confessions

sophos

βετεράνος♛  · 13 Ekim 2017 Cuma

  1. toplam giri 3152
  2. takipçi 73
  3. puan 88204

2020 istanbul kart zammı

lux
fazla bulduğum zamdır.

Öğrenci akbil 40 liradan 50 liraya çıkarıldı. Tam bilet ücreti 2.75 iken 3.50 oldu. Öğrenci bileti ise 1.25'ten 1.75'e çıkarıldı. masraf var, zam olsun elbet ama tek seferde 75 kuruş zam biraz fazla bana göre.

müslüman kardeşler

jakoben
2. dünya savaşından sonra dünyanın başına gelen en kötü şeydir.din bilindiği üzere bireysel bir inançtır.ancak bu hıyarlar inancı alıp davaya çevirmiş örgütlenerek yaymak amacı ile bugünün müslüman zulmünün ilk kurşunlarını toplumlara sıkmışlardır.günümüzde emperyalizme hizmet ederler.silah alır ölür öldürürler.sırf batı için. bise inanaçaksınsss

kumarbaz kumar bağımlısı

dehumanize
Kumar bağımlılığı bana göre (çok kumarbaz tanıyorum) eroin bağımlılığından daha tehlikelidir.
Özellikle bu pahalı (kumarın yediği para için pahalı yetersiz bir kelime) bağımlılığın diger bağımlılıkların aksine sizi seven herkese maddi manevi sizin elinizle büyük zararlar verecek olması, onu en tehlikeli bağımlılık yapıyor.
Bir rockefeller değilseniz kumar oynamayın

türklerin garip huyları

cigdemgulu
-Misafirlik bitti eve gidicez tam kapı açılıyor aynı hızda başka bir konu açılıyor bir yarım saatte kapıda konuşuyoruz.

-Ya da direk misafirlikte eve gitmek için ayağa kalkıyoruz 'yok olmaz bırakmayız bu gece kalın' lan niye kalayım benim evim var evime gitmek istiyorum bırak. 'E tamam şimdi gidin ama sonra kesin gelin gene.'

-Şerit değiştirirken sinyal vermemek.

-şimşek çakınca elektrikli aletlerin fişini çekmek

-5 bin lira verip ayyy kız ne güzel çiçekleri biliyor musun dediği koltuğu en çirkin renkli örtüyle örtmek.

-uzağa giden arabanın arkasından su dökmek

-gaz kaçağını çakmakla kontrol etmek

-otobüste kalabalıkta telefonla bağıra çağıra konuşma

-tozlu araba camına beni yıka yazmak

-bak abi ben dedikodu sevmem de etmem de deyip bol bol dedikodu etmek

-en soğuk içeceğin dolabın en arkasındaki olduğunu düşünmek

-kırmızı ışık yandığı anda annesi kaza geçirmiş de hastaneye yetişiyormuş gibi korna çalmaya başlamak

-yarınlar yokmuşçasına kazı çalışması izlemek
4

xiaomi

lux
kamerayı saymazsak 10/10.
benim telefonumun kamerası baya kötü. ön kamerada tenim soluklaşıyor hatta resmen gri oluyor. arka kamerada da renkler aşırı canlı. manzara çekmek için güzel ancak birini çekince kalitesiz vsco shopu yapılmış gibi duruyor.



bu saydıklarım telefonumun redmi olmasından kaynaklanıyor olabilir sonuç olarak xiaomi'nin alt markası. eğer telefon değiştirecek olursam redmi'ye bulaşmam direk xiaomi'den alırım.

hkp

ulkesindemulteci
hkp bir kontrgerilla partisidir marksizm-leninizmden bahsedip aynı zamanda atatürke her alanda anti-emperyalist cephenin komutanı ayağına sahip çıkan bir partidir bilinmelidir ki atatürk'ün anti-emperyalizmi milliyetçiliğinden hatta şovenizmindendir marksizm-leninizm adı altında yeri geldiğinde mhp kadar faşist olabilecek bir partiyi bilinçli bir sol görüşlünün savunabileceğini düşünmüyorum
3

elfida

heather
Elfida' nın Hikayesi

Adı Beyzanur kızımızın. 4 yaşlarındayken tanıştım bu kızımızla. Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız hastalıkla mücadele için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum. Doktorlarla görüşüyordum. Detayları burada anlatmak istemiyorum ama çok uğraştık. Bir gün doktorların odasındaydım ve doktorlardan biri bana dedi ki: "Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın."
Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, "Gözden çıkarılan kadın anlamı Osmanlıca'da Elfida." dedi. Belki tam birebir anlamı olmuyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur'u çok seviyordum.
Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı. Sözlerinde düzenlemeleri yaptık ve Ömer Faruk Güney'in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur'un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama kendisi olduğunu bilmiyordu Elfida olarak biliyordu. Tabi küçük bir çocuktu son zamanlarında 8 yaşındaydı.

O dönem de şirketlerim batmış, sözlerdeki Omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın şunu ifade etmek içindi. Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım, Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi. O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesi, anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur'un kırılganlığından hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim. Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu sözleri ise Beyzanur'un gerçekten hep yağmurlu gözleri vardı hayata tutunmaya çalışan...
O dönemde hastane personeline Bakırköy'de bir konser verdim. Beyzanur'a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur'u kaybettik. Ardından anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur'un babasıydınız. Evet kızımızı kaybettik. Lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti beni aradılar. Haluk Abi bir kız çocuğumuz oluyor. "Adını Elfida koyun." dedim ve kızları oldu. Adı Elfida. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor.

Haluk Levent

elfida

ela42
Haluk levent'in tüm tedavi masraflarını üstlendiği kanser hastası minik bir kız için yazdığı çoktan çok hüzünlü şarkı...

Ne yazık ki, elfida bu parçayı dinleyemeden ölmüştür, iç sızlatır bu...



1

bilinmeyen ermeniler sabiha gökçen ve ruhi su

dehumanize
BİLİNMEYEN ERMENİLER'DEN İKİ SİMGE İSİM: Ruhi Su ve sabiha gokcen

1912'de Van'da doğup, Ermeni Soykırımında anne ve babasını kaybeden Ruhi Su, küçük yaşta Adana'da bir ailenin yanına verildi. Ermeni kimliği gizlenen Ruhi Su, “Benim için türkü söylemek bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım” diyordu.

Ermeniler'in Rumlar, Kürtler, Süryaniler ve Araplar gibi Anadolu'nun ve Mezopotamya'nın en kadim halklarından biri olduğu bilinmektedir. Buna karşın, son yüzyıllık etno-dinsel arındırma politikaları çerçevesinde bunlardan Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar bu topraklardan neredeyse tümüyle tasfiye edilirken; Ortadoğu'da büyük bir çoğunluk sağlayan Araplar, bilinen topraklarında yaşamlarını sürdürmeye devam etmiş, Kürtler ise bu politikaları başlatan Türkçü İttihad ve Terakki hareketinin devamından başka birşey olmayan Kemalist rejimle ölümcül bir mücadele içine girmek zorunda kalmıştır. Üstelik, bu ölümcül mücadele Lozan Antlaşmasıyla Kürtler'in “ülkesi ve milletiyle” dörde bölünmesi üzerine, Kürdistan'ın dört parçasına yayılmıştır.

Bu toprakların kadim halklarından olan Ermeniler, tarihsel süreç içerisinde Anadolu'nun dört-bir yanına yayılmış ve bulundukları her bölgede, zenaatkarlıkları dolayısıyla toplumun ayrılmaz / vazgeçilmez parçası durumuna gelmişlerdi. “Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşuğlar” konusunda yaptığım bir çalışmada; salt Anadolu ya da Konstantinopol Ekolüne bağlı Osmanlıca/ Türkçe yazan 140 dolayında şair ve aşığa yer vermiştim. Oysa, belirlemelerimize göre Osmanlıca, Anadolu Türkçesi ve Azerice yazan bu Ermeni şairlerin sayısı 400'ü buluyordu. Dahası, bunların birçoğu çeşitli toplum olaylarını şiirsel bir dille anlatan destanlar düzmüş “manzum halk tarihçileri” idi. Şu an arşivimizde, geçmiş yüzyıllardan bu yana çeşitli toplum ve doğa olayları üstüne yazılmış 50 dolayında destan bulunduğunu söylersek, halk tarihi açısından son derece önemli olan bu destan- şairleri hakkında bir fikir vermiş oluruz, sanıyorum.

Özellikle, 1915 Soykırımı ile büyük bir travma yaşayan Ermeni toplumu mensuplarının, bu vahim olayın 100. yıldönümüne tekabül eden 2015 yılında, dört-bir yanda gizlilik perdesini yıkarak gerçek kimlikleriyle ortaya çıkacakları tahmin edilmektedir. Alparslan Türkeş gibi bugün hayatta olmayan veya günümüzde onun gibi aktif politika yapan birçok siyasetçinin, gerçek “Ermeni” kimlikleriyle ortaya çıkamayacakları açık olsa da; bu rejimin gadrine uğrayan çok sayıda Ermeni'nin bu yıldönümünden sonra daha gür bir sesle kimliklerini haykıracakları tahmin edilmektedir. Üstelik, rejim Türkiye'deki Ermeniler'in sayısını 100 bin civarında verirken; Ermeni kaynakları bu rakamı 1 milyon olarak vermektedir. (M. Çetingüleç: Gizli Ermeniler Ortaya Çıkacak!, Takvim gaz. 20 Eylül 2013).

Diyarbakır ve Van'dakiler başta olmak üzere yeniden onarılan Ermeni kiliselerine gösterilen ilgi bunun açık göstergesi değil mi? İşin ilgin yanı, AKP'nin eski Savunma Bakanı Vecdi Gönül, “biz bu Gayrımüslimler'i tasfiye etmeseydik, bu milli devleti nasıl kurardık?” itirafında bulunurken; yeni Kültür Bakanı Ömer Çelik, “kim olursanız olun, geri gelin!” çağrısında bulunuyor…

Dêrsim'i vuran Hatun Sebilciyan Nam-ı diğer Sabiha Gökçen

Dêrsimliler'in büyük bölümü, Dêrsim Soykırımından Atatürk'ün haberinin olmadığını ileri sürecek kadar safdillilik yaparken; “Atatürk'ün manevi kızı”, “Türkler'in ilk kadın savaş pilotu” yani “amazonu” Sabiha Gökçen, Cunta yönetiminin ilk yıllarına rastlayan 1982'de, Türk Hava Kurumu'nca yayımlanan “Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” adlı anılar kitabında, “babasının görevlendirmesiyle” Dêrsim'i nasıl vurduğunu fotoğraflarla övünerek anlatıyordu…

“Kahraman/ savaşçı Türk kızı” olarak sunulan bu “Türk Amazonu”nun, gerçekte Ermeni tehcir çocuklarından Hatun Sebilciyan olduğunu, ancak 2004 yılı başlarında Hürriyet gazetesinin inceleme- haberlerinden öğrenecektik (Hür. 21-22 Şubat 2004). İşin daha ilginci, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, “ilk Türk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in yiğeni olduğunu, dedesi Nerses Sebilciyan'ın 1915 Ermeni Katliamı sırasında öldüğünü” söylediğinde; Hrant Dink bile buna itibar etmemiş, daha doğrusu “Gökçen'in kırılacağı” endişesiyle gazetesinde yer vermemişti. Ancak, tüm belgeleri topladıktan sonra gazetesinde manşetten verince başına gelenleri, ölümünden bir yıl önce Almanya'da katıldığımız bir toplantıda bizzat bana anlatmıştı. Anlaşıldığı gibi Gökçen, 1937'deki Dêrsim katliamından sonra, bu kez bir Ermeni aydınının ölüm taşlarını döşemiş oluyordu…

Sabiha Gökçen'in, Ermeni kimliğinin en yakın tanıklarından biri de, yakın dostu tanınmış Ermeni yazarı Pars Tuğlacı'ydı. Tuğlacı, Sabiha Gökçen'in de gerçeği bildiğini, ancak “tepkiler nedeniyle bunun açıklanmasını istemediğini ve kendisine söz verdiği için bütün bildiklerini anlatamayacağını” bildiriyordu. (Bkz. Hür., 22 Şubat 2004).

60'larda izlediğim, 70'li yıllarda tanıdığım Ruhi Su

Ruhi Su, benim kuşağım için büyük şehirlerin modern salonlarına halk şarkılarını taşıyan bir “efsanevi” müzisyendi. Kendim, bir Alevi Kürt olarak hep Alevi müziği ortamında büyümüştüm. Üstelik, dedem ve dayılarım İçtoroslar yöresi Alevi müziğinin en önemli icracılarındandı. Aşık Mahzuni dahil yöre aşıklarının birçoğu onların muhabbetlerine katılmış ve irfanlarından yararlanmıştı. Ancak, bu kez benzeri eserler modern mekanlarda ve farklı bir sesle dillendiriliyordu. Üstelik, hümanist- sosyalist akıma bağlı “şehirli bir opera sanatçısı“, bu eserleri bildiğimizden farklı bir ve yorumla icra ediyordu… Onun Kürt coğrafyasından geldiğini, kamu kurumlarındaki görevlerinden atıldığını ve Demokrat Parti döneminde yıllarca “komünizm propagandası“ yaptığı gerekçesiyle hapis yattığını biliyorduk. Bu nitelikleri, ona olan ilgi, sevgi ve muhabbetimizi daha da artırıyordu.

Bundan dolayıdır ki, 1970'li yıllardan itibaren kendisiyle ilgili basında çıkan yazıları da yakından izlemeye çalışıyordum. Nitekim, bugün arşivimde 1971 yılından başlayarak, Ruhi Su hakkında çıkmış çok sayıda inceleme ve köşe yazısı bulunuyor. Bunların en ilginçlerinden biri, Lise öğrenciliğimden beri romanlarını izlediğim, Kürt kökenli büyük romancı Yaşar Kemal'e aitti. Yazarlığa başladığım yıl çıkan bu yazıya şöyle başlıyordu: “İnsanoğlu kendi kendini yaratırken iptida ses vardı. Sözden önce. İnsanoğlu acı çekmeğe, gülmeğe, ağlamağa başladığında, çalışmağa giriştiğinde iptida ses vardı. Ses söz oldu, türkü oldu. Türkü insanoğlunun bütün duygularını kapsadı. Sözden önce insanoğlunun duygularını anlatan yalnız ve yalnız sesti.” (Y. Kemal: Ruhi Su ve Seferberlik Türküleri, Cumhuriyet Sanat/ Edebiyat, Mart- 1971).

Kendisi de Van kökenli olan Yaşar Kemal, Ruhi Su'nun etnik kökenine değinmeden, yazısını şöyle tamamlıyordu: “Ruhi Su da bütün büyük sanatçılarımız gibi öz yaşamını, sanat yaşamını talihsizlikler içinde sürdürdü. Kötü koşullar daha onun yakasını bırakmış değil. Demek ki, bir sanatçının ateşinin inadı hiç bir engeli tanımıyor. Ruhi Su, bütün engelleri aşıp halkına ulaştı. Bu, zor bir işti. Üstesinden geldi. Sanatını derinlemesine oluştururken, halkına ulaşmasını da bildi. Ruhi Su'nun, Anadolu'nun sesi dünya halklarına da ulaşacaktır. Bu, ergeç gerçekleşecektir. Çünkü halklar kardeştirler ve Ruhi Su halkımızın sesidir.” (Agy)

'Türkü söyledikçe yeşeriyor, çiçekleniyorum'

1912'de Van'da doğup, Ermeni katliamda anne ve babasını kaybederek, küçük yaşta Adana'da bir ailenin yanına verilen Ruhi Su'nun çocukluğu Çukurova'da ve Toroslar'da geçti. “Benim için türkü söylemek bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım. Ne onlar beni aldattı, ne de ben onları. Türkü söyledikçe yeşeriyor, çiçekleniyorum” diyen Ruhi Su, halk şiiri derlemeleri yaptığı gibi, şarkı- şiir ilişkileri üzerinde de kafa yoruyordu. O, halk şarkısı şiirin kökeni olsa da, şiir sayılmayacağını; şarkıdan şiire geçişin bir kültür değişimi sonucu gerçekleştiğini söylüyor ve sözü moda deyimle “halk türküleri”ne getirerek, şöyle diyordu:

“Türkü insanla başlamış, bugünlere gelmiş. Böyle insanla başlayıp bugünlere gelebilmiş olan bir şeye ilgi duymayan kişi, insanın kendisine nasıl ilgi duyar diye düşünüyorum. Ne kendi memleketimde ne de dünyada, halkı sevip de türküleri sevmeyen bir insana rastladım. Hele dünyanın bütün toplumlarında şaşılacak bir türkü tutkusu var. Bizim Sünni halkımız, (zanaatların en kötüsü saz, onu da belle bir duvara as!) demiş. Alevi halkımızsa saza (Telli Kur'an) der. Bana sorarsanız, milyonlarca yıldan beri oluşup gelen iki önemli şey var dünyada; biri insanın kendisi, biri de türküler.” (R. Su: Günümüzde Türküler, Politika gaz. 16.9. 1976).

Aleviliğin ve Alevi müziğinin yasaklı olduğu 1940'lı yıllarda, Radyoda ilk kez Alevi deyişleri ve “eşkıya türküleri” okuduğu için görevinden uzaklaştırılan Ruhi Su, tıpkı Aşık Veysel gibi, Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, Kürt kökenli ünlü hümanist- sosyalistlerden Prof. Sabahattin Eyüboğlu aracılığıyla Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nde bağlama dersleri verir. Ancak, Köy Enstitüleri 1946'dan itibaren yozlaştırılıp, 1952'de temelli kapatıldığı gibi, aynı yıl içinde başlatılan Komünist tevkifatı çerçevesinde 5 yılını hapishanede geçirir. Daha sonra da sürgüne yollanır. Kelepçeli olarak, sürgüne giderken yazdığı “Hasan Dağı“ konulu eser, unutulmazlar arasına girmiştir.

Bir yazlık evinde Ruhi Su ile tanışmamız...

Yıl 1976. Fakir Baykurt'un daveti üzerine, Burhaniye/ Ören'deki yazlık evine gidiyoruz. Köy Enstitülü bir emekli öğretmen öncülüğünde kurulan bir Kooperatif Sitesi'nde kimler yok ki? Baykurt'un kendisi dışında, Sivas Katliamında yitirdiğimiz Asım Bezirci, Ruhi Su, İlhami Soysal, Uğur Mumcu, Talip Apaydın, Prof. Cahit Talas ve Kürt aydınlarından Dr. Naci Kutlay ve daha niceleri… Bir akşam, kendisini doğrudan dinliyor ve sohbet ediyoruz. Kendisine, tarzına uygun bir eser öneriyor ve başlangıç sözlerini ezbere söylüyorum. Köy Enstitülü Antakyalı şair Ali Yüce'nin “Abovvv” şiiri, tam Ruhi Su'ya göre. Hemen benimsiyor ve şiiri “Mürselekli Kadınlar” adıyla besteliyor. Eser, Ruhi Su'nun en sevilen eserleri arasına giriyor:

“Biz Mürselekli kadınlar/ Geceleri tütün dizerik/ Acılarımızı dizerik ipe/ Karanlığı dizerik abovvv/ Yüzlerimiz ay tutulur/ Yıldız tutulur gözlerimiz…”

Ruhi Su, kendisinin yazıp bestelediği eserler dışında; başta Pir Sultan Abdal ve Yunus Emre olmak üzere birçok Alevi şairinden; Mevlana, Sümmani, Kul Halil, Ali İzzet, Karacaoğlan gibi sevda şairlerinden; Köroğlu ve Dadaloğlu gibi “eşkıya” şairlerden onlarca, hatta yüzlerce eser besteleyip okudu. Ayrıca semahlar, ilahiler ve gurbet türküleri. Bir de Nazım Hikmet gibi sosyalist şairlerden nice şiir besteleri…

Ruhi Su, gerçekten de sanatını icra ederken kendi misyonuna ve halk şarkılarına inanıyordu. “Halk şarkılarını halk gibi okumak” söylemine itibar etmeden, onların lirik ve pastoral yapısına sadakatle bakıyordu. (Bu konuda ayrıca bk. M. Fikri: Urufu Su, Artı Gündem, Mart- 2001).

Ruhi Su, halk şarkılarının ilk okunduğu andan itibaren “otantik” özelliğini kaybedeceğini, sonraki süreçte yeni yorumlarla okunmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle de, Aşık Veysel'in, ilk karşılaşmalarında onun okuma stiline takılması, onu biraz üzse de yolundan döndürmedi. Çünkü, biliyordu ki, yaptığı, halk şarkılarını yozlaştırmak değil; yeni bir yorumla zenginleştirmekti. Nitekim, Cevat Çapan onun şarkılarını şöyle değerlendiriyor:
“Onun söylediği türküleri dinlerken nerede olursanız olun, yalnız bir yerle bir zamanla değil, bu değişik yer ve zamanlarda yaşamış türlü insanla da bir bağ bir özdeşlik kurarsınız. Artık yalnız değilsinizdir… Bu doğrudan doğruya anlatım gücünden kaynaklanan bir gizdir.” (Ziya Özışık: Dağ Olurduk Yücesinden…; Evrensel, 20.9.2006).

Ruhi Su'nun, 12 Eylül faşist cuntasının yasakları yüzünden tedavi imkanı bulamayap göçmesinin ardından, onunla ilgili ilginç bir çalışma yaptıktan sonra kendisi de, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılan Füsun Akatlı; daha 70'li yıllarda kaleme aldığı bir yazıda onu şu özlü sözlerle değerlendiriyordu: “Ruhi Su, yirminci yüzyılda kentte yaşayan, yüksek öğrenim görmüş, müzisyen ve aydın bir kişi olarak, türkülerini söylediği büyük halk ozanlarının, aşıklarının tanınma ve yayılma yıllarından geçmekte, bir garip yazgı gibi onların geleneklerini, sanatında olduğu gibi yaşamında da sürdürmektedir.” (Sabahın Sahibi Vardır, Politika, 11.3.1976).

Eliz Surhantakyan nam-ı diğer Zehra Bilir

Zehra Bilir de, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızın bir radyo ve televizyon yıldızıydı. Radyo sanatçılarının dışarda paralı sahne alamaması yüzünden, biz onu önce radyolardan ve televizyonlardan, ardından da sahnelerden tanımıştık. Herkes onu, “Malatyalı Türk halk müziği sanatçısı“ olarak biliyordu. Özgün giyimi ve elinde mendiliyle, halk şarkılarını sahnelere taşıyan “Türkü Ana”ydı o. Üstüne çokça şey yazılıp çizildi. Fakat bunlardan hiç biri, onun etnik kimliğini belirtmiyordu. Onu da çok gecikmeli olarak, yine Ermeni yazar Rober Koptaş'tan öğrenecektik.

Ruhi Su'dan bir yıl sonra 1913'te, o zamanki adıyla Mamuretülaziz'e (Elazığ) bağlı Arapgir'de doğar Eliz Surhantakyan. Babasını, Ermeni Katliamında yitirir. Annesi, bir Türk'le evlenir ve küçük “Zehra” onu babası bilir.
İstanbul'a gelince, ünlü Ermeni müzisyen Artaki Candan Terziyan'dan nota ve solfej dersleri alır. Ruhi Su'nun tersine, geleneksel formları esas alan otantik bir söyleyişle sanatını icra eder. Sanatçı, ayrıca yine Ermeni sanatçı Artaki Candan'dan dersler alır. Üstte de vurguladığımız gibi, yöresel kıyafetleri ve güzel sesiyle hemen dikkatleri çeker ve assolist olarak sahneye çıkan ilk halk müziği sanatçısı olur.

Yaşamının diğer yönünü Koptaş'tan dinleyelim: “Gerçek adını, İstanbul'da tanıdığı Ermeni sanatkar ve aydınlarına fısıltıyla söylüyordu ama, kamu önünde hiç açıklamadı. İlk plakları Vahram Gesaryan'ın sahibi olduğu Sahibinin Sesi plak şirketinden çıktı. İstanbullu Ermeni bir ressama güzel bir resmini yaptırdı, Hagop Ayvaz'ın Kulis dergisine defalarca konuk oldu. Zehra Bilir'in Eliz Surhantakyan olduğunu bilen az sayıdaki insan, onu kalabalıkların önünde zor durumda bırakmamak için bu gerçeği dillendirmedi. Kim bilir, belki de zihinlerdeki (Türkü Ana) resminin bozulmasını istemiyorlardı.” (R. Koptaş: Mehmet Ruhi- Eliz Zehra, Agos, Sayı:591/ 2007).

Tam bu noktada, kimliklerini saklayarak yaşamak zorunda kalan bu iki simge ismi anma adına, yazıyı Ruhi Su'nun dizeleriyle noktalayayım;

“Dostlarım, Kardeşlerim, Canlarım,

Kaldırın başlarınızı

Suçlular gibi yüzümüz yerde, özümüz darda durup dururuz

Kaldırın başlarınızı yukarı

Bize göz verildi gözleyin diye

Dil verildi söyleyin diye

Kulak verildi dinleyin diye

El gövdede kaşınan yeri bilir

Dert bizde, derman ellerimizdedir…”

sputnik news

dutch van der linde
odatv hariç hiçbir yerli yayını takip etmiyorum. onun yerine deutsche welle, sputnik gibi yabancı haber ajanslarını takip etmeyi daha çok seviyorum bunlar türkiye'de ki gelişmeleri olabildiğince çok taraflı vermeye çalışmalarının yanı sıra kendi ülkelerindeki gelişmeleri detaylı olarak servis ediyorlar. malum, bizim gazetelerde bile dış haberler kısmının fakirliği bilinir. spor, magazin vs. sayfalar dolusuyken dış haberler genelde bir sayfada kısa bir özet olarak geçilir. (diğer fakirlik yaşayan bölüm de ekonomi sayfalarıdır. güncel kur fiyatlarının altına kimsenin hayrına dokunmayacak sözde ekonomi uzmanları tarafından yapılan saçma saçma açıklamalar verilir.)

neyse, konuyu saptırmayayım sputnik o bakımdan bana yeten bir sitedir. okuyucu kitlesi hakkında da haber oylama oranlarına bakıp yorum yaparsak çoğunluğunun muhalif olduğunu söyleyebilirim ama siteye kayıt olup yorum yapanlar ekseriyetle çomardır.(bir insan neden haber sitesine kayıt olur o da ayrı mesele) hatta, öyle bir çomarlık ki gözünüz kanayabilir. bunlar birde nicklerine kemalist vs. koyup öyle çomarlık yapıyorlar baya farklılar yani. büyük ihtimalle perinçek tayfasındalar. anti-emperyalizmden tek anladıkları bağnaz bir amerikan düşmanlığı öyle ki amerikalı sanatçıları bile aşağılayacak seviyeye gelmişler. birde, putin ile bizim hükümet bazı konularda ayrıştığı zaman gene asarız keseriz yorumları yapıyorlar. bunu rus sitesinde yapıyorlar. peki, bunda komik olan ne? kişisel bilgilerini rusya ile paylaşmaları. bizim millet önüne gelen her şeye next, next dediği için sözleşme gibi gereksiz şeyleri okumuyor. sözleşmelerinde kişisel bilgilerinin gerekli durumlarda rusya federasyonu ile paylaşılması gibi bir madde var bunu gönüllü olarak kabul ediyor mallar.

son olarak şunu söyleyip bitireyim. bu site, geçen yaz davutoğlu propagandası yapan gazetecilerini işten çıkarmıştı. bunun üzerine rte karşıtı siyasal islamcılar sosyal medya üzerinden bu site karşıtı propaganda yapmıştı ve her hıyarım var diyene tuzlukla koşan hümanist muhalif kitle destek vermişti. bunun üzerine baya takipçi kaybetmişti bu site (150b civarı) ancak bu kaybını telafi etti ve 900 bin'e doğru yol alıyorlar. bunu neden söyledim? bu site ciddi bir kitle tarafından takip ediliyor ve bildiğim kadarıyla en çok takip edilen sputnik. yani, eski sovyet ülkelerinden ve doğu avrupadan daha çok takip edeni var türkiye'de.

market turşusu

dutch van der linde
bir bakkal turşusu değildir. tabii, markette bulunan hazır ürünlerin aynısı olan markaları temin eden bakkalları değil görece izole yerlerde bulunan köy bakkallarından bahsediyorum markasız büyük oranda pazardan ya da başka bir yerden temin edenlerden. daha iyi mi daha kötü mü olduğunu söyleyip spoiler vermeyeyim deneyin görün.

milletvekili

dutch van der linde
dünyanın en kolay işi hele de türkiye'de. iş denilebilirse tabii. meclise gitme zorunluluğun bile yok yat yat para kazan ömür boyu da maaş bağlansın. hem hakları da sınırsıza yakın bundan daha boş beleş ve getirisi fazla bir iş var mı dünya üzerinde?

cep kanyağı

zeybek
cananımdır. her an her yerde bir yudum alabileceğiniz içinizi ısıtan, hoş eden zamazingo. ufak bir mataram var, kafama göre bazen tekila bazen vodka bazen rakı vs dolduruyorum, yanımdan ayırmam çakıyorum bir yudum ohhh bebek bebek.

türk dış politikası

dutch van der linde
tıpkı ülkenin coğrafi konumu gibi doğu ve batı arasına sıkışmış, her ne kadar resmi olarak 1950'den beri sürekli batı bloğunda gibi gözükse de ne batı bloğu tarafından batılı olarak görülen ne de batılı ruhu taşıyan politikadır. hem doğuya hem batıya aynı anda göz kırptığı için iki taraftan da güvenilir olarak gözükmez bu yüzden de türk dış politikasının tutarlılığı yoktur. on yıllık zaman diliminde bile radikal değişikler yaşayabilmektedir.

afganistan

dutch van der linde
komünist hükümet düştüğünden, tarihinin en iyi lideri doktor necibullah'a köpek muamelesi yaptığından ( tıpkı libya gibi ) beri götü kurtaramayan ülke. 40 yıldır aralıksız savaştadır ve 40 yıl daha savaşta olacak gibi görünmektedir. ne demişler, her millet hak ettiğini yaşar daha beterini görmeleri dileğiyle.

greenpeace

dutch van der linde
ancak küresel sermayenin izin verdiği şekilde çevreci takılabilecek örgüt bu bakımdan greta'nın sevimsizliğinin örgütleşmiş hali desek yeridir. tıpkı, kapitalist ülkelerin kendi kontrolünde oluşacak olan bir komünist partiye izin vermesi gibi.

halife hafter

dutch van der linde
akp hükümetinin karşısında yer aldığı libya'nın darbeci generali. eskiden, kaddafi'nin en yakın adamlarından biri ve ordusunu yöneten isimken çad savaşından sonra abd'nin eline düşüp ''cia asset''e dönüşmüş ve virginia'da takılmıştır. 2011'de libya'da ki nato operasyonunda eski yoldaşı olan kaddafi'nin karşısında muhaliflerin yanında yer almış ve kaddafi'nin öldürülmesine destek olmuştur. savaş sonrası hakkında yakalama kararı çıkarılması sonrası darbe yapacağı 2014'e kadar ortadan yok olmuştur.

bu yazının girildiği tarihte libya topraklarının yaklaşık olarak %80'ine hakimdir ve tobruk merkezli hükümetin de-facto lideridir.

neo-nazi beyaz ırkçıların saçmalıkları

dutch van der linde
aşağı yukarı hepsi kılıç artığıdır da orta avrupadaki neo-nazilerin en azından kendi tezlerini savunacak yanları vardır nazi işgali yemiş yunanistan'da ki altın şafak partisi ve ukrayna'da ki nazi sempatizanı paramiliter gruplar gibi dallama değillerdir. hadi yunanı anlarım belki onlar helen ama ukrayna'da ki dallamalara ne oluyor amk? sen slavsın oğlum bir kere hitler'in yahudi ve samilerden sonra en aşağı gördüğü milletlerdensin. senin nazileri gösteriyle karşıladığın dönemde ( hemen hemen 1941 ve 42'de) naziler dedeni köle gibi çalıştırıyor, ukraynalı kızların ırzına geçiyordu o nefret ettiğiniz kızıl ordu olmasa alayınız cermen kanı taşıyacaktı. gerçi kime ne anlatıyorum bu mallar 1940'lı yıllara ışınlanıp nenesinin naziler tarafından becerildiğini görse ayağa kalkıp nazi askerini alkışlar sonra sarılırdı amk. ırkçı kafasına sahip olmak böyle bir şey çünkü.

libya

dutch van der linde
on yıl önce nato'nun yaptığı tecavüz sonrası kendine gelemeyip otorite boşluğu yaşayan bok çukuru. herifler en güzel dönemlerini ilkçağda roma zamanında yaşamışlardır herhalde zaten ismini de romalılar vermiştir genel olarak romalılar afrika kıtasını libya olarak adlandırıyorlardı.

lübnan

dutch van der linde
en seküler arap ülkesi ardından da suriye gelir. (esad'ın elindeki bölgeler elbette cihatçı teröristlerin elindeki bölgeler değil.)
lübnan, aynı zamanda diğer arap ülkelerine göre oldukça kozmopolit bir ülkedir.

muhammed salah

franz
Ne boş bi topçusun sen amk. Futbol bilmesek az çok medyaya kanıp topçu sanacaz. Kanser ettin maç boyunca beni. Sana bu akşamki maçı tamamlatmayan klopp'a teşekkürler.

Çıktıktan sonra takım üç gol attı. Resmen felç etti maçı.

Sittir git Liverpool'dan.
5

dünya bizi kıskanıyor

franz
Sophos'a ithafen.

Bak bu bizim medyada yayınlanmaz. Yayınlanırsa da kalkar derler ki, "aracın görüntüsü benzeyebilir. Önemli olan yazılımıdır, onu biz ürettik. Hain İtalya başarımızı kıskanıyor. Kısa sürede araç yapıp eskiden üretmişler gibi davranıyor."

Lan şaka maka ya adamları çözmüşüm ya da onlar gibi düşünüyorum iyice. Ben elendim beyler, siz devam edin. Swh swh.

(bkz:#140906)

yerli otomobil

radis
türk siyasi hayatının seçim ve oy mottosudur.
"Yerli" kavramının içeriği nedir araştırılmalı.
otomasyon ve inovasyonun olmadığı türkiyede; bir "sözde yerli" araç yapılırsa türkiye ancak camlarını takar.

deep turkish web

zeybek
Uzun zamandır nirvanaya ulaştıkları gerçek kaybedenler kulübü gibi video/içerik üretmiyorlarken reklam yaparak biraz da gündemdeki bir kaç şahısla işi kotarmaya çalışan kanal.

Haa ince esprilerinin hastasıyız, ayrıca dogalliklarinin. Fakat son dönemlerde malumunuz bok yoluna gitmemek için de bu tarz vites düşürme işlemine geçtiklerini düşünüyorum.

Gene en iyisi iddia.

star wars the rise of skywalker

jakoben
cumhuriyet yönetimi tarafından el altından desteklenen önder rey ve yoldaşları finn ile poe dameron komutasındaki devrimci güçler imparator yanlısı faşist köpeklerin mekanını basıyor, alayını katlediyor. cumhuriyeti kurtarıyor. yeni nesil star wars filmlerini eskilere kesilikle tercih eden ve son yapılan film üçlemesini diğerlerinden daha çok beğenen bir meraklısı olarak güzel bir film olarak puanladım.

bu ülkeyi biraz araplaştıracağız

jakoben
https://www.birgun.net/haber/akp-li-yazar-bu-ulkeyi-biraz-araplastiracagiz-269356

lan aq, içimden bir ses diyor al yazıcıdan brenton tarrant'ın fotoğrafının yüzlerce çıktısını örgütle 15-20 kişi. gece vakti git aq ayasofyasından sultan ahmetine kadar hepsinin avlusuna kapısının altına bırak fotoğrafları. hepsi sıçar aq kaypaklarının üç ay kimse camiye gitmez. hahahaha

bekçilik

jakoben
bıktım bunlardan. sikik geçen günün sokuk yorgunluk birasını almışım demleniyorum hemen tepemde bitiyorlar. neymiş çocuk varmış parkta özenirlermiş burada içmemeliymişim. çocuk dediği beş yaşında aq beş beş. beş yaşındaki çocuk elimdekinin ne olduğunu nereden bilsin? zaten karanlık. görmüyor bile oturduğum yeri. madem bu kadar ahlakçılar versinler elime bir kuran çocuğu bir köşeye götürüp sikeyim bari? bir gün kafam güzelken elim kayacak birinin suratına şişeyi indireceğim o ellerinde copu sallayarak giderken amirlerinin karısı nasıl sikilir muhabbeti yaptıkları sırada. evet böyle bir muhabbet duydum. bir keresinde çöpten yararlı atıkları toplayıp dönüşüme verip karşılığında yevmiye alarak geçinen bir çocuğa çok ağır küfürlerle taşak yaparlarken bile denk geldim. bundan sonra yaklaştıklarında telefondan komsomol marşı açacağım aq. zaten varlıklarının da bir resmiyeti yok. bayağı milis statüsündeler. ama halk o kadar cahil ki bunlara boyun eğiyor. teşkilatının başındaki adam kurucu partiye ve seçmenine terörist diyebiliyorken bunlar nasıl senin polisin bekçin olabilir amına koyim? delirmiş bunlar delirmiş. zaten alayı liseli cahil aqlarımın

liberalist

jakoben
Aliya izzetbegovic kaltagi ve erdem ozveren adli got veren, laik comar ve daha kadin ve toplum dusmani ne kadar baslik varsa bu amina kodugumun cocugu acmis. Aydinlandim resmen. Nasil ki gunah isleme ozgurlugu bahsettiyseniz bu topluma ve onune geleni magdur ettiyseniz bizde kafaniza sikip peygamberinizin yanina cocuk götü sikmeye gitme ozgurlugunu size sunacagiz kafani yorma sen sikin evladi gerici köpek. Orospu evladinin geri kafali oldugunu biliyordum ama bu basliklar ne orospu cocugu? Yazdigi gerici sacmaliklarin hepsini silmis ama basliklar kalmis. Senle tartisilmaz senin gibileri gömmenin vakti gelmis hatta geciyorken laf anlatmanin anlami yok.bir daha bu sözlüğe yazma seni belini kırana kadar sikerim velet. git şeyhinin ayağını kokla sana sermaye sağlasın kendine playstation kafe aç orada oyalan. görmeyeyim seni göt oğlanı.

Ekşi sözlük

jakoben
faşist ve sidiklümanlar ile el ele vermiş ilkelerinden kopmuş liberalizm ve faşizme eğimli ceğape'lilerin birbirilerine acı çektirdikleri mekan. cehalet görmek isteyenler her gün dozunu girip alabilir

nevval sevindi

jakoben
liberal pislik.kalitesiz sakız ağızlı. 1999'da necip hablemitoğlu'na karşı ölüm ölüm fethullah gülen'i savunmuş, günümüzde de nagehan, ılıcak ve ikiz dingiller gibi bu pislikte, dinci köpeklerle el ele vererek devletin tüm bürokratik yapısını, kendi zenginlikleri ve bu yönde propaganda çalışmaları yapmaları karşılığında iş dünyasında zengin olacak, sömürünün dozunu arttırabilecek patron sınıfı için tahrif etmiştir. diğerleri gibi.. necip hablemitoğlu'na yazık ettiniz. mumcu'ya da yazık ettiniz. allahınızı alın götünüze sokun artık. bir elinizde kuran bir elinizde ferrari anahtarı çöllerde susuz gezin ibneler ;



şimdi de oda tv'de yazıyormuş.. çıldırıcam aq. oda tv'yi muhalif bilirdim ben?

erkin koray

kargalı karga paşa
Anadolu Rock, progresif rock ve hard rock tarzında bir çok eserler kazandırmış bir çok türküyü yeniden düzenleyerek bizlerin dillerine yeniden pelesenk ettirmiş "Baba" lakaplı müzisyen.

Erkin baba 1941 yılında doğmuştur. Şaşkın, Estarabim, Fesubhanallah, kızları da alın artık askere, anma arkadaş, arap saçı ve çöpçüler gibi bir çok kült eseri kültürümüze kazandırmıştır.

Ayrıca heavy metal dalında da türkiyenin ilk eserlerini kendisi sunmuştur.
(bkz:Akrebin gözleri)


Edit: İçerik
Edit 2: imla

nazlı ılıcak ve ahmet altan tahliyesi

jakoben
https://haber.sol.org.tr/turkiye/nazli-ilicak-ve-ahmet-altana-tahliye-karari-273714

liberal cücükler fırlamışlar dışarı. sırasıyla zaman ve samanyolu tv'de geri döneceklerini beyan ettiler. dinci ve liberaller birbirinin siklerini emen hainlerdir. 15 temmuzda bok yere ölen cemaat ve cahillere kapak olsun. 15 temmuz traş bayramı hahaha. bir de twitter'da yardırıyor anasını siktiğimin akp'li köpekleri sizlere dünya'yı dar ederiz bilmem ne..tabi olay ve olguların bilincinde olmadıklarından höyt denildiği an yine arkalarında saf tutacaklar. reyiziniz saldı oğlum akıllı olun. öl deyince yine ölürsünüz sıkıntı yok hhhahaha zaten bir oy çalma organizasyonunda bir de ölmekte işe yarıyorsunuz. arada çocuk sikmek falanda ödülünüz.