confessions

pencere

βετεράνος♛  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 1247
  2. takipçi 14
  3. puan 31647

turgay fişekçi

pencere
Pazar günleri beklerim seni
Öğleye dek uyumuşsundur
Ayçiçeği gözlerini açtığında belki görmek ister beni

Pazartesileri seni beklerim
belki işe gitmemişsindir
canın bir film izlemek ister
çayı demler beklerim

Salıları seni beklerim
sanayide çalışan çocukların haftasonunu beklemesi gibi

Çarşambaları seni beklerim
büyük bir kemin yirmi dört saat açık gözleri gibi

Perşembeleri seni beklerim
bir annenin evlat yolu gözleyen gözleri olur gözlerim

Cumaları yorulmuşsundur
belki beni görmek seni rahatlatır

Cumartesileri beklerim seni
çocuklar beklerken öğretmenliğini.
*
Sabahları seni beklerim
elinde iki simide kahvaltıya gelişini

Akşamları seni beklerim
günün yanaklarından boynuna inişini

Geceyarıları seni beklerim
yolda kaldım, gel beni al deyişini

Karlı günlerde beklerim ayaklarını ısıtan bakışlarımla
botlarının bağlarını uzun uzun çözüşünü izlemeyi

Yağmurlu günlerde
saçlarından ışık damlalarının süzülüşünü

Güneşli günlerde
meyvaların olgunlaşma sabrıyla beklerim.

Hindistan' dan gelen uçaklarda beklerim seni
Amerika' dan gelenlerde
İskelelerde seni beklerim
Dolmuş duraklarında seni

Ebrularında yayılırken hayatın sonsuz damarları
Küçük bir leke olabileyim diye günlerinde
Sonlanmaz bir bekleyişle,
İlk beklediğim gün gibi
Hiç beklememişim gibi beklerim seni.

gecenin şiiri

pencere
göğsün papatya tarlası
ah, sarardın beni
sevgilim, sevgilim
kolların nerde şimdi

kirpiklerinin ucuna
asmıştım yüreğimi
mavisinde yittiğim
gözlerin nerde şimdi

bilgeceydi dostluğun
sevgiydi sunduğun
yıldız gözlüm, gündüzüm
ışığın nerde şimdi

turgay fişekçi

abdulhamit gül

pencere
türkiye tarihinin en başarısız ve gerçeklikten kopuk adalet bakanı. türkiye tarihinin en başarısız içişleri, dışişleri ve ekonomi bakanının çağdaşı.

bugün kapasitesinin 4 katı mahkum barındıran cezaevlerinde ne zulümler yaşandığı apaçık gerçekler. biz kafamızı o yana çevirmiyoruz diye yaşanmıyor değil o zulümler. ''ama onlar suçlu'' diyerek işin içinden çıkamayız. atilla taş'ın bile 4 yıl hapis yattığı bir dönemde yaşıyoruz. 80 gram esrarla yakalanan bir çocuğa 6 yıl hapis kesildiği bir dönemdeyiz. 60 kilo yakalatıp da bir gün hapis yatmayan insanların da olduğunu bilmekteyiz.

bir hakime 100 dosya düştüğü bir zamanda kimse kimseyi suçlu diye damgalayamaz. yargı kararlarının uygulanmadığı bir devirden geçiyoruz. korkunç günlerdeyiz.

ahmet altan

pencere
berbat bir romancı. fakat türkçedeki en lezzetli deneme yazılarını okuduğum insan. aldığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili saçma ve cahilce savlar görüyorum ortalıkta. hayır ne terörden ne de ajanlıktan almadı bu korkunç cezayı. subliminal mesaj vermekten kesildi kendisine bu ceza sadece. aklınız almıyor di mi bu durumu? sayın hakimlerimizin nasıl aklı aldı da bir kaç yazıdan ötürü 70 yaşında bir insanı böyle bir durumdan ötürü ömür boyu tek başına 8 metrakarelik bir hücreye tıktılar ben de bilmiyorum.

isterlerse beni de assınlar ama o yazılar böyle bir mesaj olduğunu da hiç zannetmiyorum.

umut

pencere
bundan bir ay öncesi başka birisi bu dediklerimi söylese onu ıslak soppayla döverdim. fakat artık görüyorum ki bu gezegende umut edecek hiç bir şey kalmamış durumda. elinde balta, altında ağaç dalı kes babam kes yaşayan insanlar gibiyiz hepimiz. bireysel ve toplumsal yaşamlarımızın özeti bu. biçimlerimiz muhteşem. özümüz çürümüş bile değil. zira bir öz kalmamış artık.

tanım: artık edilecek şey değildir.

boris yeltsin

pencere
affınıza sığınarak bu gece pek yapmadığım bir şekilde yazacağım. olur olmadık cinsiyetçi küfürler eden insanlardan tiksinsem de ağzımdan bu gecelik çıkacak sözler için affınıza sığınmak istiyorum.

tarihin gördüğü en ağır orospu çocuklarından biridir. ağırlığı salt mecazi değil gerçek kütlesellikten de gelir. yıllarca bilip bilmeden gorbaçov'u, reel sosyalizmin fişini çeken lider diye nitelediler. oysa gorbacov gerçekten reel sosyalizmi kurtarmak için büyük çabalar sarf eden bir liderdi. bu yolda büyük taktiksel hatalar yaptığı bir gerçektir. fakat zaten ne yaparsa yapsın başarı şansı yoktu. zira reel sosyalizm zaten troçki'nin 1927 yılındaki sürgünüyle sönümlenmişti denebilir. hatta 1917 yılında tepeden inme bir devrimle ölü doğduğu bile söylenebilir.

bu yeltsin denen şekilsiz ağır piç 1991 de darbe bastıran bir kahraman olarak çıktı halkın karşısına. bu darbeyi bastırdıktan 3 gün sonra gerçek darbeyi kendisi yaptı. o günden sonra ülkesini mafyaya parsel parsel bölüştürdü. ve tarih onun çeçenistan'da çoluk çocuk demeden yaptığı korkunç katliamlarla da hatırlamalı.

kum

pencere
muhteşem bir gülten akın şiiridir;

bana yaşadığı kentin kumunu gönderen
bir sevgilim vardı
bense merak ederdim hep oranın rüzgarını
uslu mu deli mi sürekli mi
apansız mı çıkar gökte savurur
yerden aldığını

paylaştığımız kentler oldu sonra
rüzgar usta ben acemi
esti geçti bir hışımla geçti
kum doldurdu gözlerimi

sardunya

pencere
muhteşem bir gülten akın şiiridir;

yasadır ansıtalım:
tohum ekenlerin, fide dikenlerin
kimse durduramaz yağmurunu
güneşini kimse kesemez

fesleğen ekiyorum, sardunya dikiyorum
arsızmış, öyle diyor komşum
artık siz istemeseniz de
açar tohumunu, yayılır toprağınızda

ne güzel ne güzel ne güzel tanrım
fesleğen ekiyor, sardunya dikiyorum
bitiyorum arsızlığına çimenin çiçeğin
arsızlık bugünden geri
umut ve direnç demektir
sokulmak demektir yaşamın koynuna
özdeşlik demektir yaşamla
inan olsun dostlar, inan olsun
dalından kopan sardunya
bozulmadı bi kez, eğmedi başını
açmayı sürdürdü diktiğim toprakta

gülerken yüzün

pencere
muhteşem bir gülten akın şiiridir;

gülerken yüzün
dem çeken bir güvercinin sesini
için için büyüyen çimenleri
baharda lunaparkı, bayramyerini
ve alışkanlıklar dışında her şeyi

gülerken yüzün
aşıyor geçmişin acılarını
kendini yarına değiştiriyor

gülerken yüzün
sanki çarmıhını kırmışsın
senin ve ardından geleceklerin
aylası alnına düşmüş gecenin
oturmuş ağlıyor kendisi

gülten akın

pencere
göğü gördüm imkâna tutuldum düşü sevdim
dalıp çıkmalarım "orda bir şey"e dönüktü
kaç kez bir şey, başka bir şey
sıçradım hem yittim
hem belirlendim
derin durdum, teknenin altına girdim
sarstım
sarsıldım vuruşun gitgide usta vuruşuydu
sustum düşe düştüm
senin mi kan, yaralarımdan mı
hey kaptan
ne balinayım ben şimdi inadı içinde
ne senin mavi balinan

muhteşem dizelerinin sahibidir

can alıcı şiir dizeleri

pencere
Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.

Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

gecenin şiiri

pencere
eriyen adam

gözlerim gözlerinde dinlenirken eriyor,
eriyor yaklaşırken dudağına dudağım.
zerrelerim çözülmüş gibi sesler veriyor,
ben sıcak bir denize inen buzdan bir dağım.

yanında damla damla bittiğimi duyarım,
yoklarım yerinde mi yüzüm,alnım,saçlarım?
bir göğüs geçirerek derim ki:'yine varım,
fakat bir rüya gibi şimdi kaybolacağım'

bir gün,için içimde neyim varsa alacak,
varlığım bir su olup kabından boşalacak,
benden nişan olarak kucağında kalacak
boş bir yığın:elbisem,gömleğim,boyunbağım.

faruk nafiz çamlıbel

yalnızlığım

pencere
ne kadar övülse az kalacak şarkıdır. bu şarkıyı bilmeyen bütün gençlerin başında nezaret edip dinletilmesi gereken şarkıdır. sözleri mehmet teoman'a aittir. müziği ise vedat sakman'a. ah be vedat abi. geçen yüzyılda neden yeterince kıymetini bilmedik ki senin. bu kadar duygusal dibi yaşadığım bir anda allahın ciğerlerimizdeki yaraları yalayan kel keçisi diye kızmadan da edemiyorum sana.

35 yaşında yalnız öleceğinin idrakında yaşamak çok zor ve acılı bir süreç. gerçi dimdik bir süreç. bu ahvalin sığlığa bir direniş hali olduğunun fakir bilinç tesellisi bana kalsın bari onu almasınlar.
oysa benim de yaşamımda bir çok kereler ankara oyun havaları gibi günler olmuştu. bunun için yemin edebilirim. wallahi olmuştu.

yeni tanıştık belki de
ama kimbilir belki de hep vardın
eşlik ediyordun sessiz ve sinsice belki de
şimdi şimdi anlıyorum
kurnazca ayırdın beni beki de
lime lime savurdun sevdiklerimi
belki de

yalnızlığım
yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
yalnızlığım kanımsın canımsın
sen benim çaresizliğimsin

yalnızlığım
bugünüm yarınım
sen benim hüzünlerimsin
yalnızlığım
tek bilebildiğim sen benim
vazgeçilmezimsin

senin olmamı istedin
ama belkide bir aşık gibi
inatla bunca zaman kendine sakladın
belki de bir tohum gibi serpildin
filizlendin ben oldun belki de
yatağımı bile paylaşabilmek için
benimle

ankara da aşık olmak

pencere
olmuşluğum var. aşkın sonunda aynı şarkıda dediği gibi güneye uçmuşluğum var kanatlarımda kar bulutlarıyla. gözlerimde ise koca koca iceberglerle. yıllar oldu üzerinden bu durumsallığın. ne kanatlarım iyileşti ne de icebergler eriyebildi.

neyse. bazen koskocaman adamı ankara'nın ''a'' sı geçtimi dayanamayıp, utanmayıp ağlatan durumdur.
2 /