confessions

pencere

Rakı  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 832
  2. takipçi 13
  3. puan 21836

zafer dilek

pencere
kadri kıymeti yeterince bilinmemiş türk bestecidir.
ömürden giden bu güzel cuma gecesini sözlükte pinekleyerek geçiren bütün biz a sosyal eziklere gelsin. kendi aramızda da eğlenebiliriz. a sosyalsek a sosyaliz kardaş ne olacak.

(gardorop fuat'ın kemal sunal'ı kovalamaya başladığı sahnenin müziğidir. bence bir şans verin ezikleerr...)

merhaba ben fuat oktay sorularınızı yanıtlıyorum

pencere
yani gelse de sözlüğümüze bizim şapşik sorularımızı yanıtlasa pek iyi olacağını düşündüğüm başlıktır. fakat baştan uyarayım ''sen kimsin'' diyerek ötesini getiren sorular sormayın. zira kendisi dünya döndükçe allah başımızdan eksik etmesin cumhurbaşkanımızın tek yardımcısı ve de vekilidir.

benim ilk sorum şu olurdu;
''abi siz kimsiniz? mfö grubunda hiç çaldınız mı?''

stephen king

pencere
bazı çok bilmişler tarafından edebiyatçı kabul edilmeyen yazardır. gerçi conan doyle'yi de edebiyatçı saymayan salatalıklar vardır. onlara bir zahmet sktrp gider misiniz demek istiyorum. teşekkürler.

sayın king'in edebiyatındaki gerilim unsurları özü ve derinliği itibariyle büyük metaforlar içeren unsurlardır. kral ustamızı edebiyatçı kabul etmemek, alfred hitchcock'u sinemacı kabul etmemek gibi bir şeydir. yazık ki iki ustamızın da gerilim metaforları yeterince anlaşılmamıştır.

230 bin kişinin neci olduğunu ysk'ya gönderdik

pencere
içişleri bakanı süleyman soylu açıklamasıdır. açıklamanın bir yerinde küçükçekmece belediye başkanı için , "bir seçim iptal edilecekse büyükçekmece iptal edilmeliydi. o belediye başkanı orada fuzuli işgalcidir. ama ysk böyle karar verdi" sözleri de yer alıyor.
malumunuz üzere artık bakanların siyasi bir sorumlulukları yok. buna rağmen hala içişleri bakanı devletimizin, cumhurbaşkanı ve adalet bakanından sonra en yetkili 3. kişisidir. bu seçilmemiş güçlü zat, seçilmiş bir belediye başkanı hakkında bu tür sözler ediyor fakat yargı bunun karşısında lal olmuş. işin sadece bu beyanat kısmı bile korkunçtur.

daha sonrasında bakan bey 700 kadar sandık kurulu üyesinin eniştesinden teyzesi oğluna kadar fetö ile iltisaklı olduğunu söylüyor.
ben de bakan beye sormak istiyorum, memlekette eniştesi, teyzesi fetö ile iltisaklandırılmayan insan mı kaldı? peki suçun şahsiliği ilkesi nerede kaldı? 16 nisan referandumundan 24 haziran seçimlerine kadar sandık kurullarında teyzesi, eniştesi fetö ile iltisaklı kimse yok muydu?

kılıçdaroğlu'na da sormak istiyorum. bu garip açıklamalar karşısında neden kıçını yırtmıyorsun? muhalefet buna benzer deli saçması laflar etse, erdoğan çoktan miting meydanlarında bunlarla gereğince dalga geçer doğru bir yönde kamuoyu oluştururdu. senin böyle bir becerin yoksa neden yıllardır orada millete umut tacirliği yapıyorsun?

zamanında kendisini tbmm önünde yakan yoksul işçiye ''git kendini sarayın önünde yak'' demeyi biliyorsun. muhalefet bu kadar itibarsızlaştırılıp, halkın aklıyla bu kadar çok alay edilirken sen hangi klimalı ortamda serinliyorsun?

eşik

pencere
sabahattin kudret aksal şiiridir;

bir yaz günüydü bırakmışım arkamda
yürüyordum sokaklar tozdu, yapılar
boz bulanık bir su gibi akıyordu
bir kadın çamaşırını asıyordu
penceresinde yitirilmiş anılar
burnumda çürümüş yemiş kokuları
sokaklar yeniden yeniden sokaklar
yer bitirir en güzel aydınlıkları
geceyle gündüzün kavşak noktasında
havada kanat vuran kuştu çirkin
ve şaşkın baktım birdenbire karşımda
olağanüstü eşiği güzelliğin.

15 mayıs 2019 döviz satışlarına işlem vergisi getirilmesi

pencere
bugün itibarıyla hayata geçen akıllara ziyan karardır.
bugüne kadar tabanından tavanına hangi akp'li ile ekonomi tartışsam özal'ı öve öve bitiremezler. özal'ı bu kadar çok sevmelerinin nedenleri arasına zammanyak pinoşettin'in döneminde doların serbest kalmasını eklerler.
esas itibarıyla, gerçekten dört başı mamur bir serbest piyasa ekonomisi uygulayacaksanız devrimsel bir karardı o dönemde alınan bu karar. çok geçmeden alaturka ve milli bir serbest piyasa ekonomisi uyguladığımız için bunun bedellerini, 90'larda büyük büyük fakirleşerek ödedik.

bugün dolara vergi koydun ve 20 kuruş indirdin doları. peki yarın hiç olmayacak mı? serbest piyasa kurallarından bu kadar delicesine kopuşun bedellerini on yıl sonra falan değil, 23 haziran'dan hemen sonra ödemeye başlayacağız. bu koyduğun işlem bilmemnesinin nasıl bir kayıt dışı döviz ekonomisi yaratacağının farkında mısın? ülkeyi bütün antidemokratik politikalarda 1930'ların gerisine götürdün. dövizide yasaklayıp artık olayı seksen öncesine mi götüreceksin?

ben bir komünistim. bana kalsa devlet yarın bütün herkesin varlığına el koysun. kaynakları eşit dağıtsın. kalanın nasıl büyük bir bolluk olacağını denemesi bedava. fakat sayın akp, ya onu yap, ya da bu akla hayale ziyan ekonomik politikalarla beni her gün kat be kat fakirleştirme.

por delala min sor e

pencere
kürtçe acılı bir ağıttır. ''anamın saçları kızıldır.. yoldaşımın saçları kızıldır..'' anlamına gelir.

porê te hene nakın porê xwe hene nakim, paşka gulya wenakim şuştuna daykı birnakim...

bir maaşını devlete bağışla

pencere
geçen sene bu zamanlar dolar 8 lirayı zorlayınca bir takım troller tarafından dillendirilen durumdur. şimdi yine olay aynı terraneli günlere gitmekte. devlet büyüklerimiz de bunu ciddi ciddi dillendirirse şimdiden söyleyeceklerimi söyleyeyim.

ben çok vatansever bir insanım. sadece bir ay değil, 20 yıllık çalışma hayatımda her ay bir maaşımdan fazlasını devlete bağışlıyorum zaten. bordorumu elime alıyorum ki, benden habersiz neler neler bağışlamışım. sağlık sigortası matrahımın yarısını özel bir sigorta şirketine yatırsam her ay mabadımın kılının rengi değişse bana helikopter kaldırır. diğer hususlara hiç girmiyorum bile.

şu geyikten de gına geldi artık; ''sen bu devletin ekmeğini yiyorsun'' yok öyle bir şey yahuu. her akşam bimden ekmeği 1'25'e liraya alıyorum ben. zaten benzin pompasını arabamın yakıt hanesine mi sokuyorlar ya da nereye sokuyorlar belli değil artık. kullandığım elektiriğin, kullanmadığım dörtte üçünün parasını ödüyorum. canım kötü çikolata çekse haftada bir lüks tüketime giriyor. bu giren çıkanlardan kanayan taraflarımı silecek olsam, tuvalet kağıdı da zamlandı artık ona da güç yetmiyor. peki şimdi kim benim ekmeğimi yiyor?

daha ne yapayım devlet baba? çıplak da uzanayım mı her ay istiyorsan?

türkiye ekonomisini kurtarma yolları

pencere
aklıma dahiyane bir çözüm önerisi geldi arkadaşlar sıkı durun anlatıyorum. son günlerde bir çok haber sitesinde donalt trump'ın türkiye'yi sonbahar gibi ziyaret edeceği konuşuluyor. ülkeye girer girmez derdest etmeliyiz. sonra da bunun çok büyük bir anti emperyalist eylemsellik olduğu konusunda dünyada kamuoyu yaratmalıyız. zaten ben dahil ülkemiz kamuoyunun yüzde sekseni bu eyleme destek veririz. kemal kılıçdaroğlu hemen bu çok tutarlı milli politikanın arkasında yer alır. hdp itiraz edebilir bu politikaya. fakat onlar zaten emperyalist terör iş birlikçisi. kim takar onları.
peki trump'ı tutukladık ne yapacağız sarı bidona turşusunu mu basacağız ülkemizde? hayır tabii ki. onun da ülkesinde çoluğu çocuğu var, bu konuda vicdan yapacağız. fakat turpun büyüğünü öyle kolay vermek yok. diyeceğiz ki ''merkel ayağımıza kadar gelip, ara bulucuk ederse bakarız o zaman''
merkel türkiye'ye girer girmez onu da derdest edeceğiz. bu sefer vicdan, antiemperyalizm falan ayağı yok. direkt açık konuşacağız. abd devleti 50 milyar dolar, ab birliği 50 milyar avro verirse ikisini de salarız. ama tabii ki mahkemeleri devam eder o ayrı konu. lakin türkiye cumhuriyeti mahkemeleri herkesin bildiği üzere bağımsız kurumlardır. ona biz bir talimat veremeyiz.

peki bu para bizim ekonomimizi kurtarır mı? bu kadar çok borçla nah kurtarır. elimizdeki sıcak paranın bir kısmını acil borçlara dağıtırız. sayın cumhurbaşkanımız da beni danışman olarak işe alır. ben bir iddaa komüsyonu oluştururum. haftada 2-3 sağlam maça bir kaç milyar bastık mı, artık ekonomimizin sırtı yere gelmez.

başkaldıran insan

pencere
gençler hatırlamaz ama bunun en güzel yollarından birini ahmet abi yapmıştır;

Cevap veriyorum
Eli böğründe analardan
Mahpuslardan ve acılardan
Çokça bahsediyorum
Çünkü başını kuma
Saklayanlardan tiksindim
Başkaldırıyorum
Ve söz veriyorum
Kırmızı rujlu sokakların
Aşağılık pazarlıkların
Adı anılmayacak benle
Bir çiçeğim halk ormanında fışkırdım
Başkaldırıyorum
Ben bir bıçak ucuyum
Kavga vermiş halkına
Başkaldırıyorum işte
Varın benim farkıma
Ben bir bıçak ucuyum
Kavga vermiş halkına
Başkaldırıyorum hey
Varın benim farkıma
Yine söylüyorum;
Gözü bağlanmış korkulardan
Yasaklardan, baskılardan
Asla irkilmiyorum
Çünkü kan emici yarasadan çıldırdım
Başkaldırıyorum
Yemin ediyorum;
Üç kağıtçının, pezevengin
Teslimiyetin ve mihnetin
Yolu uğramayacak bana
Bir dalgayım halk denizinde köpürdüm
Başkaldırıyorum
Ben bir namlu ağzıyım
Omuz vermiş halkına
Başkaldırıyorum işte
Herkes varsın farkına
Ben bir namlu ağzıyım
Omuz vermiş halkına
Başkaldırıyorum hey
Herkes varsın farkına

turuncu gemi

pencere
aslında derin devlet diye bir şey yoktur. derin devlet, devlete yasaların bol geldiği koşullarda kullanmaktan çekinmedikleri yasa dışı yöntemlerin bir kurumudur. kitlelere ise devletin temiz, devlet olanaklarını gizli oluşumlarla kullanan derin devletin kirli olduğu hapı yutturulur.

cumhuriyet'in ilk kurulduğu günlerde mustafa suphi ve 15 yoldaşının devlet tarafından boğdurulma hikayesi de bugün genç komünistlere derin devlet işi olarak yutturulmaya çalışılıyormuş. çok yazık.

mustafa suphi ve on beş yoldaşı soğuk bir ocak günü, eli kanlı yarı resmi katiller tarafından giresun'da turuncu bir gemide boğdurulur. bu cinayetin baş sanığı topal osman'da benzer bir kumpasla yarı resmi güçler tarafından ortadan kaldırılmıştır. bugünkü yarı resmi katiller bunu akıllarından hiç çıkartmasınlar.

bu ağıt, kalbimizde 15 bıçak olarak kalan yiğit yoldaşlarımız için gülten kaya hanımefendi tarafından kaleme alınmış, büyük müzisyen ahmet kaya tarafından bestelenmiştir.

deniz kenarı soğuk
hemde karanlık basıyor
havada tam kar havası ha
gidilmesi zor yer var gidilmesi gereken
hadi gülüm toparlan gidiyoruz
yaşamak için ölmek sırası bizde
gitmeden yetişelim gemiye çabuk!!!

seks grevi çağrısı

pencere
ünlü abd'li oyuncu alyssa milano'nun kürtaj yasasını protesto amaçlı yaptığı devrimci çağrıdır.
aslında alyssa kızımızın çağrısını düz mantıkla anlamak yanlıştır. gerçi olayı böyle anlayıp, nice güzel bayan arkadaşımız dağ gibi sevgililerini 31'e mahkum edecektir bir süreliğine. yapmasınlar.

olay alyssa hanım gibi dünyada tanınan bir insanın, en çok satan olguyu da pozitif yönde kullanarak, yanlışa dikkat çekme çabasıdır diye düşünmekteyim.

ahmet davutoğlu

pencere
dışişleri bakanlığı ve başbakanlığı dönemi ülkemizin en karanlık yılları olarak tarihe geçmiş kişidir. gerçi hala bu tarihin içinde sayılırız ve daha yazık ki önümüzdeki uzun yıllar direk olarak bu zatın aldığı kararlar ve oluşturduğu politikaların içeride ve dışarıda bedellerini ödeyeceğimiz zannındayım.

halkımızın ne doğusunda ne de batısında karşılığı olmayan eski bilim adamıdır. bu adamın muhalif blok içindeki liderler arasında yer almaya çalışması, şimdilerde çok doğru bir yönde giden muhalif hareketin sulandırılıp cıvıtılmasından başka bir işe yaramayacaktır.

soykırım devam ediyor hala

pencere
sevgili ali duran topuz'un, gazete duvarda nihat hatipoğlu'nun 13 yaşında ermeni bir çocuğu showla müslüman yapmasını anlattığı yazısının başlığıdır.
ali duran bey yeterince güzel şekilde olan biteni yazmış. yazıdan pasajlar paylaşacağım.

''ysk kendisini aştı. ileri demokrasi o kadar ilerde ki yetişen yok. hal böyleyken şovlar da kendini aşacak tabii ki. bir televizyon şovunda 13 yaşında, "ermeni kökenli" diye tanıtılan bir çocuğun "müslüman yapılması!" sahnesi oynandı. bir rektör eliyle. çirkin gösterinin tek mümkün anlamı var: soykırım bitmedi.

"ermeni asıllı çocuk canlı yayında müslüman oldu." haberin başlığı bu. özeti de bu. evet, her şey canlı yayında oldu. çocuktu. işi yapan bir şovmen. bir popüler iman küratörü, duygu avcısı. dini rehber. rektör. akıllı adam, özal dönemindeki anlamıyla, yani (haşa huzurdan) zibil gibi para kazanıyor.

çok sayıda kişi oturmuş. rektör şovmen beyefendinin programı. izleyiciler haliyle inançlı müslüman. her şey canlı. canlı canlı. bir çocuk sesleniyor, hocam merhaba. ben müslüman olmak istiyorum. çocuğun bıyıklar yeni terliyor,
emred.
"a. konusu bana söylendi." söylenecek tabii, organize iş bu. "a. konusu." a., bir çocuk değil, bir insan bile değil, bir "konu." "bana arkadaşlarım ermeni kökenli, hıristiyan bir çocuğun müslüman olmak istediğini söylediler. yaşını sordum a'nın."

tabii malumatfuruşlak da şovun parçası, adam biliyor, adam profesör, adam rektör. "nihat kelimesi farsça kökenli, iyi huylu, iyi ahlaklı, tabiatı iyi adam demek." kökenli, yoksa farsça olacak değil. işimiz köken değiştirmek.
anne niye yok? utanmış olabilir mi? baba? zaten baba "ermeni" ya da hıristiyan değil sanki, olsa söylenirdi değil mi? hem neden 13 yaşındaki a. 12 yıldır türkiye'de? lozan'daki azınlıkları koruyan maddelere aykırı iş yapmıyoruz, öyle de sözleşmenin taraflarını mat etmeyi biliriz biz demek için mi? sonradan geldi, biz de arkadaşlarla işi bitirdik.

ne sahnedeki ne de öyküdeki açıkları, kusurları daha fazla deşmek neye yarar? görünenin vahametinden utanmayan varsa buyursun mutlu olsun. ama bir nokta var, çok ağır, vahim, utancı da aşan bir nokta. özeti:
soykırım devam ediyor hâlâ! çünkü: uluslararası soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması
sözleşmesi'nin ikinci maddesi:
"(…) aşağıdaki fiillerden her biri soykırım suçunu oluşturur:
(…)
e) gruba mensup çocukları zorla başka gruba nakletmek."
zor ne demek? kafasına silah dayamak mı? reşit olmayan bir çocuğu, yanında yöresinde "velisi" yokken, onlarca kişinin önünde, kameralar eşliğinde kökenlerinden koparmakta zor yok mu? orada yoksa nerede var? soykırım devam ediyor hâlâ. dünya aleme gösteri halinde.

peşiya male

pencere
kürtçede ''evin önü'' anlamına gelen cümledir. muhteşem de bir aram tigran ezgisidir. sanırım bir gün idam edilmeden yahut intihar etmeden önce dinlemek istediğim son şarkıyı sorsalar mehmet atlı'dan peşiya male'yi açın öyle gideyim derim.

pêşiya malê b'kizin e, rindê b'dest û bazin e, qelenê keçika delal, sed û pêncî bizin e...

2 /