confessions

karll max

rom  · 30 Nisan 2017 Pazar

  1. toplam giri 601
  2. takipçi 14
  3. puan 7617

arif ve 216

twitter
peşinen söyliyim mükemmel bir film.
biraz türk sineması külliyatına sahipsen , az birazyeşilçam izlemişsen ,biraz dünya sinemasından kült filmleri yıldız savaşları, geleceğe dönüş biliyorsan
gündelik hayatta gündem olan tavuk döner olayını biliyorsan
das is meine passport dediğimde aklına bir şey geliyorsa ve tebbessüm ediyorsan, ozan güvenin ağzından kaç yaşındasın sen ? sözlerini duyunca zihninde bir şeyler canlanıyorsa ne oldu büyük adam olamadıysak hayallerimizi satmadık ya dendiğinde erdal tosun aklına gelebiliyorsa , sifir sorun kelimesi sana bir siyasetçi anımsatıyorsa, 60lar sanatçılarının hit parçalarına kulağın aşinaysa bu filme kötü demene imakan yok
bu filmi beğenmeyenler en hafif tabirle söylüyorum 16 yaşında dalyarak lar
kaç yaşındasınız olum siz
bana yaşını söyle
hayır bana yaşını söyle ?
bu ergenler vallahi eğitilmezdir
fiml her yere atıf yapıyor efsane en az bir kaç kere izlicem sinemada olmasa bile vizyondan kalktıktan sonra birkaç kez izlicem
emeğine sağlık cem yılmaz
10 numara iş olmuş
edit:bir moderatör imlayı düzeltsin vallahi çok yorgunum swh
yoksa sonra editlicem swh

atatürk'ün ateist olduğunu kabul etmemek

bedirhanberkesernur
başlamadan önce belirtmek istiyorum ki atatürk'ün ateist, deist, teist, müslüman olup olmadığını kesin olarak bilemeyiz. bu, onun kendi kafasında bitirmiş olduğu bir şeydir. üstüne üstlük (zaten burada da birçok kez belirtilmiş) atatürk'ün ateist olup olmaması yaptıklarının değerini küçültmez.
benim burada yapmak istediğim, uzunca bir süredir internette dolaşan ve "işte atatürk ateistti", "atatürk kuran'a sövdü" gibi bazı iddiaları kendi bilgimin ve kaynaklarımın elverdiği ölçüde incelemektir.

1)benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum

atatürk'ün söylediği iddia edilen bu söz, andrew mango'nun "atatürk, modern türkiye'nin kurucusu" adlı biyografisinde geçer. ilgili sayfayı koyuyorum,



buradan da görülebileceği gibi andrew mango bu sözü, grace mary ellison'un 1928'de yayınlanan kitabına dayandırıyor (bu noktada dikkatinizi çekmek isterim, iddiayı 1926-27 yıllarındaki röportajın orjinal metnine değil yaklaşık 1.5 yıl sonra yayınlanan kitaba dayandırıyor).
andrew mango'nun sözünü ettiği (ve kaynakçasında ismini vermediği) bu kitap 1928'de yayınlanmış "turkey to-day" adlı kitaptır. kitabın ilgili sayfalarını koyuyorum,





ilgili cümleler, kitabın 24.sayfasında geçmektedir. 23.sayfayı konuşmanın gidişatı anlaşılabilsin diye koydum.
konuşma haremler, çarşaflar ve din adamları üzerinden giderken atatürk ne hikmetse birden duruyor ve bir ingiliz gazeteciye "ben dinsizim" diyor. ilk olarak bu tavır mantıksızdır. zira daha 1926'da atatürk bir ingiliz gazeteciye böyle bir şey demeyecek birisidir. bildiğiniz üzere 1919-1922 yılları arasında atatürk din konusunda nispeten politik bir tavır izlemiştir. hilafete açık açık laf söylememiştir, anayasaya "devletin dini islam'dır" maddesinin konulmasına karşı çıkmamıştır vs. din konusunda halkın verebileceği tepkileri kestirebilen birinin, bir ingiliz gazeteciye (bunun propaganda malzemesi olarak kullanılabileceğini bile bile) ben dinsizim demesi mantık dışı görünmektedir. ben bu bölümün ellison tarafından kitaba eklendiğini düşünüyorum. zira bu "ben dinsizim" söyleminin üstüne, ellison şunu yazmış:

"at the moment, i could say no more, yet surely, it is the orthodoxies, not the spirit of the religion, he would condemn."

bu cümlede ellison, atatürk'ün eleştirisinin aslında dinin ruhuna (kendisine) değil, onun yorumlarına (orthodoxies) olduğunu söylüyor. işte olay bu noktada kopuyor. madem röportaj yaptığın kişi sana açık açık "ben dinsizim" diyor, senin bunun üstüne "yok efendim o aslında dine değil de dinin yorumlarına laf etti, ben bundan eminim" gibi bir cümle ekleme hakkın yoktur. şayet ekliyorsan da bu, "ben dinsizim" sözünün oraya sonradan eklendiği hissiyatını yaratır (röportajın orjinal metninde "ben dinsizim" kısmının geçmediğine dair bir iddia var ancak o metni bulamadığım için ekleyemiyorum.). ellison'un bu tavrı ve andrew mango'nun da röportaj yerine 1.5 yıl sonra yayınlanan kitabı kaynak göstermesi, bu cümlenin gerçekliğinin sorgulanmasına neden oluyor.

2)ıkre, bismi, rabbi safsatası

atilla oral, 2011'de "atatürk'ün sansürlenen mektubu" adlı bir kitap yayınlamıştır. bu kitap, atatürk'ün 1931'de türk tarih kurumu'na yazdığı 21 sayfalık bir mektubu içerir (bu mektup aynı zamanda ünlü "tarih yazan tarih yapana sadık kalmalıdır" sözünün geçtiği mektup. buradan öğreniyoruz ki o söz bile kısmen sansürlenmiş). bu mektupta atatürk, tarih ders kitaplarının hazırlanması sırasında "türklerin islam'daki yeri" gibi bölümlerin zakir kadiri'nin yazmasına sinirlenmiştir (zakir kadiri el ezher üniversitesi mezunudur ve atatürk'e göre kadiri, arap milliyetçiliğini ön planda tutmaktadır.). bu mektupta şöyle bir cümle geçmektedir:

"arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (ıkre, bismi, rabbi) safsatasını esas tutmuş araplar, uygar dünyada, bilhassa türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır."

bunlar da mektubun ilgili sayfaları (ikinci ve üçüncü sayfa atatürk'ün el yazısından):







iddia o dur ki, atatürk bu mektupta kuran'a "safsata" demiş bir "islam düşmanı" dır. mektupta geçen ıkre, bismi, rabbi sözleri kuran'daki alak suresinin 1.ayetidir:

ıkra' bismi rabbikellezî halak
yaratan rabbinin adıyla oku!

şimdi, atatürk zihniyetindeki birinin okumayı emreden bir ayete "safsata" deme saçmalığı bir yana, buradaki bütün olay "safsata" nın tanımından çıkmaktadır. öncelikle cümleyi safsatanın günlük kullandığımız anlamıyla ("saçma" anlamıyla) okuyalım (ıkre bismi rabbi kalıbını kuran ile değiştirdim).

arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; kuran saçmalığını esas tutmuş araplar, uygar dünyada, bilhassa türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır.

burada öyle bir anlam çıkıyor ki, atatürk hem kuran'a saçma (safsata) diyor, hem de kuran'ın cahiliye devrinden kaldığını iddia ediyor (bu ilkeden kastı ıkre bismi rabbi, yani kuran'dır). cümlenin kendisiyle çeliştiği apaçık ortada. az önce de dediğim gibi buradaki sıkıntı "safsata" kelimesinin tanımından çıkıyor. peki safsata nedir? felsefe sözlüğünden aynen aktarıyorum:

sofizm, bilgicilik, bilgiçlik (osm. safsata; fr. sophisime; ing. sophism, fallacy): görünürde geçerli olan ama, gerçekte hiç bir sonuca ulaşmayan kanıt. daha belirli bir anlamda sofizm; doğru öncüllerden yola çıkarak kabulü imkansız bir sonuca ulaşan, dolayısıyla hiç kimseyi aldatamayan, ama akıl yürütmenin formel kurallarında uygun gözüktüğünden kolay kolay reddedilemeyen kanıttır.
(ansiklopedik felsefe sözlüğü, bilgi yayınları, 1973, s.306)

burada görüldüğü gibi "safsata" saçmalık anlamına gelmemektedir. yani atatürk'ün burada dediği şey, arapların kuran'ı yanlış anlamaları, kuran'ın "oku" ilkesinden, ulaşılması imkansız sonuçlara ulaşmaları ve bunun sonucunda uygar dünyanın yazılı eserlerini tahrif etmeleridir.
atatürk yaşasaydı refah partisi'ne mi oy verirdi bilemem ama bu mektuba göre yaşasaydı ihk'cı olacağı kesin. rahmetli, arap'ın a sını sürekli küçük harfle yazmış.

3)medeni bilgiler ve tarih kitabındaki "din düşmanı" ifadeler

atatürk, 1931 yılında "vatandaş için medeni bilgiler" adında bir kitap yazmıştır. bu kitap afet inan'ın adıyla yayınlanmış ve okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.
bunun dışında yine 1931 yılında okullarda ders kitabı okutulan ve kuvvetle muhtemel atatürk'ün talimatıyla yazılmış tarih kitabı vardır.
bu kitaplarda, islam bilimsel bir dille anlatılmıştır ki bu, atatürk'ün din anlayışı doğrultusundadır. üstüne üstlük bu kitaplar, dönemin "ulus devlet" anlayışıyla yazıldıkları için dini ikinci planda bıraktıkları da rahatlıkla söylenebilir. ancak atatürk'ün böyle bir kitabı yazması yahut yazdırması hiç bir şekilde kendisinin "dinsiz" olduğunu kanıtlamaz (kitapları rahatlıkla internetten bulabilirsiniz, yazıyı gereksiz biçimde uzatmamak için buraya koymadım).
aynı mantık tersten kurulursa ne kadar saçma olduğu görülecektir. örneği ben "atatürk'ün yazmış ve onun talimatıyla yazılmış, okullarda ders kitabı olarak okutulmuş din kitapları vardır. bu kitaplar islam'ı öven ifadeler ile doludur. bu nedenle atatürk müslümandır." tarzı bir mantık öne sürsem herhalde çomar damgasını anında yerdim. aynı şekilde "atatürk'ün yazmış ve onun talimatıyla yazılmış, okullarda ders kitabı olarak okutulmuş tarih/medeni bilgiler kitapları vardır. bu kitaplar islam'a söven ifadeler ile doludur. bu nedenle atatürk ateisttir/dinsizdir." tarzı bir mantık da geçersizdir. zaten bu kitaplar islam'a sövmemektedir, islam'ı bilimsel süzgeçten geçirip tarafsız biçimde anlatmaktadır ki laiklik ve ulus devlet anlayışları bunu gerektirir.
ek olarak atatürk 1930'lardan sonra ateist oldu ya o din kitapları kesin 1930'lardan önce yazılmıştır diyen arkadaşlara gelsin,





gördüğünüz gibi aynı yıllarda hem vatandaşlık hem tarih hem de din kitaplarının yazılıp okutulmaya başlaması bir din düşmanlığı değil, eğitim politikasının bir gereğidir.

4)gökten indiği sanılan kitaplar sözü

gerçekten bu konu hakkında o kadar çok konuşuldu ki artık gına geldi. herhalde bu sözün ne zaman nerede söylendiğini dinciler dahi biliyordur, 1 kasım 1937'de meclis açılışı sırasında söylenmiştir. ilgili meclis tutanağını koyuyorum:



gördüğünüz gibi atatürk aynen bunları söylemiş. burada tartışma yaratan cümleyi hepimiz biliyoruz:

"fakat, bu prensipleri gökten indiği sanılan kitabların doğmaları ile asla bir tutmamalıdır. biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."

şimdi buradaki "gökten indiği sanılan kitaplar" sözü nasıl atatürk'ün ateist olduğunu gösterir, gerçekten anlamakta zorlanıyorum. bakın "sanmak" kelimesinin tdk sözlüğündeki üç anlamını da aynen koyuyorum:

a)Bir şeyin olma veya olmama ihtimalini kabul etmekle birlikte, olabileceğine daha çok inanmak, zannetmek, zanneylemek
"Babam, hiç hoşnut olmadığımı, beni yine sevindiremediğini sandı." - A. Ağaoğlu
b)Gibi gelmek, farz etmek
"Bu hareketimi tamamıyla histen gelen bir şey sandı." - P. Safa
c)Bir şey veya kimsenin ... olduğunu düşünmek
"Doktor Sevim, hastayı ilk gördüğü an kendinde değil sanmıştı." - A. İlhan

bu anlamlardan birinin "sanmak" fiiline yanılmak anlamını verdiğini düşünen varsa bu yazıyı okumayı bıraksın lütfen. ben kendi adıma islam'a inanıyorum ve kuran'ın indiğini "sanıyorum", öyle "farz ediyorum". bu benim ateist olduğumu mu gösterir?
üstüne üstlük dini açıdan bakarsak kuran'ın "gökten" indiğine dair bir ayet yoktur. kuran, "allah katından" indirilmiştir (casiye suresi, 2.ayet; zümer suresi, 1.ayet).
burada kullanılan indirme terimi "nzl" kökünden gelen "nüzul" dür. nüzul'de gökten inme gibi bir anlam vermemektedir. allah katıyla kastedilenin ne olduğunu ise elbette bilmiyoruz. ama koca meclis konuşmasının 2 cümlesini cımbızlayıp bakın atatürk ateistti demek yanlıştır.
doğma kelimesine gelecek olursak, kuran'da dahil bütün dini kitaplar doğmadır. zira doğma, basit olarak "değişmez" anlamına gelir. felsefe sözlüğündeki tanımı olduğu gibi koyuyorum:

dogma (Osm.nass; Fr.dogme; İng.dogma): mutlak doğru olarak öne sürülen ve öylece kabul edilen dinsel ilke.
(ansiklopedik felsefe sözlüğü, bilgi yayınları, 1973, s.117)

yani atatürk, burada şunu demektedir: biz, ilkelerimizi bilinmezden almadık ve bizim ilkelerimiz dinsel ilkeler gibi değişmez kabul edilmemelidir. bu kadar.

bunların haricinde bir de kazım karabekir'in hatıralarında geçen bazı ifadeler var ki, onları fırsat olduğunda başka bir yazıda değinmeyi düşünüyorum. eğer buraya kadar okuduysanız da gerçekten teşekkürler.
1

sözlüğe bağlayan şeyler

atticus finch
artık olmayan şeyler. yazın ve yazdan sonraki 1-2 aylık dönemde sözlük kalabalık sayılırdı ve girmesi eğlenceliydi. genelde siyasi kaos çıkardı, ben de deli gibi propaganda yapardım. şu aralar aşırı cansız bir sözlük var. ayrıca o son tartışmalarda yaşanan ihbar olayı tam bir rezaletti, eskiden burada milliyetçi-türkçü tayfayla her türlü tartışmanın en sert ve acımasız hali yapılırdı ama hiç ihbar edilmek kadar yavşakça bir olay yaşamamıştık.
6

komünistler bu ülkenin tümörüdür

atticus finch
böyle giderse bu sözlüğe birkaç gün girmeyeceğim ya. iki gün içerisinde hayatımda okumadığım kadar çok çomarca ve salakça şey okudum. herhalde yirminci defa falan söylüyorum bunu ve buradaki tüm laik çomarlara yönelik: bilmiyorsan ko-nuş-ma.

edit - bir de hayatında 2 cümle marksizm okumamış, işçi sınıfını falan ağzına almamış salaklar "kominizim adı altında bölücülük yapıyorlar.d" diye akıllarınca bize ders öğretmeye çalışırlar ya. en çok o tuhafıma gidiyor. bu nasıl bir öz güvendir yiğitler?
1

gerizekalıyım demenin alternatif yolları

atticus finch
"insan doğası gereği ezen-ezilen ilişkisi var olmak zorundadır"
"laiksen atatürkçü, milliyetçi olmak zorundasın"
"suriyeliler bizden rahat yaşıyor mq"
"aoe 3 bence 2'den daha güzeldi grafikleri filan"
"eleştirdiğimiz devlet değil hükümet karıştırmayalım lütfen"
"artık filistini hamas savunuyor zaten"

edit - böyle şeyleri savunanlar bloklasın bi zahmet

bolşevikler

atticus finch
rsdip'in (rusya sosyal demokrat işçi partisi) ikiye bölündüğü 1908 senesinde ortaya çıkan iki fraksiyondan birisi. diğeri de menşevikler.

şubat 1917'de çarlığı yıkıp geçici burjuva hükümetini kuracak olan devrim başladığında bolşeviklerin yalnızca 10 bin civarı üyesi vardı. kasım 1917'ye gelindiğinde ise üye sayıları 250 bine çıkmıştı. bolşevik parti'nin liderliğinde geçici hükümeti yıkarak yönetime el koyan işçi sınıfının çok büyük bir çoğunluğu bu partiyi desteklemişti. çünkü bolşevikler sosyalist devrimin başarıya ulaşması için şubat devriminin getirisi olan geçici duma hükümetini yıkmak gerektiğini ve işçi sınıfının bunun gerçekleşmesi için çok önemli olduğunu biliyorlardı.

bu tutum onları diğer iki büyük sol partiden, yani sr'lardan (sosyalist devrimcilerden) ve menşeviklerden ayırıyordu. hem sr'lar hem de menşevikler şubattaki devrime katılmışlardı ancak onların işçi sınıfının burjuvaziyi lağvetmesi, üretim araçlarının kamulaştırılması, birinci dünya savaşına son verilmesi gibi radikal hedefleri yoktu. onların vizyonu kapitalist bir parlamenter burjuva demokrasisinin kurulmasıyla sınırlıydı. ancak bolşevikler halkın kurduğu konseylerin, yani sovyetlerin bir işçi hükümetinin temelini oluşturabileceğini savundu. sonuçta bolşeviklerin tutumu sr'lara veya menşeviklere göre çok daha netti.

şubat ayında çarlık yıkıldığında sosyalist devrimciler ve menşevikler, rusya'nın birinci dünya savaşı'na katılımını desteklediler ve yeni kapitalist rusya'yı savundular. bolşevikler ise savaşa derhal son verilmesini istediler. artık rusya'da geçici hükümet iktidarda olsa da savaşın hala emperyalist bir kıyım olduğunu savundular. geçici hükümet dağılmakta olan bir toplumu bir arada tutmaya çalışıyordu ve sovyetler onun otoritesini tehdit ediyordu. sosyalist devrimciler ekim devrimi üzerine sol sr ve sağ sr olarak ikiye bölündüler. sağ sr ve menşevikler geçici hükümetin beyaz ordusuna katılıp sovyetlerin kızıl ordusu karşısında ona destek verdiler. işçi hareketinin galibiyeti kesinleştiğinde bile bu tutumları değişmedi.

kışlık saray bizzat lenin önderliğinde ele geçirildikten ve iç savaş başladıktan sonra, sovyetlerin yönetimi altındaki rusya topraklarında uygulanmak üzere pek çok karar alındı. bunlardan bazıları:

-tüm bankalar kamulaştırıldı.
-tüm fabrikaların denetimi sovyetlere (işçi konseylerine) geçti.
-tüm banka hesaplarına el konuldu.
-kiliselerin bütün mal varlıklarına (banka hesapları dahil) el konuldu.
-işçi asgari ücretlerine zam yapıldı ve sekiz saatlik iş günü kabul edildi.
-bütün dış borçlar reddedildi.
-toprak sahipliği tazminsiz şekilde sona erdirildi.
-büyük topraklar, özellikle manastırlara ve kiliselere ait topraklar, üzerindeki canlı hayvan, ekipman, bina ve her şey dahil olmak üzere kurucu yerel toprak komitelerine ve ilgili köylü vekilleri sovyetine devredildi. bundan sonra halkın ortak malı konumunda bulunan bu topraklara ve bağlı bulunanlara karşı yapılacak herhangi bir hasar devrim mahkemelerinde yargılanmayı gerektiren önemli bir suç ilan edildi.
-kadınlar için “eşit işe eşit ücret” ilkesi yasal güvence altına alındı.
-sovyetlerde yapılacak tüm oylamalar için kadın ve erkeklere eşit oy hakkı tanındı.
-kız ve erkek çocuklar için eşit, parasız, karma zorunlu eğitim uygulamaya konuldu.
-kürtaj yasal hale getirildi, gebelikten korunma yöntemleri yaygınlaştırıldı.
1

dehumanize

atticus finch
garip kişilik. hem ırkçılığa, faşizme karşı olduğunu söylüyor; kürtlere ve ermenilere yapılan zulümlerden bahsediyor, hem de türklere karşı ırkçılık yapıyor.

daha da garip olanını söyleyeyim. türkiye siyasetinde cephe mantığı vardır. yani bir insan ermeniyse ve faşizme karşı olduğundan, devlete muhalif olduğundan falan bahsediyorsa otomatikman ya hdp'liymiş ya da aşırı-sol siyasal çizgideymiş gibi bir görüntü oluşturur. toplumun normlarında bu durum böyledir, haliyle benim kafamda da dehumanize algısı böyleydi. arkadaşın bazı söylemlerini görene kadar (haklı olarak) "bu kesin bizden biridir" diye düşünüyordum. odtü'de okuduğunu söylemesinin de benim kafamdaki profile katkısı oldu ayrıca. sonra fakirlikle, yoklukla ve karşısındakinin ırkıyla, zekasıyla alay ettiği, kendinden "zeki, zengin, ermeni" diye bahsettiği girilerini gördüm. "bu ne menem iştir, böyle aşırı-solcu mu olur?" diye düşündüm tabii ki.

dehumanize sanırım kendisini hiçbir şekilde "türkiyeli" hissetmediği için türkiye siyasetindeki cephe mantığına da uyum sağlamıyor. hayatının bir bölümünü ermenistan'da geçirdiyse bunu anlayabilirim; bizim aksimize çocukluğundan itibaren türkiye içerisindeki cepheleşmeye entegre olmamış bir kişiliğe sahip olabilir. sonuç olarak kendisi acayip bir şekilde hem "ezilen ulus" kimliği taşıyan bir ermeni; hem de tartıştığı şahısın yoksulluğuyla ve zekasıyla rahatça dalga geçebilen ve malını mülkünü kullanarak insanları ezecek kadar iğrençleşebilen elitist bir küçük-burjuva demagogu.

kısacası dehumanize ile alakalı söyleyebileceğim olumlu bir şey kalmadı. he faşistin biri ona ermeni olduğu için, ırkçı söylemlerle saldırırsa o ayrı mesele, o zaman savunuruz tabii ki. ama o kadar. sınıfsal olarak beş para etmez birisi.

her canlı ölümü tadacaktır

cheV
'Turritopsis nutricula' isimli 4-5 milimetre çapındaki denizanası seks yaparak gençleşiyor. Dünyanın ölmeyen tek canlısı cinsel olgunluğa geldiğinde yani daha fazla üreyemediğinde genetik bir değişim geçiriyor ve tekrar ergenlik yaşlarına, yani denizanasına dönüşmeden önceki evreleri olan 'polip'e geri dönüyor. Bu şekilde son evreye geldiğinde tekrar ilk evreye dönüyor ve düzenli bir şekilde bu devam ediyor. Bu yüzden ''Her Canlı'' kısmı abartılı geliyor.

layka

atticus finch
rusça: Лайка, kelime anlamıyla "havlayan". sputnik 2 projesi kapsamında dünya yörüngesine çıkan; aynı zamanda orada ölen ilk canlı olma özelliklerini taşıyan sovyet uzay köpeği. öldüğünde 3 yaşındaydı.

şöyle ki; sputnik 2 geri dönmek üzere tasarlanmadığı için layka'nın zaten ölmesi planlanmıştı. eğer sputnik 2 görevi başarılı olsaydı, layka'nın sadece 7 gün yaşaması için yeterli maması ve suyu vardı, sonrasında acı çekmeden, çabuk ölmesi için zehirli mama kullanılacaktı. fakat layka, roketin içindeki soğutma sistemi bozulduğu için aşırı ısınmadan dolayı öldü.

bu görevde çalışan kişilerden biri olan ve hayvanları bilimsel araştırmalarda kullanmayı destekleyen oleg gazenko olayla ilgili "hayvanlarla çalışmak hepimiz için bir ıstırap kaynağıdır. onlara konuşamayan bebekler gibi davranıyoruz. zaman geçtikçe bunun için olan üzüntüm artıyor. bunu yapmamalıydık... bu görevden köpeğin ölümüne değecek kadar çok şey öğrenmedik" demiştir.



laik sözlük duyuru

iron
Merhaba sevgili yazarlar. Bir süredir sözlükteki kasvetli havanın ve aktifliğin azaldığının hepimiz farkındayız bunun nedeni son 2 aydır alımları 2, 3 kere kısa süreli açtık, hiç reklam yapmadık ve sözlükle pek ilgilenemedik. Fakat sözlüğün yenilenmesine çok kısa bir zaman kaldı. Mevcut sözlük temamıza yeni özellikler eklenecek, radyo yayınımız ve reklam çalışmalarımız başlayacaktır. Uzun zamandır planladığımız bir çok şeyi çok yakında bitirmiş olacağız reklam ve tanıtımlar için bir süredir havuz oluşturuyorduk şimdi sözlüğü duyurmanın zamanı geldi. 10, 15 günlük bir süreçten sonra aramıza hem yeni yazarlar katılmaya başlayacak hem de çeşitli nedenlerden dolayı artık giriş yapmayan eski yazarların gelmesi için çalışma yapacağız. Merak ettiğiniz her şey ve sözlükle alakalı sorunlar için bana [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz. Son olarak sözlüğe gerçekten emek veren ve yazalar tarafından sevilen isimlerin de olduğu bir liste ile yönetim yenilenmesine gidilecektir. esen kalın.
3

şişman kızlar

turca
Her buluşmada maaşın yarısını yiyen ayılar. Ya tamam kendine saygın yok mondof gibj yiyorsun ama insan hiç mi diğer insanların göz zevkini düşünmez.
Birde egoları var bunların, kilon kadar iq'n olsa aynştayn olurdun diyorum ağlıyorlar. Hele göbeği gösteren kıyafetler giymeleri yokmu... kafamı logar kapağına sokasım, kaçasım geliyor awk. Az yiyin.

hayal gücü

lucifer
aslında benim hayata tutunmamı sağlayan en büyük yandaşımdır. hayal gücü olmayan çoğu insan ile kolay kolay iletişim kuramam. bunun sebebi kendimi var olan dünyadan soyutlamam ve benim gördüklerimi görememeleridir. öyle çirkin, zalim, vahşi, iğrenç, lanetli bir dünyada yaşıyoruz ki benim artık ruhumu sömürdü, duygusuzlaştırdı. bununla savaşmamı sağlayan şey hayal gücüdür. belki içinizden çocukluk diyeceksiniz aslında haksız sayılmazsınız. bir çocuğun sahip olduğu hayal gücü saftır, ben hala öyle bir dünya hayal ediyorum ve sürekli bunu dile getiriyorum. yazımı Jonathan Swift'in sözü ile bitirmek istiyorum, çok güzel söylemiş...
-Hayal gücü olan insanlar, görülemeyen şeyleri görürler.
5

fakirim deme şekilleri

dahafazlavietnam
sadece sözle değil, kişinin eylemleri ile de anlaşılabilen şeylerdir. bira içerken yanına çerez almamak, yemek yerken yanına içecek almamak, kafelerde çay veya oralet gibi görece ucuz şeyler içmek. böylelerini asla kahve içerken göremezsiniz.(evet ben de onlardanım)

türkçe altyazılı porno

iron
google analytics ile sözlüğün hit durumuna bakıyorum günde 2bin insan türkçe alt yazılı porno izle, türkçe altyazılı porno vb kelimeler ile sözlüğe giriyor bu başlığın açılmış olması günde 2k porno arayan adamı siteye sokuyor.
2

the white buffalo

hena
The woods, tam da denize karşı içkini yudumlarken harika gidecek şarkıdır. Açık ve net.
I got you şarkısıyla silkelenir, kendine gelirsin belki, küçük bir yel estirir içinde müziğin o tatlı tınısı.
The madman ile belki içiniz kıpır kıpır olabilir, o kısa zaman dilimi içerisinde.
House of rising sun ile bir an dizi beyninizin raflarından kalkar gelir, sözlerine eşlik ederek her şeyi bir bir hatırlarsın
Oh darling what have i done da ise sallanırsın bir o yana bir bu yana, sakince. Kafanı dinginleştirir.
Come join in murder ile duygular kabarır, gaza gelebilirsiniz ve aniden gozlerinizi hafif kısmış, aynaya bakarken bulabilirsiniz.
Bir kaç şarkıya sığdırılacak değil elbette o sesi duyunca zaten büyüleniyorsunuz, sonrası mı? O geliyor aslına çok takılmayın. Esenlikler.

özlemek

laiikice
bazen kız / erkek arkadaşını , bazen anneni , babanı , ölmüşünü , geçmişini , sikmişini , sikeceğini , bırakıp gidenini , son sigaranı , günlerini , mutluluğunu , gülüşünü , kokusunu , sarılışını , sarılmayı , yalnızlığı , arkadaşlarını , önceki gün harcadığın harçlığını özlersin. keşkelerin anası hayallerin katilidir özlem.

haddini bileceksin

icarus
bu ülke haddini ve yerini bilmeyen,hep vatandaşları için daha fazlasını isteyen bir adam tarafından kurulmuştur.eğer o adam haddini ve yerini bilip,boyundan büyük işlere kalkışmasaydı olacakları üç aşşa beş yukarı biliyoruz.katılmadığım hatta beğenmediğim başlık.

eren bülbül

zeybek
ölümüyle kahraman ilan edilen, belki ileride geleceğimiz belki de bizi geriye itecek bir çocuk. evet çocuk.

şimdi bunun üzerine çok düşündüm. bu çocuk neden öldü/öldürüldü. bir ihbar yapıyor, ihbarı komutan değerlendiriyor, sonra da mekanı tarif etmek için operasyona katılıyor, öldürülüyor ve şehit ilan ediliyor halk tarafından.

bu çocuğun katili kim. bölücü terör örgütü mü, umarsızca operasyona katan komutan mı, operasyona gitmesini engellemeyen ailesi mi. kim.

ilkokula gidiyorum üçüncü sınıf falan, kroki çizdiriyorlar evimizle okulun arasını. tabii isim yazmıyoruz ifşa olmasın diye. yani öğretmenimiz tembihliyor. bu çocuğa neden kroki çizdirilmiyor yahut evi tarif etmiyor. çocukluğumdan hatırlıyorum. validem kaybolursam polise gitmemi söylüyor, evin adresini bilemem ama bayraklı altın yol koka kola reklamı olan apartmanın yanı, diye öğretiyor bana. bunları eren'e yaptıramazlar mıydı. gayet de yaptırırlardı.

sorumsuz bir komutan, aile ve etraf. askerli, operasyonlu, tarihli birbirinden yarr*k kürrek dizileri izleyip/izletip gencecik çocukların hayatlarını çalıyorlar.

eren'in ölümünden o komutan sorumlu, o terörist sorumlu, o aile sorumlu, derhal soruşturma açılmalı, ceza uygulanmalı.

eren ne şehit ne gazi; niyazi.

hayal etmek

herr muller
Başarmanın yüzde 50sidir. Hâlâ bilmeyenler için son 20 yıldır defalarca ve defalarca tekrarlanan bir deney var (deneylik geride kaldı artık atletizmden tutun günlük hayattaki bütün başarılı sporcuların kullandığı en güçlü antrenmanlardan biridir) deneyden kısaca bahsetmek gerekirse, -genelde atletler üzerinde uygulanmistir- 3 gruba ayrılan atletler veya yarışçılar şu şekilde antrenman yaparlar;
- ilk grup günde 4 veya 5 saat güçlü fiziksel anlamda antrenman yaparak hazırlanır.
-ikinci grup günde 2 saat fiziksel antrenman yapar ve diğer 2 saat için aynı fiziksel antrenmandaki koç gibi hayal kurdurmak için özel bir eğitmen getirtilir. 2 saat boyunca dinlenme halinde her zamanki rekorlarını kirdiklarini ve çok daha ilerisini hayal ederek geçirmeleri istenir.
-3. Grup ise dümdüz kazandıklarını hayal eder fiziksel bi çaba harcamazlar sene boyunca(8 aylık da olabiliyor)

Sonuç olarak 2. Grup açık ara hem de büyük bir fark ile her mücadelede önde bitirir. 1. Grup yarışmada ikinci olurken 3. Grup son sırada gelir. Ancak bu ikili arasında büyük bir fark olmaz.

Yani kısaca dans mi ediyorsunuz sınavınız mi var, insanlarin önünde konuşma mi yapacaksınız. Son dakikalarınızda oturun ve hayal edin! Çalışmayı elden bırakmadan bunları oranlı bir şekilde becerebilen insan hayatta her seyi basarabilir. Eyv

emrah serbes itirafı

elfida
Samimi gelmeyen itiraftır. Denilene göre itiraf; aile mobese kayıtlarına bakılması için başvurduktan ve savcılık, aracı kullanan kişinin Kenan Doğru olmadığından şüphelenip hava yastığının üzerindeki kan örneklerinin incelenmesine karar verdikten sonra gelmiştir. İtirafın bütün bunların üzerine gelmesi ve adliye çıkışı yaptığı açıklamanın yapmacıklığı hatta ezberini unutur gibi oluşu, bir de son gelişmelere göre Kenan Doğru'nun iddiasının doğru olmayışı bana bu itirafı sadece vicdan azabı yüzünden yapmadığını, kurgu olduğunu düşündürüyor. Şoktan kabullenememiş suçunu, hadi ilk anda şoktan üstlenemedi diyelim suçunu, o şok bir hafta mı sürdü? Geriye bir tek babasını ve on altı yaşındaki gencecik kız kardeşini toprağa vermiş, yoğun bakımda olan annesinin başından bir dakika olsun ayrılamayan yüreği yanmış bir abi kaldı. Bir aile darmadağın oldu. En acısı da sosyal medyada hâlâ Emrah Serbes'i kahraman ilan etmeye hevesli insanların oluşu.

türk edebiyatının black mirror' u

mr nobody
Emrah Serbes' in trafik kazasında öldürdüğü ailenin fotoğrafını Ot dergisi kapağına koyar. "Güzel öldüler." başlığıyla satışa sunulur. Emrah da öldürdüğü ailenin 16 yaşındaki kızı hakkında bir roman yazar cezaevinde. Hayranları da "iyi ki bu cinayet oldu, yoksa bu kitap olmazdı," diye sevinirler. Kitap çok satar, ödüller alır. Emrah' ın aslında çok erdemli bir katil olduğu yazar kankaları tarafından söylenir.

bunlar ilginizi çekebilir