confessions

frantz fanon

rom  · 14 Haziran 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 380
  2. takipçi 12
  3. puan 6452

hüseyin nihal atsız

frantz fanon
eskiden bunun takipcilerinin olduğu bir forum sitesi vardı. ırkçılığın henüz bu kadar itin götüne sokulmadığı zamanlardı. bunlar da orada kürtlere, azınlıklara falan küfediyor ve kafatası ölçüyorlardı. evet bildiğin sik ölçer gibi kafatası ölçüyorlardı kafanın arkasında "türk kemiği" diye bi kemik varmış o bizde var mı yok mu muhabbeti yapıyorlardı hatta örnek olsun diye kendi fotograflarını atanlar vardı. aralarında askerler falan da vardı. militarizm revaçtaydı, ülkücülere ise çapulcu derlerdi sevmezlerdi. bir gün ülkücü bir kız selamı aleyki falan filan ülküdaşlarım kendime sevgili arıyorum tarzı bi konu açmıştı, ortalık yıkılmıstı. bu sitede banlananların profilinde "atıldı" diye yazardı. "çapulcu olduğu icin atılmıştır", "soysuz bir piç olduğu için atılmıştır" diyordu birine de "aptal olduğu icin atılmıştır" yazmışlar. dönemin en kanser en komik ortamlarından biriydi yani. admini "gökyeleli bozkurt" diye biriydi. daha sonra ekşi sozlukte de o nickte bir troll ortaya çıktı ama zannedersem aynı kişi değildi.
ekşi sözlük, bunlarla ve atsız'la öyle iyi taşak geçmişti ki... şimdi belki biraz da bunun etkisiyle takkiye yapıyorlar. o web sitesine de fetö provokasyonu diyorlar. zaten şu sağcılarda ne halt yeseler fetöye bağlamak moda oldu amk. fetö cakal da senin aklın yok mu niye oyuna geliyorsun.

ideoloji karmaşası

frantz fanon
şöyle enteresan bir kitap buldum. tüm ideolojileri tek tek anlatmış. https://turuz.com/book/title/Siyasi+Ideolojiler-Andrew+Heywood-Chev-K.Bayram-O.Tufekchi-H.Inac-2011-345s

"Yazar, uluslararası bir perspektifle, klasik 19. yüzyıl ideolojileri olan liberalizm, muhafazakârlık ve sosyalizmden, yakın zamanlarda doğan feminizm, ekolojik düşünce ve siyasî İslam gibi ideolojilere, her ideolojinin hem tarihsel gelişimini hem de onların siyasî hareketlere, siyasî partilere ve hükümetlere yapmış oldukları etkileri net bir şekilde ele alarak, okuyucuya siyasî ideolojiler hakkında geniş ve sistemli bir bilgi kaynağı sunuyor."

kapitalizm

frantz fanon
tam ve gercek kapitalizm oyle bir şey ki belediye sebze satarsa yok, sumerbank ayakkabı yaparsa yok, erkin baba gitarı kacak taşırsa yok, gümrük vergileri, kamu sektörü varsa yok. güney korenin kuruluşunda yok, keynes abdsinde ve paternalizmde, obamanın saglık sisteminde yok, israilin ben gurion devrinde yok, kibbutzlardan zaten hic yok.. serbest rekabet yoksa (yani emperyalizm caginda) yok, ithal ikame varsa orada da yok muhterem kardeşlerim.

-eh hocaefendi, buna kısaca bugün kapitalizm diye bir şey yok desene.
1

türkiye'nin kapitalist bir ülke olması

frantz fanon
tr kapitalisttir cünkü türkiye'de üretim araçlarının özel mülkiyeti esastır. ya ne olacağıdı.
kapitalizm (neo)liberalizmden ibaret değil ki.

vay şu tarihte döviz yasaktı, vay bu tarihte yabancü sigara satılmıyordu ve benzeri korumacı önlemler kapitalizme terstir dersek eğer dünyada kapitalist ülke diye bir şey kalmaz. 1929 krizinden sonra devletçiliği arttıran abd ve avrupa ülkeleri dahi kapitalist değildir deriz.

gerçek islam bu değil, gerçek sosyalizm bu değil, gerçek milliyetcilik bu değil muhabbeti gibi gerçek kapitalizm bu değil diyenler de var elbet. hadi siz gercegini gösterin; güney kore'de devlet ne yapmış; kapitalist oligarklarını cinayetler ve terörle sike sike vatansever yapmışlar mesela yani diktatorun devlet mudahelesi var.. nereye yatırım yapıp yspmayacaklarıni diktatör belirlemiş. şimdi o da gercek kapitalizm değildir, bonapartizmdir öyle mi. en az 1900lerden beri tekellerin at koşturduğu bi dünyada neyin serbestisinden bahsediliyor onu da anlamış değilim.
2

Türkiye

frantz fanon
umut sarıkaya diyor ki:

adam gibi bot
önce sakal yağdı bu ülkenin üzerine, sonra protein tozu serpildi bedenlere, en son dövmeler yağdı boyunlara, kollara, baldırlara, enselere... son yağışla beraber bir özgüven gelmişti hepsine. hiçbir şeyi okumadıkları, hiçbir şeyi merak etmedikleri artık herkes her konuda her seyi biliyordu. bu gözlerinden belliydi hepsinin.

sonra internet bağlattı bu ülke kendisine. internetle dünyaya değil birbirine bağlandı insanlar. çünkü tek başınayken çok sıkılırdı bu ülkenin insanları. dışarıdan kavga sesleri gelse haneleribe gün doğardı insanların, çekirdeklerini alır pencerelere dizilir kavgayı izlerlerdi neşeyle. ve internet, sokaktaki kavgaya açılan bir pencereydi, yaşlısı genci çok sevdi o pencereyi. fotoğraf, video, haber altları yorumlarla dolup taştı. internet kullanıcısı olmak, olaya bakıp yorum yapmak ve yorum yaptıktan sonra diğer yorumcularla kavga etmekti bu ülkede...

dünyanın son günü bile olsa, yarın öleceklerini bilseler bile sordukları tek soru "nereli?, "aslen nereli?"ydi bu ülke insanlarının. herkes birbirinin ve kendisinin nereli olduğunu deli gibi merak ediyordu. kütük çok önemliydi bu ülkede. hükümet, nüfus kayıtlarını açıkladığında işte bu yüzden saldırmıştı herkes kendi kütüğüne. çünkü aslında içten içe biliyordu ki kimse buralı değildi, herkes ya bir yerden gelmiş ya da sürülmüştü.

azınlık olmak suçtu, herkes çoğunluk olmak zorundaydı. "istesek bir taneniz bile kalmazdı" derlerdi azınlıklara ama herkes de kendini azınlık hissederdi bu ülkede. iktidara gelse bile azınlık olmadıklarına inandıramazdı kimseyi. çünkü bilirlerdi ki; dünün çoğunluğu, bugünün azınlığıdır. dünün suçsuzu, bugünün suçlusu... yarın bir gün azınlık olmamanın, suçlu olmamanın garantisi yoktu. herkes diken üzerindeydi, keser döner sap dönerdi bu ülkede.

işin aslı; burası bir ülke de değil, göçmen toplama kampıydı. avrupa'ta tam gidecekken yolun ortasında kalmış, taşlaşmış katılaşmış, kayalaşmış bir göçmen botuydu burası. taşlaşmış, katılaşmış, kayalaşmış bir göçmen botunun içinde gezip birbirine kızardı herkes... halen umudu olanlar diğerlerinin üstüne basarak "ben bunlar gibi değilim, alın beni!" diye yalvarırlardı avrupa'ya, amerika'ya... gidemeyeceklerini bilenler ise bota yeni binen suriyeliler'e, afganlar'a, araplar'a küfrederlerdi. "fazla ağırlık oldu, bunlar batıracaklar güzel botumuzu" diye yeni binenlere sinirlenirlerdi...

kimsenin belli bir mesleği yoktu bu ülkede. herkes, her an başka bir iş yapabilirdi. şarkıcı zannettiklerin bir anda yönetmen olarak çıkabilirdi karşına, mühendis zannettiklerin pazarlamacı, gazeteci zannettiklerin şovmen... herkes vasıfsız işçiydi, herkes için mutlaka bir pozisyon vardı. her iş, herkes için bir basamaktı ama kimse de işinde gerçekten başarılı değildi. eğer başarılıysan; ya bir yol tutturmuşsundur ya da bir yere kapak atmışsındır. ne okumuş olursa olsun, hangi işte çalışırsa çalışsın aslında herkes mevsimlik işçiydi bu ülkede...

herkes birbirine hava atmak için yaşardı ve başkalarına ibret olmak için ölürdü bu ülkede. yaşamanın tek amacı düşman çatlatmaktı ama ölünce ibret olmak da kaçınılmazdı. cesedine baķıp tahtaya vurmayı, senin ölün üzerinden şükretmeyi çok severdi bu halk. herkes herkesle ilgilenir, herkes herkese karışırdı ama aslında kimse kinsenin s.kinde değildi. her birey, bir başkasının potansiyel ibretiydi bu ülkede...

sözün kısası; yazları sıcak ve sakal yağışlı, kışları ılıman ve protein tozlu, dövmesi bol, dövülmesi bol, internet bağlantısı olan şirin mi şirin, adam gibi bir bottu burası.

ideoloji karmaşası

frantz fanon
kısmen benim de yaşadığım bir durumdur.
bunu çözmenin yolu herseyi ana kaynaklarından okumak olsa gerek.. ideolojileri öğrendiğimiz kaynaklar genellikle suyunun suyunun suyu kaynaklar oluyor. yani adam marksizmi çulhaoğlu'ndan, liberalizmi ldp başkanı'ndan öğreniyor, kemalizmi emre kongar'dan, islamı da bilnemne hocadan ki kerameti kendinden menkul yazarların hepsi bu yüzyılın adamları.
halbuki önce dişimizi sıkıp her düşünceyi ve -izmi kendi çıktığı yüzyıldaki kitaplardan, ana kaynaklardan okusak daha bütünlüklü bir dünya algısına sahip oluruz. ama internet dikkat dağıtıyor; biraz ordan biraz burdan bakıyoruz. netice olarak; parcali bir bilinç ortaya çıkıyor. bütünlüklü değil.

joseph stalin

frantz fanon
sakin kafayla değerlendirilmesi gereken bir tarihsel kişilik. nazileri bozguna uğratan ordunun başkomutanı, dünyanın görüp görebileceği en hızlı sanayilesmenin ve modernleşmenin menajeri bir şahıstır. 2. dünya savaşının göz göre göre geldiği, "acilen kalkınmazsak bizi sikerler" denildiği bir dönemeçten, nüfus-tarım topraklarının verimsizliği oranının avrupa ve anadoludan kötü olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz.
her devrim aynı çizelgede ilerler. önce iktidarın ele geçirilmesi, düşman sınıfların imha edilmesi, devrimci terör, arkasından da kendi içinde bir çatışma. fransız devrimi de türk devrimi de böyledir. sovyet devrimi de böyledir. vendee biraz 1915'e , dersim'e benzer, 1915 de 1944e benzer. termidor, takriri sukun, 1937 tasfiyeleri... fransız tarihine baktığınızda oransal olarak sovyet devrimi'nden de büyük kayıplar görüyoruz. nüfus çok olunca kayıplar da (sayıca) çok oluyor.
edit: ayrıyeten, halkların trajedilerinin hakim devetler tarafindan siyasi emeller için nasıl carpıtıldığını, abartildığinı zaten "ermeni soykırımı"nın fazlasıyla şaibeli ermenistan iddialarından (1,5 milyon nereden baksan tutmuyor, o kadar nüfus yok...) vb seylerden ayıkmamız lazımdır. sscb'ye de çin'e de ona göre bakmamız lazım.

venezuela

frantz fanon
venezuela hükümeti sosyalist olduğu icin değil, yeterince sosyalist olmadığı için suçludur.
büyük burjuvalarını imha edemedi, petrole güvenip sanayi hamlesi yapamadı, bağımsız bir ekonomiyi inşa edemediği için şimdi ambargolar ve finansal spekülasyonlardan kolay etkileniyor.
devrimci güçleri zor bir görevle karşı karşıyadır, önce "bolivarcılarla" birlikte abd destekli liderleri ve kullanışlı aptalları ezmeleri lazım. ardından bu sefer de "bolivarcıları" indirip burokraside iç temizlik yapmaları lazım. sonra da kendi yerli burjuvalarını yok etmelidirler. devrim dediğin sonuna kadar götürülmeli.

propaganda

frantz fanon
hitler'i anlatan yeni bir kitap.

Hitler'in emrine amade olan Hugo Boss ve Porsche gibi meşhur markalardan, Türk Nazilere uzanan hikâyesini anlatırken; onu var eden toplumsal ve tarihsel koşulların detaylı bir fotoğrafını çekiyor.'muş

malum ortamlara düşerse indirip bir köşeye koyarım.
0 /