confessions

scabies

votka  · 24 Temmuz 2017 Pazartesi

  1. toplam giri 89
  2. takipçi 32
  3. puan 2084

özgüveni eksik erkek

tequila
erkeğin doğduğu bölge, şehir, ilçe hatta mahallenin bile etkisi olabileceği durum. aile faktörü var, yaşadığı yerdeki insanların faktörü var çocukluğunda onlarla kurduğu diyalogların faktörü de var. gittiği okuldaki öğretmenlerinin, sınıfındaki arkadaşlarının, sınıfındaki karşı cins arkadaşlarının da faktörü var. özgüveni yitirmek o kadar basit değil reis özgüvenimi kaybettim sözünü söylemek basit. altında çok faktör var işleri zor umuyorum böyle erkekler kendilerini toparlamanın bir yolunu bulurlar.

intihar eden insan

ofelia
Freud'a göre insanın doğasında olan bir şeydir. Şöyle ki organik maddelerin inorganik maddeden bilinmeyen bir unsur etkisiyle oluştuğunu iddia eder. Organik hale gelen inorganik madde içinde bulunduğu bu varoluşu kaldıramaz ve evrendeki kararlılık yasasına göre eski haline dönmek ister. Bu şekilde organik madde özü olan inorganik maddeye dönmek istemesiyle de ölümü var eder. Buradan yola çıkarak da ölüm arzusunun insanın bilinçaltında var olduğunu ve belirli olaylar sonucu ortaya çıktığını ifade eder. Yani şu an hepimizin içinde bir ölüm arzusu var. Sadece bu arzu ufak bir olayla açığa çıkmayı bekliyor.

Pedofili

idiopatik
Ya bunlar gizlenmesin artık. Gitsinler tedavi olsunlar. Hastalık olarak göremediğim tek şey budur. Yani bilimsel olarak açıklanıyor olsa da benim açımdan bir açıklaması yok. Ciddi şekilde cezalandırılmasını diliyorum ya da birilerine sırf bunları öldürmeleri,hatta işkence yapmaları için yetki verilsin. Bir çocuğa karşı tahrik olabilmek nasıl bir şuursuzluk,nasıl bir kontrolsüzlüktür aklım almıyor.

bak kardesım neı sawundugunu bılmıorm ama

gralder
soyle dusunelm dolar 4 lıra olmus olablr ama bız ekmegı dolarla mı alıorz hayır? Hem nıe taktınız dolara bu kadar bılmıorm bızler en cok arabıstan paralarına bakmalıız cunku dolarn usdunde ıbrahım lıncoln resmı war o adam bı aralar galatasarayda oynadı sen weled oldugun ıcın hadırlamazsın galadasaray da fetullah fln seylerı cıkdı yoksa sen fedocu msn lan sn? Bana bak ewlad 15 temmuzda tankların onune cıkmadık mı ? Cıktık kenan sofuoglu motorsıkled yarısında bırıcı olmadımı? Oldu surıyeye gırmedık mı ? gırdık. Ozaman weledlık yabma we odur odurdugun yere sanalda kawgacı reelde anab acı?

teğmen ömer yazgan

atticus finch
cuntaya yönelik bir soygun eylemi sırasında yakalandıktan sonra 29 ocak 1983 tarihinde birlikte yakalandığı diğer 3 gençle birlikte idam edilen üçüncü yol* üyesi teğmen.


idamından 25 yıl sonra, geçtiğimiz sene ailesine yazdığı son mektubu ortaya çıkmıştı. aşağıya direkt yapıştırıyorum.

"Sevgili Anama, Babama ve Kardeşlerime

Şu anda saat 04.00 ve ben infaz için son hazırlığım olarak bu mektubu yazıyorum.

Bundan böyle benim düşmanlarım sizlerin de düşmanıdır. Siz olmasanız da benim kanımı yerde bırakmayacak kardeşlerim var. Halkımızın yazgısı bu değil. Çok evladını kaybetti. Ama bir gün kazanmayı da öğrenecek. Diğer devrimciler sizlerin evladıdır.

Tarih, biz zulme karşı çıkanları her zaman haklı çıkardı, çıkaracak.

Malım mülküm yok ki miras bırakayım. Size ve yoldaşlarıma ancak mücadele anılarımı miras bırakabilirim. Ben şu anda oldukça moralliyim. Beni tek üzen şey, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi'nin tam bir üyesi olamadan ölüme gitmektir. Gelecek devrimcilerin birliği ile partimizin geleceğidir, buna inanıyorum.

Halkımızın mücadelesi haklıdır, meşrudur. Meşru olmayan, bu zorbaca düzeni sürdürmekten yana olan katillerdir. Biraz acele etmek zorundayım. On dakika bile bana çok görüldü. Elimde kelepçe ile yazmak zor. Yeğenlerim geleceğimizin umududur.

Ben düşüncelerimi daha önce çok yazdım. Burada tekrarlamama gerek yok. Bana inanın yeter. Gözyaşlarınızı düşmanlardan gizlemeyi öğrenmelisiniz. Kesin olarak soğukkanlılığınızı yitirmeyin.

Az sonra son görevimi yapmak üzere darağacına çıkacağım. Sloganlarımı haykıracağım, dizlerim titremeyecek. Yirmi yedi yaşına bastığım bu gecenin sabahını kimse unutmayacak. Ellerinizden öperim.

Tek Yol devrim. Kahrolsun Faşizm.

-Oğlunuz Ömer Yazgan."

*üçüncü yol. devrimci yol - devrimci sol bölünmesinden sonra iki tarafa da katılmayan, özellikle ordu içindeki yoğun örgütlülüğüyle bilinen, thkp-c mirasını sahiplenen örgüt. eski devrimci harbiyelilerin çoğunu marksizmle tanıştırmış, darbeden sonra cuntanın ordu içi operasyonlarının hedefi olmuş ve çok geçmeden dağılmış örgüttür. günümüzde mirasını "odak" adlı ufak bir dergi çevresi sürdürüyor.

aşağılık insanoğlu her şeye alışır

twitter
suç ve cezada geçen dostoyevski sözü
ne kadar haklı değil mi ? bu aşağılık insanoğlu o kadar aşağılıktır ki her şeye alışır, nelere alışmadı ki buna alışmasın ,hayli hayli alışır. sana da alışır,sensizliği de alışır, anılarının giderek silinmesine de alışır , sadece biraz zamana ihtiyacı var. birazdan biri gelir
siktin formatı eyledin viran ı dayar yazının altına
neyse formata uydduralım bari
dedirten başlık

Ömer Hayyam

laik ayyas
Irmaklarından şaraplar akacak' diyorsun
Cennet-i alâ meyhane midir?
'Her mümin'e iki huri' diyorsun
Cennet-i alâ kerhane midir?
* * *
Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza'nın
Peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı
* * *
Beni özene bezene yaratan kim? Sen
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
Demek günah işleten de sensin bana
O zaman nedir o cennet cehennem?
* * *
Kim senin 'yasa'nı çiğnemedi ki söyle?
Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer
Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle
* * *
Tanrı bizi çamurdan yarattığında
Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
İşlediğim günahlar hep onun emriyledir
O halde cehennemde beni niçin yakacak?
* * *
İsyan edip karşında duracağım, neredesin?
Karanlığı, ışığa yoracağım, neredesin?
İbadete karşılık cenneti alacaksam
'Bağış mı ticaret mi' diye soracağım, neredesin?
* * *
Kör cehalet çirkefleştirir insanları.
Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verecek bir cevabım var elbet
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye
* * *
Dünya, üç beş bilgisizin elinde
Sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde
Üzülme, eşek eşeği beğenir
Bir hayır var sana kötü demelerinde
* * *
Sen bu dünyanın sırrına eremezsin
Erenlerin dilini de sökemezsin
Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı
Öteki cennete ya girer, ya giremezsin
* * *
Niceleri geldi, neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler
******
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel
Ama TANRI KANAR MI BUNLARA?

Sen sofusun hep dinden dem vurursun
Bana da sapık dinsiz der durursun
Peki, ben ne görünüyorsam O'yum
YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O'MUSUN?

Sen içmiyorsan içenleri kınama bari
Bırak aldatmacayı ikiyüzlülükleri
ŞARAP İÇMEM DİYE ÖVÜNÜYORSUN AMA
YEDİĞİN HALTLAR YANINDA ŞARAP NEDİR Kİ..

Ey kara cübbeli senin gündüzün gece
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere
ONLAR YARATANIN SANATI PEŞİNDELER
SENİNSE AKLIN ABDEST BOZAN ŞEYLERDE....

Ben kadehten çekmem artık elimi;
Tutmam senin kitabını minberini.
Sen kuru bir softasın, ben yaş bir sapık
CEHENNEMDE SEN Mİ DAHA İYİ YANARSIN, BEN Mİ?..

Seni kuru softaların softası seni
Seni cehenneme kömür olası seni
Sen mi haktan rahmet dileyeceksin bana ?
HAKKA AKIL ÖĞRETMEK SENİN HADDİNE Mİ ?

Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümün de sırlarını çözerdin
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
YARIN AKILSIZ NEYİ BİLECEKSİN

Ey kör!
Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş !
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş !
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ !
-Ömer Hayyam

kemalist türkiye'nin nazi almanyası'yla işbirliği

bedirhanberkesernur
evet anasını satayım ermenileri kestik, rumları kestik, kürtleri kestik, süryanileri kestik hatta nazilerle işbirliği yapıp yahudileri de kestik... ideoloji çerçevesinden tarihe bakmayı bırakın lan. adam o dönemin sscb-türkiye ilişkilerini bilmiyor, rusların türkiye'ye attığı iftiraları bilmiyor, gelip wikisosyalizmi kaynak göstermiş türkiye'yi nazi işbirlikçisi ilan ediyor. iddialara teker teker değineceğim. ama önce tarafsızlığın ne olduğundan biraz bahsedelim,

türkiye'nin 2.dünya savaşı'ndaki tarafsızlığı ne isviçre gibi pasif bir tarafsızlık, ne de ispanya gibi alman yanlısı bir tarafsızlıktı. türkiye'nin uygulamış olduğu politikaya aktif tarafsızlık diyebiliriz. türkiye 1945'e kadar tarafsız kalmıştır ama bu sırada savaşın bütün taraflarıyla aktif olarak ticari, diplomatik vb. ilişkilerde bulunmuştur. düşünün ki batınızda nazi almanya'sı var (ki bu adamlar fransız-ingiliz birleşik ordusunu iki buçuk ayda yendi, 1941-1942'de kızıl ordu'yu yerle yeksan etti), kuzeyinizde ve doğunuzda sscb var ve sizden toprak talebinde bulunuyorlar (buna daha sonra detaylı biçimde değineceğim). güneyinizde de fransa-ingiltere güdümlü devletler var. bunun dışında akdeniz'de yayılmacı bir italya var (ki 1920'lerden beri güney topraklarınızı işgal etmek istiyor) ve daha 1935'de etiyopya'ya saldırıp zehirli gaz kullanmış. durum bu. savaşan tarafların tam ortasındasınız. önemli bir konuma sahipsiniz ve savaş endüstrisi için gerekli madenleri (krom gibi) çıkarabiliyorsunuz. bu durumda sizi ne isviçre gibi etliye sütlüye karışmam tarzı bir tavır kurtarır, ne de ispanya gibi bir tarafı daimi olarak desteklemek. bu ortamda türkiye, savaşın bütün taraflarıyla çeşitli münasebetlerde bulunmuştur ve aktif savaşa girmemeyi başarmıştır. şimdi arkadaşın iddialarına geçebiliriz,

1)dostluk ve saldırmazlık antlaşması

18 haziran 1941'de türk-alman dostluk ve saldırmazlık paktı imzalanmıştır. almanya'nın sscb'ye saldırdığı tarih 22 haziran 1941'dir. normalde bunu okuyanın şunu düşünmesi normaldir: almanlar bizimle müttefik oldu, bundan hemen sonra da sscb'ye saldırdı.
birincisi, aynı dostluk ve saldırmazlık paktı sscb ile ta 17 aralık 1925'te imzalanmıştır.
ikincisi, almanya'nın sscb'ye saldırması resmi bir savaş ilanıyla değil, ani biçimdedir. yani savaşa girmeden dört gün önce bu anlaşmanın imzalanması almanya'nın türkiye tarafını güvenceye alması olarak yorumlanabilir. zira türkiye kuvvetle muhtemel bu harekattan habersizdir.
üçüncüsü, 25 mart 1941'de hem türkiye hem sscb tarafından türk-sovyet saldırmazlık deklarasyonu yayınlanmıştır. bu deklarasyon, 1925'te onaylanan anlaşmayı teyit etmiştir.
(mehmet gönlübol, cem sar; olaylarla türk dış politikası(1919-1973), 1987, s.193)
yani almanya, sscb'ye saldırdığında türkiye her iki tarafla da dostluk antlaşması imzalamıştı. bu, aktif tarafsızlıktır.

2)almanya-türkiye ticareti

şöyle buyurmuş sosyalist: "ama türkiye nazilerin sscb'ye saldırmasından sonra türkiye güya tarafsızdı ama almanya'ya çeşitli yardımlar da yapıyordu: krom cevheri ve başka stratejik materyaller satıyordu.". buna da türkiye'nin "tuhaf" hareketi demiş.

savaş sırasında türkiye, almanya ile krom ticareti yapmıştır, bu doğru. krom, savaş endüstrisinde kullanılan bir madendir. arkadaşın bilmediği muhtemelen şu, türkiye ilk olarak krom ticaretine ingiltere ile başlamıştır. hem de şu koşullarda; türkiye çıkarttığı kromun "tamamını" sadece ingiltere'ye ihraç edecektir. başka bir ülkeye ihraç için, ingiltere'nin "izni" gerekmektedir.





hatta, türk tarafı ihracatın savaş boyunca devam etmesini istemiştir. ingilizler bunu reddetmiştir. 2+1 yıl olarak uzlaşılmıştır (istenirse 1 yıl uzatılabilecek).
bu anlaşma çerçevesinde 1942 yılının sonuna kadar ürettiğimiz bütün kromu sadece ingiltere'ye ihraç ediyorduk. bu mu savaş sırasında nazi sempatizanı olmak? devam edelim; 1941'de almanya, türkiye'den kendisine krom satmasını talep ediyor. ancak ingiltere ile krom anlaşması hala yürürlükte olduğundan bu talep reddediliyor. anlaşma bittikten sonra 1943'de, almanya ile krom ticareti başlıyor. bu ticaret "ingiltere'nin bilgisi dahilinde" gerçekleşmiştir. 1944'de ingiltere ve abd, türkiye'ye nota vererek almanya'ya yapılan krom ihracatının durdurulmasnı talep etmiştir ve ihracat kesilmiştir. bu konuyla ilgili olarak dönemin dışişleri bakanı numan menemencioğlu'nun meclis'te yapmış olduğu 20 nisan 1944 tarihli bir konuşma var. zaten yukarıda verdiğim bilgilerin bir kısmını buradan aldım. aynen koyuyorum;







bu konuşmada menemecioğlu, almanya ile ticaretin yapılma nedenini de açıklıyor. ingiltere ve abd, dünyanın çeşitli bölgelerinden hammadde temin edebilen ülkeler. hal böyle iken türkiye ile ticaret yapmaya pek istekli değiller (zira akdeniz aynı zamanda savaş bölgesi). almanya'nın ise böyle bir şansı yok ve türkiye'nin ekonomisi için bu ticaret hayati önem taşımakta. türkiye nazilerle ticaret yaptı, onlara yardım etti gibi bir iddiayı ortaya atmadan önce bunları göz önünde bulundurmak gerekir. bu ticaret "tuhaf" falan değildir, ekonomiyi ayakta tutmak için zorunludur (bu hem savaş öncesi, hem savaş sırası ticaret için geçerlidir. türkiye'nin 1930'larda yaptığı ticaret onu nazi yanlısı falan yapmaz). ingiltere'yle yapılamazsa, almanya'yla yapılır. bu kadar basit.

3)almanya ve italya'nın savaş gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı

bu iddia tamamen sscb tarafından uydurulmuştur. bunu yorumlamak için öncelikle dönemin sscb-türkiye ilişkilerine bakmak gerekir.
sscb'nin türkiye'den toprak (kars ve ardahan) ve üs talebinde bulunduğu bir gerçek. bu talep, 1953'e kadar devam etmiştir. 30 mayıs 1953'de sscb dışişleri bakanı molotov tarafından açıklanan notada, bu talepten vazgeçilmiştir. türkkaya ataöv, mehmet ali aybar gibi isimler de bunu kabul etmiştir. bu, türkkaya ataöv'ün kitabından (mehmet ali aybar'ın bu konuda yazdıkları bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm adlı kitabında mevcut):



bununla ilgili zamanında karşılıklı notalar verilmiştir. önemli olan nokta şu: türkiye-sscb arasında saldırmazlık anlaşması var ama ilişkiler de gergin. türkiye'nin kendi egemenlik haklarına aykırı olan bu talepleri reddetmesi gayet normaldir.
şimdi de montrö boğazlar sözleşmesine göre, boğazlardan hangi gemilerin hangi şartlarda geçebileceğine bakalım. şu linkten sözleşmenin tamamını inceleyebilirsiniz:

http://sam.baskent.edu.tr/belge/Montro_TR.pdf

ben sadece belli kısımlarını koyuyorum:





burada görüldüğü gibi savaş zamanında türkiye tarafsızsa, savaşan devletlerin savaş gemilerine boğazlar kapalıdır. aynı zamanda türkiye'nin savaşta olması yahut kendini savaş tehdidi altında hissetmesi durumunda istediği gibi hareket etme hakkına sahiptir. bu durum, batılı müttefiklerin sscb'ye akdeniz'den askeri yardım yapmasını engellemektedir. aynı zamanda sscb donanmasını da akdeniz'de hareket etmekten alıkoyar. boğazlardan alman-italyan savaş gemilerinin geçtiği iddiası, bu bağlamda ortaya atılmıştır. bu iddia, iki ülke hükümetleri arasında karşılıklı nota verilmesine sebep olmuştur. ismet inönü, 1 kasım 1945'de meclis'de yaptığı konuşmada, bu iddialara değinmiştir. aynı zamanda türkiye'nin tarafsızlığı ile alakalı da konuşmuştur. konuşmanın ilgili bölümünü koyuyorum:









bu konuyla ilgili olarak sscb ve türkiye, ikişer tane nota vermiştir. türkiye ilk notasında sscb iddialarına yanıt vermiş, ikinci notada da bir hakeme başvurulmasını teklif etmiştir. tahmin edebileceğiniz gibi sscb, hakeme başvurmayı reddetmiş, konu da kapanmıştır. notalar "türkiye'nin kapısı boğaz" adlı 1947 basımı kitapta mevcut.

4)ideolojik işbirliği

von papen, 1939-1944 yılları arasında almanya'nın türkiye büyükelçiliğini yapmıştır. arkadaş burada, mayıs 1942'de papen'in fevzi çakmak ile görüştüğünü ve savaşa almanya tarafına gireceğini söylediğini iddia etmiş. bu görüşmeyi doğrulayan herhangi bir kaynak bulamadım (yazarın verdiği wikisosyalizm linkinde de bundan bahsetmiyor, hatta wikisosyalizm de fevzi çakmak sayfası dahi yok). bu iddiayı ortaya atan arkadaş kaynak gösterirse ben de bunun üzerinden yorum yapabilirim.
savaş yıllarında türkiye'deki bazı bürokratların nazi sempatizanı olduğu doğru olabilir. ancak bunun devletin izlediği politikaya yön vermediği ortadadır. özellikle turancılık fikri üzerinden kendini nazilere yakın görenler olmuştur. fevzi çakmak da 1944'de yaş haddinden emekli edilmiştir. bu olayın arkasında turancılık fikrinin olup olmadığını bilmiyoruz.
bir de türkiye'de 20 bine yakın alman askerinin olduğu iddiası gerçekten akla hayale sığmıyor. ya tümen büyüklüğünde bir alman birliği nerede kalır, ne yer, ne içer? üstüne üstlük böyle bir durum türkiye'nin tarafsızlığını bozar. böyle bir şey olsaydı şu ana kadar ortaya çıkmaz mıydı? türkiye savaş sonunda zaten müttefiklerin yanında savaşa girdiğini ilan etmiş, 20 bin alman askeri türkiye'de ne halt yer? abd, ingiliz, türk, alman belgelerinde bulunmaz mıydı bu? rusların savaş döneminde yaptığı propagandayı 70 yıl sonra gelip burada tekrar etmiş adam.

sonuçta her ne olursa olsun türkiye, 2.dünya savaşı'na aktif olarak katılmadı. 1942 haziranında başlayan alman taaruzuna da destek vermedi. sscb'ye karşı yeni bir cephe de açmadı. 1942'deki askeri hareketlilikle ilgili inönü'nün söyledikleri, yukarıdaki meclis konuşmasında mevcut. ortalıkta nazilerin yanında yer alma gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. bazı kişilerin(devlet içinde görevli olsun olmasın) nazi sempatizanı olması da bu gerçeği değiştirmez.
3

mehmet akif ersoy

bedirhanberkesernur
başlığı şans eseri buldum ve keşke bulmaz olaydım. okurken resmen kendimden utandım. lan "götüne damgayı sokar oy pusulasında akp'nin altına oturup kalkardı" nedir? hatta biri gelmiş ırkçı demiş. adam mehmet akif'e ırkçı demiş.
yaşasaydı hangi partiye oy verirdi yerine rahmetlinin düşüncelerinin tartışılmasını beklerdim.
mehmet akif ersoy'u günümüzün islamcılarıyla bir tutmak çok yanlış bir tutumdur. kendisi muhafazakardır, bu zaten belli. ama mehmet akif'e yobaz derken insan biraz utanır.
bakın, şu çılgın türkler'de, turgut özakman'ın akif hakkında yazdığı bir metin vardır (mehmet akif ersoy'un çeşitli şiirlerinden derlenmiştir. mehmet akif ersoy'un düşüncelerinin tahlili denilebilir). bir kısmını aktarıyorum:

"bugün dünyada milyonlarca müslüman var. ne acıdır ki hiçbirinin istiklali yok. yalnız biz istiklal sahibiydik. ama biz de yüzyıllardır, elde ne varsa, yabancılara verip geri çekile çekile yaşıyorduk.
bunun sebebi dinimiz midir? haşa. islamiyet hayatı, aklı, mantığı, zamanın icaplarını reddetmez. islamiyet dini, ölüler dini değildir. ama batı dünyası ilim ve fende ilerlerken biz müslümanlar ne yaptık? her şeyi allah'a havale ve emanet edip tembellik, cehalet ve bağnazlık içinde donup kaldık. sonuç ortada: dilenerek yaşayan hükumetler, harabeler, ekilmemiş tarlalar, yakılmış ormanlar, hastalıklar, hurafeler, üfürükler, yolsuz, okulsuz köyler, pis şehirler. milletin hayrı için ne düşünsen 'olmaz!' diye dikilen ilimsiz hocalar. her yeniliğe, 'biz dedelerimizden böyle görmedik' diye karşı çıkan yobazlar.
milletlerin hayatında duraklamak bile ölüm demek iken, biz tamamen durmuşuz. geriden de geri bir hale düşmüşüz. görünen köy kılavuz istemez. yaşadığımız, ilkel bir hayattır... "
(şu çılgın türkler, bilgi yayınları, 2005, s.522)

bu zihniyette olan birini, islamcı diye damgalayıp geçmek gerçekten ayıptır. evet, akif muhafazakardır, "asım'ın nesli" fikrini de beğenmiyor olabilirsiniz ancak islamcı, ırkçı gibi damgalamalar gerçekten çok yakışıksız.

iran olayları

nemlendirici kullanan ebu leheb
Tarkiye'deki gerizekalı sol, amerikan karşıtı olacağım diye yaralı parmağa dahi işemezken twitter'da koskoca akademisyenin -sol tandans tipler bunlar- “emperyalist güçlere karşı iran'ın yanındayız” diye alenen saçmaladıklarını gördük.

Be hey gerizekalı kafe solcusu, iran dediğin ne? İslami rejim. İslami rejim ne? Cinayet, katliam, tecavüz, tehdit, terör. İslam ne? Bu şiddet bileşenlerini öğütleyen arap fenomeni. Peki toplum düşmanı bu fenomenin yenilmesi için mücadele etmek abd uşaklığı mıdır?

İran'daki rejimin yıkılması önemli. Çünkü artık dünyada şeriat ile yönetilen ülke(lere) yer yok. Artık dünyada siyasal islam'a yer yok. Öyleyse ahmak sol, saz dinleyip adıyaman tütünü sarmanın dışında bir halta yaramalı ve en azından söylem birliği ile iran'daki özgürlük hareketine destek olmalı.

Ama sahi siz ruh hastası olduğu ruslarca bile kabul edilen stalin'e lider diyen tiplerdiniz, değil mi?

İnsanın kültürel evriminde son düzlüğe girildi. İslam, kadük bir kültür. Tarihin çöplüğüne atılmaya mahkum. Bundan yüz yıl sonra kimse küçük kız çocuğu s.kmeyi, oğlanların ırzına geçmeyi, deve sidiği içmeyi, kadınları cariye olarak satmayı, islami dogmaları reddeden bireyleri öldürmeyi, cihat denen terör faaliyetini yürütmeyi falan düşünmeyecek. Şiddetten doğan her fikir gibi islam'ın da üzeri çizilecek. Ama icraatı bir tek bılık bırakıp kaçak çay içmek olan sol fraksiyon da yüz yıl sonraki perspektifte kendisine yer bulamaz.

Sosyalizmin, insan hakları ve ifade özgürlüğü aktivistliğine dönüştüğünü; solun evrimleşmeye mecbur olduğunu görün artık.

Son olarak
3

iran olayları

removekebab
iran'da Protestocular rejim karşıtı gösteriler yapmak için sokağa indi.
gezi olaylarına benziyor; ne kadar ayrıca amerika vb. emperyalist ülkeler iran'ı bölmek istese de bu emperyalist devletlerden bağımsız filizlenmiş laik bir ayaklanma olup desteklenmelidir.
ayaklanmanın temeli laiklik ve ekonomik kötüye gidişe karşı durmaktır.
iran yavaş yavaş uyanıyor, islamdan kurtulmanın yollarını arıyor.

görüntüde başörtüsünü çıkartıp sallayan bir genç kız var.
7

hoşgörü paradoksu

removekebab
ing. paradox of tolerance (tolerasyon paradoksu) karl popper tarafından 1945 yılında tanımlanmıştır. doğrudur ve aslında paradoks değildir.

çağımızdaki liberal demokrasilerinin tanımlayıcı özelliğinden biri olan tolerans, Latince - tolerare kelimesinden türemiştir. Tolerans basit olarak, katlanma ve tahammül etme anlamlarına gelmektedir.

sınırsız tolerans (hoşgörü) , zorunlu olarak sonunda, hoşgörünün kendisinin ortadan kalkmasına yol açar. can alıcı soru şudur : hoşgörüsüz insanlara da hoşgörü gösterilmeli midir?

cevap: eğer hoşgörüsüz olanlara da hoşgörü gösterirsek, hoşgörülü olan bir toplumu hoşgörülü olmayanların saldırısına karşı savunmaya hazır olmazsak, hoşgörülülerin ve hoşgörünün kendisi ortadan kalkacaktır.

tolerans liberalizmin sorunlarından biridir.

2

türkiye'de metal müzik

di gora bave tenim
türkiye'de metal müzik demek nedir?
türkiye'de herhangi biri "ne tür müzik dinliyorsun" diye sorduğunda cevabım "heavy metal,black metal,rock,punk" demeye çekinir hale geldik. hemen "sen satasint misin? neden ruh hastaları gibi kafa sallıyorsunuz? siz kedi kanı mı içiyorsunuz?" gibi sorular ile karşılaşıyoruz. neden bu ülke de müzik anlamında cahillik var? bu ülke de metal müzik adına çok çaba sarf eden gruplar vardı ve halen de var. örnek vermek gerkirse ilk akla gelen"pentagram". sizce pentagram türk heavy metal grubu olmasaydı yabancı bir grup olsaydı ne olurdu? durun ben söyleyeyim yüzbinlerce kişinin konserine gitmek için can attığı bir grup olurdu. vokali,gitaristleri,bateristi türkiye'de eşi benzeri bulunmayan kişiler. şimdi baktığımda hadise,heijan,alişan dinleyenler pentagram şarkılarının altına "yav amusuna goyam bunlar zatanist kedi kani içiyorlar allah islah etsin" gibi çok yoruma şahit oldum. tek pentagram değil nice metal gruplarımız rock gruplarımız heba oluyor acıyorum cidden.. heijan denen hadise denen şahıslar 100 milyona aşkın dinlenirken pentagram gibi 30 yıldır bu ülke de metal müzik yapan, sırf uzun saçlı diye gitaristleri halk tarafından dövülen ve o gitarist asker de dayak yediği adamlar için şehit olmuştur! bu kişilerden bahsediyoruz. önemli olan müziğin ritmine ayak uydurmak değil. sözlerine verdiği mesaja ayak uydurmaktır. müzik dinlemek budur işte.

motörhead

di gora bave tenim
motörhead 1975 yılında bas gitarist ve solistliğini yapan lemmy kilmister tarafından kurulan ingiliz heavy metal grubudur. lemmy sesi muazzamdır. kendisi metalica gibi heavy metal gruplarının gelişmesinde,ünlenmesinde çok büyük yeri vardır. heavy metal'in tanrısı olarak bilinir lemmy abimiz.

son khk

atticus finch
“terör olaylarını bastıran sivillere yargı muafiyeti” ifadesi kullanılan khk.
yani diyor ki cinayet, haneye tecavüz, darp ve her türlü suç olayında eğer suçun hedefi solcu, muhalif, kürt, alevi vb. ise suçlu mahkemeye çıkarılmayacak, suçluya yönelik herhangi bir işlem uygulanmayacak.

bu olay (bkz:höh) başlığında anlattığım şeyin aşağı yukarı aynısı, ve yine şaşırtıcı değil. faşizan rejimler iktidarlarına yönelik bütün sınıfsal ve ilerici isyanları bastırmak için paramiliter sokak güçleri yaratırlar.

bu khk çıktı ya, artık 1 mayıslarda, katliam anmalarında, öğrenci protestolarında, hatta en basit dergi satışında bile höh veya ülkücü çeteleri, gezi direnişindeki palalı sabri gibi manyakları üzerimize salabilirler. yapılan şey zaten olağandır, ciddidir ve bir iç savaş hazırlığıdır.

bozuk plak gibi tekrar etmekten sıkıldığım halde önümüzdeki dönem için yine aynı şeyleri söylüyorum. örgütlülükten ve aktif eylemcilikten bu kadar korkmayın. burjuva düzen partisi, koltuk değneği chp'den medet ummayın. ve iktidarın ne zaman başı sıkışsa ulusalcı, yamtar kesimi kandırmak için öne sürdüğü kürt kozuna kanmayın.

neo kayılar ve neo kayıcılık diriliş filmi eleştiri

kam


Yazının sonuna gelmiştim ki birçok yerde konu dallanıp budaklanmış o yüzden başa bu notu ekledim, yazı uzun ama çok değerli bilgiler var. Buyrun...
içinde bulunduğumuz dönemin hastalıklı bilinçlerini tanımlamak için böyle bir kavram oluşturmak istedim. Son zamanlarda ortaya çıkan diriliş filmi ile virüs gibi yayılan mankurtlar ( ne olduğunu araştırın ) zaten harap olmuş kültürümüzün içine etmektedir. Yapılan film yeni nesile şeriat ve cihatçılık aşılayıp çağın gerisine götürmekte. Zaten gerisinde olduğumuzu da biliyoruz. Filmden birkaç saçmalıktan bahsetmek istiyorum, sosyal hayatta sürekli karşıma çıkıp duruyor.

1 ) Öncelikle Bamsı Beyrek ve Banu Çiçek meselesi
Bamsı Beyrek nereden baksanız Oğuz Kağan'a yakın bir kahramandır ve eşi banu çiçektir. Dede korkut boylarında ( boy = hikaye ) banu çiçek bamsı beyreğin eşidir. Bamsı beyrek düşman zindanında 16 yıl hapis kalır ve eşi banu çiçek 16 yıl boyunca onu bekler. Bamsı Beyrek Prof. M. Fuat Köprülü'nün '' Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar '' dediği eserde milli bir kahramandır. Anadolu'da başlıca bir hikaye olarak Bey Böyrek Hikayesi diye de bilinir. Ama filmde gerizekalı, oturmasını kalkmasını bilmeyen, kaba, cahil bir karakterdir ve eşi Banu çiçek de bir başkasının eşidir. Ayrıca bu bamsı beyrek'in hayatı yunan odessa destanında milli kahraman odysseus'un hayatıyla aynıdır, özellikle eşinden ayrı kalması yurduna dönmesi eşiyle kavuşmak için yaptığı işler vs. Yunanlar bukaraktere taparcasına sahip çıkarken bizim bundan sonra neo kayılar diyeceğimiz mankurtlar kendi milli kahramanlarını yerin dibine sokmaktadırlar.

2 ) filmde eski inanca hakaret putperet vs. gibi yakıştırmalar yaparak şeriatçılık, ümmetçilik pompalanmakta, filmde türkler ( günümüzde neo kayılar ) milli kültürlerine düşman edilmektedir. Şamanlar / kamlar / ozanlar insanlığın ilk üstatları, filozofları, müzisyenleri, doktorlarıdırlar ve her zaman insanlığın yararına işler yapmaktadırlar. Sonradan farklı türler çıksa da türk şamanlığı böyledir ve kara büyü yoktur. Ak şaman kara şaman olayı sonradan ortaya çıkmıştır ve kara şaman şudur. Türklerde kötülük yeraltından iyilik göklerden gelir. bir kişi hastalandığı zaman yeraltındaki erlik han'a dua eden ona kurban kesen şaman aranır. ak şamanlar ülgen'e dua eder bolluk bereket için, kara şamanlar kötü şamanlar değildir hastalıklar uzak dursun diye erlik han'a kurban keser ve hastalıklı hayvanları kurban eder. bir hastanın hastalıktan kurtulması için kara şaman erlık han'a dua eder kara şaman olayı budur. Filmde arap dünyasından çıkmış üfürükçü büyücülerin yaptıkları işler türk kamlarına/ şamanlarına aitmiş gibi gösterilip zaten cahil olan neo kayılar tamamen mankurt yapılmaktadır.
türk şamanlığında bu tarz adam öldürme ayırma vs gibi büyüler yoktur bunlar islam coğrafyasından yayılmıştır !

3 ) Türk - Moğol ilişkisine pek girmek istemiyorum ancak birkaç cümlem olacak. günümüz neo kayıları müslüman oldukları için moğollara düşman olmuşlardır. tarihte o dönemde yaşamış oğuzlar da aynı şeyi yapmışlardır. araplar islam yayacaz diye türkistan ( orta asya ) coğrafyasına saldırmışlardır. asıl amaç ipek yolu vs. ele geçirmektir. burada çok katliamlar yapmışlar, tecavüzler gerçekleştirmişler ve oradaki kadınları günümüzde ışidin yaptığı gibi köle olarak satmak için getirmişlerdir. tabiki bu kadar güçlü değiller ancak birkaç saldırıları savuşturulunca ittifaklar toplayıp tekrarlamışlar ve arkalarına islamın halifeliğin gücünü alarak bunu başarmışlar. tabii ki isteyerek müslüman olanlar da kıyıda köşede vardır. Bu olayların intikamını sürekli moğollar dile getirmişlerdir. bu meseleyi unutmayan moğollarda Cengiz han gibi bir yiğit doğana kadar pek bir faliyet olmamış ancak ondan sonra bu soykırımların intikamı alınmaya başlamıştır. intikam almak için saldırdığı arapların koruyuculuğunu yine türkler yapmaktadır. türkler duygusal davranım araplarla aynı dine mensup oldukları için onların saflarında yer alıp moğollarla savaşmış ve çok feci sonuçlar almışlardır.
Ha şu açıdan da bakılabilir, mogollar saldırıp türkleri bu tarafa sürmese selçuklu da kurulmaz, osmanlı da olmaz Türkiye de kurulmazdı. kendi soyuna yapılan soykırımın intikamını alan moğollara düşman kafir diye bakan mankurtlaşmıştır.
Cengiz ve torunları bu intikamı devam ettirmişlerdir. mesela hülagü han diye bir torunu vardır. Halife mutasım '' türk katli vaciptir '' gibi fetvalar yayınlayıp cihatlar düzenlerken hülagü onu uyarmıştır ancak o '' ben allahın halifesiyim '' diye artistlik yapmıştır. bedelini hülagü han bağdat'ı yerle bir etmekle ödetmiştir ve bu saldırının sonunda halifeyi atlarla ezerek öldürmüştür. Ama şu da vardır ki hülagü han'ın veziri Reşîdüddîn Fazlullah müslümandır ve günümüzdeki birçok masal, destan gibi verileri o derlemiştir. düşünün bugün o bozkurtun çocuğu emzirme inanışı bile bu eserlerden alınmaktadır. şimdi neo kayılar bu kaynaklardan beslenip kurttan geldik oğuz kağan vs diyecekler ve moğolları ötekileştirip onlar türk değil biz türküz hem onlar kafir düşman diyeceklerdir. Filme gelcek olursak eletirilecek çok şey var ancak konu zaten uzadı, şu cümlelerle bitirmek istiyorum.

Ayrıca bu yukarıda bahsettiğimiz filmde türk kadını evinde oturup avutulmaktadır. bakın türk kadını at binip savaşıyor falan. evet gerçekten öyleydi ama bugün kim yapabiliyor o filmdekileri ?

* kadınlar hakları ellerinden alınırken evde film başında kafalarındaki ütopyada afyonlanmış vaziyette yaşıyorlar. aynı şekilde erkekler de öyle. bir süre sonra bunu izleyenler gerçeklik algılarını yitiriyorlar. Börk takıp, eşeğe binip, eline döner bıçağı aldıktan sonra '' emredin israili alıp yatsıyı orada kılalım hülooğ '' diyen hastalıklı bilinçlere dönüyorlar. pardon bilinçsizler.

kısacası bu filmin türk kültürüyle hiçbir ilgisi yoktur aksine bunu izleyenler kültürlerine düşman edilmek için hipnoz edilirler. okuduğunuz için teşekkürler
bundan sonra neo kayılar kavramı yaşar umarım

partizan sol örgüt

atticus finch
savaştığı düşmanını analiz edemeyen örgüt. laik, bilimsel eğitim mitingine gidip "kahrolsun kemalist-faşist diktatörlük" dövizi açıyorlar. farkında mısınız bilmiyorum da biz şu an kemalistlerle değil, islamcılarla mücadele ediyoruz.

partizan diye düzeltilmesi gereken başlık bu arada. niye ek olarak "sol örgüt" denmiş anlayamadım.

halepçe katliamı

atticus finch
1988 iran-ırak savaşı esnasında, saddam yönetiminin el-enfal operasyonu kapsamında biyolojik ve kimyasal silahlar kullandığı, 5000-6000 kadar kürdün yok edildiği katliamdır. ab ve abd, 4 sene sonra hocalı katliamı esnasında yapacağı gibi bunda da üç maymunu oynamıştır. bir çocuğun gazların yayılışı esnasında annesine söylediği "anne, elma kokusu geliyor" lafı nedeniyle "elma kokusuyla gelen ölüm" olarak da bilinir.

en bilinen fotoğrafı ramazan öztürk tarafından çekilen "sessiz tanık"tır bu arada. pek hoş bir fotoğraf olmadığı için spoiler kısmına koyuyorum.

ümit yılbar

di gora bave tenim
25 eylul 1993'de pkk ile girdiği çatışma da hayatını kaybetmiştir. peki kimdir bu ümit yılbar? pentagram adlı türk heavy metal grubunun üyesi olan ümit yılbar sırf uzun şaçlı olduğu için darp edilip hakaretlere maruz kalmıştır. askerlik zamanı gelince sırf uzun şaçlı oldugu için dayak yediği satanist dinsiz suçlamalarına kurban gittiği insanlar için asker de isteği ile asteğmen olarak komando olmuştur. pentagram grubu ise olaydan sonra ümit yılbar için fly forever müziğini çıkarmıştır. ne zaman dinlesem tüylerim diken diken olur. huzur için de uyu ümit abi..
sırf uzun saçlı diye dayak yediği adamlar için şehit olmuştur!

laik sözlük

anna perenna
Buraya ne olmuş yahu?
Çok üzgünüm şu an.
Ben gitmeden önce sözlükte yenilikler olacağı konuşuluyordu bir gireyim dedim bakayım nasıl olmuş, yazar sayısı artmış mı diye gözlerime inanamıyorum.
Güzel bir potansiyele yazık olmuş...

bunlar ilginizi çekebilir