confessions

frantz fanon

rom  · 14 Haziran 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 350
  2. takipçi 12
  3. puan 6513

yılmaz güney

frantz fanon
"(...)ne insanlar ne de devrimler çıplak / mutlak idelerin yeryüzündeki somut görüntüleridir; hiçbir zaman da olmayacaklar! Karısını döven devrimciler, üçkağıtçılık yapan demokratlar, "Ne dediğini bilmeyen" adamlar hep oldu ve olacak...
(...)
Rasyonalist ayartmaların pençesinde bihaber kıvrananlar, aynı zamanda kafalarında bir sanatçı profili de çizerler... Bu profile katil olmak girmez, giremez... Çağdaş anlayışa katilliğin sığması mümkün değildir...

Türkiye'de yaygın olan hastalığın semptomları Yılmaz Güney'in “katil” olması tartışmalarında da hayat bulmuştu. Zaten, Yılmaz Güney'in politik temelli sanatsal başarısına tahammül edememiş aydınlanmacılar hep varolmuştur... Yılmaz Güney'e ilişkin son tartışmada sadece söz konusu durum bir kez daha gündeme geldi... Ancak, ilginçtir, Yılmaz Güney'i savunan aydınlanmacılar da onun mükemmel kişiliğini ispatlamaya çalıştılar. Sol'a daha yakın olan ya da kendini sol'da tanımlayan birçok çevre, Yılmaz Güney'i ahlaki olarak aklama yarışına girdi. Onun pürüpak kişiliğini ispatlamaya çalıştılar. Yani, Yılmaz Güney'e yöneltilen ve aslında onun sanatsal başarısının kaynağını politikadan almasına tahammül edememekten kaynaklanan tepkilerin sahibi aydınlamacılara karşı, solun aydınlanmacıları, aynı sistematiğin içinde kalarak, aynı mantıkla cevap vermeye çalıştılar. Aynı hatayı bir başka cepheden varettiler.

Oysa, Yılmaz Güney, bizim tarafta olan ama aynı zamanda karikatür niteliğinde olmayan sanat ürünleri yaratmayı başaran bir kişilik olarak halkın kalbindeki yerini aldı. Minibüsçülerin aynalarını süsledi. Aydınlanmacı saplantıları olmayanlar için, önemli olan Yılmaz Güney'in ne tarafta olduğudur...O kadar..."

"bir acayip adam: ahmet kaya" yazısından alıntıdır.

kampüs cadıları

frantz fanon
maddi acıya, somut ezilmişlige dayanmaktan ziyade: genç "kadınların" kurtlarını dökme, "iyi" bir kente "iyi" bir okul kazanmış anadolulunun feodal memleketine isyan etme şeysi. gibi görünüyor bana bu tarz kurumlar.
okul bitince -eskisi kadar- davalarının üstlerine düşmeyecekler; işim var çişim var diye bahane edecekler. okul bitinceyi bırak şimdi bile olağanüstü derecede yakışıklı-yetkili bir sevgilileri olsa yelkenleri suya indirirler; patriarkanın altın kafesine yok demezler.
öyle olmasa son 30 yılda -ki feminizm 80lerde geldi- ortalığı yıkmaları lazımdı.
gerici kucuk burjuva akimi işte. daha cok araştırma ve gözlem yaptıkça foyalarını ortaya çıkardım; feministlerin gericiliklerini cozdum. yalan, demagoji, bokta boncuk aramak, cıngar çıkarmak, bağnazca erkek düşmanlıkları, iğrenmiyorum desem yalan olur. saf mı cıkarcı mi anlamdığım sol kurumlar da bunların ağababalarının gizli işgali altındadır. "3ü kadın 5 kişilik disiplin kurulu" gibi zorbaca tüzük maddeleriyle hem de.

mhp'lilerin dönek olması

frantz fanon
katılmıyorum.
mhp gayet de istikarlı bir partidir; olağan türklük, olağan sünni islamı kullanarak tam 60 yıldır emekçileri ve küçük esnaf tabakalarını istismar ediyorlar. mhp'ye karşı çıkanı bırak, yollarını ayırmak isteyeni de hain, elit falan ilan ediyorlar. renault'ta fabrikada patronun yanındadır öncü işçiyi linç ettirir, mecliste rtenin yanındadır, okulda da ezen cinsiyetin, ezen ulusun yanındadır, kısacası hep ezenin yanındadır ama secmenimiz yinr gururla oy verir. niye? o türk ve müslüman ya ben de turk ve muslumanim...
bence türklük ve müslümanlığın yeniden tanımlanması lazım. anadolu türklüğü ve müslümanlığının ileri yönlerinin (kolektif mitoloji, vicdan vb) bayraklaştırılıp geri yönlerinin ("kader"cilik, "aynı gemideyiz"cilik, emperyal devletcilik, asimilasyonculuk, cinsiyetcilik) itin götüne sokulması lazım. düzen dışı siyasetin buna sabrı ve aklı yeter mi bilmiyorum. edit: laikliğin bunda bi payı olacak mı, bilemiyorum. bu gidişle akp-mhp kafasının antitezi yine sadece büyük bir ekonomik krize tepki yüzünden ve yine kendi içlerinden çıkacak; laik mahallenin (kemalist ve komünist kanaat onderleri ve hayat alanlarının) içinden değil. şeklen "muhafazakar" özü itibariyle "devrimci" bir dalga olacak. tabi taliban veya irandaki bir molla rejimiyle bu dalganın sonuclanmasını de istemeyiz.

türkiye solcusu

frantz fanon
"Koç taşağı" isimli bir yazıdan bir parçayı aynen kopyala yapıştır yapıyorum:

"Artık sanırım, 2007'de Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan eylemin bir benzerine bu ülkede bir daha rast gelinmesi mümkün değil. Hatırlanacaktır: anarşist bir öğrenci, Koç şirketini tanıtan kişinin üzerine koç taşağı fırlatmış, “köle pazarınıza hayır” demişti. Artık böylesi bir eylemden devlete ve sermayeye tırmanma zemini olarak Boğaziçi Üniversitesi fazlasıyla yaralanacak, bu tür bir “serseriliğe” asla izin vermeyecektir.
Eylemci, hayvana ait bir uzvu sahneye fırlatıyor ki bu, hayvanseverleri ve belki de veganları incitecektir.
Eylemci, o uzvu sahnede sunum yapan kadına fırlatmaktadır ki bu, feministleri öfkelendirecektir.
Eylemci, saldırıyı Koç şirketler grubuna gerçekleştirmiştir ki bu da solcu laik çevrelerde “müttefikimize nasıl saldırırsınız?” tepkisine neden olacaktır.
2007 tarihi de önemlidir, zira Nisan Muhtırası aynı tarihlidir. O günden sonra sol örgütler, yapısal dönüşüme uğra(tıl)mışlardır. Sonuçta her darbe, kendisini takip eden süreçte sola bir biçimde damga vurmuştur. 2007 kritik bir eşiktir.
Darbe, siyaset ve ideoloji içerisinde belirli bir ağırlığa sahiptir. Zaten bunun için yapılmıştır. 1981 tarihli, Türk ekonomisini inceleyen BBC belgeseli, yakın tarih okumasına dair önemli ipuçları sunmaktadır. [Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm]
Bugün laikliğin ve ilerlemeci hareketin öncüsü, müttefiki, yoldaşı Koç ailesi, o gün şunu söylüyor: “Ülke şirkete benzer, iyi yönetilmezse çöker”. Demek ki “şirkete çevirdi ülkeyi bu Tayyip!” diyenler, bir kez daha düşünmeli, dostunu, yoldaşını iyi seçmelidir.
Rahmi Koç, konuşmasının bir yerinde, ülkenin fazla demokrat olmasından yakınmakta, darbeyi hayırlı gördüğünü beyan etmektedir:
“Türkiye demokrasi için büyük bedel ödedi. Bu bedel o kadar ağır oldu ki ülkeyi neredeyse batırdı. Ordunun çok doğru bir zamanda müdahale ettiğini düşünüyorum. Biraz geç kalsalardı, durumu düzeltmek son derece zor olacaktı. Her ne kadar demokrasimiz vardıysa da söylemem gerek ki tam bir demokrasiydi bu, anayasamız, kurumlarımız, iş kanunlarımız her şey iyi yurttaşlara değil kötülere yaradı.”
Belgeselin bir yerinde Kenan Evren'in ABD tipi demokrasi istediğinden bahsediliyor. O demokrasi "kötülere" karşı "iyi yurttaşlar" yaratarak kuruluyor.
Ayrıca BBC yorumcusu, o kibirli ve üstenci diliyle aşağıladığı ülkeyle ilgili olarak şunu söylüyor:
“Yeni kuşak sanayiciler, bu türden koruma altındaki sektörleri ortadan kaldırmak istiyor. Onlar, Türk ekonomisini daha verimli ve daha Avrupalı kılacak bir ekonomik devrim istiyor.”
Bu noktada Rahmi Koç devreye giriyor ve bugünü anlama noktasında önem arz eden şu tespiti yapıyor:
“Ortadoğu pazarına yüzümüzü dönmeliyiz, ama aynı zamanda Avrupa'nın parçası olmalıyız.”
O pazara dönmek ama Avrupalı kalmak için AKP biçilmiş kaftan. 2007'den sonra sola, AKP'ye küfretme, kitleleri kontrol altında tutma görevi verilmiş. Hepsi, Avrupa ile ilişkileri üzerinden düşünüyor, orayı övüyor, Ortadoğu'ya karşı Avrupa'yı çıkartıyor, neden acaba?
Ama BBC belgeselinden gördüğümüz kadarıyla, AET Başkan yardımcısı, orduya ve darbeye destek veriyor. Onun “dinci” değil “ilerici” olduğunu söylüyor. BBC yorumcusu da “Türk toplumu fazla dindar, Avrupa bunu kabul edemez” diyor. Her şey el ele ilerliyor.
(...)"

dünya sözlük

frantz fanon
islamcı, ak-it vb den ziyade sıradan tutucu bir sözlüktür. ekşinin ters çevilmiş ve uysal hali gibi. kim yönetiyor ilgilenmiyorum ama içinde akp ve rte muhalifi yazar da az değildir. (her faşizan rejimde olduğu gibi)orada da kast sistemi var. ve hakaret yasak, özellikle seks ile din tabudur. yani genelde sıkıcı bir yerdir ama sıradan tutuculuğu ve dindarlığı -bilip bilmeden- gülünç kılan başlıkları da çok. mesela şu:
https://www.dunyasozluk.com/erkeklerin-kadinlarda-aradigi-en-onemli-25-nitelik.html/173750

Solcu

frantz fanon
ismail güney yılmaz'ın yazısından bir kesit sunuyorum:
(...)
CHP'ye yakın olan insanlarımızın bir bölümünde bu üstten bakma durumu eskiden beri zaten vardı, şimdi bu, halka sömürge valisi edasıyla bakma hâli sosyalist solda dâhi görülüyor.

Hâlbuki tüm siyasetin kimliklere indirgendiği, Türkiye haritasının üç parçaya bölündüğü, emek ve sınıf siyasetinin adının geçmediği bir düzlemde, sosyoloji gereği AKP/ Erdoğan aleyhine bir tablo pek beklenemez. En fazla % 40'a düşüyorlar işte. Bu hareketi ayakta tutan üç şey var: Muhafazakâr kimlik/ İslami aidiyet, kutsal bir mertebeye yükseltilmiş “kurtarıcı” karizmatik bir lider ve partinin etrafında örülü büyük rant müşterekinden koparılan küçük payeler (iş, yardım vs.).

Bu blok, karşısına başka bir kimlik, yaşam tarzı siyaseti koyarak ya da Erdoğan'a öykünen kâğıttan kaplan bir lider çıkararak parçalanamaz. Bu parçalanma eğer gerçekleşecekse, ancak ve ancak sınıf siyasetiyle gerçekleşebilir. Bu insanlarla insan olmak, aynı ülkenin vatandaşı olmak dışında tek ortak yanımız yoksul olmamız. Siyaset, kitleleri kendi düşüncesine, saflarına kazanma, kazanamıyorsanız geniş kitleleri tarafsızlaştırma sanatıdır. Ama “bizimkiler” kazanmak için çalışacaklarına, karşı tarafın bütün önyargılarına nesnel zemin hazırlarcasına iştahla seçkincilik mavralarını sürdürüyor.

Rize'de HES'ler dereleri mi kurutuyor? “Gebersinler,daha beter olsunlar”. Kayseri'de fabrikalar mı kapatılıyor? “Gebersinler!”. Neden? “Çünkü AKP'ye oy veriyorlar”. Solculuğa bakar mısınız. Nerede “halkımız sizi çok seviyoruz” diyenler, nerede bunlar.

Bu tutum, cehaletin tahakkümünü güçlendirmekten, ülkenin çölleşmesini hızlandırmaktan başka bir işe yaramaz. Kimlikten ödün vermeyi, “halk”ı toplam bir “iyi” olarak tanımlamayı önermiyorum. Tersine solun özüne, sınıfsal kimliğine, kinine sıkıca sarılmasından söz ediyorum. “Kadıköy” tipi solculuğun değil, “Armutlu, Gazi, Okmeydanı” tipi solculuğun geliştirilip, büyütülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bugün memleketin, halkın, solun hâli üzüntü için kuşkusuz somut, yakıcı gerekçeler sunuyor. Ama umutsuzluk, halka düşmanlaşma, gettolaşma başka bir şey, bu solun varlık sebebini yitirmesidir, bu ötanazidir.

Geçmişte bu topraklarda güçlü, sarsıcı bir devrimcilik vardı, yine olabilir. Tarih akmaya, yoksullar daha yoksul, zenginler daha zengin olmaya devam ediyor.

Bu büyük ülkede her şey olabilir.

tutti frutti te kelas

frantz fanon
gadjo dilo adlı filmin soundtracki olan çingene şarkısı.
türkçeye de şöyle uydurmuşlar:

tutti frutti tekila
tekila tekilaa var
tekila tekilaa? var
len roman kademe yap

şişe dolsun tekila
paralar cebime la

savrulma dayı, gelin la
savrulma dayı, kopyala

şişe dolsun tekila
paralar cebime la

hardbass

frantz fanon
esasen, 00'lı yılların slav-apaçi denilebilecek bi ceşit çomar club kültürüyle dalga geçme amaçlı piyasaya sürülmüştür.
ardından, futbol holiganları,sagcılar vb ortamlarda namı yürümüştür.

köpek düşmanlığı

frantz fanon
boş tiplerin meşgalesi. zabıtayı çağırmak, apartmanı ayağa kaldırmakta ustadırlar. bir de komşu olmadığı halde "köpek istemiyoruz" diye kampanya başlatanı vardır. aşırı köpek severlik de sapmadır ama köpek düşmanlığı da bir bozukluk, takıntı, zannedersem de bir fobi.

türkiye'de feminizm

frantz fanon
amerika'daki ''the red pill'' filmi vb projeler gibi doğru düzgün bir eleştirisi, tahlili yapılmamıştır. bildiğim kadarıyla en azından. (konu hakkında vay amk kezbanları diye gezmek, kız tavlanma taktiklerine abanmak, iki sözden biri küfür olan entriler girmek kritik değil ciddiyetsizliktir.)

atatürk vs che

frantz fanon
oyum che'den yanadır.
che evrenseldir, sosyalisttir, milliyetçilik ve kapitalizmle bağdaşmaz, onun içindir ki bütün mazlum dünyanın simgesidir. berlin'den istanbul'a, gazze'den amed'e her yerde che'nin sureti vardır.

türk olup rusya'yı sevmek

frantz fanon
zevk, renk, tutku meselesi.
demek ki türkiye'nin hissettirmediği bir şey var. tersi olan vakalar da (rus olup türkiye'yi sevmek)* mümkündür. hepsi yanılıyor, tutunacak bir tutku arıyor, idealleştiriyorlar.
*müslümanın rus milliyetçiliğinden dönme olanı (harun el-rusi) rte'yi, rus milliyetçisinin nasyonal-liberal olanı (konstantin krylov) ise atatürk'ü model alıp fidel'e söver ama tabi ki bunlar marjinal, entel örneklerdir.

che, lenin vb adamlar başka bir şeydir. çünkü yerel değil evrenseldirler.

komünist olmak için gerekli kelime dağarcığı

frantz fanon
tanrı gibi mutlak, her devirde aynı olduğu varsayılan o meşhur ''insan doğası'' bu kelimelerden biri değildir.

insan doğası şöyleymiş, hayvan doğası böyleymiş... hangi mülkiyet ilişkilerine mensup ''insanın doğası''? diye sormak lazım. şöyle bi kelime var ama : yabancılaşma. hayvan doğasına gelince: ortak yardımlaşma (mutual aid)

antik yunan'da hırsızlık yapan cocuğa ''helal olsun'' derlermiş. hala varlığını 2009lara kadar falan neredeyse dokunulmadan sürdüren bir kabilede ise mülkiyet bilinci yok, cimrilik yok, başkasının malına çökmek yok çünkü böyle bir şey görmemişler (o üretim tarzı içinde böyle bir şey doğmamış). eski dev-yolcu bi abimiz kooperatif kurmuştu zamanında; ayakkabı yapıyorlardı yanılmıyorsam ama kimse kimsenin artı-değerini gasp etmiyor (yani fabrikanın sahibi yok ne kazanılıyorsa işçinin cebine gidiyor hemen hemen). işçiler ne yaptı? kendi lehlerine olduğu halde o işe pek bir itibar göstermediler ama sonra ''haklıymışsın'' dediler. niye itibar etmediler; iki kelime daha öğrenelim: küçük burjuva ideolojisi, kültürel hegemonya

''(...)mustafa kemal'in devrimlerinin ekonomik devinimini desteklemesi için yarattığı burjuvazi kemalizme ve mustafa kemal'e ihanet etmiş bir vaziyette. paşanın yaptığı devrimleri desteklemek için ilerici burjuva sınıfı gerekiyordu. şimdi başka çözümler aramak zorundayız.''

bu cümleye itiraz edilebilecek ne var ki. mustafa kemal, milyoner yetiştirmedi mi yetiştirdi. yetiştirdiği milyonerler ve yeni milyonerler daha sonra kemalizmi satmadı mı. sattı.

0 /

bunlar ilginizi çekebilir