın McMaster Üniversitesi'nden sinirbilimci Sandra Witelson, 1970'lerde yaptığı çalışmalarda erkek çocukların okurken çoğunlukla beyinlerinin sadece bir yarıküresini, kız çocukların ise çoğunlukla iki yarıküreyi de kullandığını buldu. Witelson'un amacı aslında beyindeki cinsiyete dayalı farklılıkları araştırmak değildi. Onun hedefi beyindeki yapısal farklılıkların aklı ve zekâyı nasıl etkilediğini bulmaktı. Ayrıca solakların beyinleri ile sağ ellerini kullananların beyinleri arasında ne tür farklılıklar olduğunu da merak ediyordu. Bu soruların cevabını öğrenmenin tek yolu deneklerin beyinlerinin yapısını belirleyip onları karşılaştırmaktı.

Witelson on yıl boyunca ölümcül kanser hastalarından gönüllü olanların beyinlerini yaşama veda etmelerinden sonra topladı ve laboratuvarda koruyucu sıvılar içinde depolamaya başladı. Hastalar hayattayken yaşamları, alışkanlıkları, fiziksel ve zihinsel işlevleri ve yetenekleri hakkında detaylı bilgi topladı. 1987'ye gelindiğinde Witelson toplam 120 erkek ve kadın beyni biriktirmişti. Onları teker teker detaylı olarak incelemeye başladı. Beyinlerin değişik bölgelerinin hacimlerini ölçtü, gri madde olarak bilinen ve sinir hücrelerinin bulunduğu beyin bölgelerindeki sinir hücrelerinin sayısını, sinir hücreleri arasındaki bağlantılardan oluşan beyaz madde miktarını belirledi. Her bir beyne ait bilgileri topladıktan sonra bu sefer beyinleri birbirleriyle karşılaştırdı. Beyinler arasında farklılıklar vardı. İşin ilginç yanı, farklılıkların tek açıklaması beyinlerin sahiplerinin cinsiyetiydi. Örneğin bir hasta solaksa iki beyin yarıküresini birbirine bağlayan, iki yarıküre arasında iletişim sağlayan korpus kollosum adı verilen yapı daha büyüktü; fakat bu gerçek sadece erkekler için geçerliydi. Kadınlar solak da olsalar, sağ ellerini kullanıyor da olsalar korpus kollosumun büyüklüğü açısından aralarında bir fark yoktu.

Beynin diğer bölümlerinde de benzer bir durum söz konusuydu. Erkekler arasında, solak olanlar ile sağ ellerini kullananların beyinlerinin bazı bölgelerinin büyüklüğü arasında fark varken, kadınlarda böyle bir farklılık yoktu. Witelson beynin değişik bölümlerindeki sinir hücrelerinin sayılarını incelediğinde, kadınlarda beynin dış kısmını oluşturan ve korteks adını verdiğimiz kısımda sinir hücrelerinin birbirlerine daha yakın olduğunu ve bu kısımda erkek beynine kıyasla % 12 daha fazla sinir hücresi olduğunu keşfetti. Witelson'a göre bu fark, kadın beyninin erkek beyninden küçük olmasına rağmen (ortalama bir erkek beyni ortalama bir kadın beyninden % 9 daha büyük) kadınlarla erkeklerin aynı akıl ve zekâ düzeyine sahip olmasını açıklıyor. Ayrıca kadınlarda temporal lobun dil ve kavrama ile ilgili olan bölümlerinde de sinir hücrelerinin daha yoğun olduğu bulundu. Kadınların sözel yeteneklerinin genelde erkeklerinkinden daha gelişmiş olmasının nedeni belki de bu farktan kaynaklanıyor.
Erkek ve kadın beyinlerinin belirgin bir şekilde farklı olup olmadığı hakkındaki tartışma, düzenli bir şekilde gündeme geliyor; bazıları bu farklılıkların fiziksel olarak görülebileceğini iddia ederken, bir başka kesim ise bunu reddediyor. Araştırmalar şu ana kadar, konu hakkında net bir şey söyleyememiş olsa da, yeni bir araştırma bu farklılığın olmadığını savunanların arkasında. Ünlü Neurolmage dergisinde yayımlanan araştırmaya göre fiziksel olarak bir farklılık yok, en azından beynin bir kısmında, hipokampusta.

Bir türün iki cinsi öyle ya da böyle birbirlerinden fiziksel olarak ayrılır ve bu eşey ayrılığı olarak bilinir. Bunun en açık örneği üreme organlarıdır ama bu konuda erkek ve kadın arasında bir sürü farklılık vardır; birçok hayvanın erkekleri aynı türün dişilerine göre çok daha renkli, gösterişli ve çekicidir. Bununla birlikte, erkekler kadınları baştan çıkarmaya çalışan taraf olmaya meyillidirler.
Hipokampusun, kadın beyinlerinde orantısız bir şekilde büyük olduğu ve bunun da kadınların erkeklerden daha dışa dönük bir şekilde kendilerini duygusal açıdan ifade etmeye meyilli olmasını sağladığı düşünülüyordu. Bu araştırma 6000'den fazla kadın ve erkeğin hipokampus büyüklüklerine bakan 76 manyetik rezonans çalışmasının sonuçlarını ve metotlarını değerlendirdi. Bütün beyin hacimlerini inceledikten sonra hiçbir farklılık bulunmadı. Sadece cinsiyet değil, yaş da hesaba katıldığında hipokampus hacimleri herhangi bir farklılık göstermedi.

9

erkeklerin kadınlardan zeki olması

cigdemgulu
Tarihte kadınlara daha az hatta bazı dönemler hiç eğitim verilmediğini bilmeyen bir şeyler yapmaya çalışan kadınların taşlanmasını​, dövülmesini, öldürülmesini göz önüne almadan yapılan yorumdur. Kadınların eski çağlarda bir şeyler başarabilmek için erkek isimleriyle erkek kılığında çalıştığından habersiz yazar beyanıdır. Tamamen kadın düşmanlığı için açılmış bir başlık. Kadın düşmanı sözlerinize bilimi de alet ederek bir şeyler yapmaya çalışmışsınız ama olmamış.

albus percival wulfric brian dumbledore

albus percival wulfric brian dumbledore
Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore (1881-1997), J.K. Rowling tarafından yazılmış Harry Potter serisindeki bir kurgusal karakterdir.

Çok zeki, araştırmacı, sakin ve kendini duygularına kaptırmayan çok güçlü bir büyücüdür. Gençliğinde aşırı güç meraklısıdır, daha sonra daha mantıklı davranmaya karar verir. (Kibar, biraz ilginç ve güçlü yapısıyla tipik iyi büyücü özelliklerini taşımaktadır.) Harry Potter'ın sorunlarını anlayışla karşılamasıyla ona diğer öğretmenlerden daha 'iyi' davrandığı söylenebilir. Herkes tarafından sevilen ve sayılan bir büyücü olan Dumbledore, Lord Voldemort'un korktuğu yegane büyücüdür. Sihir otoritelerinin genel kanısına göre de gelmiş geçmiş en güçlü büyücüdür. Dumbledore'un yaşamı 116 yıl sürmüştür. Altıncı kitapta (Harry Potter ve Melez Prens) Severus Snape tarafından Avada Kedavra lanetiyle öldürülen Dumbledore, 1944-1997 tarihleri arasında Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nun müdürlüğünü yapmıştır.

Uzun ve ince olarak betimlenen Dumbledore'un uzun saç ve sakalları vardır. Ünlü büyücünün, mavi gözleri, çok uzun ve kancalı bir burnu ve uzun parmakları vardır. Yarım ay çerçeveli gözlükleri ve şaşaalı cübbesi ilk göze çarpan şeylerdir. Sol dizinin üstünde Londra metro'sunun haritasını gösteren, bir düellodan kalma bir yara izi vardır. Dumbledore'un Çikolatalı Kurbağa kartına göre oda müziği ve on lobutlu bowlingden hoşlanmaktadır. 1945'te kara büyücü Grindelwald'u yenmesi ejderha kanının 12 ayrı konuda kullanılışını bulması ve arkadaşı Nicholas Flamel ile simya konusunda yürüttüğü çalışmalarla ünlüdür. Sihirli ya da sihirsiz bütün şekerli yiyeceklere karşı bir zaafı vardır. Ofisini koruyan heykelin şifresini de genellikle bu tatlı isimlerinden seçer.

En sevdiği tatlar ise, Böğürtlen ve Marmelat'tır. Dumbledore, aynı zamanda bir örgü meraklısıdır. Ayrıca yazar J.K Rowling' in yaptığı açıklamaya göre kendisi eşcinseldir ve Gellert Grindelwald'a aşıktır.

Yazarın böylesine bilge bir kişiye "Albus Dumbledore" ismini vermesi rastgele yapılmış bir seçim değildir. Albus, Latince "beyaz" anlamına gelir ve bilgelik ile aydınlanmayı temsil eder. Dumbledore ise "yabanarısı" (İngilizce "bumblebee") anlamına gelmekle yazar tarafından özellikle seçilmiştir çünkü İngilizce'de "bumble around", "etrafta dikkatsizce gezinmek" demektir. Yazar Dumbledore' u yaratırken onun Hogwarts koridorlarında dolaştığını hayal ettiği için bu fiille ilintili bir isim seçmiştir.

-wikipedia

homo floresiensis

lexxpowder
İnsan olarak adlandırılan primatların homo sınıfının en fiziksel olarak en küçük ve bizim dışımızda soyu tükenmiş en son üyeleridirler. Flores adalarında yaklaşık MÖ 10000'li yıllarda yaşadıkları ve soylarının bu adada tükendikleri düşünülmektedir. Yani göbeklitepe'de sapiens dini icat etmiş ve ilk tapınak benzeri yapıtı yaptığında muhtemelen florresiensis hala flores adasında yaşamaktaydı. Bu adanın kendine has ekolojik bir dengesi, iklimi vardı ve genelde yasayan türler, ana karadakilerden daha küçük boylardaydı. Sebep olarak adanın besin kaynakları ve besin değerleri yönünden oldukça az bir kapasiteye sahip olması gösterilir. Zaten floresiensis De homo erectus'un bu adaya geldikten sonra adaya adapte olmaları sonucu bu kadar kısa ve küçük oldukları üzerinde durulur. (Dipnot: ara geçiş formu değildir. Nasıl ki aslan ve kaplan panthera türünün iki ayrı üyesiyse, floresiensis, neandertal, erectus, habilis vs. ve sapiens olarak biz de homo türünün ayrı üyeleriyiz.)

İlk kesin fosil kemik örneklerine 2003 yılında rastlanmıştır. Bu zamandan itibaren oldukça geç olması sebebiyle henüz haklarında çok fazla net bilgilere sahip olunamamıştır. Hemen hemen MÖ. 8000 ile MÖ. 20000 yılları arasında adada yaşadıkları tespit edilmektedir. Tabii çok daha öncesine, 80000 bin yıllıkk bir tarihe dayandıkları sanılmaktadır.Adaya ilk olarak nasıl çıktıkları hala muammadır. Erectusların da alet kullanmada ne kadar başarılı oldukları bilinmektedir. Ancak bir bot veya benzeri bir yapı üretip adaya ulaşmaları çok zor bir ihtimal olsa da en yatkın teori olarak bunun üzerinde durulmaktadır. Bir diğerine göreyse zamanın çevresel şartlarında flores adası ince bir köprüvari yolla ana karaya bağlanıyordu ve bu şekilde oraya ulaşıldı. Zamanla yükselen suyla beraber tamamen bağımsız bir ada haline geldi. Habilis'lerden evrildikleti veya yakın kuzen olduklarına dair bulgular da oldukça kuvvetlidir. ( kim bilir belki de bi erectus ve habilis melezleridirler.swh ) Pek çok homo türünün karşılaşması genelde kanlı biterdi. Bulunan fosil kayıtlarına göre sapiens ve floresiensis'te karşılaşmış ve sonuçları kanlı olmuştur. Genelde homo türleri birbirlerinden oldukça çekinir ve karşılaşmalardan kaçınırdı. Ancak üstün olan bir topluluk veya kabile benzeri kalabalık gruplar diğer gruplardan üstünlüklerini fark ederlerse yiyecek ve içecek gibi ihtiyaçları karşılamak adına karşı grubu düşünmeden katledebilir, yiyebilir veya kovalayabilirler. Çok çok nadir olsa da neandertal ve sapiens insan ırkları arasındaki gibi cinsel birleşmeler yaşanmıştı. Bu kadar az olmasının sebebi olarak muhtemelen farklı kokmaları düşünülmektedir.

Floresiensis insan ırkı, dini inançlar geliştirdiler mi, gerçek olmayan kurgular ve kurgusal karakterler hayal edebildiler mi henüz bunun hakkında net bilgiye sahip değiliz. Hem bulundukları alanın kısıtlı ve küçük olması, hem alet kullanma yönünden fiziksel ve teknolojik olarak yetersiz olmaları, hem de beyinlerinin diğer türlerden daha az işlevsel olması sebebiyle büyük tapınak gibi yapılar yapmaları son derece zordu. Ve muhtemelen bu sebeplerden herhangi bir dini algıya ve düşünceye yönelik keşifler yapılmadı çok zordur. Flores adasında rastlanılan mağara çizimlerinden yola çıkmak oldukça zordur. Çünkü onların düşünce yapısı bizimkinden tamamen farklı olabilir. Beyinleri hemen hemen bizim beynimizin 3/1'idir. Boyları ve kiloları neredeyse yarımız kadardır. Buna rağmen tamamen insan izole bir biçimde günümüze yakın bir zamana kadar varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Bu da boyun değil, işlevin önemini tekrar akıllara getirir. Swh.

boktan hayata renk katmak için tavsiyeler

feminafortis
okul ya da iş çıkışı tek başına sahile gitmek -gitmeden önce marketten yüklüce sevilen abur cuburlar alınmalı-, kitapçıdan tamamen rastgele bir kitap seçerek almak ve rastgele seçtiğiniz kitabı çok beğenene kadar bunu tekrarlamak, yaz tatilini telefondan ve teknolojiden biraz uzakta mümkünse kamp yaparak geçirmek ve bu sure zarfinda makyaj türevleri, paketli gidalar vs kullanmamak, edebiyattan anlayan biriyle sessiz ve loş ışık altında muhabbet etmek, kimsenin bulunmayacağı bir saatte ve yerde denize girmek, bir müzik aletini çalamamak - ama çabalamak-, instagramı silmek, facebooku silmek, twitteri silmek, aç birini doyurmak, beklemedikleri bir anda anneye ve babaya hediye almak, hiç tiyatroya gitmemiş bir akrabanizi tiyatroya götürmek, sicak havalarda kedi köpeklere su ve yemek vermek, sevdiğiniz meyvelerle kek yapmak, apartmana bu kekten dagitmak.
bunlar gözümü kapattigimda aklima gelen şeyler... sanirim insan genel olarak dunyevi iki şekilde mutlu olabilir; insanlardan uzaklaşarak ve insanlarla birlik olarak. bazen katlanamayacak gibi olur ve yoruluruz; o zamanlar onlardan kaçmalı... bazen de yardim etmenin ve yardim görmenin, şefkatin, merhametin hissiyatina ihtiyaç duyariz; o zamanlar onlara yanaşmalı...
1

boktan hayata renk katmak için tavsiyeler

kelebebek
-Otostop çekerek başka bir şehre gitmek.
-En az 3 hafta ortadan kaybolmak.
-Telefon numarasını değiştirip kimseye yeni numaranızı söylememek.
-size mutluluk vermeyen insanları hayatınızdan şutlamak.
-her gün 10 dakika da olsa kendi kendine dans etmek.
-yalnız kalıp biraz düşünmek.
-Paraya fazla değer veren arkadaşlarınızı da hayatınızdan şutlamak.
1