confessions

scabies

votka  · 24 Temmuz 2017 Pazartesi

  1. toplam giri 576
  2. takipçi 38
  3. puan 9468

muharrem ince'nin cnn türk'e konuk olması

franz
Dün gece zevkten dört köşe eden konuşmadır.

İnce'nin ince ince dokunuşları karşısında yamulan muhabirleri bir daha göremezsiniz, youtube'ye tamamı aktarılmış durumda, kaçırmayın.

İzotop diyor, tezimi nükleer enerji üstüne yaptım diyor. Muhabirler yapmayın diyor, dinlemiyor muharrem ince. Vuruyor, parçalıyor. Yeter diyor muhabirler, olmaz diyor, bunu da alın, bu da var diyor. Sen dur diyor, o öyle değil böyle diyor. Swh swh.

Ve muharrem ince'den önce, muharrem ince'den sonra bonusu;



Ha bir de, ince'nin bir gülüşü var, görünn derim. Swh swh.

vakit türkiye vakti

nemlendirici kullanan ebu leheb
Türkiye'nin yirmi günlük tavuğu kaldı:

"Türkiye'nin beyaz et ihtiyacının yüzde 75'inin karşılandığı Sakarya, Düzce, Bolu, Kocaeli ve Bilecik'teki üreticiler, bakanlığın çıkardığı yönetmeliği imzalamayarak üretim yapmama kararı aldı. Bu karar dolayısıyla tavuk üretimi yüzde 80 azaldı. Tesislerde ortalama 20 günlük tavuğun kaldığı, fiyatların 20 gün içinde 2 katına çıkabileceği belirtildi."

Ayrıntıları internette bulabilirsiniz...

Tarımı, hayvancılığı bitmiş.. üretim bantları durmuş türkiye.. 16 yılda bunu yaptı, yine oy verin ki tamamen Afganistan'a dönelim.

mum söndü

caravaggio
Bağnaz, yobaz ve kuran'sız müslüman olanların Aleviliği toplum içinde karalamak üzere dile getirdiği bir hakaret biçimidir.

Söylenen şudur; kadın erkek toplanır mum söner herkes bir biri ile sex yapar.
Bu söylem biçimi islam dini gibi kapalı kültürlerde tramvatik etki yaratacağı ve toplumsal tepki oluşturacağı bilindiği için dile getirilmiş bir söylem biçimidir. Çünkü Alevilik(ekli-Beyt İnancı) islam dininin sonradan yobazlaştırılma sürecinden nasibini almamış ender mezheptendirler.
--
Tarihsel olarak Mum Söndü söylemi özünde trajik bir neden bulundurmaktadır;
Yavus Sultan Selim'e kadar alevilik mezhebi herhangi bir asimile politikası ile karşı karşıya kalmamıştır. Sonrasında gelen sünni padişahlar ile aşamalı olarak asimile ve Alevi mezhebinden olanlara karşı bir antipati gelişmeye başlamıştır.

Bu durum alevileri zamanla ibadetlerini gizli gerçekleştirme sürecine itmiştir. Dünya kültürlerinde evin reisinin kadın olduğu, ve kadının gerçek anlamda sözünün geçtiği ender inanç biçimlerinden olan Alevilikte kadın erkek ayrımı bulunmamaktadır.

Cem tutulacağı evde(Telli Kuran) gizlice toplanan aleviler İnzibatlara yakalanmamak için, toplanılan evde ve sokağın başında birer nöbetçi dikmektedirler. Eğer olası bir devriye o sokağa geliyor ise, birbirlerine haber verip, cemin tutulduğu evde baskın yememek için ev karartılmaktadır(Yani tek aydınlatma aracı olan mumlar söndürülür). Bu sayede orada alevilerin toplandığına dair bir kanıt kalmayacaktır.

Zamanla durumun farkına varan yetkililer alevilerin ibadet süreçlerini baltalamak için, halkı galeyana getirmenin bu aşağılık formulünü bulmuşlardır.
--
Zamanında Güner Ümit, Turnike Programında
Memet Ali Erbil Çarkıfelek canlı yayınında bu hakaret biçimine atıfta bulunan şakalar yapmış ve meslek yaşamları sona ermiştir.

doğum gününü yalnız kutlamak

lexxpowder
Yalnız olduğumun her sene yüzüme çarpılmasına sebep olan dürümdür. Yine arayan soran, nasılsın diyen, gel iki tek atalım aq diyen, aklına gelipte bi mesaj atan ya da koluna giripte yanagına bi buse konduran sevgilimin olmaması her sene daha da ağır geliyor. Ben de günah geceleri haline getiriyorum doğum günlerimi. Tüm pislikleri yapıyorum. Parayı dert etmiyorum. Bizim de olsaydı yanımızda birileri biz de pasta üflerdik amma velakin yalnızız azizim. Yalnızlık zor.
1

uzay ajansları bütçeleri ve diyanet bütçesi

tutzhee
diyanet 2016 bütçesini 6 milyar 867 milyon tl'den baz alırsak yaklaşık 2 milyar abd doları yapar.

şimdi 2017'nin verileriyle karşılaştıralım:
NASA, ABD – 19 milyar dolar
ESA, Avrupa Birliği – 6.1 milyar dolar
Roscosmos, Rusya – 2.5 milyar dolar
CNSA, Çin – 2 milyar dolar
ISRO, Hindistan – 1.4 milyar dolar
JAXA, Japonya – 1.4 milyar dolar

diyanet'in harcadığı parayı rusya, çin, hindistan ve japonya uzay araştırmalarında harcıyor. bakın sadece uzay araştırmalarına.

peki türkiye'ye bakalım:
türkiye'nin uzay işlerini tübitak yürütüyor ve tübitak'ın 2017'deki toplam bütçesi 894 milyon 403 bin dolar. burada dikkatinizi çekmek istediğim konu genel olarak tübitak'a ayrılan paranın bu yönde olduğudur, sadece uzay teknolojileri araştırmasına değil. yani bu parayı tübitak uzayın da dahil olduğu tüm bilimsel araştırma birimlerine ortak kullanıyor ki şahsi fikrim bu paranın da hibe olduğu yönünde, çünkü ortada bilim yok!

fazıl say

franz
Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu, dünyaya açılmayı başarmış nadir sanatçılardan.

Hal böyle iken, muhalif kişiliği ve dine yaklaşımı yüzünden inanılmaz bir şekilde dışlanan yetenek.

Hatta öyle ki, okul kitaplarında müzik ve sanat kısmında ismi anılırken, sırf kişiliğinin aykırı olması nedeniyle ismi çıkarılmıştır.

Ancak emimim şöyle karşılamıştır bunu; eee? Yani?

2 temmuz 1993

deist imam
Ülkenin aydınlığının karanlığa dönüştüğü gündür.

(bkz:madımak katliamı)
(bkz:unutmadımaklımda)

Edit: yurdumun solcusunun bu katliamı hatırlatması ve bu katliamcı yavşaklara karşı her yerde mücadele etmesi bazı bit yavrularını rahatsız etmiş galiba. Kudurun ulan yavşaklar. Bu ülkede katliamlar yapan da katliamlara göz yuman da katliamlardan hesap soranlara karşı gelenler de cezasını çekecek bir gün elbette

madımak katliamı

tutzhee
madımak oteli'nde pir sultan abdal şenlikleri kapsamında kültür derneğine gitmeye hazırlanan kişilerin radikal islamcılar tarafından katledilmesi olayıdır. 2 Temmuz 1993'de yaşanan olay kademeli olarak gerçekleşmiş ve hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. ortalama 500 kişi ile başlayan ve zaman geçtikçe artan radikal islamcı örgütün "müslüman türkiye" "kahrolsun laikler" naralarıyla 15.30 civarı başlattığı saldırı 19.30'a kadar sürmüştür ve bir avuç polis dışında yardım eden olmamıştır. bu süre zarfında otel içinden yardım istemek amacıyla edilen telefonlara gelen cevap "korkmayın askerler geliyor!" şeklinde olmuştur. atatürk'ün "cumhuriyeti biz burada kurduk" yazısını tahrip etmeleri değinilecek bir nokta olarak anımsanmalıdır.

ilk başlarda silahlı olarak saldırıya uğrayan ve ardından yakılan otelde aralarında 12 ve 15-16 yaşlarında çocukların da bulunduğu 35 kişi hayatını kaybetmiştir. türkiye'nin aydınlarını ve aydın geleceğini kaybettiğimiz madımak katliamı'ndan sağ kurtulan lütfiye aydın gibi kişilerin hayatlarında bu olay derin bir yara olarak kalmıştır. bunun yanı sıra hollanda'dan araştırma için gelmiş bulunan üniversite öğrencisi Carina Cuanna Thuijs'in de kurban gitmesi bu olayın yabancı basına yansımasına sebebiyet vermiştir. öyle ki carina'nın annesi olaylara inanamamış ve dönüş bileti tarihinde havaalanında kızını beklemiştir...

taraf dergisinin 1 ağustos 1993 tarihli sayısında "şanlı sivas kıyımı" olarak başlık atılmış ve "artık tc'de hayat yalnız müslümanlar için zor olmayacak, işgalci laikler için de zor olacak! sivas sadece küçük bir haber! herkes safını doğru seçmekle mükellef, bizden söylemesi!" şeklinde yorum bulmuştur.

edit: imla, ek bilgi

islam karşıtlığı

altayhan
islamofobi, tarihi ta endülüs emevileri'ne ve haçlı savaşları'na kadar götürebileceğimiz bir şey. Türklerin viyana kapılarına dayanmasıyla bu tiksinti hali realist bir korkuya dönüşmüş tabi.

Bugün ise medeni memleketlerde sarıkla, kara çarşafla gezen, oturmasını kalkmasını bilmeyen medeniyetsizler (özellikle arap göçmenler) bu fobiyi tetikliyor.

Şunun da altını çizeyim ki cia destekli terör eylemleriyle de -özellikle- avrupa ve amerika müslümanlara karşı giderek antipati duymaya başladı. He bizim salaklar ne yapıyor? En bariz örneği charlie hebdo olayı diyeyim siz hatırlayın.

şampiyonluk kutlamaları

the spook
bir ton gereksiz ve israf insan topluluğunun, her sene düzenli olarak yaptığı eylemdir. Fanatiklik veya holiganlık aptallıktır diye daha önce de demiştim zaten. Bugün iskenderun'da bir ton aptalın düşüncesizliği yüzünden, meşaleler arabayı yakacakmış, içinden annesi ve çocuğu son anda kurtarılmış. Ben başka bir şey demiyorum, düşüncelerinizde demek istediklerim oluşmuştur zaten. Her sene aynı tür haberleri okumaktan bıktım, siktiriniz gidiniz fanatikliğinizi kuyunuzda yaşayınız.

şeriat isteyen kişiler

altayhan
Şeriat denen şeyin içeriğinden zerre haberleri yok. Hele bir kadın nasıl savunur bunu anlamıyorum. Kadın yalnız sokağa çıkmasın, her yerini örtsün, gülmesin, ağlamasın, konuşmasın...

Bu dünyayı cehenneme çevirerek cenneti garantileyecek çomarlar! Hadi siz manyaksınız, bizi niye bu çukura çekersiniz arkadaş?

devrim neden zorunluluk

kanellos
Çünkü toplumsal ihtiyaçlar her zaman değişir ve ihtiyaçlara yönelik üretim mekanizmaları çoğu zaman tarihsel olarak geride kalır. Tıpkı dinlerin toplumsal ahlak normları ve kitlesel denetim için çıkması ve günümüzün bireyci ve kültürel farklılıkları destekleyen yaşayışına ayak uyduramayışı gibi.

yazarların yaşadığı tuhaf olaylar

RTE
hayatımda bir kez otostop çektim. yaklaşık elli km yürümüştüm. bir ağbi durdu. ne tarafa diye sordu? "şehir merkezine" dedim.
arka koltukta iki tane ördek vardı. arabanın tavanına bile mıçmayı başarmıştı ördekler.
ağbi ön koltuğa gazete serdi. bindim. sırtımı yasladığım kısımda kurumuş ördek b.ku olduğunu görmüş olmama rağmen ses çıkartmadım, ayaklarım zonkluyordu.
ağbi "çocukları okula bırahacağım, önce onları bıraham sonra seni bırakırım" dedi. "tamam" dedim. onca yolu yürüdüğüm için nasıl uykum vardı anlatamam. bir köy evine yaklaştık. üç tane ilkokul öğrencisi bebe bindiler arabaya. bir tanesi ördeğin birini kucağına aldı. diğeri ördeğin üzerine oturmak için zıpladı, ördek manevra kabiliyeti gelişmiş olduğundan kendini kurtardı. üçüncüsü de araba kullanan babasının kucağına oturdu.
kucakta giden velet sık sık direksiyona saldırdı, dikiz aynasını kanırtarak söktü, ördeklerden birini benim kucağıma attılar.
okul, şehir merkezinden ters yönde. bir ara yanımızdan bir otobüs geçti. "ağbi ben ineyim olmazsa..." dedim. lafı ağzıma tıkadı. köy bakkalından hepimize gazoz aldı ağbi. veletlerden biri bana ne iş yapıyorsun diye sordu ben de astronotum dedim, göz kırptım, eğlendik.
bu velet babası bakkalla konuşmayı bitirip arabaya binince babasına "bu oğaabi hastrotmuş" dedi. babası da garipsemedi. bu arada saat dokuzbuçuk oldu. ağbiye "okul kaçta başlıyor yahu" dedim. "üğretmeng yoh, geç geliyür" dedi. yok mu geç mi geliyor anlamadım.
bir km sonra derme çatma bir yapıya ulaştık. oradan bir koyun aldık ve ağbi "çocuhlar öne gelsing, sen argıya geçh" dedi.
kucağımda iki ördek ve yanımda bir koyunla sehayate devam ettim. uykusuzluktan koyunla bakışırken kafam düşüyordu. "ağbi sen beni en yakın otogara bırak, ben oradan giderim" dedim.
"bah, bien sengi götüreciğem hemşehrim, sen nideceeen" dedi ağbi.
çocukları okula bıraktık. okul dediysem prefabrik yapılar kadar muhtemelen tek sınıflı bir bina. bizi karşılayan hademe "engişdeea, nirde galdınh yıav" diyerek üzerimize seğirtirken ağbi şaka olsun diye üzerine sürdü ve direksiyon hakimiyetine sahip olan bebe direttiği için hademeyi ezdi.çıkıp baktık. "adamın iç kanaması olabilir" dedim. ağbi "yığoh yıav ben her gün çarbıyom" dedi.
"ağbi saçmalama adam ölür" dedim, ikna ettim. arkaya hademe arkadaşı yatırdık, önde koyun ve ben hastaneye gidiyoruz, ördeklerden biri ayağımın dibinde, kucağımda koyun, arkada bir ördek ve bir ahlayıp vahlayan adam vardık hastaneye.
acil girişinde "iç kanama olabilir" dedim gelen görevliye. görevli kucağımdaki koyunun yüzüne bakıp sesin nereden geldiğin anladıktan sonra "veterinere gidin" dedi. "ağbi şaka mı yapıyorsunuz arkada yatan adam için diyorum" dedim.
şoför ağbi olayın ciddiyetini anlayınca ağlamaya başladı. arabayı park ettik, şoför ağbi sedyede götürülen hademeyi yoklamaya gideceğini benim arabada beklememi, polis gelirse dörtlüleri yaktığını, uzun kalmayacağımızı söylememi tembihleyerek gitti.
onun gitmesinin üstüne polis geldi. camı indirdim. "buraya park edemezsiniz" dedi. ben durumu izah etmeye çalışırken ördeklerden biri camdan atladı. ben de onu yakalamak için kapıyı açınca koyun da atladı. kısa bir an ördeği mi koyunu mu yakalamam gerektiğini bilemedim. polise "ağbi arkada bir ördek daha var ona sahip çıkın" dedim ve koyunun peşinden koştum. bu sırada bir şarjmatik gözüme ilişti. bu ilçeden kendi imkanlarımla kurtulabileceğimi düşündüm. koyunu tutmuşken oraya yaklaştım. bir lira atıp telefonumu taktım. koyunla rodeo yapıyormuşum gibi tuttuğum için insanlar şaşkın bakışlarıyla bizi süzüyordu. polis ağbi kaçan ördeği de getirip kucağıma verdi. telefonda açılacakmış gibi bir görüntü yoktu. (eski modeldir, şarja taksanız bile hemen açılmaz.) bu sırada ağbi geldi. "bunlar sana emanet ben bi eve gideceğm" dedi.
"ağbi ben bunlarla ne yapayım, al bunları da götür" dedim. "hanım gızar" dedi.
yanımda iki ördek bir koyunla hastane avlusunda beklemeye başladım. bir süre sonra koyun ot mot buldu yemeye başladı. büfeden pet şişe aldım kestim, suluk yaptım. ördekler su içti.
telefonumu kontrol ettim. yok. şarj olmuyor. büfeciden rica ettim telefonunu kullanmak için. aradım, arkadaşlarım geldi. (gecikmeli olarak) biraz garipsediler.
durumu izah ettim. "önce bu koyunu ve ördekleri eve bırakacağız sonra eve gideceğiz"
başta bu plan makul görünüyordu. hastaneden ayrılalı yirmi dakika olmuştu, yolda polis durdurdu bizi. arabadan inin dediler. indim, kelepçeyi taktılar.
koyun hırsızı ben
bu kez polis arabasında koyunla kucak kucağa ilçe emniyet'e gittik. iki de ördek var unutmayalım. onları ayrı iki koliye koyup ağızları açık biçimde kucakladılar.
iki saat kadar bekledim. ifademi verdim. ağbi geldi. durumu izah ettim.
ağbi şikayetini geri aldı. "gomserim arhadaşı danıyorum, gendisi hasdırottur zatenleri"
gece beni eve bıraktıklarında duş alıp deliksiz 12 saat uyudum.

evet, ben hasdırotum

not: bu otostopun nedenini de başka zaman anlatırım.
2

dünyayı gezmek

franz
Öküzün boynunda durduğunu, okyanusların uçlarından aşağıya döküldüğünü herkes biliyor.

Hoş bizim mahallede bi abi yuvarlak olduğunu düşünüp keşfe çıktıydı bi ara. Bir yer varmış, Hindistan'ın batı kıyıları falan sanmış.

Sonra algı operasyonu bu deyip çok oralı da olmamış.

askerlik

jakoben
eski en yakın arkadaşımı on iki ay gönderdiğim döndüğünde artık yakın arkadaşımdan geriye bir şey kalmadığını gördüğüm uygulama.çocuk şalterleri attırmış olarak geri döndü.ne neşesi kaldı ne keyfi.sonra da evlendi zaten.hey gidi gençliği hey.

edit; pkk'dan çok silahla şaka yapma potansiyeli olan çomarlardan çekindi hep.yapıyor çünkü or*spu evlatları.askerlik hayatı öğretirler demişler hep.hayatı değil bu boktan yurdun yurtdaşına çekmen gereken muameleyi öğreniyormuşsun hep.

yusuf yerkel

jakoben
yobaz ihtilalcilerin temsilcilerinden halk tekmecisi.instagramdan resimlerine baktım.türbanlı karısını almış ülke ülke gezmiş.parayı tokatla daya islamı fakire amına koyayım.yobaz karını al paranın içinde yüz böyle ülkenin amına koyayım ben.o kadın ne anlar lan kültürden falan eminim çomar gibi ezik ezik dolanmışlardır oralarda.gördüklerinden bir bok anlamazcasına.zaa

edit;yusuf yerkel olacaktı fakat böyle de farketmemiş..

koskoca imparatorluğun ismini osman koymak

bedirhanberkesernur
devletin resmi adının osmanlı değil de "devlet-i aliyye" (büyük devlet) olmasından ötürü yanlış önermedir.
bardakçı'ya göre osmanlı'nın adı resmi belgelerde hep bu şekilde geçer. osmanlı'nın adı avrupa'da ise türkiye olarak geçer.
mastürbasyon malzemesi ecdad dizilerinde kullanılan "devlet-i aliyye-i osmaniyye" ise 1850'lerden itibaren nadiren kullanılmaya başlanmıştır.
sonuç olarak devletin ismi şahsiyet ismi falan değildir. batılılar da haçlı seferleri'nden beri bu coğrafyaya türkiye derler.

politik doğruculuk

frantz fanon
farklı dil, din, kültür ve cinsiyetten kişileri incitmemek amacıyla, özenle kullanılan ifade, düşünce ve uygulamaları tanımlamak amacıyla kullanılan bir terim. "Siyaseten doğruculuk" olarak da bilinir. (türkçe vikipedi)

abd ve batı avrupa'da yaygındır. aman tadımız kaçmasın mantığıdır. p.d., dostluk ve karşılıklı seviginin değil tahammülün ürünü olsa gerek. ki zaten tolerance (tahammül) derler, tahammül etmemizi isterler tabi kimileri bu tolerance'ı hoşgörü olarak da çevirir ama tahammül bence daha mantıklı bir karşılıktır.
dolayısıyla p.d.'nin ayrımcılığı kısıtlayıp kısıtlamadığı tartışmalıdır. kimi görüşlere göre problemi çözmediği gibi sadece pisliği halının altına süpürür. zaten ayrımcılığın yani ırkçılığın, cinsiyetçiliğin falan olmadığı yerde p.dye de ne lüzum vardır. bu ingilizlerin aman tadımız kaçmasın diye futbol ve siyaset konuşmamalarına benziyor.

yine de bence bir çeşit ''p.d.'' bu laik sözlüğe lazımdır en azından bazı bariz ayrımcı küfürler ve terimler açısından. nasıl olsa devlet benim tarafımda, kültürel hakimiyet de benim tarafımda öyle söveyim kaçayım, linç edeyim olmasın diye tabi ki.

slavoj zizek, politik doğruculuğu eleştiriyor:

[çeviriyi ''teori ve politika'nın facebook sayfasından aldım, orijinalini bulamadım (cevirideki''hoşgörü'' sözcüğü ''tolerance'' olacak sanırım o da tahammül olmalı bence) ama yine de açıklayıcıdır. ]

Hayatımızda cinsel taciz, ırkçılık ve daha benzeri çok şeyler olduğunun farkındayım. Politik doğruculuğu savunan insanların bunu bütün iyi niyetleri ile yaptıklarının da farkındayım. Belirtmek istediğim nokta bu değil. Söylemek istediğim, sağ paranoyayı kullanarak Amerikan yaşam tarzını yok etmek isteyen insanların var oldukları değil... Anlatmak istediğim, baskın durumdaki etkileri çözümlemek yerine onları kontrol altında tutarak cinsiyetçilik, ırkçılık ve benzer gerçek sorunların üstlerini örterek, onların daha güvenli bir atmosferde yaşamalarına müsaade eden yaklaşım biçimidir. Örnek olarak, ki ben bu örneği çok severim, aşırı bir nokta olarak ırkçı şakaları ele alalım. Bunların ırkçı fonksiyonlarının bulunduğu açıktır. Irkçılığın üstesinden gelinmesi, bu şakaların yasaklanmasıyla değil, sosyal değişimi de aşan yeni bir sosyal topluluk kurarak mümkün olur. Bu yeni topluluk, ırkçı şakalar yapmanın sizi ırkçı yapmayacağı bir değişimi içerir. Gerçek anlamda eşit ve karşılıklı saygının hakim olduğu bir ortamda kötü, hatta ırkçı şakalar ırkçı olunmadan ya da öyle anlaşılmadan da yapılabilir. Bununla belirtmek istediğim, bu şakalar, kendinizi de katarak, kendinizle bile dalga geçebileceğiniz bir durumdur ki, bu oldukça inanılmaz bir şeydir. Bana göre, Amerikan terminolojiniz [sadece ç.n.] bir tür buz kırıcıdır.
Çünkü politik doğruculuk ile ırkçılık karşıtı gözükmek oldukça kolaydır –ben sizin yemeklerinizi çok beğeniyorum, ulusal kimliğinize saygı gösteriyorum, hayır. Başkası ile gerçek iletişim nasıl ve ne zaman kurulur? İddia ediyorum; gerçek iletişim karşılıklı paylaşılan ufak dozda müstehcenlik olmadan kurulamaz. Bu paylaşım gerçekten iyi sonuçlar verir. Bana ya da post-ırkçı duruma göre farz edelim ki, ben bir Kızılderili siz de Afro-Amerikalısınız. Sürekli birbirimiz ve kendimiz hakkında ırkçı şakalar yapıyoruz. Ama bu şakaları öyle bir şekilde yapıyoruz ki, hem bunlara gülüyoruz hem de ikimiz dışındaki herkese arkadaş olduğumuzu gösteriyoruz. Neden? Çünkü böylece aramızdaki ırkçı gerilimi soğurmuş oluyoruz. Sorumuza geri dönersek, korktuğum nokta bu durumun politik doğruculuk bağlamında umutsuz bir vaka olmasıdır. Politik doğrucular gerçek sorunu çözemeyeceklerini bildikleri için, onun hakkında nasıl konuşmamız gerektiğini kontrol altında tutmaya çalışırlar. Gerçek sorundan kastım, oldukça ilkel bir şekilde ele alınan ekonomik paylaşım değil, toplumsal ilişkilerin sembolik gerçeklikleridir.
Politik doğrucuların benimsemeleri gereken İngiliz görenekleridir. Neden? Çünkü, her ne kadar farklı ülkeler olsalar da, İngiltere ve Japonya, otoritenin bütün vahşeti ile diğerini küçük görmeyi, en yüksek perdeden zarif bir dil kullanarak, yeniden üretmeyi başaran iki mega ustadır. Buna bağlı olarak, politik doğruculuk ve hoşgörüsüzlüğün beni bugün en çok rahatsız eden diğer hali günümüzde hoşgörünün hatalı bir kavram olmasıdır. Şu örneği hep sevmişimdir; öğrencilerime her zaman, hoşgörüsüz nitelemesini kullandıklarında vahşi ırkçılık ile ilgili ne düşündüklerini sorarım. Onlara Martin Luther King adında birinin, ırkçılığa karşı çok şeyler yaptığını anlatırım. King'in konuşmalarına bakın. Hoşgörü kelimesini bir kez bile kullanmaz. Eğer King'e, biz beyazların siyahlara karşı daha hoşgörülü olmamız gerektiğini söyleseydik, o, büyük ihtimalle bize gülerdi. O vakit, ırkçılığın otoritesini, hoşgörü kavramı ile açıklamak bana oldukça şüpheli geliyor. Hayır, hoşgörü oldukça muğlak bir kavram. Hoşgörü, hangi algılar dahilinde tam tersi bir anlama sahip olur?
Tipik orta-üst sınıftan bir Amerikalıysanız ve sizi aşağı sınıflardan bir siyah ya da beyaz ile yan yana getirsem, yapılacak olan şakalardan dehşete düşeceğinizi garanti ederim. Alt sınıflar, bizim tipik Amerikalımıza karşı oldukça hoşgörüsüz olacaklardır. Bana göre hoşgörüsüzlük her zaman var olmuştur. Belli bir mesafede ve bana yaklaşmalarına izin vermeden beni rahatsız etmeye devam etsin. Hoşgörü, gerçek öteki için her zaman hoşgörüsüzlük demektir. Ötekini kabul eden, saflaştırılmış ötekidir. Örnek olarak, politik doğrucu için söylenmesi gereken “Amerikan Yerlileridir”. Ben böyle söylemek istemiyorum. Aslında gerçek olan eski şakamı bilirsiniz. Amerikan Yerlisi olan bazı öğretim üyeleri ile tanışmıştım ve bu kişiler bana “Amerikan Yerlisi” olmaktan nefret ettiklerini söylemişlerdi. Niçin? Çünkü “Amerikan Yerlisi” kavramı, içinde, yerleşik ve tekinsiz bir doğa kültürünü barındırmaktadır; biz yerliysek sen nesin? Kültürel Amerikalı mı? Bana, kendilerine Kızılderili denmesini tercih ettiklerini söylemişlerdi. Böylece isimleri, en azından, beyaz adamın Amerika Kıtasındayken kendisini Hindistan'da zannetmesinden kaynaklanan aptallığının bir abidesi olabilirdi. Buna bayılmıştım. Bu insanlar, beyaz liberallerin hatalı tepeden bakışlarına karşı fanatik bir şüphe taşımaktaydılar.
Bildiğiniz gibi bizler madencilik gibi faaliyetlerle doğayı vahşice sömürmekteyiz, Amerikan Yerlileri ise bunu farklı bir şekilde yapmakta. Onlar dağlarla konuşurlar, doğayla çok daha organik bir iletişim kurarlar. Bunları net kalıplara oturtmuşlardır. Bir tanesi, bu durumu çok sevdiğimi sert şekilde yüzüme vurmuştu. Adını hatırlayamadığım için özür borçlu olduğum bu kişi bana Amerikan Yerlilerinin ya da Kızılderililerin, beyazlardan çok daha fazla sayıda bizon öldürdüğünü ve onlardan çok daha fazla orman yaktığını, doğru olup olmadıklarını bilmediğim istatistiklere dayanarak göstermeye çalıştığı bir makale vermişti. Ne söylemek istiyordu? Söylemek istediği onları ikonlaştırmamamızdı. Onlara sanki saf bütünsel [holistic] insanlarmış gibi tepeden bakmamamız gerektiğiydi. Lütfen; bizler de sizin kadar korkunç, sizin kadar kötü insanlar olabiliriz. Görüyoruz ki, bu durum Avrupa'daki mülteciler için de geçerlidir. Aklı başındaki Amerikan Yerlileri, onların bütünsel ve kadim bilgilere sahip insanlar olduğunu kabul eden politik doğruculuğun baskısına karşı oldukça hassastırlar. İşte bu yüzden, eski bir hikayemi tekrar etmemi mazur görün, ben gerçek bir içtenlikle Malcolm X'i takdir ederim. Neden biliyor musunuz? X ne anlama gelir? X elbette bir aile isimlerinin olmadığını gösterir. Biz siyah köleler, beyaz adam tarafından Afrika'dan kaçırılarak köklerimiz ile aile bağlarımızdan kopartıldık ve onlardan yoksun bırakıldık.
Fakat Malcolm X'in dehası neydi? Dehası kesinlikle Alex Haley'in yazdığı Holywood'un çok satan aptal “Kökler” kitabı içinde değildi. Haydi, köklerimizi yeniden keşfedelim; hayır! Deha X harfinde gizliydi. X, bizim köklerimiz yok, köklerimiz elimizden alındı demekti. Peki, bu durum, bizim, beyaz adamınkinden daha evrensel bir topluluk kurmamızı sağlayacak bir özgürlükse? Bu yaratıcılık, ortada olanı ve köklerinden kopartılmanın yol açtığı aile bağları ve göreneklerden yoksunluğun, travmanın yeni bir özgürlüğün yolunu açabileceğini görebilmektir.


asaf halet çelebi

milena
ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim

yazarların duymak istedikleri seçim vaatleri

deist imam
Bedelli askerlik veya profesyonel ordu
Eğitimde ilerici reformlar
Gelir adaletsizliğinin kaldırılması
Vergi sisteminin düzenlenmesi
Kyk borçları
Bilim kurumlarının arttırılması
Seçim barajının düşürülmesi
Polisin yetkilerinin azaltılması(iç güvenlik paketiyle everest seviyesine çıkan yetkiler)
Yargıda bağımsızlık
Diyanetin kaldırılması
7

sakıncalı piyade

zeybek
araştırmacı gazeteci-yazar uğur mumcu'nun 12 mart 1971 muhtırası döneminde yaşanan bazı olayları anlatıp eleştirdiği kitabıdır. kitapta, askerlik dönemindeki hatıralarına siyasi ve mizahi bir üslupla yer verir.

kanlı 1 mayıs

iron
Kanlı 1 Mayıs veya 1 Mayıs Katliamı,1 Mayıs 1977 günü Taksim Meydanı'nda kutlanan İşçi Bayramı'nda 34 kişinin hayatını kaybetmesi ve 136 kişinin de yaralanması ile sonuçlanan olaydır.
1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı'nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul'a gelenler ile birlikte yaklaşık 500 bin kişi Taksim Meydanı'ndaki kutlamalara katıldı. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş, konuşmalar da uzamıştır. Saat 19.00 sularında dönemin DİSK genel başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan bu ateş sonucu insanlar panik halde kaçışmaya başladı, kısa bir süre içinde Intercontinental Oteli'nin (Bugün The Marmara Oteli) de üst katlarından da ateş açıldı.

İnsanlar panik halde kaçmaya çalışırken polis de ses bombaları ve panzerlerle kalabalığa müdahale etmeye başladı. Kalabalık, kaçmak için özellikle Kazancı Yokuşu'na yöneldi ancak burada bulunan bir kamyonun yolu tıkaması yığılmaya ve buna bağlı ezilmelere sebep oldu. 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi silahla vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak toplamda 34 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. DİSK'in yayınladığı listede ise 36 kişinin öldüğü belirtilmişti

her yasak kendi isyancısını doğurur

moskovakurdu
Bir sabah uyandınız. Ve birileri diyor ki size 'Sabah kahvaltısında zeytin yemek yasak.'
Ne olurdu?
-Sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz.
-Yanlış.

“Her yasak kendi isyancısını yaratır.”

Zeytin severler bir örgüt kurarlardı. Üzerinde zeytin dalı amblemi olan bir bayrakları olurdu. Zeytinlere özgürlük diye bir marşları olurdu belki.

Şimdi soruyorum size.

-Zeytin severler, ayaklanıp dağa çıksa dağa çıkan mı suçlu?
Yoksa zeytini yasaklayan mı?

Bir rejisör film çekebilmek için önce devletten izin alıyor. Değil mi?

Bir şairin ya da bir ressamın bir eser yaratabilmek için devletten izin alması çok
saçma değil mi sizce de?

Bunun zeytin yasağından farkı nedir Müzeyyen Hanım?

İnsanların başlarına ne takıp ne takmayacakları, evlerinde ne dilde konuşacakları,
ne yiyecekleri, ne giyecekleri yasaları ilgilendirir mi Müzeyyen Hanım?

“Kağıt” filminden bir replik

sakın oy verme

jakoben
saadetin sibopları.hani,yoktur da uyarayım yine de...saadet akp'den beterdir.emin olun.akp şeriatçı olmasının yanı sıra liberaldir.yani sike sike laik sermayeye sakso çekmek zorundadır.ama saadet tam bir irana çevirir ülkeyi.beterin beteridirler.ahlak, namus ,emek zırvalamalarına da kanmayın. akp'yi hatırlayın.onlarda insanların sempatisini kazanmışlardı.bu gericiler böyle gelir iktidara.chp saadetle ilişiğini kesmezse ve oy verirseniz gidin namaz kılın türban takın.eniştenizin tacizlerini bekleyin her boku yiyin ama sakın zırlamayın.
5

sürekli nargile içen insan

jakoben
gerizekalı faşiktir. am için amcık olmak faşiklerin en büyük özelliğidir.altlarında mersedesler ,porschelar istanbul'un bir ucundan bir diğerine sadece nargile olan bir kafeye gelen binlerce işe yaramaz amsızlıktan beyni sulanıp am olmuş aptalların keyif tütsüsüdür.kafenin iki özelliği var nargile içilen koltuğun köşesine oturmaktan keyif alan embesil karılar bir de nargile.he icetea sprite falanda veriyorlar.bilen bilir.neyse.amk çöpleri.

düğün sezonu

harflervekibrit
iki insanın toplumun bakış açısıyla meşru şekilde sevişebilmesi için biz dıdısının dıdısı akrabalar olarak karşılıklı geçip çifte telli oynuyoruz, masrafına filan hiç girmiyorum bak ve kimse bunu saçma bulmuyor. Neden kimse "düğün" mefhumunun ne kadar saçma bir şey olduğunu fark etmiyor?
Herkes birbirinin düğününü geçmek derdinde ve kızlarımız, yazıktır ki özellikle kızlarımız gereksiz bir sidik yarışındalar. Evlenme teklifi, istemesi, nişanı, düğünü(iki düğün genelde), dış çekimi, klibi(bu da yeni çıktı), ertesi seneye de bilgilerimizi tazelemek için tekrar tekrar yapılan aynı paylaşımlar... Düğün hayatının merkezinde ki zaten o yaşına kadar bunun için yaşamış. siz salak mısınız, dediğimizde evde kaldım diye kıskandığımı düşünen kadın güruhu. Birileri bu çılgınlığa dur demeli.
Şuraya da umut sarıkaya'nın ilgili çizgisini bırakayım efendim:

tamam evde kaldım, herkes de evlenecek diye bir şey yok bence yav! 😉
11

pedofili

the spook
(bkz:sübyancılık)
Genelde ümmetçi ülkelerde denk geldiğimiz, toplumun en büyük sorunudur. Çocuk gelinleri de beraberinde getirir. Biz çocuk gelinlere karşı çıktığımız zaman, ''ya siz laik değil misin? İnsanlara saygı duysanıza.'' diyorlardı. Laikliği, pedofili insanlara saygı duymak sanan insanların umarım çocukları dedeleriyle evlenir. İyi günler.

vodka kavun ikilisi

di gora bave tenim
bu normal rakı kavun gibi değil. Önce vodka'nın kapağının boyunda kavuna bir delik açıcaksın. O deliği iyice aşağıya doğru oyacaksın. kavunun tam ortasına gelecek şekilde. Yalnız vodka'nın kapağının büyükluğunu ve genişliğini geçmesin. Vodka'yı kavuna saplayıp ters çevirceksin. Yaklaşık 20 dk kalıcak ve kavun vodka'yı iyice emicek. Sonra onu dolaba koyacaksın. 2 saat bekledikten sonra kesip yiyeceksin. Denemenizi öneririm.

hükümet istifa

moskovakurdu
4 milyon suriyeli'ye bakanlar, kendi sermayesi alın teriyle para kazanmaya çalışan vatandaşlarıma bu zulümü ediyor...

İhtiyacı olmayan bir vatandaşımız eğer zor durumda kalmazsa neden böyle bir şey yapsın? Kendi vatandaşının alın teriyle sermayesiyle kazanacağı paraya müsade etmeyenler suriyeliler'e gelince elde ne varsa veriyor. BU UTANÇ HEPİMİZİN!

bunlar ilginizi çekebilir