confessions

jakoben

βετεράνος♛  · 25 Mayıs 2017 Perşembe

  1. toplam giri 1028
  2. takipçi 34
  3. puan 20428

türbanlı olduğum için dışlanıyorum

camide uyuyan evsiz kemalist
Merhaba arkadaşlar
olay dün yani 12.07.2018 tarihinde yaşanmıştır. olay ırkçı, faşist kemalist zihniyetin ürünüdür.
bundan bir ay önce sözlük üzerinden (bkz:yazarların karalama defteri) #111110 entrym için bir yazar mesaj attı, gayet kibar ve hoş bir beydi. beni anlayışla dinleyip yönlendiren tavsiyelerde bulundu, yazdıkları oldukça zekice olduğu için etkilenmiştim. yanlış anlaşılmasın kötü bir niye yoktu türbanlıyım sonuçta. Neyse numaramı falan aldı gayet beyfendi olduğu için bir şey olmaz herhalde diyip verdim, önce numaramı görünce haha bu hangi ülkenin numarası dedi ben de türkiye'nin dedim nasıl numara ya bu diye küçümsercesine cevap verdi ben de bimcell kullanıyorum sonuçta bimin açılımı (birleşik islam marketleri) dedim neden gidip israile mermi alan vodafone kullanayım diye lafı yabıştırdım tabi cevap veremedi. neyse geceleri whatsapptan falan mesajlaşmaya başladık. benim 10bin dakika 50gb 70bin sms'lik paketim olduğu için dakika sıkıntısı yoktu sürekli arıyordum bunu gerçi sesim çatıya çıkmadıkça gitmiyordu ama olsun güzel anlaşıyorduk. günler geçiyor derken bir gece buna buluşalım mı diye teklif ettim bu arada yanlış anlaşılmasın arkadaşça bir buluşma teklifiydi türbanlıyım sonuçta. bu olur nerde buluşmak istersin diye cevap verdi ben de çok uzağa gelemem ümraniye de buluşalım olur mu dedim, bu olmaz kadıköy de buluşalım dedi anneme sormam lazım diyip içeri geçtim. anne ayşe kuranı hatim etti diye annesi yemek veriyormuş davet ettiler gidebilir miyim diye izin aldıktan sonra ümraniye canpark avm'nin önünden taksiye atladım.. şaka şaka 19s iett ye bindim, neden taksiye bineyim türbanlıyım ama salak değilim. neyse mesaj attım geldim diye nerdesin dedi boğa'nın önündeyim üstümde mavi bir boydan elbise var diyip tarif ettim kendimi 5 dk beklediktan sonra yanımda 1.82 boylarında 75 kilo atletik vücudu olan çok yakışıklı biri yanaştı o olacağını hiç düşünmemiştim ama evet o çıktı elini uzattı merhaba dedi ben elimi uzatmadan merhaba dedim türbanlıyım sonuçta, güldü ee nerde oturalım diye sordu ben de fark etmez simit ayran alıp sahile mi gitsek dedim, boşver simit ayranı gel ben seni bir yere götüreyim dedi tamam gidelim dedim bu arada yolda beni kesiyordu açıkcası hoşuma gitti türbanlıyım ama kadınım sonuçta. neyse böyle kemalislerin takıldığı yerlere benzeyen bi sokağa geldik biraz ürperdim aslında sonuçta zamanında dedelerimizi asanların torunları hep buralarda takılıyordu biliyordum sonra üstünde rock bar yazan bir yere girdik etraf leş gibi alkol kokuyordu allahtan sürdüğüm esans kokusu bastırıyordu biraz. geçip bi köşeye oturduk içerde alkol içen herkes beni kesiyordu türbanlı ve güzel olmanın ayrıcalığı galiba ama ben bundan hiç övünmüyorum sonuçta güzel olmak kader yani çirkinde olabilirdim. garson geldi o da bana şaşkın şaşkın bakıyordu önce ona sordu ne içersin diye o bi bira söyledi, garson bana dönüp siz ne içersiniz dedi ne var dedim iki dakika düşünüp su var çay var kahve de var dedi türbanlıyım diye bana ayrımcılık yabmaya çalışıyordu bir şey satmak istemiyordu çok sinirlenmiştim ama belli etmemek için hahah ne çayı ben bi bomonti filtresiz alayım dedim garson pardesümü ve türbanımı hayranlıkla süzerek peki diyip gidip içkileri getirdi. aslında asla alkol içmem ama ben orda türbanlı kardeşlerimi temsil ettiğim için bu zulme katlandım ilk yudumu içtim gerçekten çok kötüydü neden bunu içiyorlar anlamıyorum. can'a dönüp ee neler yapıyorsun falan diyip muhabbet etmeye başladık marmara hukuk okuyormuş sen ne okuyorsun dedi ben de işte sınava hazırlanıyorum dedim, hayalin ne diye sordu erzurum ilahiyat isdiyorum dedim. dershaneye gidiyon mu yok kuran kursuna gidiyorum dedim, hmm dershane olmadan nasıl yapacan ki dedi ya zaten 4 yıl dershaneye gittim bi işe yaramadı, emin ol can dua dan hayırlı kapı yoktur diyerek bira mı yudumladım ne zaman mezun oldun liseden dedi 2013 dedim hmm 5 senedir hazırlanıyon yani dedi evet dedim. sonra sordum araban var mı? yok ne arabası arabam olsa burs ile benzine para yetiştiremem, benzin olmuş 6,5 tl 10 litre alıp evden okula gitsem 65tl sadece evden okula gitmek için aylık 1950 tl yapar diyip güldü, ben de doğru ama böyle daha doğru dedim nasıl daha doğru dedi. ee bak mesela ümraniyeden kadıköye bir buçuk saatte geldim benzin ucuz olsa emin ol trafik 3 kat daha fazla olurdu dört buçuk saat sürerdi akp trafik çıkmasın diye benzine zam yabıyo dedim güldü tabi cevap veremedi, sonra sordum siyasi görüşün ne ? aslında çok kararsız kalmıştım sorup sormamak arasında ama eğer aramızda birşeyler olacaksa kesinlikle akp'li olmalıydı... anarşistim dedi yani evrime mi inanıyorsun dedim gülerek. anlamadım dedi neden allaha inanmıyon dedim ateist değiş anarşistim ben dedi gülerek. anarşist ne dedim, Anarşizm, toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir dedi. türbanlı olduğum için gavur alfabesinin kelimelerini kullanarak beni ezmeye, anlamayacağım şeyler söylemeye başladı. neden anlamayacağım şeyler söyleyip beni ezmeye çalışıyon ben şimdi seninle arapça konuşşam hoşuna gider mi dedim, ne alakası var ki ben tanımını yaptım ama anlayacağın şekilde türkçe anlatayım devletller ve liderler yoktur anarşizm de dedi. şok oldum pkk'lı galiba diye düşündüm sonuçta devlet istemiyordu, çok üzülmüştüm ama çok yakışıklı bir çocuktu onu kaybetmek istemiyordum ve açıkca konuşmam gerekiyordu. bak can beni iyi dinle diye konuşmaya girdim, eğer benimle citti düşünüyorsan doğru yolu bulman lazım dedim, doğru yol derken, ak partinin yolu, islamın yolu dedim. eğer namaz kılarsan beni çıplak değilde gelinlikle düşünürsen bu iş olur dedim sonra başladım pkk ve fetonun ne bok olduklarını anlatmaya yüzü düşmüştü galiba alkol çarpmıştı ama benim bünyem sağlam olduğu için bana bir şey olmamıştı. bana lavaboya kadar gideyim gelecem dedi. galiba kusacaktı neyse kalktı lavaboya gitti ben de acaba nasıl ikna etsem diye üstat kadiroğlunun videolarından ve kitaplarından aklıma gelen bilgileri bir araya toplayıp ona anlatacağım şeyleri kurguluyordum 10 dakika geçti hala gelmemişti halla halla acaba bayıldımı dedim garsonu çağırdım arkadaşıma bakar mısınız dedim, arkadaşınız 10dk önce çıktı dedi... bilgimle baş edemeyeceğini anlayınca kaçıp gitmişti masaya 5 tl bırakıp kalktım garson hanım efendi hesap 34 tl dedi şok oldum bi bira için 34 tl mi dedim beyfendinin birasıda var 2 bira dedi yanımda sadece 15 tl vardı ve bağırarak kaçmaya başladım türbanlıyım diye zorla alkol içirmeye çalışıyorlar diye diye ordan kaçarak uzaklaştım.
gördüğünüz gibi türbanlı olduğum için herkes tarafından dışlanıyorum.
5

oskar schindler

sophos
schindler's list adlı filme konu olan, II. Dünya Savaşı sırasında 1200'e yakın yahudiyi soykırımdan kurtaran çekoslovak iş adamı ve nasyonel sosyalist parti (nazi partisi) üyesi.

Kurduğu alman emaye fabrikası (deustch emailwaren fabrik) işçilere yaşam kaynağı oldu. Naziler, savaşı kaybedeceğini anladığında işkenceleri daha da arttı. Schindler de işçilerinin adlarından oluşan bir liste yaptı ve işçilerini çekoslovakya'daki fabrikaya taşıdı. Bir karışıklık oldu ve bazıları toplama kamplarına gitti ancak çekoslovakya'ya geri gönderildiler. durumu takip ettiği için hepsini sağ olarak teslim almıştı. Onları orada savaş bitene kadar korudu.

schindler's list

sophos
schindler'in listesi: Almanya polonya'yı işgal ettiğinde, krakowlu, nazi partisi üyesi ve yahudilerin çalıştığı alman emaye fabrikasının sahibi olan oskar schindler'in, Parasını kar etmek yerine yahudi işçilerini ölümden kurtarmak için harcamasını anlatan, hikayesi gerçek olan ve insanlık dersi veren 1993 tarihli Steven spielberg filmi.

"Güç insanın her türlü haklı gerekçesi olduğu halde öldürmemesidir."

ceren sungur

her boka muhalefet
Can sungur'un eşidir. Tarihçidir ve türkolog'tur. Twitch'de yayın yapmaya başlayacak olan çiçeği burnunda yayıncıdır.

Şöyle son zamanlarda ortaya atılan ''osmanlı'da sadece 2 kez tecavüz olmuştur.'' gibi salakça bir iddiaya cevap verirken görebilirsiniz;

idam isteği

eskitelevizyon
Mantıklı bir bakış açısı. Duygusal olarak bakınca, tecavüzcülere karşı yapılması gereken bir dünya acı çektirme yöntemi var. Ölüm onlar için kurtuluş olmasın.

Tabi bir de şu durum var: Ensar vakfını savunanlar, arka çıkanlar bugün kalkıp tecavüzcüler için idam getireceğiz diyorlar. Bu idamı tecavüzcüler için istemedikleri açıkça ortada değil mi?

muhalefet kesiminin askere gitmek istememesi

altayhan
Demokrat parti'den beri tsk nato oyuncağıdır. Kore'ye git, gider. Somali'ye git ortalığı toparla, gider toparlar. Suriye'ye gir bizi rusya'yla birebir muhatap etme, olur paşam.

Şunu da söyleyeyim, hala en güvendiğim kurum tsk'dir. Çünkü tarihimizde ve özellikle son yüz yılda en büyük adamlar ordu bünyesinden çıktı. Son umudum ordudur efendiler. O silahlar bir gün türk milletinin eline geçecek.
2

sefiller les misrables

canietzsche
Victor Hugo'nun aynı adlı başyapıtından uyarlanılan müzikal filmdir. Hugh Jackman, Russell Crowe, Helena Bonham Carter gibi usta isimlerin oynadığı film 2012 yılında vizyona girmiştir. Ekmek çaldığından dolayı hapse giren Jean Valjean ve müfettiş Javert ana karakterlerdendir. Dönemin siyasi ve sosyal olaylarının da anlatıldığı bu filmden sonra oyuncuları bir müzik grubu kursa da fazla geçmeden bu grup dağılmıştır. Bence hem edebi yönüyle hem de sosyal yönüyle olsun tam bir şaheserdir. Zaten kitabına diyecek sözüm yok ama film de gerçekten sürükleyici ve aynı zamanda sanatsal. Eğer hala izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

ücretsiz kıraathaneler

twitter
hepiniz goygoya almissiniz ama bu ciddi bir proje karşı devrimin önemli bir adimi . Halkevlerinin tam olarak karşılığı. Dindar ve kendileri gibi düşünen bir nesil yetiştirmek icin kurulan bir oluşum olacaktır buralar .Bir nevi osmanli ocaklari gibi ama onlar kadar radikall ve partizan degil.çünkü partizanlık geçici ama burada toplumun genlerine isleyecek bir toplum mühendisliği calismasi olacaktir. Ocaklar emin olun var olan iktidar bir gün dagilinda darmaduman olacaktir ama bunlar belki 100 yillik ciddi bir örgütlenme olacaktir.
Ben böyle düşünüyorum.

sanat siyasetten üstündür

altayhan
Antik roma'dan, antik çin'den ya da başka medeniyetlerden kaç tane siyasetçi biliyoruz? Ama şair, yazar isimleri tarih kitaplarını dolduruyor.

Siyaset ancak günlük laf kavgalarını içerir. Birkaç zibidi ve para babasının sidik yarıştırmasıyla halkın güdülmesi olayıdır.

ırkçı görünmemek için türk ırkını yermek

comarhunter2k
Milliyetçilik hastalıktır, hiçbirimiz nerede ne tende hangi dilde doğacağımızı seçmedik .
Genel olarak iyi insan ve kötü insan tabirleri yeterlidir .
milliyetçilik yapan ister türk, ister kürt, ister fransız olsun .
hepimiz insan hepimiz sapiens'iz dünya kendi etrafınızda dönüyor gibi davranmayı bırakıp önünüzde kalan en fazla 40 -50 yılı yaşayıp toprak olup gidiniz .

laik günlük

iron
pencerem apartman boşluğuna bakıyor. çoğu zaman alt kattaki yaşlı çiftin pişirdiği yemeğin yanık yağ kokusuyla dolu odamda proust okuyorum. birkaç kez müziğin sesini fazla açtığım için ihtar ettiler. binada birisi banyo yaparsa boruların içinden büyük yük arabalarının sürtünerek geçtiğini düşünüyorum. garip ve memnunsuz bir ses yayılıyor odama. salona gidip evin manzaraya sahip olan tek penceresinden benimkinden daha aşağıda duran eski apartmanların kırmızı kiremitlerini ve etrafa sıçıp duran güvercinlerin uçuşunu izliyorum. benim binamın tepesindeki bok kütlesini düşündükçe zaman zaman ihtilafa düştüğüm komşularımla ödeşmişim gibi hissediyorum.

duvarıma newyorklu bir kadının fotoğrafını astım. yağmurda duruyor ve hiç hoşlanmadığım desenleri olan bir şemsiyeden sıçrayan damlalar kuvvetle etrafa dağılıyor. kadın yağmurun dikkatini çekmiş görünüyor. şehir tamamen aydınlanmış ve kadının yaşamı dağıtmasını bekliyorlar. dairesinden çıkmak için ayakkabılarını bağlamış olan bir genç solgun perdelerin kıpırdanmasını bekliyor. kadın, yağmuru yerden alıp yeniden göğe savurabilecek tek kişi. onu seviyorum. onu, delicesine seviyorum.

kapı çalıyor. benim, anahtarla bile zorla açtığım apartman kapısı dilenciler için ardına kadar açılmış oluyor. benim ne söylediğimi dinlemeden omzumun üstünden arkamdaki mutfağa bakıyor ve benden bir şey istiyor adam. “param yok” diyorum. yetmiyor. kapıyı yüzüne kapatmak kabalığını yapmıyorum. “param yok.” söver gibi bir ifadeyle yan dairenin önünde durup zile basıyor. kapıyı kapatıyorum ve gözetleme deliğinin önünde durursam orada olduğumu anlayacağını düşünüyorum. kulağımı kapının alt kısmına dayıyorum ve bir kahramanlık yapmak için bekliyorum. komşumun sokağın altından aldığı çileleri sararak elde ettiği yumakları çalmak isteyecekler. biliyorum.

komşumun kapısı hiç açılmıyor. sesler uzaklaşıyor. mutfağa gidiyorum. birşeyler yemeliyim. hayır, bu defa ekmek ya da salça değil. gerçek bir yemek. kendimi piyanist filminin aktörü gibi hissediyorum. evyenin altındaki dolapta kap kacak olduğunu bilmeme rağmen oralarda konserve arıyorum. konserve bulup karanlık odama döneceğim ve yamuk bir kaşıkla konservemi yiyeceğim.

yer yatağımdan bakınca tavan çok yüksek görünüyor. korkuyorum. yağmurcu kadından korkuyorum. odanın sessizliğinden korkuyorum. bir kolinin üzerini defter cildiyle kaplayarak yaptığım küçük sehpanın üzerinde duran masa lambama bakıyorum. uzakta duran masamdaki daha şık olan lambaya bakıyorum. kıdemce o bundan daha yüksek. o, evdeki lambalarımın komutanı. üzerinde küçük bir hasar olduğu için filmlerdeki gibi şık bir lamba olmasına rağmen çok ucuza aldım. tüm hayatım ucuza alınmış gibi duruyor. yalnızca o lambanın altında duran bir top kağıt ve aç kalıp satın aldığım dolmakalem bu evrene ait değil gibi.

açım. vandalizm hakkında okuyorum. vııı. yy. hakkında okuyorum. xx. yy. hakkında okuyorum. mideme baskı yapması için yumruğumu karnımın altına koyuyor ve yüzüstü yatıyorum. kitabı bir süre de böyle okuyorum. sevdiğim cümleleri kuran p*ç kurusuna imrenerek soğuk soğuk terlemiş alnımı temiz nevresimler taktığım yastığıma bırakıyorum. yüzümü görseydim kendime acımazdım. açım. tüm hayatımı bir yazar olarak geçirmek istedim. bir yazar okumuştum bir keresinde, fransa'da öğrenciyken ayağı dingildeyen bir masanın ve portatif bir ocağın olduğu bir odada, tuvaleti bile olmayan bir yerde mutlu biçimde şiir yazdığını ve yaşama karşı yüreklendiğini anlatmıştı. o yazarı şimdi görürsem o yalanlarını ve boktan şiirlerini bir tarafına sokacağımı biliyorum. bana nasıl çirkin hayatlardan çıktıklarını anlatıyorlar. yan dairemde sağır insanlar oturuyor. onların haber saatinde haber dinliyorum. televizyonum yok. internetim yok. radyom çekmiyor. kitaplarım var. masa lambam var. kombiyi açamıyorum. kuş bokunun altında donuyorum ve yağmurcu kadının umurunda olmuyor. haberlerde üniversiteden bir arkadaşımın ünlü bir yazar olduğunu ve yazdığı dizinin reytinginin çok yüksek olduğunu duyuyorum. onun semirmiş yüzünü ve buzdolabını açtığında yüzüne vuran sarı ışığa karşı gülümseyişini düşünüyorum. onun geniş bir mutfağın ortasında duran setin hemen yanındaki tabureye oturup iştahla yediğini düşünüyorum. sonra reklamlardaki gibi bana dönüyor. “pizza hat” diyor. yedin mi?

mutfağa gidiyorum. kapının koluna asılı olan naylon poşetteki bayat ekmekleri yiyorum. kahve yapıyorum. su ısıtıcısı “tık” diye atınca kendimi daha bir modern ve tok hissediyorum. mutfaktan odama geçerken ayakkabılıkta duran yırtık ayakkabımı görüyorum. bir yırtık bu kadar asil durabilirdi. seninle nerelere yürüdüm. önceki yaz meclis parkında yanımızdaki bankta oturan güzel kadının benden korktuğu günü hatırlıyor musun? ona sadece “merhaba” demiştim. kıyafetim, görüntüm, cızırtılı bir radyo frekansından düşmüş reklam cingılı gibiydi. kadın bana iğrenerek bakmıştı.

o gün, defterimi açıp aklımdakileri yazmıştım. parkta sivrisinekler her tarafımı sokmuştu ve bir yazar olmak dışında hiçbir istek duymuyordum. sivrisinekleri öldürmedim. kanım hala besleyiciydi. böyle düşünmek istedim. caddede yürüyen insanlar bir milyoncuların vitrin süslerindeki led ışıklar gibi geçip gitmişti. o kitabı bitirecektim. dijital saatlerin yanıp sönen rakamları gibi bir vardım bir yoktum.
odama döndüm. perdemi açık bırakmıştım. ben, kirasını ödeyen bir yurttaştım. kirasını ödediğim sürece dairemde duvarları kemirmek, çılgın seks partileri vermek ya da filozofça konuşmak hakkına sahiptim. haberleri dinlerim diye düşünüp yatağıma gittim. sırtımı duvara dayadım. yaz mevsimini unutturacak bir soğuk ve aşağıdan gelen közlenmiş biber kokusuyla perdemi kapattım. sırtımı duvara yasladım. haberleri kaçırmak istemiyordum. haberler yoktu. benim dairemin evrenin bir köşesinde, dünyadan milyarlarca ışık yılı uzakta sürüklendiğini düşündüm. sevdiğim bir melodiyi düşündüm. parçayı zihnimde birleştirdim. ağladım.

birkaç saat uyudum. sabaha karşı uyandım. nefesimin buğusu ıı. dünya savaşı'nda karşı cenaha işkence eden bir asker gibi sertçe suratıma indi. yorganı başıma çektim. çocukken yaşadığım evi düşündüm. annemin bana ördüğü süveteri düşündüm. saçlarımı bıdık ali gibi yana taradığımız zamanları düşündüm. evimizde kalan ve yaklaşık yüz yaşında olan bakıma muhtaç akrabamızı düşündüm. babamın dayısı. onun bulunduğu odaya her girdiğimde nefesinin odayı “yaşlılıkla” doldurduğuna inanırdım. bu yüzden odadan çıkarken nefesimi verir ve nefes almadan koşarak çıkardım. henüz beş yaşındayken yaşlı olmaktan ölesiye korktuğumu düşününce irkildim.

annemi düşündüm. benim tok olmamı isteyen annemi. her anne böyledir. fikirlerim var anne. yazabiliyorum. kitaplarım var anne. okuyabiliyorum. cemiyet hayatında yerim var. mahalledeki bakkal beni gördüğünde gündeme dair ne düşündüğümü soruyor. kimse beni dinlemiyor anne! sadece soruyorlar. paran var mı? neyle geçiniyorsun? bakkala girdiğimde ona heisenberg'den söz etmek istiyorum. camlı ekmek dolabının iştah kaçırıcı görüntüsünden söz etmek istiyorum. leş gibi olmuş raflarında duran tozlu bisküvi paketlerine bakıp onları cezalandırmak istiyorum. “iki ekmek, yumurta ve salça… hayır teşekkür ederim.”

param olunca satın alacağım kitapları düşünüyorum. yumurtanın kabuğunu bir cerrahın titizliğiyle kırıyorum. o kabukla beraber benim zırhımın da parçalandığını hissediyorum. iki lokma yedikten sonra masama oturuyorum. yazmalıyım. kalemi elime alırsam işler düzelecek. bir koalisyon hükumetinden önemli bu. surinam'da yaşayan falancalara yardımdan, ünlü şarkıcı götelek bilmemkimden önemli bu. senden, benden, babamdan, tanrıdan önemli bu. zamanı kurup yazıyorum. yağmurcu kadın'a düşen yağmurun kaynağı benmişim. doyuyorum.

free ezhel

di gora bave tenim
S*kerim ezhel'i amk. ne boş gündem oluyor bu yararsız insanlar. Koskoca cerrahpaşa'yı istanbul üniversitesinden ayırıyorlar ordaki oğrenciler hocalar bağırıyor bir ses çıkarın diye kimsenin sikinde olmuyor. Allahın vasıfsız keşi hapse atılınca yok özgürlük elden gidiyor diyorlar ananın amına girsin özgürlük. Koskoca Cerrahpaşaları, kulelileri, fen liselerini kapatıyorlar az bunlara ses verin.

rasyonalizm

sophos
Akılcılık, bilginin kaynağının akıl olduğunu savunan felsefi akım.

Rasyonalistler, Duyu organlarının verilerine güven olmayacağını, bu verilerin geçici ve doğruluğu kesin olmayan bilgiler olduğunu öne sürer.

ana akım medya

sophos
(ing. mainstream media) devlet ya da büyük sermaye sahipleri tarafından kontrol edilen kitle iletişim araçları.

buna en güzel örnek cnn'dir.

ülkemizdeki kanalların neredeyse hepsi özel gözükse de yayınları devletin kontrolündedir.

ana akım medyada insanlar istenilen şekilde manipüle edilir; yalan haberler yapılır, insanlar din ile uyutulur.

mum söndü

caravaggio
Bağnaz, yobaz ve kuran'sız müslüman olanların Aleviliği toplum içinde karalamak üzere dile getirdiği bir hakaret biçimidir.

Söylenen şudur; kadın erkek toplanır mum söner herkes bir biri ile sex yapar.
Bu söylem biçimi islam dini gibi kapalı kültürlerde tramvatik etki yaratacağı ve toplumsal tepki oluşturacağı bilindiği için dile getirilmiş bir söylem biçimidir. Çünkü Alevilik(ekli-Beyt İnancı) islam dininin sonradan yobazlaştırılma sürecinden nasibini almamış ender mezheptendirler.
--
Tarihsel olarak Mum Söndü söylemi özünde trajik bir neden bulundurmaktadır;
Yavus Sultan Selim'e kadar alevilik mezhebi herhangi bir asimile politikası ile karşı karşıya kalmamıştır. Sonrasında gelen sünni padişahlar ile aşamalı olarak asimile ve Alevi mezhebinden olanlara karşı bir antipati gelişmeye başlamıştır.

Bu durum alevileri zamanla ibadetlerini gizli gerçekleştirme sürecine itmiştir. Dünya kültürlerinde evin reisinin kadın olduğu, ve kadının gerçek anlamda sözünün geçtiği ender inanç biçimlerinden olan Alevilikte kadın erkek ayrımı bulunmamaktadır.

Cem tutulacağı evde(Telli Kuran) gizlice toplanan aleviler İnzibatlara yakalanmamak için, toplanılan evde ve sokağın başında birer nöbetçi dikmektedirler. Eğer olası bir devriye o sokağa geliyor ise, birbirlerine haber verip, cemin tutulduğu evde baskın yememek için ev karartılmaktadır(Yani tek aydınlatma aracı olan mumlar söndürülür). Bu sayede orada alevilerin toplandığına dair bir kanıt kalmayacaktır.

Zamanla durumun farkına varan yetkililer alevilerin ibadet süreçlerini baltalamak için, halkı galeyana getirmenin bu aşağılık formulünü bulmuşlardır.
--
Zamanında Güner Ümit, Turnike Programında
Memet Ali Erbil Çarkıfelek canlı yayınında bu hakaret biçimine atıfta bulunan şakalar yapmış ve meslek yaşamları sona ermiştir.

hilekarlar

caravaggio
Barok resminin büyük ustası Michalengello Merisi De Caravaggio'nun 1600 dolaylarında yaptığı ve Kardinal Del Monte'nin gönlüne girmesine vesile olan yapıttır.
https://caravaggio.kimbellart.org/exhibit/cardsharps-fortunetellers/cardsharps

Döneminin sanat imparatoru olan Del Monte kilisenin de en etkili isimlerinden biridir. Caravaggio ise henüz yeni yetmedir, sanatçıların hayatta kalabilmelerinin tek yolu kilise ile iyi geçinmek, onlardan bir iş kapmaktır.

Tesadüfen Del Monte eseri görmüş, tekniğinden konusuna hayran kalmıştır. Eserde masum bir gencin iki hilekar tarafından kandırılış anı resmedilmiştir. Hilekarlar dan biri arkadaşına işaret vermektedir. Diğer hilekar ise beline sakladığı kağıda hamle yapmaktadır. Yoksul halkın simgesi olan sinek, sessizce hilenin içerisine dahil olmak üzeredir.
Eser öylesine çarpıcıdır ki aslında kurban ile hilekar aynı model olduğu anlaşılamamaktadır. Caravaggio aynı modeli hem önden hem arkadan resmederek iki farklı kişi yaratmıştır.

Bu esere bakan herkes bu hileye de ortak olmaktadır. Kandırılmadığımız günlerde buluşalım efendim.

selanik belediye başkanına saldırı

sophos
Yunanistan'da Türkiye sempatisiyle bilinen Selanik Belediye Başkanı Yiannis Boutaris, Birinci Dünya Savaşı'nda öldürülen Yunanlılar için düzenlenen "Pontus Soykırımı"nı anma etkinliğinde bir grup sağcının saldırısına uğradı; 75 yaşındaki adamı tekmelediler, hastanelik ettiler.

haber:

75 yaşındaki adama saldıran bu sahte kabadayılara telkin, nasihat, insanca yaklaşım fayda etmez. Bu, onların cüret ve cesaretlerini daha da arttırır. Kafalarını, kollarını kıracak bir güç bulunmazsa sonuç bu olur. faşist her yerde faşisttir.
yunanistan'daki Anarşist ve Komünist kardeşlerin bunlara cevaplarını vermesi gerek.

güne anlamlı bir şiir bırak

sophos
adamsın jakoben
çomarları kudurtan ben
siken sen

eğer üşüdüysen
yakalım imam hatipleri

bizim çomarlar
eksiliyorlar girileri
el ile yemek yemek hoşlarına gider
severler zulüm edeni

ülkeyi bok götürse de
savunurlar dinlerini
28 şubat'ı duyar ağlarlar
arap itleri

dinlerine hoşgörü kasarlar
türkiye'nin çakma bedevileri
4

aleviler

sophos
kültürlerini sünnilerinkinden daha çok sevdiğim insanlar.
alevi bir arkadaşım vardı, ben o zamanlar alevi ne demek bilmiyordum, ailesi de o da çok iyi insanlardı, çok iyi misafir ağırlarlardı, hep türkü çalardı evlerinde.
onlar bizim oradan ankara'ya taşınacaklardı, giderken arkadaşım sana bir şey söyleyeceğim ama kimseye söyleme demişti ben de çok önemli bir şey zannetmiştim, ''biz aleviyiz'' demişti. insanların baskısından dolayı inançlarını ve kimliklerini gizliyorlar. oysa aleviler sünnilerden iyi insanlar. var olsunlar.
(bkz:alevi)
(bkz:alevilik)

yazarların yaşadığı tuhaf olaylar

baran anlattı
hayatımda bir kez otostop çektim. yaklaşık elli km yürümüştüm. bir ağbi durdu. ne tarafa diye sordu? "şehir merkezine" dedim.
arka koltukta iki tane ördek vardı. arabanın tavanına bile mıçmayı başarmıştı ördekler.
ağbi ön koltuğa gazete serdi. bindim. sırtımı yasladığım kısımda kurumuş ördek b.ku olduğunu görmüş olmama rağmen ses çıkartmadım, ayaklarım zonkluyordu.
ağbi "çocukları okula bırahacağım, önce onları bıraham sonra seni bırakırım" dedi. "tamam" dedim. onca yolu yürüdüğüm için nasıl uykum vardı anlatamam. bir köy evine yaklaştık. üç tane ilkokul öğrencisi bebe bindiler arabaya. bir tanesi ördeğin birini kucağına aldı. diğeri ördeğin üzerine oturmak için zıpladı, ördek manevra kabiliyeti gelişmiş olduğundan kendini kurtardı. üçüncüsü de araba kullanan babasının kucağına oturdu.
kucakta giden velet sık sık direksiyona saldırdı, dikiz aynasını kanırtarak söktü, ördeklerden birini benim kucağıma attılar.
okul, şehir merkezinden ters yönde. bir ara yanımızdan bir otobüs geçti. "ağbi ben ineyim olmazsa..." dedim. lafı ağzıma tıkadı. köy bakkalından hepimize gazoz aldı ağbi. veletlerden biri bana ne iş yapıyorsun diye sordu ben de astronotum dedim, göz kırptım, eğlendik.
bu velet babası bakkalla konuşmayı bitirip arabaya binince babasına "bu oğaabi hastrotmuş" dedi. babası da garipsemedi. bu arada saat dokuzbuçuk oldu. ağbiye "okul kaçta başlıyor yahu" dedim. "üğretmeng yoh, geç geliyür" dedi. yok mu geç mi geliyor anlamadım.
bir km sonra derme çatma bir yapıya ulaştık. oradan bir koyun aldık ve ağbi "çocuhlar öne gelsing, sen argıya geçh" dedi.
kucağımda iki ördek ve yanımda bir koyunla sehayate devam ettim. uykusuzluktan koyunla bakışırken kafam düşüyordu. "ağbi sen beni en yakın otogara bırak, ben oradan giderim" dedim.
"bah, bien sengi götüreciğem hemşehrim, sen nideceeen" dedi ağbi.
çocukları okula bıraktık. okul dediysem prefabrik yapılar kadar muhtemelen tek sınıflı bir bina. bizi karşılayan hademe "engişdeea, nirde galdınh yıav" diyerek üzerimize seğirtirken ağbi şaka olsun diye üzerine sürdü ve direksiyon hakimiyetine sahip olan bebe direttiği için hademeyi ezdi.çıkıp baktık. "adamın iç kanaması olabilir" dedim. ağbi "yığoh yıav ben her gün çarbıyom" dedi.
"ağbi saçmalama adam ölür" dedim, ikna ettim. arkaya hademe arkadaşı yatırdık, önde koyun ve ben hastaneye gidiyoruz, ördeklerden biri ayağımın dibinde, kucağımda koyun, arkada bir ördek ve bir ahlayıp vahlayan adam vardık hastaneye.
acil girişinde "iç kanama olabilir" dedim gelen görevliye. görevli kucağımdaki koyunun yüzüne bakıp sesin nereden geldiğin anladıktan sonra "veterinere gidin" dedi. "ağbi şaka mı yapıyorsunuz arkada yatan adam için diyorum" dedim.
şoför ağbi olayın ciddiyetini anlayınca ağlamaya başladı. arabayı park ettik, şoför ağbi sedyede götürülen hademeyi yoklamaya gideceğini benim arabada beklememi, polis gelirse dörtlüleri yaktığını, uzun kalmayacağımızı söylememi tembihleyerek gitti.
onun gitmesinin üstüne polis geldi. camı indirdim. "buraya park edemezsiniz" dedi. ben durumu izah etmeye çalışırken ördeklerden biri camdan atladı. ben de onu yakalamak için kapıyı açınca koyun da atladı. kısa bir an ördeği mi koyunu mu yakalamam gerektiğini bilemedim. polise "ağbi arkada bir ördek daha var ona sahip çıkın" dedim ve koyunun peşinden koştum. bu sırada bir şarjmatik gözüme ilişti. bu ilçeden kendi imkanlarımla kurtulabileceğimi düşündüm. koyunu tutmuşken oraya yaklaştım. bir lira atıp telefonumu taktım. koyunla rodeo yapıyormuşum gibi tuttuğum için insanlar şaşkın bakışlarıyla bizi süzüyordu. polis ağbi kaçan ördeği de getirip kucağıma verdi. telefonda açılacakmış gibi bir görüntü yoktu. (eski modeldir, şarja taksanız bile hemen açılmaz.) bu sırada ağbi geldi. "bunlar sana emanet ben bi eve gideceğm" dedi.
"ağbi ben bunlarla ne yapayım, al bunları da götür" dedim. "hanım gızar" dedi.
yanımda iki ördek bir koyunla hastane avlusunda beklemeye başladım. bir süre sonra koyun ot mot buldu yemeye başladı. büfeden pet şişe aldım kestim, suluk yaptım. ördekler su içti.
telefonumu kontrol ettim. yok. şarj olmuyor. büfeciden rica ettim telefonunu kullanmak için. aradım, arkadaşlarım geldi. (gecikmeli olarak) biraz garipsediler.
durumu izah ettim. "önce bu koyunu ve ördekleri eve bırakacağız sonra eve gideceğiz"
başta bu plan makul görünüyordu. hastaneden ayrılalı yirmi dakika olmuştu, yolda polis durdurdu bizi. arabadan inin dediler. indim, kelepçeyi taktılar.
koyun hırsızı ben
bu kez polis arabasında koyunla kucak kucağa ilçe emniyet'e gittik. iki de ördek var unutmayalım. onları ayrı iki koliye koyup ağızları açık biçimde kucakladılar.
iki saat kadar bekledim. ifademi verdim. ağbi geldi. durumu izah ettim.
ağbi şikayetini geri aldı. "gomserim arhadaşı danıyorum, gendisi hasdırottur zatenleri"
gece beni eve bıraktıklarında duş alıp deliksiz 12 saat uyudum.

evet, ben hasdırotum

not: bu otostopun nedenini de başka zaman anlatırım.
2

bunlar ilginizi çekebilir