confessions

pencere

Viski  · 18 Şubat 2019 Pazartesi

  1. toplam giri 276
  2. takipçi 8
  3. puan 7126

bir insanı tanımak

pencere
hacem bektaş veli ''okunacak en güzel kitap insandır'' diye buyurur. fakat insan okumak güzelliğine erişmenin güzelliği, kendini tanıma ve okuma cesareti gerektirir. çevresinde biyolojik ve fiziksel neler oluyor diye merakı da gerektirir hatta.
fakat günümüz insanı çok aceleci böyle zahmetlere vakti de yok, takati de yok. karizma, para, kisvenin göz alıcılığı yetiyor işte bir insanı tanımak için. onu önce tanrılaştırıp, sonrasında dibe batırmak için bunlar yeter de artar bile. sevgi denen şey hakkında hiç bir şey bilmeyip, kişinin kişiye sağlıksız bir bağımlılık hissiyatı için bunlar yetiyor.

insanın kendiyle ilişkisi, her zaman için karşısındakiyle ilişkisidir. karşısındakiyle ve diğer insanlarla ilişkisi kendisiyle ilişkisidir. yaşamda kişi mutlu olmak istiyorsa olağan üstü bir tanıma ve tanımlama çabasından başka çıkış yolu yoktur. eğer bu zahmetli yolu seçmezse ortalama 3 yıllık evlilikler kaçınılmaz sondur. sonrası ise aile bilmeyen çocukların gelecek dramlarıdır. anksiyete krizleriyle her gün daha fazla dolup taşan acil servis üniteleridir.

bir insanı tanımak gayet tabii ki mutluluğun anahtarlarından olabilir. fakat öncelikle kişinin mutluluğunu ve mutsuzluğunu tanıması gerekir. tekrar ediyorum ki bu yol zahmetli bir yoldur.

öpücem

pencere
çalıştığım kurumun yemekhanesinde sıklıkla karşılaştığım sarkımsıdır. klipte kızın biri transparan kıyafetlerle kapıya, bacaya sürtünüyor. sonrasında da oryantal kıyafetlerle ebleh ebleh danslar ediyor. şarkının sözlerini doğru duyduğuma inanamadım internetten baktım, yanlış duymamışım. ve bu iğrenç ötesi şarkı ve kötü erotik danslarla dolu klip dinci parti iktidarı döneminde her kanalda geziyor.

biz komünist ve ateistler toplumda ahlaksızlığı ve allahsızlığı yayma şubeleri temsilcileri olarak algılanıyoruz. allah çarpsın ki bizim iktidarımızda kızlarımıza kimse böyle histerik manyaklar olmayı dayatamayacak. genç erkeklerimiz 31 ci manyaklar haline dönüştürülmeyecek.

eyyy akp, edep yahuu!!!

diyanete ayrılan bütçe

pencere
baya bir bakanlığın bütçesinden büyük olan paralara sahip bütçedir.
benden kesilen bir kuruşu bile helal etmediğim bütçedir. ve benim gibi yüzlerce de insan tanıyorum. ve milyonlarca daha hakkını helal etmeyen insan olduğundan eminim. peki bu hocalar ne yüzle cuma hutbelerinde allahın karşısına kul hakkıyla gelmenin en büyük günah olduğunu söyleyebiliyorlar?

allahın evini kulun şereflendirdiğini söyledi bu diyanet. her alanda dramlarımız çok büyük.

sunay akın

pencere
97-99 arası best fm'de ''veşaire veşaire'' isimli muhteşem programıyla tanıdığım şairdir. o gencecik yaşımda bu program bir nevi rönesansım olmuştu. sonrasında kitaplarından çok şeyler öğrendim.
1999 yılında bir imza günü için mersin'e geldi. uzun ve güzel bir sohbetimiz oldu. bana adresini ve telefonunu verdi ve bir gün mutlaka istanbul'a geldiğim zaman kapısını çalmamı bekleyeceğini söyledi. bir kış günü istanbul ziyaretimde bostancı'da verdiği adresi aramaya koyuldum. mütevazi bir apartman dairesidir diye düşünüyordum aradığım ev. oysa bostancı'da on katlı akın apartmanı kendi ailesine aittir ve bahçesinde beş katlı köşkleri vardır. o köşk bugün müze.
sağ olsun beni 40 yıllık ahpabıymış gibi karşıladı ve ağırladı. kimse bilmez fakat sunay abi bir çok üniversite öğrencisine, dinine, milletine, görüşüne bakmadan burs verir. sonrasında ben de o öğrencilerden biri oldum. fakat karşılığını oyuncak müzesinin inşaatında çalışarak ödemeye çalıştım. kendisinin tabii ki böyle bir talebi olmadı ama büyük onur duyarak yaptım bu hizmeti. kendisi de bizimle bir amele gibi çalışırdı boş zamanlarında. ve asla insan ayırdığını görmedim.

babası tuncay amcayla tanıştığım günü hiç unutmuyorum. hulusi kentmen'in karadeniz şivesiyle konuştuğunu düşünün o tatlılıkta bir insandır tuncay amcamız. fakat sunay abi onu bir şiirinde ''kılıcı iğne, kalkanı yüksük olan babam'' diye tanımlar. ben kendisini emekçi bir terzidir diye düşünürken zengin bir tekstil deviyle karşılaşmak çok şaşırtmıştı beni.

2013'e kadar sunay abiyle yakın ve sıcak dostluğumuz sürdü. taa ki bir gezi akşamı başbakanla görüşmeyi kabul edene kadar. kendisinin yüzüne karşı o gece halkı sattığını haykırdım. kıpkırmızı oldu fakat cevap vermedi
şimdilerde ise kolej bebelerine bir garip şaklabanlıklar yapmaktadır devrimci şair sunay akın.

beceriksiz

pencere
muhteşem bir sunay akın şiiridir;

kabuğunu koparmadan
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna

şair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her şiire konmalı mı uyak
her yere nedense
konamıyor teyyare
hay dilimi
arı türkçe soksun; uçak

kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
istanbul'un hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara

eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve kız kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı

terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem

Mersin

pencere
bundan bir kaç ay önce yapılan chp temayül yoklamasında partililerin en çok aday olmasını istediği ilk ismin fikri sağlar diğeri ise aytuğ atıcı çıkan şehirdir. fakat sanırım chp yönetimi tarafından bu isimler çok solda bulunmuş ve kente vahap seçen diye kapitalist bir sömürücü aday gösterilmiştir.

normalde bu mesele chp'lilerin iç meselesidir, benim hayatımda chp kapısının önünden geçmişliğim bile yoktur. fakat hdp mersin'den aday göstermeyip, tarihinin en gerici siyasetsizliğini gösterince benim de meselem oldu. hayır asla ve katğa elim pusulada hiç bir sağ partiye ve kapitalist adaya gitmedi gitmeyecektir.
yazık ki bu vahap seçen denen kişi kürtlerin de desteğiyle seçilecektir. şimdiden bunu ilan ederim. ve bu başarının asla sol görünümlü nazilerin yönettiği chp'nin başarısı olmadığını da deklare etmek isterim.

beyazperde

pencere
beyazperde

artıyor kara çarşaflılar
yurdumun her köşesinde
neden olacak
siyaha boyanıp
kadınlara giydiriliyor
yıkılan sinemalardan
geriye kalan
onca beyaz
perde

sunay akın

barış saylak

pencere
chp'den aday gösterilmeyince akp'ye geçen milas belediye başkanıdır. twitter'da erdoğan'ı arayıp heycanla konuştuğu bir videosu dolanıyor günlerdir. ben olayı sulu bir skeç sanıyordum günlerdir. kötü komiklik yapmaya çalışan amatör bir oyuncu, erdoğan'ın sesini kopyala yapıştır yaparak falan bir takım kötü şakalardır falan sandım. az önce olayı sputnik haber sitesinde görünce gerçek olduğuna ayıktım. bir insan kendini nasıl böyle çirkin hallere düşürebilir diye her şeyden çok fazla umudumu kesmiş bulunuyorum. erdoğan'ı sevip sevmediğimi, çok demokratik bir ülkede yaşadığımız için cesaret edip söylemeyeceğim. fakat isteyen istediği kadar beni linç edebilir kendisine çok büyük saygım vardı ve daha da pekişti. ülkeyi, partisini, muhalefeti yönetme tarzı tasvip edilmese de, başarısını herkesin mutlaka takdir etmesi gerekiyor kanaatimce.
ve hatta baya şeyler öğrenmemiz de gerekiyor kendisinden.

hali hazırdaki chp yöneticilerinin de, erdoğan'ı aradıklarında böyle komik şekillerde sevgi gösterisinde bulunduklarından şüphem yok.

mızraklı ilmihal

pencere
hazreti ali'ye karşı, muaviye ordularının kullandığı alçakça bir algı taktiğidir. ali'nin ordularını yenemeyeceğini anlayan muaviye ordusunun mızraklarının ucuna ilmihal sayıfaları koydurtur. bu sayede ali ordularının o sayıfalara zarar vermemek için savaşmayacağına inanır. bu kaleşçe taktiği o zaman tutmamıştır. fakat muaviye'den sonra 1400 senede egemenler, özgürlük isteyen halklara karşı bu taktiğin onlarca ayrı versyonunu uygulayarak başarılı olmuşlardır.

mızraklı ilmihal'e, nazım'ın muhteşem bir şiirinde de atıf yapılır;

''vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, amerikan üsleri, amerikan bombası, amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim. ''

yeniden refah partisi

pencere
yeniden türkiye işçi partisi hareketi kadar gereksiz ve halka yararı olmayacak bir harekettir. böyle nostaljik önermelere halkımız itibar etmez. sağdan da soldan da birileri halktan teveccüh ve destek görmek istiyorsa ortaya yeni hakikatler ve yollar koymalıdır. mirasyediliğin kimseye bir faydası yok.

güvercin

pencere
melih cevdet anday'a göre pencerede kopan alkıştır.

bu lanet çağda gözlerim tepeden tırnağa namustan ve vicdandan oluşan ayakabısı yırtık bir güvercinin çeteler koalisyonuyla katledilişini gördü. halkımızın ona yüz binler olup sahip çıkışını da gördüm. fakat o yaşlı güvercin hala aynı yerde uçamadan yatıyor.

alper taş

pencere
yıllarca hdp'ye solcu ve devrimci değil diyerek kara çalan ve hiç bir seçimde destek vermeyen partinin lideridir. gerçi ödp'li gençlerin kahir ekserisi parti dayılarını dinlemeyerek hdp'ye oy verirler sağolsunlar.

alper taş bey aynı zamanda mehmet fatih bucak'ın direk yoldaşı, idris naim şahin'in siper yoldaşı olmaktadır günümüz itibariyle. kendisine bu durumu yakıştıramasam da, hayırlı olsun diyim ne diyim.

başkası adına utanmak

pencere
kendi oy verdiğim muhalefet partinin liderleri de dahil, bütün muhalefet parti liderleri için her gün çok fazla hissetiğim durumdur.

bir de, hayata ve insana cinsiyetçi bakan insanlar için kahırın kendisi olup iliklerime kadar hissediyorum bu duyguyu. sözlüğümüzde ve yaşamın her alanında artık tüm kirliliğiyle baş gösteren nefret suçlarını işleyenler ve buna sesiz çoğunlukta olan insanlar adına cehennem odunu olup yanıyorum.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

pencere
bir kaç gündür 8 saat çalışıp ortalama 14 saat uyuyorum. 2 seneye yakındır kendi denetimime alabildiğim bir depresyondaydım. kendimi bir gün tekrar bir şeylerin iyi olabileceği konusunda gazlayıp yaşıyordum. şaire göre yarısına geldiğim hayatımın bir çok döneminde mucize gibi iyi şeylerin parlayışına çok tanık olmuşumdur, artık olmuyor.
buna rağmen, tarancı'yla polemiğe girecek kadar iyimserdim. 35 yaş hiç yolun yarısı olur mu usta diyordum, ortalama yaşam süresi uzadı sen gittiğinden beri, 35 yaş gençliğin baharı artık.
bugün bir uyandım ki gazım bitmiş. bu gaz tanzim satış kuyruklarında satılmıyor, kdv'sini nakliyesini ödeyip alayım desen o da yok. 16 yıllık akp iktidarında bu da oldu.

depresyon olayı karmaşık bir maddedir. insan bazen depresyona tek bir sebepten girer ve sonrasında onlarca sebep görünür olmaya başlar. sonrasında bu sebepler birbirinin uydusu gibi döner durur. hatta çarpışmalarından sebepsel dna'ların iç içe girmesiyle çürümeler olur. bendeki böyle bir hal. çürüyorum.

sen benim hiçbir şeyimsin

pencere
şiirimizin usta ismi attila ilhan'ın şiir nasıl yazılmalı üzerine başlı başına ders niteliğinde eseridir. bence şiir steril bir neşterdir. ateşte ısıtılmıştır, yaraya vurdukça şair o neşteri kurşun çıkartır.

sen benim hiçbir şeyimsin
yazdıklarımdan çok daha az
hiç kimse misin bilmem ki nesin
lüzumundan fazla beyaz
sen benim hiçbir şeyimsin
varlığın yokluğun anlaşılmaz

galiba eski liman üzerindesin
nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
dudaklarınla cama çizdiğin
en fazla sonbahar otellerinde
üniversiteli bir kız uykusu bulmak
yalnızlığı öldüresiye çirkin
sabaha karşı öldüresiye korkak
kulağı çabucak telefon zillerinde

sen benim hiçbir şeyimsin
hiçbir sevişmek yaşamışlığım
henüz boş bir roman sahifesinde
hiç kimse misin bilmem ki nesin
ne çok çığlıkların silemediği
zaten yok bir tren penceresinde

sen benim hiçbir şeyimsin
yabancı bir şarkı gibi yarım
yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
hiç kimse misin bilmem ki nesin
uykumun arasında çağırdığım
çocukluk sesimle ağlayarak

sen benim hiçbir şeyimsin
17 /