confessions

pencere

Rakı  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 829
  2. takipçi 13
  3. puan 21668

en sevilen ömer hayyam rübaileri

pencere
kendi çarkını döndürmeye bak döndükçe dünya;
keyfinin tahtına çık kadehle dudak dudağa;
tanrının umrunda mı senin günahın sevabın:
sen kendi muradını kendi güzelinde ara.

gül der ki yüzüm yüzlerden güzelken
ezer suyumu çıkarırlar bilmem neden.
bülbül de şöyle der ona sanki içinden:
bir yıl dert çekmeden var mı bir gün sevinen?

bize şarap ve sevgili, size cami kilise;
sizler cennetliksiniz, cehennemliğiz bizlerse;
kader böyleymiş neylersin, kimsenin suçu yok:
kim ne karışır ezel nakkaşının işine?

benim varlığım senin yaptığın bir nakış;
türlü garip renklerini hep senden almış;
kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim:
senden güzelini yapmak bana mı kalmış!

gecenin şiiri

pencere
anısı biz olalım bu sokakların
anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri
bir arkadaş evine uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi

belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar
anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmaşıklar fısıldaşsın yine
gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen

ahmet telli

özletiyor seni bu yağmurlar

pencere
hüzünlü bir ahmet telli şiiridir;

burada yağmur yağıyor
aralıksız yağıyor günlerdir
ama sen yine de şemsiyeni
almadan gel ilk otobüsle

buğulanan camlara usulca
yüzünü çiziyorum ki yüzün
bir yağmur damlası olup
düşüyor yapraklarına gülün

güller de bozamıyor bu uzun
karanlık sessizliğini kentin
anılarını yitiriyor sokaklar
bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

tarih de kekemeleşiyor bazan
ki o zaman aşktır tek bilici
aşksa yürümek gibi bir şey
duyabilmek kuşların gelişini

anısı bizsek eğer bu kentin
unuttuğu türküler bizsek
acıyı rehin bırakıp bir güle
anımsatmalıyız bunları bir bir

sonra yürümeliyiz seninle
sokaklara caddelere çıkmalıyız
belki bir aşktır bu kentin
belleğini geri getirecek olan

burada yağmur yağıyor ama sen
şemsiyeni almadan gel yine de
özletiyor bu çılgın sağanak seni
sırılsıklam özletiyor biliyor musun

sıcak bir kış

pencere
hüzünlü bir ahmet telli şiiridir;

saçlarını gittikçe kısalttığın günlerde
sen söylemiştin bu sözleri unutmadım
-her aşk bir ayrılık gizler, ayrılıklarsa
bir merhabanın sıcaklığını taşır kendisinde

kalıcı olan hiçbir şey yok diyordun
an'lar var yalnız ömrü karşılayan
şimdi sımsıcak bir kar yağıyor yine
yüreğimin üstüne yağıyor hiç durmadan

ellerin nasıl da üşüyor, bozacının
karlı sesi doluyorken odamıza
hava gittikçe kirleniyor bu kentte
ve aralıksız kar yağıyor kar yağıyor

kar ayrılık hüznüdür ve ne çok
ayrılıklar yaşandı şu son birkaç yılda
yurdundan ayrılanları düşünüyorum ve birisi
özledim diyor, ülkemin kar kokusunu da özledim

hiçbir an'ını tanımlamaya kalkmadan
kısacık ömürler biçiyoruz kendimize
sonra yolculuklara çıkıyoruz, bir kentten
ötekine giderken özlüyoruz bir başkasını

özlediğimiz birileri olmalı diyordun
yanındayken bile özlediğimiz birileri
öyleyse kalkıp ati'ye gitmelisin, istanbul'a
belki hâlâ saklıyordur bir gülü kimbilir

yaşandı mı o sıcak kış, yaşlandık mı
aynalara bakmaya vakit bulamadık
dönüp dönüp birbirimize bakmalardan
yaşandı mı o sımsıcak kış, ne dersin

yak sevdanın çırasını

pencere
güzel bir ahmet telli şiiri;

ne hüzünler kurtarır seni
ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi
ve ne de acının ses duvarındaki
yorgun ve bıkkın bekleyişler

acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

yak sevdanın çırasını türkülerle
barajını yıkan bir ırmak gibi katil hayata
hüznün isyana dönsün artık
bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya

savaşa gitmemiz buyruldu

pencere
demyan bednıy'nin, ataol behramoğlu çevirisiyle savaş karşıtı şiiridir;

- bir asker türküsü
savaşa gitmemiz buyruldu
“toprak için aslanlar gibi dövüşün” diyerek
toprak için! ama kimin toprağı? söylenmedi bu
- dere beyinin toprağı olsa gerek!
savaşa gitmemiz buyruldu
“özgürlük adına” diyerek
özgürlük adına! ama kimin özgürlüğü? söylenmedi bu
halkın özgürlüğü olmasa gerek!
savaşa gitmemiz buyruldu
“bizden” dendi “yardım bekliyor müttefik uluslar”
ama en önemli şey unutuldu:
kimin cebine girecek banknotlar?
savaş kimisi için hayatla ödenen bir fatura
milyonluk kazançtır kimisine
çoçuklar, daha ne kadar -
katlanacağız bu ağır işkenceye?

ilber ortaylı

pencere
bana 1984 romanını hatırlatan cisimdir.
romanda sözcükler her yerde karşıtıyla söylenerek dilin içi boşaltılıyordu.

''savaş-barıştır'' ''özgürlük-kölekiktir'' vb.

zaten şimdi romandaki günlerden daha beter zamanlar yaşıyoruz. çünkü her yerden kalitenin bayağılık, bayalığın kalite olduğu dayatılmakta.
bu kütle cisim de her kesi cahil olarak aşağılamakta. yazık ki halkımızın da tarih ve sosyoloji bilgisi çok yüksek olmadığı için ciddiye almakta.

ortaylı yakın dönemde, popüler olabilmek için tarih konusunda yapamayacağı manipülasyonun olmayacağını tarih önünde ispat etmiştir. şimdi de aynısını sosyoloji ve politika konularında yapmakta.

halkımıza hacivatlık edip sığlık satan, ihsan doğramacı'nın sevgili profudur.

10 nisan 2019 berat albayrak açıklamaları

pencere
bir kere adını koyalım berat kardaş, açıkladığın reform paketi değil önlem paketidir. hatta yazık ki o bile olamamıştır. şayet petrolü bol bir ortadoğu yahut orta asya cumhuriyeti olsaydık, desptotizm içinde de ekonomiyi gayet iyi götürebilirdik. fakat bizim gibi 50 yıldır yüzünü ab'ye dönmüş, sıcak paraya muhtaç olduğu için makyaj da olsa bir demokrasiye sahip bir ülkeyseniz ekonomiden önce demokrasi ve yargıda reform yapmanız gerekir. böyle bir şeyin olacağından akp-mhp hükümet sisteminde umutsuz olduğumdan mütevellit, ekonominin de, öngörülür bir tarihte düzeleceğinden umutsuzum.

şaban vatan'ın akıl hastanesine sevk edilmesi

pencere
kafkaesk bir halden beter olan ülkemizden acı bir manzara. kafka romanlarında bir yaratıcılık vardır. ''bu kadarı da olmaz'' dedirtse de okuyucuya, hayal gücünün yaratıcılığına hayranlıkla okutur kendini. bugün yaşadığımız kafkaeskten beter ülkemizde böyle bir yaratıcılık da kalmamıştır. yakında cezaevlerinde yer kalmadığından, akp'ye oy vermemiş herkesi akıl hastanesine tıkmayı deneyebilirler. bu kadarı da olmaz mı? olamaz mı? olabilir.

mahfi eğilmez

pencere
''ekonomi politikası iki atlı bir arabaya benzer. arabanın doğru gitmesi için atların aynı yönde koşması gerekir. enflasyonla mücadele edilecekse vergiler indirilmez, büyüme desteklenecekse faiz artırılmaz. faizi artırıp vergiyi indirirseniz atlar farklı yöne koşuyor demektir.''

tespitinde ve hatta uyarısında çok haklı olan kişidir.

herkesin birbirine benzediği bir dünya

pencere
aşık veysel bir türküsünde ''koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa'' der. bu dizelerin tefsiri aslında şöyledir,

kuran-ı kerime göre, kıyamet gününe yakın vahşi hayvanlar ve avları yan yana gezecektir. büyük ozanımız da bize her kesin aynı fikirde olduğu bir dünyanın kıyamet gününden farksız olacağını anlatmaya çalışır.

artık herkesin neredeyse aynı şeyleri düşündüğü bir kıyamet cenderesine çoktan girdik. facebook ve instagram gibi sosyal medya hesaplarım yok ve hiç olmadı. ama dışarıdan biraz oraları incelemeye çalıştım. gördüğüm kadarıyla herkesin birbirine benzediği korkunç bir dünyayı da çoktan geçmişiz. herkesin aynı kişi olduğu bir maymunlar cehhenemini yaşıyoruz.

gayet pahalı kıyafetleriyle, oldukça tuzlu hesaplar geçirilen mekanlarda insanlar, güzel yüzleri eşliğinde beyinlerinin ve zamanlarının sığlığını ifşaa etmekteler.

sanırım bu çağın adına, kadını ve erkeğiyle neo kıroluk çağı diyebiliriz.

güven

pencere
büyük romancı vedat türkali'nin 2 ciltten oluşan en güzel romanının adıdır.

vedat ustamız yaşamı boyunca büyük mücadeleler tarihini en olması gereken biçimde anlatmıştır bize. bu romanı bir gün bir kitapçıda bulursanız mutlaka edinin. kalın iki cilt olması gözünüzü asla korkutmasın. su gibi okutacaktır kendisini.

genel cerrah

pencere
hastanede görev yapmaya başlamadan evvel, beyinden bağırsağa kadar her organı ameliyat etmeyi bilen doktorluk türü sandığım branş.
oysa ki sadece karın ve bel bölgesi organları ameliyat etmeyi bilen hekimlik türüymüş. olsun yine de ismi kulağıma en havalı gelen doktorlar bunlardır.

sağlık bakanlığı tarafından götünüzü de kesmekle yetkilendirilmişlerdir.
4

adli tıp uzmanı

pencere
meslek tanımları çok ayrıntılı olsa da sadece otopsi yapan doktorlar olarak dahi çok değerli bir hekimlik dalıdır.
bir kaç kez otopsi yapmalarına şahitlik etmek zorunda kaldım. insan anatomisi üzerinde bir sanatçı gibi çalışırlar.
yazık ki bu sanatlarına rağmen, ölü sahipleri tarafından ağza alınmayacak küfür ve beddualara maruz kaldıklarını gördüm. buna rağmen sinirleri çelik gibiydi.

bir gün hepimizin adalete ihtiyacı olabilir. bu sebepten, bütün sağlık çalışanlarına karşı biraz daha empatiyle yaklaşmanızı rica ederim.
17 /