confessions

sophos

βετεράνος♛  · 13 Ekim 2017 Cuma

  1. toplam giri 2474
  2. takipçi 65
  3. puan 71118

ayasofya

valonqar
532 yılında gerçekleşen nika ayaklanması sırasında yıkıldıktan sonra hali hazırda otoritesini sağlayamayan Justinian'ın emri üzerine alelacele 5 yılda bitirilen mucizevi kilise.


Aklım almıyor, bu güzel, büyüleyici yapı nasıl oluyor da 5 yılda bitiyor? Nasıl oluyor da 1500 yıldır ayakta?

537 yılında bitirilen bu kilisenin, 571 yılında doğacak olanı takip edenlerin cami olduğunu savunması aşırı komik. Ayasofya yapılış amacı ile birlikte bir kilisedir, ve tekrar bir kilise olmalıdır.

Komünizm

chernobog
uzun zamandır sözlükte yazmıyordum arada göz gezdiriyordum ancak bir şey yazmaya hevesim yoktu bunun sebebi hem yazdıklarının zaten sınırlı bir okuyucuya ulaşması hemde yazdığın kaliteli bir yazının sözlüğü günlüğü gibi kullanan sürekli saçma tek bir cümle yazan ya da görüldüğü gibi hiçbir şey yazmayıp 15 yaş usulü facebook capsi paylaşan kalitesiz yazarların yazma isteğimi engellemesiydi ancak yine de komünizm başlığına 1950 mccarthy tipi angutca şeyler yazılınca dayanamadım.öncelikle sayın angut kardeşlerim kapitalizm de komünizm de aynı sistemin lacivertidir,19.yy avrupa modernizminin çocuklarıdır ikisinde de sistemden dolayı ''götünde don olamayan'' milyonlarca yığın bulunur bu yığınlar zamanın sovyetlerin doğu kesimlerinde de bolca vardı günümüz abd'sinde de milyonlarca var.sistem bu yığınları önemsemez önemli olan devletin varlığıdır bu yüzden neden nükleer deneme yaptığını sorgulamanın çocuk sorusu olduğunu belirteyim.abd'de açlık sınırı ve fakirlik sınırı için:
https://povertyusa.org/facts
ki bu verinin güncel günümüz(2018) abd'sinde olduğunu belirteyim.1950/60'larda abd'de beyazlar ile siyahlar aynı musluktan su içemiyorken sscb uzay çalışmalarında zirveye çıkıyor,uzaya ilk erkek ve kadın kozmonotunu gönderiyordu.konu açlığa gelince de sscb imkanları abd'ye göre daha iyi imkanlar sağlıyordu,abd'nin öne çıkışı kapitalizmin sağladığı avantajları yakalayabilen vatandaşlarının hayat refahı olarak sscb vatandaşlarının çok daha önünde yaşamasıydı bunun sebebi de rekabetçi pazarın yararı ve zenginliğin toplumun belli bir zümresinde toplanmasıydı.yine aynı dönemde sscb vatandaşlarının birçok dünya ülkesinin vatandaşının hayat standartının daha önünde yaşadığını söyleyeyim.(özellikle 1950'den 1970'e kadar.) yetmişten sonra ise gerileme başlamış seksenden sonra ise japonya,birleşik krallık gibi ülkelerin gerisine düşmüştü.sscb'nin altyapısı olmadığını söyleyen cahile ise bir şey demeye gerek yoktur orayı geçiyorum.sscb'nin çözülüşü de tabanın isteklerinden ziyade sbkp'nin üst yöneticilerinin devlet yönetiminde kapitalizme geçişinin karar verilmesinden sonra 1985'ten itibaren adım adım uygulanarak olmuştur.tabii bunları söylemenin bir şey değiştirmeyeceğini de biliyorum iki girdi sonra yine caps yarışına girer facebook gruplarının ideoloji sayfalarından hallice olursunuz.bu ülkenin sağcısı da itici solcusu da itici çoğunun düşüncesi din savunmasından farksız yabancı forumların ideoloji tartışmalarına göz gezdirirseniz aradaki farkı anlarsınız.
not:anti-komünist.
6

pax romana

chernobog
m.s 27-180 arası,hemen hemen iki yüz yıla denk gelen roma imparatorluğu'nun savaşsız geçen sakin yılları için kullanılan terim.''roma barışı'' anlamına gelir.barışın temel sebebi roma imparatorluğunun kimsenin karşı koyamayacağı hem askeri hem ekonomik güce erişmesiydi.bu dönem içerisinde imparatorluk içindede bir karışıklık yaşanmamıştır.
siyasi terminolojide kelime anlamı birçok diğer barış dönemlerine etki etmiştir:
pax ottomana,pax britannica,pax hispanica vs.

liberte egalite fraternite

fyodorwell
bir çağı kapatıp diğerini açan, dünya tarihinin en meşhur sloganı.

fransız ihtilali döneminde kullanılmıştır. liberte egalite fraternite bir dünya görüşüdür.

19. yüzyılın başından itibaren, toplumu şekillendiren farklı düşünüş biçimleri ortaya çıkmaya başlamıştı. insanlık zor da olsa anlamıştı artık, soylu olmanın babadan gelen kan ile hiçbir ilgisi yoktu. batı dünyası dahil birçok coğrafyada artık birtakım kişiler, arkalarına tanrının sözde inayetini alarak yaşadığı toplumları yönetemeyecekti.

medyanın insan davranışlarını biçimlendirmesi

iron
Medya aracılığıyla sunulan açık ya da örtük iletilerin kabulü ya da içselleştirilmesi sürecinden sonra, izleyici/okuyucu belli başlı "davranış" örüntüleri geliştirmekte. Bu etki; şiddet sahnelerinitaklit etmek, yeni tüketim alışkanlıkları geliştirmek, modayı takip etmek, ekranda sunulan rol modellerini örnek almak gibi farklı biçimlerde ortaya çıkmakta. Yapılan yüzlerce araştırma, özellikle televizyon izleme alışkanlıkları ile şiddet eğilimi arasında bir ilişki olduğunu göstermekte. Abdurrahman Şahin'e göre, bu ilişki, televizyonun bir "günah keçisi" ilan edilmesine yol açmamalı. Çünkü bu araştırmaların çoğu neden-sonuç ilişkisine bakan araştırmalar değil. Ancak daha fazla TV izleyenlerin daha çok şiddet eğilimi sergilemesi, iki değişken arasında bir ilişkinin varlığını açık seçik ortaya koymakta. Medyanın çocuklar ve gençler üzerindeki etkisine işaret eden binlerce örnek olay da bulunmakta. Araştırmalar çocuk programlarının en çok şiddet içeren programlar olduğunu ve en çok izlenen saatlerde çocukların saatte altı ya da sekiz şiddet sahnesine maruz kaldıklarını göstermekte. Ancak şiddet sahnesine maruz kalan izleyiciler, hemen sonrasında şiddet davranışı sergilemezler. Davranış, birikimli bir sürecinsonunda gerçekleşir. Bu birikimli süreç, kaynaklarda "damla hipotezi" biçiminde de ifade edilmiştir. Bunu daha iyi ifade eden bir atasözü de vardır: "Damlaya damlaya göl olur." Abdurrahman Şahin'in verdiği örnek olay bu birikimli süreci göstermektedir.“Paducah, Kentucky'de 14 yaşında bir ilköğretim öğrencisi olan Michael Carneal tarafından işlenen bir cinayet olayı gerçekleşmiştir. Carneal, 1 Aralık 1997 tarihinde bir çocuk battaniyesine sarmış olduğu silahları, battaniyenin içinde sanat dersi projesine ait materyaller olduğunu söyleyerek okula sokmuştur. Ayrıca çantasında da dolu bir tabanca vardır. Carneal okula sabah 7:45 civarında gelir; kulaklıklarını taktıktan sonra çantadan tabancayı çıkarır. Elindeki tabancayı aralıksız olarak bir grup öğrencinin üzerine boşaltır. Yapmış olduğu sekiz el atış ile Carneal, beş öğrenciyi kafasından ve üç öğrenciyi de göğsünden vurmuştur. Bu öğrencilerden üçü hastaneye kaldırılırken ölür ve diğerleri ise yaralıdır. Carneal silahı yere bırakır ve "Lütfen beni öldürün! Bunu yaptığıma inanamıyorum!" der. Sonra da okul müdürüne teslim olur. Olay hemen incelemeye alınır. Babası, Carneal'in daha önce eline hiç silah almadığını iddia etmektedir. Bu iddianın doğru olup olmadığını kontrol etmek için bir FBI atış eğitim merkezindeki öğreticilere, eline ilk defa tabanca alan birinin atış becerilerinin ne düzeyde olacağı danışılır. Edinilen bilgiye göre, bu koşullardaki birinin bu kadar keskin nişancı olması olanaksızdır. Acaba Carneal'in babası yalan mı söylemektedir yoksa bilmediğibir şeyler mi vardır? Olayı bir gazeteci olan Grossman (1999) incelemeye alır. Carneal'in geçmişini araştıran Grossman, yaşamında daha önce bir kez bile silah kullanmamış olan Carneal'in, bilgisayar oyunu tutkunu olduğunu ve şiddet içerikli kimi oyunları binlerce kez oynadığını ortaya koyar. Carneal'in oynadığı bilgisayar oyunlarını da inceleyen Grossman, bu tür bilgisayar oyunların oynayanlara keskin nişancı olmak için gerekli motor becerileri kazandırdığını söylemektedir. Ayrıca kişi bu tür oyunları sıklıkla oynadığında, bir örtük
106kazanım olarak eğlenmeyi/eğlenceyi öldürmek ya da acı vermek ile ilişkilendirmeyi öğrenmektedir. Grossman'a göre şiddet içerikli bilgisayar oyunları, "çocuğu fantezilerini gerçekleştirmeye hazırlayan bir mekanizma" olarak işlev görmektedir. Sorgulanmaksızın alınan iletilerin davranışa dönüştüğü durumlar bununla sınırlı değildir. Diğer bir olay da, bir ve dört yaşlarında iki kız annesi olan bir öğretmen tarafından dile getirilmiştir.Çocuklar televizyonda Batman'ı izlemişlerdir. Anne sonrasında çocuklan banyoya götürüp küvetin içine bırakır. Bir ara havlu getirmek için banyodan çıkmak üzereyken, dört yaşındaki çocuğun, kardeşinin kafasını küvetteki suyun içinde tutmaya çalıştığını fark eder. Derhal bebeğe koşarak, onun kafasını sudan çıkartır ve nefes borusuna kaçan suyu çıkarmak için biraz sallar. Anne şok olmuştur. Olayı, bir faciaya dönüşmeden önce müdahale edebilecek kadar yakın olduğu için kendini şanslı hissetmektedir. Ancak biraz sonra anlar ki, büyük kızı olaydan hemen önce televizyonda izlemiş olduğu Batman'ın davranışını taklit etmiştir. Çocuk, Batman'ın bir düşmanını boğana kadar su altında tuttuğu bir sahneyi izlemiştir.”Bu iki örnek olay, medya içeriğinin çocukların davranışlarına nasıl yansıdığına işaret etmektedir. Ancak medyayı "günah keçisi" ilan etmemeye de özen göstermelidir. Çünkü bu örnek olaylar ve yapılan birçok araştırma neden-sonuç ortaya koymaktan uzaktır. Bu iki örnek olayda tek suçlu (neden) acaba medya mıdır? Dört yaşındaki çocuğa şiddet içerikli program izleten bir annenin/öğretmenin hiç mi sorumluluğu yoktur? Ya da binlerce saat şiddet içerikli oyun oynayan bir çocuğu aile denetiminden uzak tutanların sorumluluğu olamaz mı? Daha da önemlisi, acaba her Batman izleyen aynı davranışı mı sergilemektedir? İşte Medya Okuryazarlığı, dikkatleri, sadece medyanın kişilerin davranışları üzerindeki etkilerine değil, aynı zamanda kişilerin tüketim alışkanlıklarına ve ortaya çıkması olası düzmece yorumlara da çekmektedir. Bu nedenle Medya Okuryazarlığı, medyanın insan davranışları üzerindeki olumlu etkilerini de incelemeyi ve görmeyi teşvik etmektedir.Medyanın davranışları olumlu yönde etkilediği örnekler de yok değildir. En çarpıcı örneklerden biri, Meksika'da yaşanmıştır. Açılan bir okuryazarlık kampanyasına ilgi çok düşük seyrederken, popüler dizilerden birinin içeriğine yerleştirilen ince mesajlar sayesinde kampanyaya katılım yüzde 800 artış göstermiştir. Kuşkusuz medyanın bize olumlu katkısı, olumsuz etkisinden çok daha fazladır. Ancak medya işinin ve haberciliğin kendi mantığı içinde,
107olumsuz örneklerin daha çok dikkat çekmesi ve medyada daha fazla yer alması, medyanın olumlu yönlerini görmemizi zorlaştırmaktadır.

bayram tatilinde suriyelilerin adalar işgali

jakoben
marmara adalarına yaptıkları turistik taarruzdur. iki ada değiştirdikten sonra onar kişilik sap gruplar halinde sahilleri ele geçirdiklerini gördüğüm vakit yılıp denize girmekten vazgeçirmiş kitledir.iki tane kavga çıkardıklarına şahitlik ettim gün boyu.ada halkı nefretle kendilerine bakıyor ama kapital esnaf arapça menüleri broşürlere işlemiş bile.acayip pislikler abi öyle böyle değil. bir tanesi bisiklet çalıyordu elini kolunu tuttum dört tane oldular bir anda zor def ettim ama çaldırmadım o bisikleti.

şiddet içerikli diziler

lux
izlenmeye bağlı olarak son dönemde sayısı artan dizilerdir.
üzülerek söylüyorum ki küçücük çocuklardan orta yaşlı insanlara kadar her yaştan insan bu dizileri izliyor. özellikle lise çağlarındaki çocukları şiddete eğilimli yaptığı ortaya. buna bir sınır getirilmeli etrafta küçük kabadayılar görmek istemiyorum.
buna ek YouTube'da özellikle kadına şiddet sahneleri bolca izlenilen ve beğenilen bir dizi var (bkz:sen anlat karadeniz) neden yani? neden bi kadının parmaklarının kırılmasını izlemek hoşunuza gidiyor?

dünya sözlük

frantz fanon
islamcı, ak-it vb den ziyade sıradan tutucu bir sözlüktür. ekşinin ters çevilmiş ve uysal hali gibi. kim yönetiyor ilgilenmiyorum ama içinde akp ve rte muhalifi yazar da az değildir. (her faşizan rejimde olduğu gibi)orada da kast sistemi var. ve hakaret yasak, özellikle seks ile din tabudur. yani genelde sıkıcı bir yerdir ama sıradan tutuculuğu ve dindarlığı -bilip bilmeden- gülünç kılan başlıkları da çok. mesela şu:
https://www.dunyasozluk.com/erkeklerin-kadinlarda-aradigi-en-onemli-25-nitelik.html/173750

o conto da ilha desconhecida

franz
bilinmeyen adanın öyküsü; portekizli yazar jose saramogo tarafından 1997 yılında yazılmış hikaye.

bilinmeyen bir ada keşfetmek için dilekler kapısına gelen, kralı görmek isteyen ve onu gördükten sonra kendisinden bir tekne isteyen bir adamın mini hikayesi.

"...rüya hünerli bir sihirbazdır, varlıkların boyutlarını ve birbirlerine olan uzaklıklarını değiştirir, yan yana uyuyan kişileri ayırır, birbirine uzaktaki kişileri kavuşturur, kadın birkaç metre ötesinde uyuyor olsa da adam ona nasıl ulaşacağını bilemez, ..."

nauru

lux
avusturalya'nın kuzeydoğusunda yer alan 10.000 nüfuslu dünyanın en küçük 2. ülkesi.
fast food tüketimi nedeniyle nüfusunun %80lik kısmı obez, büyük çoğunluğu da fazla kilolu. aynı zamanda sigara tiryakiliğiyle de zirvedeler.
ülkenin %90'ı işsiz olmasına rağmen komşu adalardan getirdikleri işçileri çalıştırıyorlar.
kısacası tembel, şişman ve sigara tiryakisi bir halk ama adanın doğal güzellikleri etkileyici.

1

osmanlı devleti işgalci midir sorusu

chernobog
meb'in tarih kitaplarının etkisinden çıkmaya çalışan dünya tarihini çeşitli yönlerinden araştırmaya çalışan ama henüz tarih bilinci oturmamış doğru yolda olan toy öğrenci sorusudur.lise tarih kitaplarından başka bırak kitap okumayı coğrafyayı bilmeyen adamlara göre tabii ki osmanlı işgalci değildir yabancı milletlere yaptığı her saldırı fetih o milletlerin topraklarını geri almak için yaptığı hareket işgaldir.gerçek bir tarihçi ise osmanlı'nın işgalci bir devlet olduğunu bilir çünkü zaten imparatorluklar adı üzerinde ''imperial/emperyal'' temeller üzerine konuşlandırılmıştır.elbette ingilizler de işgalcidir dünyanın en büyük deniz imparatorluğunu kuran,disiplinli bir şekilde insanları sömüren britanya imparatorluğu işgalci olmayacakta ben mi işgalci olacağım?çarlık da keza işgalciydi.bugün çerkeslerin kimliklerini kaybetmesinin ve çerkescenin konuşan sayısının az olmasının sebebi onları kafkasyadan kovan ruslar ve anadoluya geldikleri zaman asimile eden türklerdir.osmanlı işgalcinin önde gideniydi yıllarca balkanları sömürdü.adamların çocuklarını ailesinden alıyor erkekse asker kızsa sarayına cariye yapıyordu halka ise farklı dinden olduklarından dolayı ağır vergiler koyuyordu.hoşgörüymüş,kim dedi hoşgörülü olduğunu lisedeki tarih hocanız,neye göre dedi,palavralara göre.ne büyük bir hoşgörüymüş bu adamların kiliselerinde çan bile çalınmasına izin verilmiyordu bugün anadoluda bazı kiliselerde çanla beraber tahtaya vurulur neden biliyor musunuz?çünkü osmanlıdan kalma bir alışkanlıktır çan çalınmasına izin verilmediği için tahtayla insanları çağırılıyordu.hatta o meşhur osmanlı hamamları varya orada bile insanların gayrimüslim ya da müslüman olduğunu belli edecek şeyler vardı.sürekli gayrimüslimlerden bahsediyorum ama osmanlının döneminde müslümanlarda öyle sefa içerisinde yaşamıyordu yükselme devrinde bile anadoluda bir sürü isyan vardı.osmanlı sadece dini emperyal yapısı için kullanan bir devletti.en basitinden siz bosna ejderi hüseyin kaptan gradaşçeviç'i tanıyor musunuz,okuduğunuz taraflı tarih kaynakları ondan bahsediyor mu?hiç sanmıyorum.

polonya

chernobog
zeki bir hükümet tarafından yönetilen ülke.üstte bahsedildiği gibi elini kolunu sallayan göçmeni ülkelerine almayıp ab içindeki liberal kesimi kızdırması bir yana aynı birlik içinde göçmen karşıtı bir blok oluşturulmasına ön ayak olmuşlardır.aynı zamanda çok sağlam dış manevraları vardır.ukrayna'da ki poroşenko iktidarının rusları işgalci olarak tanımlayıp durması üzerine polonya hükümeti ''madem ruslar işgalci o zaman işgalci rusların bizden alıp size verdiği lviv ve ivano-frankivsk'i bize geri ver'' diyerek sistemin bugunu bulmuşlardır.iç politikada ise dış politika kadar göze çarpan manevraları yoktur klasik sağcı reaksiyonları veren bir iktidar vardır.

hz. isa

chernobog
okuduğunuz herhangi bir metinde bu ifade geçiyorsa okuduğunuz bir metin müslüman bir yazar tarafından yazılmış bir metindir ya da yabancı bir metni çeviren müslüman bir çevirmendir.hristiyanlar başındaki ''hazreti'' ibaresini kullanmazlar.yvhv,nasıralı isa ya da isa'nın başka dillerdeki karşılığını (jesus,lisus gibi) kullanan bir yazar büyük olasılıkla üçlü birliğe inanan bir hristiyandır.(büyük olasılıkla dedim çünkü dinler tarihini inceleyen bir ateistte olabilir.)

o yüzden incildeki anlamı için:
(bkz:isa)

kuran-ı kerim için bu başlık kullanılabilir.

eurabia

chernobog
reddit gibi yabancı sitelerde batı avrupa'yı aşağılamak için kullanılan tabir.bunun sebebi özellikle son beş senede batı avrupa'da arap,afgan gibi milletlerin artışı,göçmenlerin işlediği suç oranlarının artışı,ucuz iş gücünde neredeyse yerli vatandaşın çalışmaması,göçmenleri koruyucu yasalar örnek gösterilebilir.

2018 itibariyle eurabia'nın haritası: (yeşil bölgenin zamanla yayılacağı öngörülmektedir.)

roma imparatorluğu

chernobog
osmanlı imparatorluğu roma falan değildir.ilber ortaylı gibi türk tarihçiler her ne kadar bu tezi savunsalar bile bu tezin tarihçilerin çoğunluğunda bir karşılığı yoktur.doğu romanın çökmesinin ardından üç imparatorluk bu mirası sahiplenmek istedi;çarlık rusyası,osmanlı ve kutsal roma cermen imparatorluğu ancak üçü de roma değildir.çarlık rusyası bu mirası sahiplenmek için doğu romanın dinini,osmanlı yönetim biçimini ve başkentini,krci ise roma sağ durumdayken eski romanın yönetim merkezi olan otoritenin(papanın) desteğini almıştır.her biri bir ucundan roma'ya benzese bile hiçbirisi de roma değildir.hele ki tarihçiler imparator herakleios'tan beri(latincenin ve latince unvanların bırakılıp grekçenin galip geldiği dönem) doğu romanın farklı bir kimlik aldığını kabul edip onu ayırmak için o dönem kullanılmayan bir ismi kullanıyorken(bizans) bu üç devletin birinci romayla bağlantısı olduğunu söylemek çok gülünçtür.

1)her şeyden önce ne rusça ne almanca ne de türkçe latin dil ailesi sınıfına girmez.roma demek latin dil ailesi demektir.doğu roma evet grekçe konuşuyordu ama bu zaman içinde oluşan bir kavramdı o imparatorlukta ilk iki yüz yıla yakın latince konuşulmuştu zaten o yüzden tarihçiler o devleti farklı isimle anıyor onu da yukarıda belirttim zaten.
2)bu ismi alabilmek için roma'yı da ve eski roma topraklarını da kontrol etmek gerekiyor değil mi? üç devlet hiç roma'yı kontrol edebilmiş mi?hayır.doğu da kontrol edemedi diyeceksiniz yanılırsınız.imparator konstantin(1) devletin başkentini roma'dan kendi isteğiyle taşımıştı.zaman içinde oluşan boşluktan dolayı roma'yı kaybettiler.
3)roma kavramları?roma hukuku?senato?üçünde de bu kavramlar yok.sadece hükümdar sıfatları kullanılmış.(2.mehmed'in roma imparatoru unvanını kullanması,moskovanın hükümdarlarına julius caesar'dan türeyen tsar unvanını vermesi gibi)
4)her şeyden önce ve en önemlisi başka devletler o üç devleti de jure olarak roma imparatorluğu olarak tanımış mı?
hayır.

türkiye ligleri

the spook
büyük takımların kuyruğunu sallayarak şike yaptığı ve borç açıp sildirdiği, küçük takımların da şikeye boyun eğerek bir miktar para kazandığı, yeteri kadar kazanamazsa battığı kapitalizm platformudur. Fanatizme değinmiyorum bile... Her gününü ''sol'' için yararlı şeyler yapmakla meşgul eden milyonlarca kişinin, iktidar ve para yalakası bir kaç takıma kölelik yapması...

the snows of kilimanjaro

franz
Kilimanjaro'nun karları; amerikan yazar Ernest Hemingway tarafından yazılmış, 1936 yayın tarihli, hikayelerden oluşan ve içinde aynı isimde bir hikaye bulunan kitabı.

Safari sırasında ayağına diken batması sonucu enfeksiyon kapan ve ölüm döşeğinde olan harry'nin, yaşamında yaptığı ve yapmadığı şeylerden dolayı hissettiği acıları anlatır. Yanında sevmediği eşi vardır. Kadın belli ki onu sevmektedir aslında. Sürekli kendisine ümit aşılar fakat harry hep geçiştirir. Ayrıca harry bir yazardır. Pişmanlıkları arasında 'bunu bir zaman yazarım.' deyip de bir türlü yazmadığı hikayeler de bulunur.

"Azrail'i bir tırpanla ve kafatası ile temsil ederler. İnanma. Bisikletli iki polis de olabilir, bir kuş da. Hatta sırtlanın ağzı gibi kocaman bir ağzı da olabilir."

1952 yapım tarihli, yönetmenliğini Henry King'in yaptığı beyazperde uyarlaması da bulunur.

nicolas maduro

jakoben
hala otobüs şoförüdür. hiç bir zaman lider olamayacaktır. ülkesinin anasını sikmiştir. sosyalizmi dünya'ya nasıl siktir boktan lanse ederim parasını el altından alıyor olabilir. işçi devrimi yapılıyor diye yönetici olarak işçi atanamaz en azından vasıfsız olamaz. sosyalizmin gerekliliklerini yerine getirecek kabiliyeti ve sistemlerin savrulduğu yerleri anlayabilme, kapitalist koşulları önceden okuyabilme yeteneği olmalı. hadi bu adamda yok fakat çevresinde de mi yok? chavez duygusal bıraktı giderken yazık etti ülkesine..

edit: vay aq nusrette etleri gömmüş lan adam.. ya bu nusret ne iş yaptı ya.. ulan ülkenin ekran yüzleri para babaları da vasat. o değilde maduro ile yakınlık erdoğan'ın değil olsa olsa perinçek tayfanın işidir herhalde. reis fakire ancak satranç atar

gelinlerin tatlı telaşı

jakoben
artık o gelinliklerin anlamı yok bence. hepsi anadoluyu andırıyor.yani tezeği ,örf adeti,geleneği. düğüne damatlığa gelinliğe para veren net olarak kendisine yazık eder. geçenlerde bir çift, evlilik için parasını biriktirmiş basmış gitmiş avrupayı gezmiş düğün dediğin budur. alcan eş dostu üç beş taş çatlasa on kişi bir kumsalda kafayı yapacaksın ertesi gün ver elini uzak doğu yada avrupa.kim siker yüz kırk kişilik çomar düğününü. sıraya geç para tak taziyeden evrilmişcesine tebrik et.artık tebrik mi geçmiş olsun mu nedir, belli değil.

edward john smith

chernobog
denizcilik ve ingiliz tarihinin en meşhur kaptanlarından biri.bugün kendisinin çeşitli ingiliz şehirlerinde anıtı vardır.britanya donanmasında kumandanlık yapıp emekli olduktan sonra olympic ve titanic gibi iki meşhur geminin kaptanlığını yapmıştır.ölüm şekli ve geminin batmasındaki hata payı kesin bilinmemektedir.meşhur filmde gemiyi yardımcı kaptanlar batırıyor ve edward smith'te yaygın bir kanı olarak intihar ediyordu ancak kurtulmaya çalışırken boğulduğunu,odasından hiç çıkmadığını,insanlara yardım ettikten sonra tabancayla intihar ettiğini iddia eden birbirinden farklı ölüm sebepleri söyleyen gemiden kurtulmuş görgü tanıkları mevcuttur.ancak kesin olan şey kaptanın gerçek bir ingiliz centilmeni olduğudur ve bu yüzden ingilizler tarafından sevilmiştir. gerçekten de ilk önceliği kadınlara ve çocuklara vermiş,filikaların indirilmesini gemi batmadan önce söylemiştir.istese en başta canını kurtaranlardan birisi olabilirdi(günümüzdeki bazı sözüm ona kaptanlar gibi) ancak bunu yapmaması filmde tasvir edildiği gibi vicdan azabı çekmiş olması ihtimalini artırmaktadır.

r.i.p

forumdenizi.com

chernobog
biraz göz gezdirdim,arayüzünden tut,forum üyelerinin birbirini hoşgeldin karşılaması,hacker rütbe sistemi,son mesajı kim attı üsttekinin kafasını kırmaca oyunu,lise öğrencileri için ders bölümü,en sevdiği şiirleri paylaşmaca,kamyon arkasından hallice imzalar... adamlar bildiğin elveda lenin filmi gibi 2005'i yaşıyorlar lan.(tabii film 2005'i anlatmıyordu nostalji bağımlılığından dolayı örnek verdim.)eller aya biz yaya tam bir vakit kaybı...tamam belki burası da başkalarına göre farklı bir vakit kaybı gibi gelebilir eyvallah ama iki binli yılların forum kültüründen vazgeçememek nedir lan hemde aynısından milyonlarca varken?

zeka geriliği sebepleri

jakoben
ensest ilişkidir. müslüman ailelerde sıkça görülen, gaddar atatürk'ün ellerinden almaya çalıştığı söz konusu geleneği allah'ı arkasına alan müslümanlar hayin, şeyhle ,bulutla, üfürükle kıçı kırık iki zafer kazanan adama yedirmemişlerdir. her yarım saatte bir anadolu'nun her hangi bir köşesinde bir yenge yiğenine, bir teyze amca oğluna, bir dayı kardeşinin çocuğuna hallenmektedir. sonuçlarını ise gözde ve güncel gazete sayfalarından f-5 sayesinde takip edebilmekteyiz.

Türkiye

chernobog
rivayete göre;1950'li yılların başında bir adam ankara'da bir meyhaneye içmeye gider.gecenin geç saatine kadar içer.orkestranın ayrılma vakti gelince adam olay çıkarır ve son bir şarkı daha ister.orkestra şefi tatsızlık çıkmasın diye adamın isteğini kabul eder ve son şarkı daha söyleyip kalkmaya başlarlar.adam,şefin üzerine gider ve yine bir şarkı isteği daha belirtir.orkestra şefi vakitlerinin dolduğunu ve bunu yapamayacaklarını söyleyince adam olay çıkartır ve bağırır:
''demokrasi gelmedi mi bu ülkeye kardeşim?''
işte,türkiye'de sokakta göreceğiniz insanların yarısının kafa yapısı yukarıdaki adam gibidir.çıkarcı,kavgacı,olayları kendisine göre yorumlayan bir şark kurnazıdır.

japonya

chernobog
o kadar üçüncü dünya ülkesinin başlığı açılmasına rağmen çin ile birlikte uzak doğunun iki büyük medeniyetini oluşturan ülkenin başlığının sözlükte şu ana kadar olmaması bir garip.tamam burada üç-beş kişi takılıyoruz ama yine de japonyanın olması gerekirdi.neyse,başlığı açan ben olduğuma göre kendisinden bahsetmekte bana düşer.japonya,''tanyeri'' anlamına gelir.bu yüzdendir ki bayraklarında da beyaz zemin üzerinde güneş sembolü mevcuttur.bu sembol tarih boyunca japonlar tarafından kullanılmıştır.uzun bir dönem feodal şekilde yönetilen japonya,19.yüzyıldan sonra çin'in avrupalılar tarafından sömürülmesinden sonra telaşa kapılmış (uzak doğunun en büyük ülkesinin yağmalandığını düşünün) kültürel birliğini sağlamaya ve batı tipi reform yapmaya başlamış ve günümüzdeki modern japonyayı oluşturan adımı atmıştır.bu döneme meici dönemi(sanayileşme dönemi) denmektedir.bu dönem japonyanın ikinci dünya savaşında yenilmesine (1945) kadar sürmüştür.ikinci dünya savaşında abd tarafından kendilerine iki tane nükleer bomba atılarak katliam yapılmıştır.ikinci dünya savaşı sonrası bir nevi yerel dinleri olan şinto savaşçı özellik taşıdığından dolayı abd tarafından yok edilmeye çalışılmış bunun yerine budist rahiplere maddi destek sağlanmıştır.fakat,budizm japonların çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir ve büyük bir ateist nüfus oluşmuştur.bu ateist nüfus birde yanında milliyetçi özellikler taşıdığından dolayı şinto'yu da kültürel olarak sahiplenmiştir.(bizdeki islamdan çıkıp tengrizmi veya şamanizm kültürel olarak benimseyen türkçüler gibi.) japon vatandaşlarının sıkı bir eğitim düzeni vardır özellikle de en büyük zorluklarını lise döneminde çekerler,üniversite kazanmak onlar için bir rahatlamadır.eğitim sonrası da çalışma hayatlarında yoğunluktan dolayı asosyal,içine kapanık insan yetiştirmiştir.sosyalleşmenin zorluğundan dolayı halkın cinsel ihtiyacını gidermek için bazı özel şirketler sapıklığa varacak şekilde pornografik yayınlar üretip para kazanmıştır.(erotizm ya da geyşalardan falan bahsetmiyorum gerçek anlamda cinsel sapkınlığa girecek şeyler.)11 tane resmi bayramları vardır ancak 1 mayıs bunların içinde değildir,emekçilere şükran günü adıyla farklı bir bayram kutlarlar.dilleri olan japoncanın bölgelere göre farklı konuşulma tarzları vardır bizim eğitim sistemimizde ısrarla onları altaic olarak belirtmemize karşın aslında son araştırmalar japoncanın(tıpkı ermenice gibi) kendi içinde bir aile olduğu ve japonik diller sınıfına girdiğini kanıtlamıştır.aynı zamanda japon vatandaşlarının kendilerine özel yabancılar tarafından aşırı olarak nitelendirilen bir ahlak anlayışları vardır.

türk köylüsünden devrim beklemek

chernobog
hayalperestliktir.bu başlığı ''türk köylüsünden sosyalist devrim beklemek'' olarak açacaktım ama türk köylüsünden herhangi bir devrim beklemek hayalperestliktir.türk köylüsü ancak bir bedevi kadar ilericidir.aynı zamanda türk köylüsü çoğu memurdan ve asgari ücretle çalışan adamdan da zengindir.bunun sebebi şudur;türkiye'ye 1950'li yıllarda traktör gelmesinden beri fakir köylü,arsa bölüşümünde anlaşmazlık ve başka sebeplerden de ötürü köyden şehire doğru göç etmeye başlamıştır,bu dalga 70'li yıllarda zirveye vurmuş ve günümüze kadar devam etmiştir.(aynı zamanda bu dalga türkiye'de arabesk müzik kültürünü de oluşturmuştur ama o farklı konu)bunun sonucunda şehirde yaşayanla köyde yaşayan arasında uçurum derecesinde fark çıkmıştır.son zamanlarda karadeniz,güneydoğu anadolu gibi bölgelerde yükselen şehirleşmenin ve inşaat sektörünün de etkisiyle köylüler arsalarını bir bir elden çıkarmıştır.(bir evi kendisine otursa diğer daireye kiraya verse alsana beleşten hayat) bu yüzden türk köylüsü türk siyasi tarihinden beri hep sağcı iktidar partilere oy vermiştir.

yukarıda türk köylüsünün sosyalist devrim yapma imkansızlığından bahsettim şimdi diğer devrimler konusunu açayım.biliyorsunuz atatürk ''köylü milletin efendisidir'' diye bir söz söylemişti.bu sözün hikayesini anlatayım atatürk,sofya'da ki görevinde arkadaşlarıyla önemli kişilere özel bir mekanda yemek yerken içeriye gelen bir bulgar köylüsünün kendisini dışarı çıkartmaya çalışan bulgar'a ''sen beni dışarı çıkaramazsın bulgaristan'ı ben kurdum'' diyerek bağırır.en azından rivayet bu yöndedir.bu balkan köylüsünün milliyetçi duygulara sahip olduğunu gösterir.gerçekten de öyledir 19.yüzyılda ki osmanlı'ya karşı olan isyanlarda köylüler büyük bir destek vermişlerdir.peki,türk köylüsüne bakıyoruz böyle bir durum var mı?yok.yörük kültüründen gelme bir geçmişi var osmanlı'da zaten herhangi bir şekilde devlet onları tanımamış bir sicili yok,atatürk tarafından cumhuriyet sonrası yaratılmaya çalışılan ulus-devlet kültürünü de benimsedikleri söylenemez.büyük çoğunluğu bağnazdır.alınma gücenme olmasın ama gerçek bu.

türk köylüsünden devrim beklemek

jakoben
ölüden göt beklemeye benzer. türk aydınından öncülük , türk emekçisinden örgütlülük beklenebilecek siyasal hareketlilik şu şartlarda bile oluşmamışken köylüden hareket beklemek, beş köylünün bir eşeği gece karanlığında kıstırdığı anda aralarından birinin bu davranışın yanlış olduğu kanısına varıp jandarmaya ihbar etmesini beklemek gibidir.işte kemalizmde bu şartlarda doğmuştur.halk iyidir, ama çomar or*spu evladı sürüsüdür.üstüne çökmeli ve dayatmalıdır. bunların önünde allahları sikilsindir, çıkarları varsa gıkları çıkmazdır.

1991 sovyetler birliği darbe girişimi

chernobog
sscb'nin yıkılıp,günümüzdeki bağımsız bdt üyelerinin(ya da ex bdt üyelerinin) bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanan darbe.ordu,kgb ve sbkp içindeki brejnevci yönetim anlayışını benimsemiş bürokratlar tarafından yapılmaya çalışılmış darbe.amaçları kesinlikle sosyalizm,enternasyonalizm falan değildi.koltuklarını kaybedeceklerini anlayınca böyle bir kalkışma yaptılar;ddr,polonya,romanya,yugoslavya,macaristan,çekoslavakya gibi varşova paktı ülkeleri,afrika ve ortadoğudaki komünist yönetimler glasnost yüzünden yıkılmış bu saatten sonra ne sosyalizmi kardeşim?ticaret ortakların gitmiş ihracat-ithalatı kimlerle yapacaksın?düşmanın olan çinle mi?güney amerikadaki sosyalist ülkelerle yapacağın ticaret mi yetecek sana?hayır,ancak brejnevci kafa bu saatten sonra böyle bir girişim yapardı amaçları sosyalizm olsaydı 1987 kongresinden sonra yaparlardı.91'de yapmaya çalıştıkları darbede bile gorbaçov'u içeri alacaklarına mr.perestroyka ile anlaşmaya çalışınca salak herifler vakit kaybettiler ve halk doğal olarak sokaklara döküldü.
(bkz:#122670 ) (brejnev)

ayrıca,rus halkının hepsi de darbe karşıtı değildi.görüntülerin hepsi moskova ve st.petersburg'tan.o şehirlerde zaten rusyada zengin kesimin ve orta üst kesimin bulunduğu şehirler ve bu şehirler 96 seçimlerinde de anti-komünist olan yeltsin'e oy verdiler:

ki ben komünist olsam seçimde şuna buna vermişler işine hiç girmezdim.hadi diyelim 96'da komünistler kazandı neden 21.yüzyılda eski komünist ülkelerde (sscb veya eski doğu bloğu) bir tane seçimle başa gelmiş komünist iktidar yok?
hala daha zengin kesim ve orta düzey kesimin çoğu sovyetleri sevmez.lomosonov'dan ya da st.petersburg üniversitesinden biriyle tanışınca ya da ne bileyim başka ülkelere turist olarak gidebilecek maddi imkanı olan bir rusa hemen ''stalin,sovyetler'' diye atlamayın aranızda tatsızlık çıkmasın.
brejnev ve sonrasının rezil yönetiminden bıkmış insanları da ''gazetelerden yola çıktılar'' diyerek sığ bir bakış açısıyla yorumlamakta doğru değil.bu insanlar,seksenlerdeki rezil yönetimlerden dolayı umutları tükenmişti ama doksanlarda komünizmden kapitalizme geçiş sonrası enflasyon yüzde binlere varınca bir nevi yağmurdan kaçarken doluya tutuldular ve eski sistemi geri getirmek istediler.bu yüzden 93 olayları çıktı ve kanla bastırıldı.





bunlar ilginizi çekebilir