confessions

jakoben

βετεράνος♛  · 25 Mayıs 2017 Perşembe

  1. toplam giri 1108
  2. takipçi 35
  3. puan 21948

troll olduğunu zanneden embesil

chernobog
embesilliğini belli etmemek için kendine troll süsü veren adamdır.size başarılı bir trolleme örneği vereyim,inci sözlüğün ilk zamanlarında bir tane din programına meşhur sloganlarını yorumlamasını söylemişlerdi hoca da ''şer böyledir öyledir'' gibisinden ciddi ciddi yorumluyordu.birde son zamanlarda sanal dünyada artmaya başlayan bu sözlükte de kendine yaşam alanı bulan troll görünümlü embesillere bakalım..bunlar her lafa atlayan,sırf karşı görüşteki insanı sinir etmek için savunmadığı görüşün fanatikliğini yapan,ilkokul seviyesinde kalıplaşmış cümleler kullanan,gündemdeki bir konuyu ya da herhangi bir şahısa bilinmemezlik süsü vermeyen çalışan embesillerdir.kendilerine kendisi için daha faydalı uğraşlar bulmasını tavsiye ediyor ve sürekli ciddiyetsizliğin dünyadaki en büyük aptallık olduğunu belirtmek istiyorum.

muhammed peygamberin sara hastası olması ihtimali

cemree
Temporal lop epilepsi hastaliginin taniminda hastanin cesitli travma nöbetlere maruz kalmasinin yani sira hastaligin nörolojik etkilerinden dolayi halüsinasyonlar gördügü, narsist davranis bozukluklarina yöneldigi bilinmektedir. Bugünkü gelismlerle bu tarz hastaliklara maruz kalan kisilere ilac tedavisinin yani sira psikologlar tarafindan davranis terapileri de uygulanmaktadir.

Hastalar narsist davranis bozuklugunun yani sira, yüksek ve olmayan varliklara inanma, onlarla temasa gecme, din ve ahlak konulariyla asiri ugrasma, kontrol edilemeyen cinsel düsünceler ve eglemler de gözlemlenmektedir.

Hadisler, kuran'in icerigindeki Muhammedin cinsel hayatina getirilen düzenlemeler, din ve ahlaka olan asiri düskünlügü, kafasinda olusmus Allah fikrini asiri derece yükseltmesi gibi ayetlerden de Muhammedin böyle bir hastaliga maruz kaldigini rahatlikla gözlemleyebilmekteyiz.

Simdi Muhammedin bu hastaliga sahip oldugunu göstere ayet ve hadisleri görelim

ayet ve hadislerdeki sara hastalığı belirtilerine dikkat edin. !!!!!!!!!!!

Ravi: Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Hadis: Şöyle demiştir: Hâris b. Hişâm radiya`llâhu anh Resûlu`llâh salla`llâhu aleyi ve sellem`den: “Yâ Resûllâ`llâh, sana vahiy nasıl gelir?” diye sordu. Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ahyânen bana çıngırak sesi gibi gelir ki bana en ağır geleni de budur. Benden o hâl zâil olur olmaz (Meleğin) bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Ahdânen Melek bana bir insan olarak temessül eder. Benimle konuşur. Ben de söylediğini iyice bellerim. -Âişe radiya`llâhu anhâ der ki: Resûl`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`i soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahiy nâzil olurken görmüşlüğüm vardır. (İşte öyle soğuk bir günde bile) kendisinden o hâl geçtiği vakitde şakaklarından şapır şapır ter akardı .

Ravi: Ubadetu`bnu`s-Samit
Hadis: Resulullah (sav)`a bir vahiy geldiği zaman, vahiy sebebiyle onu bir gam ve keder alır, yüzünün rengi uçardı. Bir gün Cenab-ı Hakk yine vahiy indirmişti ki aynı hal onu sardı. Keder hali açılınca: “(Zina haddiyle ilgili hükmü) benden alın. Allah onlar hakkında yol kıldı (yani çok açık şekilde had beyan etti): Bekar bekarla zina yapmışsa cezası yüz sopa ve bir yıl sürgündür. Dul dulla zina yaparsa yüz sopa ve recm`dir.”

Ravi: İbnu Abbas
Hadis: “Ey Muhammed! Cebrail sana Kur`an okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle)” (Kıyamet 16) mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber (sav) vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. Bunun üzerine şu ayet indi. (mealen): “(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur`an okurken acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize aittir” (Kıyamet 16). İbnu Abbas devamla der ki: “Ayette geçen “onun toplanması” tabirinden murad “(yeni nazil olan) ayetin Hz. Peygamber (sav)`in kalbinde toplanması, yerleşmesi, sonra da Hz. Peygamber (sav) tarafından okunmasıdır.” “Biz vahyi okuduğumuz zaman, sen onun kıraatine uy” (18. ayet) ayetinde de, “Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz” denmektedir. Bu vahiyden sonra, Cibril (a.s.) vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu.”

Ravi: Aişe
Hadis: Resulullah (sav)`a vahiy olarak ilk başlayan şey uykuda gördüğü salih rüyalar idi. Rüyada her ne görürse, sabah aydınlığı gibi aynen vukua geliyordu. (Bu esnada) ona yalnızlık sevdirilmişti. Hira mağarasına çekilip orada, ailesine dönmeksizin birkaç gece tek başına kalıp, tahannüsde bulunuyordu. -Tahannüs ibadette bulunma demektir.- Bu maksadla yanına azık alıyor, azığı tükenince Hz. Hatice (ra)`ye dönüyor, yine aynı şekilde azık alıp tekrar gidiyordu. Bu hal, kendisine Hira mağarasında Hak gelinceye kadar devam etti. Bir gün ona melek gelip: “Oku!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Ben okuma bilmiyorum!” cevabını verdi. (Aleyhissalatu vesselam hadisenin gerisini şöyle anlatıyor: “Ben okuma bilmiyorum deyince) melek beni tutup kucakladı, takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı. Tekrar: “Oku!” dedi. Ben tekrar: “Okuma bilmiyorum!” dedim. Beni ikinci defa kucaklayıp takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar bıraktı ve “Oku!” dedi. Ben yine: “Okuma bilmiyorum!” dedim. Beni tekrar alıp, üçüncü sefer takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin kerimdir, o kalemle öğretti, insana bilmediğini öğretti” (Alak 1-5) dedi.” Resulullah (sav) bu vahiyleri öğrenmiş olarak döndü. Kalbinde bir titreme vardı. Hatice`nin yanına geldi ve: “Beni örtün, beni örtün!” buyurdu. Onu örttüler. Korku gidinceye kadar öyle kaldı. (Sükunete erince) Hz. Hatice (ra)`ye başından geçenleri anlattı ve; “Nefsim hususunda korktum!” dedi. Hz. Hatice de: “Asla korkma! Vallahi Allah seni ebediyen rüsvay etmeyecektir. Zira sen, sıla-i rahimde bulunursun, doğru konuşursun, işini göremeyenlerin yükünü taşırsın. Fakire kazandırırsın, misafire ikram edersin, Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında (halka) yardım edersin!” dedi. Sonra Hz. Hatice, Aleyhissalatu vesselam`ı alıp Varaka İbnu Nevfel İbnu Esed İbnu Abdi`l-Uzza İbni Kusay`a götürdü. Bu zat, Hz. Hatice`nin amcasının oğlu idi. Cahiliye devrinde Hıristiyan olmuş bir kimseydi. İbranice (okuma) yazma bilirdi. İncil`den, Allah`ın dilediği kadarını İbranice olarak yazmıştı. Gözleri ama olmuş yaşlı bir ihtiyardı. Hz. Hatice kendisine: “Ey amcaoğlu! Kardeşinin oğlunu bir dinle, ne söylüyor!” dedi. Varaka Aleyhissalatu vesselam`a: “Ey kardeşim oğlu! Neler de görüyorsun?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam gördüklerini anlattı. Varaka da O`na: “Bu gördüğün melektir. O, Hz. Musa`ya da inmiştir. Keşke ben genç olsaydım (da sana yardım etseydim); keşke, kavmin seni sürüp çıkardıkları vakit hayatta olsaydım!” dedi. Resulullah (sav): “Onlar beni buradan sürüp çıkaracaklar mı?” diye sordu. Varaka: “Senin getirdiğin gibi bir din getiren hiç kimse yok ki, ona husumet edilmemiş olsun! O gününü görürsem, sana müessir yardımda bulunurum!” dedi. Ancak çok geçmeden Varaka vefat etti ve vahiy de fetrete girdi (kesildi).

Ravi: Yahya İbnu Ebi Kesir
Hadis: Ebu Seleme İbnu Abdirrahman`a Kur`an`dan ilk inenin ne olduğunu sordum. “Ya eyyühe`l-Müddessir (ey örtüsüne bürünmüş)! (suresi)dir!” dedi. Ben; “İyi ama, başkaları ilk inenin İkra` bismi Rabbikellezi halak (süresidir). diyorlar” dedim. Bunun üzerine Ebu Seleme: “Ben bu hususta Hz. Cabir (ra)`e sormuştum. O bana; “Sana, Resulullah Aleyhissalatu vesselam`ın söylediğinden başka bir şey söylemeyeceğim, Aleyhissalatu vesselam: “Bir ay kadar Hira magarasına mücavir oldum (itikafa girdim). Mücaveretimi (itikafımı) tamamlayınca, dağdan indim. Derken bana bir seslenen oldu. Sağıma baktım, hiçbir şey görmedim. Soluma baktım, yine bir şey görmedim. Arkama baktım bir şey görmedim. Derken başımı kaldırdım, bir şey gördüm, ama (bakmaya) dayanamadım. Hemen Hatice`nin yanına geldim: “Beni örtün!” dedim. Derken şu ayetler nazil oldu. (Mealen): “Ey örtüsüne bürünen! Kalk! (insanları ahiretle) korkut! Rabbini büyükle, elbiseni temizle. Pislikten kaçın..” (Müddessir suresi). Bu vahiy namaz farz kılınmazdan önceydi.”

Ravi: Ömer
Hadis: Resulullah (sav)`a vahiy indiği zaman, yüzünün yakınlarında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi. Bir gün, O`na vahiy indirildi. Bir müddet öyle kaldı. Sonra o hal açıldı. O da Mü`minun suresinden ilk on ayeti okudu: “Mü`minler kurtuluşa ermiş, umduklarına kavuşmuşlardır. Onlar namazlarını Allah`tan korkarak, hürmet ve tevazu içinde ve tadil-i erkan ile kılarlar. Onlar dünya ve ahiretlerine faydası dokunmayan her türlü şeyden yüz çevirirler. Onlar nail oldukları her türlü nimetin zekatını aksatmadan verirler. Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar. Kim helal sınırını aşarak bunların ötesine geçmek isterse, işte öyleleri haddini aşmış olanlardır. O mü`minler ki, Allah`a ve kullara karşı olan emanet ve mesuliyetlerini yerine getirirler ve sözlerinde dururlar. Onlar namazlarını devamlı olarak, vaktinde ve şartlarına riayet ederek kılarlar, işte onlar varislerin ta kendileridir. Onlar Firdevs cennetine varis olurlar. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır” (Mü`minun, 1-11). Arkadan dedi ki: “Kim bu on ayeti yerine getirirse cennete girer.” Sonra kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırıp: “Allahım (hayrımızı) artır, bizi (iyilik yönüyle) noksanlaştırma. Bize ikram et, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, (düşmanlarımızı) bize tercih etme. Allahım, bizi razı kıl, bizden de razı ol!” buyurdular.

Ravi: Ibnu Mes`ud
Hadis: Allahu Zülcelal hazretleri vahiy suretiyle konuştuğu zaman sema ehli bir ses işitir ki bu, demir bir zincirin düz bir kaya üzerinde hareket etmesiyle çıkan çıngırak sesine benzer. Sema ehli bu sesi duyunca korku ve haşyetten bayılırlar. Cibril (a.s.) kendilerine gelinceye kadar bu halde devam ederler. O gelince korku, kalplerinden açılır. Hemen: “Ey Cibril, Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. O: “Hakkı söyledi” der. Sema ehli hep bir ağızdan: “el-Hak, el-Hak” diye söyleşirler.

Ravi: Zeyd b. Sâbit
Hadis: “Resûlu'llâh … Efendimize gelen vahyi yazardim. Vahiy nâzil oldugu vakitte (onu) bir sikinti kaplar, inci taneleri gibi siddetli bir ter dökerdi de ondan sonra açilirlardi. Kendileri bana imlâ buyurur, ben de yazardim…”

Ravi: Ebû Hüreyre
Hadis: “Vahiy nâzil olurken en evvel vücûd(una) bir titreme gelirdi”; “Vahiy nüzûl ederken kendilerini (tasa ve kaygi kaplar yüzü kül gibi olur ), gözlerini kaparlar ve horultuya (benzer) siddetli siddetli nefes alirlardi”

Ravi: Aişe
Hadis: Hz. Peygamber (sav)`e (yahudiler tarafından) sihir yapıldı, öyle ki, Resulullah (sav) yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu. Bir gün benim yanımda iken Allah`a dua etti, sonra tekrar dua etti. Ve dedi ki: “Ey Aişe, hissettin mi, sorduğum hususta Allah bana fetva verdi?” “Hangi hususta Ey Allah`ın Resulü?” dedim. “İki kişi bana gelip, biri başucumda, diğeri de ayak tarafımda oturdu. Biri diğerine: “Bu zatın rahatsızlığı nedir?” dedi. öbürü: “Büyüdür!” dedi. Önceki tekrar sordu: “Kim büyüledi?” Diğeri: “Lebid İbnu`l`A`sam adındaki Beni Züreykli bir yahudi” diye cevap verdi. Öbürü: “Büyüyü neye yaptı?” dedi. Arkadaşı: “Bir tarakla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurma tomurcuğunun içine” cevabını verdi. Diğeri: “Pekala, şimdi nerede?” diye sordu. Arkadaşı: “Zervan kuyusunda!” cevabını verdi.” Bunun üzerine Resulullah (sav) Ashabından bir grupla birlikte (ra) kuyuya gitti, ona baktı, kuyunun üzerinde bir hurma vardı. Sonra benim yanıma dönüp: “Ey Aişe! Allah`a yemin olsun, kuyunun suyu sanki kına ıslatılmış gibi (bulanık) ve (o kuyu ile sulanan) hurma ağaçlarının başları da sanki Şeytanların başları gibiydi!” dedi. Ben: “Ey Allah`ın Resulü! Onu (kuyudan) çıkardın mı?” diye sordum. “Hayır!” dedi ve ilave etti: “Bana gelince, Allah bana afiyet lütfetti ve şifa verdi. Ben ondan halka bir şer gelmesine sebep olmaktan korktum!” Resulullah onun gömülmesini emretti ve yere gömüldü.”

Tum bunlar tip dilinde “Temporal Lob Epilepsi” diye adlandirilan hastaligin belirtileridir. health.allrefer.com sitesinde Temporal Lob Epilepsi hastaliginin belirtileri su sekilde aciklaniyor;

Halüsinasyon: bir his organını uyaran hiçbir nesne veya uyarıcı olmaksızın, alınan bir hissin mevcudiyetine inanma halidir. Varsanı olarak da bilinir. Muhammed'in melekler, cinler gibi mantik disi varliklari gormesi, bugun tip dilinde ancak bu sekil izah edilebilir.

Kas gerilmesi (kaslarin istek disi hareket etmesi): kasların istem dışı oluşan seğirmelerini, spazmlarını ya da hareketlerini içeren bir grup duruma verilen ortak bir isim.

Korku: Muhammed'in korkudan ortulere sarinip dolandigini anlatan durum.

Anormal agiz hareketleri: Muhammed'in dudaklarinin neden istek disi hareket ettigini anlatan durum.

Terleme: Hadislerde acikca belirtiliyor ki, Muhammed vahiy anlarinda “en soguk gunlerde dahi” yuzunden ve vucudundan sakir sakir terler akiyor.

Yuz kizarmasi: Temporal Lob epilepsi hastalarinda gorulen bu belirti, Muhammed'in vahiy aninda da acikca goruluyor.

Hizli kalp atislari

Amnezi veya hafıza kaybı: ornek olarak verdigim son hadiste acikca goruluyor ki, Ayse'nin de anlatimiyla “öyle ki, Resulullah (sav) yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu.” Muhammed'in hafiza kaybi yasadiginin acik belirtisi.

Aslinda Temporal Lob epilepsi hastaliginin tedavisi bugun mumkundur. Fakat o zaman bu hastalik hakkinda insanlar bilinc sahibi olmadiklari icin bu tur eylemleri cinler, periler, melekler ile aciklayabilmistir.

Konumuzla alakalı olduğu için Muhammedin cinsel ve Özel hayatini düzenleyen Ayetlere de bakalım;

Tanrı allahin, Muhammed'in kendisine yasakladigi cariyeleri tekrardan “helal” kildigini anlatan Tahrim suresi 1 ve 2. ayetler, Muhammed'in akraba evliligi yapmasina izin veren Ahzap suresi 50 ve 51.ayet. Kaldi ki tahrim suresi ahzab suresinden sonra geldigi icin konulan yasagi da kaldirmistir. Sanirim ilk etapta bu kadar muhammed'in cinsel hayati yeterli olacaktir.

Öte yandan Muhammed'in Allahi övdügü, ona tapinilmasi gerektigini anlatan ayetlerin sayisi oldukca fazladir. Bunun yani sira zamanin ahlaki kurallarini da belirleyen sayisiz ayetler vardir.

Bütün bunlardan ne anliyoruz?

Muhammed tamamen hastaligina uygun bir motivasyon sergiliyor. Cinsel istekleri, zamanin ahlaki kurallarini yanlis bulmasi ve degistirmek istemesi, nöbetlerin gelmesi, insan üstü varliklar görmesi, bunlarla iletisim icerisinde olmasi! Ayetlerin geldigi! anda takindigi fizik ve ruh halleri bütün bularin kanitidir.

Epilepsi ve ben isimli siteden Prof. Dr. Safiye Bilgin'in yazisindan bir alinti;

Epilepsi (halk arasında sar'a), eski çağlardan beri insanoğlu tarafından bilinmektedir. Sağlıklı görünen bazı kişilerin aniden yere yıkılarak bilinçsiz halde çırpınmaları sebebiyle bu çağlarda epilepsi hastalarına tanrılar tarafından cezalandırılmış veya içlerine kötü ruhlar girmiş kişiler gözüyle bakılmaktaydı. Epilepsinin incelenmesi ve tedavisi 1850'lerden günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür. Uygun antiepileptik seçimi ve kullanımı yanında hastaların iyi izlenmesi sayesinde epilepsilerde tamamen iyileşme veya nöbetlerin 3/4 oranında azalması sağlanabilmektedir. Buna karşılık belirtilen uygun tedavinin seçilememesi ya da uygulanmaması, bilimsel olmayan tedavi yöntemlerin araştırılması gibi nedenler bu hastalığın kontrol altına alınamamasına sebep olmaktadır. Bu sebeple hasta ve ailesinin epilepsi hakkında bilgilendirilmeleri tedaviye başlama noktası olarak öncelik taşımaktadır.

Yazida altini cizdigim bolgeleri konunun ilk yazisindaki Muhammed'in vahiy anlarini anlatan hadisler ile kiyaslayiniz. Yine diger bir saglik sitesinden epilepsi hastaligi ile ilgili bir yazi.

Hastaların hemen yarısında nöbetten önce aura denilen kişiye özgü bir kriz öncesi duygu vardır. Bunlar herhangi bir yerde ağrı, kulak çınlaması, koku alma, hayal görme veya titreme biçiminde belirirler. Daha sonra bilinç kaybı ile beraber hasta yere düşer. Bütün vücudu kasılan saralının solunumu durur, rengi önce solar, sonra morarır.

Konunun ilk yazisinda paylastigim hadislerden alintilar;

Resulullah (sav)`a bir vahiy geldiği zaman, vahiy sebebiyle onu bir gam ve keder alır, yüzünün rengi uçardı.

Resulullah (sav)`a vahiy olarak ilk başlayan şey uykuda gördüğü salih rüyalar idi.

Resulullah (sav)`a vahiy indiği zaman, yüzünün yakınlarında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi.

“Vahiy nâzil olurken en evvel vücûd(una) bir titreme gelirdi”

Noroloji uzmani Prof. Dr. Safiye Bilgin soyle diyor;

Bunu izleyerek hasta derin ve hırıltılı nefes alıp vermeye başlar, bilinci kapalıdır. Daha sonra hasta açılır ancak henüz bilinci tam olarak yerine gelmemiştir ve şaşkın bir şekilde etrafa bakar.



Uzman doktorun ustte bize ilettigi bilgileri su hadis ile kiyaslayiniz;

“horultuya (benzer) siddetli siddetli nefes alirlardi”

Yine diger bir sitede sara hastaligi hakkinda soyle bir bilgi verilmektedir;

Tonik kasılma denen bu devre yarım dakika sonra geçer, klonik kasılma denilen ihtilaçlar başlar. Kol ve bacaklar ritmik şekilde kasılıp gevşer. Bu konvülsiyanlar esnasında hasta idrarını kaçırıp altını kirletebilir ve dilini ısırabilir. Kasılma­lar gittikçe azalır ve hasta derin derin soluyarak bilincinin geri döndüğü ana kadar sakin bir şekilde yatar. Kendine geldiğinde işinin başına dönebilir.



Derken şu ayetler nazil oldu. (Mealen): “Ey örtüsüne bürünen! Kalk! (insanları ahiretle) korkut! Rabbini büyükle, elbiseni temizle. Pislikten kaçın..” (Müddessir suresi). Bu vahiy namaz farz kılınmazdan önceydi.”

Muhammed'in Epileptik nobetlerini hekimlerimizin aciklamalariyla karşılaştıralım.

Sara(Epilepsi): Bir çeşit sinir hastalığıdır. Nedeni beynin çalışmasında görülen bir anormalliktir. Tıp dilinde epilepsi denir. Grand mal ve petit mal olmak üzere iki çeşidi vardır.

Grand Mal: Saranın ağır şekline grand mal denir. Hasta nöbet gelmeden önce aura denilen bir devre geçirir. Bu sırada da, nöbetin geleceğini anlar. Bu devrede, kulak çınlaması, belirli bir yerde ağrı, titreme vardır. Ne olduğunu anlayamadığı bir koku hisseder. Kısa bir süre sonra da, şuurunu kaybederek yere düşer. Vücudunda kuvvetli çırpınmalar başlar. Kol ve bacakları ritmik bir şekilde kasılıp, gevşer. Ağzı köpürür, dilini ısırabilir, farkında olmadan küçük ve büyük tuvaletini koyabilir. Bir süre sonra da kasılmalar azalır, derin bir soluk alarak sakinleşir ve kendine gelir.

Petit Mal: Saranın hafif şeklidir. Bu çeşit saralıda şuur kaybı görülür fakat, kasılma ve gevşemeler görülmez. Hatta bazen çevresindekiler kriz geçirdiğini bile anlamaz. İlkyardım olarak, kriz geçiren hastanın yaralanmasını önleyici tedbirler alınır. Dilini ısırmaması için de temiz bir mendili top yaparak ağzına koymak faydalıdır.



Kulak çınlaması: Ustte uzman doktor epilepsi nobetlerinin agir olanini “Grand mal” nobet sekli olarak aciklamis. Bu agir nobet seklinin belirtilerinden biride ustte anlatildigi gibi “kulagin cinlamasidir”. Bakiniz Muhammed kendisine gelen “Grand mal” nobetini nasil anlatiyor;

Aişe r.a: Ya Resulullah! sana nasıl vahy geliyor? diye sordu. Resulullah s.a.v : “Vahy bana bazı vakitlerde çıngırak sesi gibi gelir ki, bana en ağır geleni de budur …… “ Buhari: 1.C.144.S

Titreme: Agir epileptik nobet belirtilerinden bir digeri ise vucudun degisik bolgelerinin istem disi titremesi.

Ibnu Abbas (radiyallahu anhuma), “Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) vahiy geldigi zaman buyuk bir siddet ve agirlik hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarini kimildatirdi. [Buhari, Tefsir, Kiyamet 1, 2, Bed'u'l-Vahy 4, Fedailu'l-Kur'àn 28, Tevhid 43; Muslim, Salat 147, (448); Tirmizi, Tefsir, Kiyamet, (3326); Nesai, Salat 37, (2,149,159).]

Altına kaçırmak: Agir epileptik nobet belirtilerinden bir digeri ise kaynakta uzaman doktorun yazdigi “farkında olmadan küçük ve büyük tuvaletin koyulmasi.” Bakiniz Muhammed kendisine yine siddetli bir sekilde inen ayet karsisinda korkudan ortülere ortünüp bürünüyor. Altina kacirdigini adeta itiraf ediyor;

Muddesir
1. Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!
2. Kalk da uyar!
3. Rabbinin yüceliğini duyur!
4. Temizle giysilerini!
5. Uzaklaştır kendinden pisliği!

Muslumanlar yukaridaki pisligi “putlara tapma, kotuluk yada sirk” olarak izah etmeye calisirlar. Oysa ayette gecen “elbise, giysi” kelimesi durumun gercek yuzunu gayet iyi bir sekilde acikliyor.

Deve'nin diz çökmesi: Diger bir rivayete gore vahiy indigi anlarda Muhammed'in devesi bile vahiyin siddetine dayanamaz ve yere cokermis.

“Bu şekilde gelen vahyin ağırlığı bazan öyle bir dereceye ulaşırdı ki, Rasulüllah (s.a.v.) devesinin üzerinde ise, deve ağırlıktan yere çöküyordu.” İbnu'l-Kayyim, Za'dü'l-Maâd, 1/25.

Bazi bilimsel arastirmalara gore hayvanlar insanlardaki epileptik nobetleri onceden sezebiliyor. Konu hakkinda lutfen assagidaki yaziyi okuyunuz;

Epilepsi Alarmı Veren Köpekler; Dr. Brown, araştırmaları sırasında köpeklerin epilepsi krizlerini önceden hissettiğini farketmiş. Bulgularına göre köpekler, beyindeki elektrik boşalmalarını ve kimyasal değişimleri, hatta insanların kendilerinin farkedemediği nöbet öncesi davranış değişikliklerini bile algılayabilir. Ancak eğitimli olmayan köpekler, sahibindeki bu değişikliği algıladığı durumlarda korku ve paniğe kapılıyor. Dr. Brown'ın eğitimi sayesinde ise köpekler içgüdüsel sezgilerini olumlu yönde kullanabiliyor, sahibini uyarıyor.

Hayvanlarin bazi dogal icudulerinin insanlardan daha gelismis oldugu bilinmektedir. Dr. Brown'un arastirmasi kopek uzerine. Develerin tipki kopekler gibi epilepsi nobetlerini onceden sezebilme yetenegi var mi yok mu bilemeyiz. Arastitilmasi lazim.

Peygamber hastalığını bütün müslümanlara miras bıraktı işte hüküm:

HAŞR-7. “Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.”
alıntı

kayseri uçak fabrikası

atticus finch
1928 yılında açılan, üretilen uçaklarının çoğunun ikinci dünya savaşı sırasında müttefik devletlere satıldığı uçak fabrikasıdır. 400'e yakın, çeşitli tip ve modellerde uçak imal edilmiştir. ve bunların hepsi bir ton olumsuz koşula (kendi içimizdeki asalak ve gericilerin bolluğu, aralıksız 17 sene savaşmanın verdiği zararlar) rağmen başarılmıştır.

kayseri uçak fabrikası, daha sonrasında (bkz:devrim arabaları)nın uğrayacağı ihanetin bir benzerine uğrayarak dp iktidarı tarafından 1950 yılında kapatılmıştır.

edit - anlam bozukluğu

park jın hyok

iron
dünyadaki bankaları hedefleyen bir dizi saldırıyı içeren Sony Pictures Entertainment'a yönelik siber saldırı da dahil olmak üzere, tarihin en maliyetli bilgisayar saldırılarından sorumlu devlet destekli bir hacker grubunun bir parçası olan bir Kuzey Koreli bilgisayar programcısı. toplu olarak bir milyar doları çalmaya ve dünya genelinde on binlerce bilgisayar sistemini etkileyen WannaCry fidye saldırısına öncülük etmiştir.

Park, Kuzey Kore hükümeti tarafından işletilen bir şirket tarafından istihdam edilen bir grup (bkz:hacker) tarafından üstlenilen geniş çaplı bir hacker ağının üyesidir. Ayrıca şuan da ABD nin yaptırım listesinde.

Kemal kılıçdaroğlu

jamiryo
muharrem babamı çok üzmüş, tayyibin yan çarı gibi davranışlar sergileyen; ordu'da elini sıktığım için pişman olduğum, liderlikle alakası olmayan, parti üyeliğinden istifamı verecek kadar kızgın olduğum, o koltuktan kalkana kadar boş oy yerine komünist partilere oy vereceğim, akplilerin içten içe çok sevdiği bir şahıs.

burjuvanın en büyük silahı

kam
din, iman, milliyetçilik, bozkurt, atatürk vs. diyeceğim ancak çağımızda bunlar sadece büyük bir silahın şarjöründeki mermilerdir. tabii ki hepsi çok büyük silah niteliğindedir ancak bence en büyük silah medyadır. Bunlarla insanları sömürmek için bir propaganda yapabilirsiniz ancak medya olmadan geniş kitlelere ulaştıramazsınız, hem medya yoktan bir değer yaratabilir. aslı astarı olmayan bir olay anlatın cübbeli sakallı takkeli mübarek birinin hikayesini sürekli televizyonlarda verin 2 gün sonra bu kişinin gerçekte var olmadığını kimse kabul etmeyecektir. diriliş adlı yozlaştırma projesinin de yaptığı bu tarz bir şey.

türk olup rusya'yı sevmek

sophos
doğduğum topraklar deyip nato'nun köpeği ve müslüman ülkeyi sevmektense rusya candır. bunun solculuk ile bir alakası yok kendi düşüncem.

sosyalizm/komünizm ne abd'nin ne rusya'nın mandası olmaktır, tam bağımsızlığı savunur ancak sosyalizm, devrimcilik, vatanseverlik falan hikaye türkiye'de, türkiye'den bir bok olmaz, teoride muhteşem düşünceler ama gerçekle uyuşmuyor burada.

keşke yanılsam ve yıllar sonra bu giriyi bana gösterseniz ama nerde...

anabard58

turca
ne yazdığını kendi de bilmiyor amk. ılginç biri.
her koşulda herkese sallayabiliyor.
Sinirden malın başlığını yanlış açmışım. Sözlükte ilk defa bir başlığı yanlış açtım amk.

türbanın özgürlük olduğunun kanıtı

chernobog
liboş söylemidir çünkü kapanmanın özgürlük olduğunu ancak bir liboş iddia eder.bunu bir kara çarşaflıya ya da muhafazakar bir aileye sorduğunuzda onlar size kapanmanın allah'ın kitabında yazdığını,hadislerde geçtiğini ve tüm kadınların kapanması gerektiğini söyleyeceklerdir. islamda ne dünyevi hayatta ne ahir hayatta bir kişinin tam özgürlüğü söz konusu değildir,allah'a ve yasalarına bağlılık esastır,müslim ''teslim olan'' anlamına gelir,gayri-müslim ''teslim olmamış'',allah'ın yasalarına uymayanlara denir.şeytan,allahın yasalarına uymamış olduğu için ilk isyan edendir ve allah'ın yolundan gitmeyenlerde şeytana uymaktadır.akit türevi islamcı gazeteler ''özgürlük'' tabirini kullanır evet ama bu özgürlük 28 şubat'a karşı alınmış bir özgürlüktür,müslümanların putperest mekkelilere karşı kazandığı özgürlüğün benzeri şeklinde kullanırlar,liboşların lisanıyla değil.

akp'nin en sevdiğim özelliği bu liboşları sümkürülmüş peçete gibi önce kullanıp sonra atması.aslında bana sorarsanız bu özgürlük sevdalılarını boynuna haç kolyesiyle iç anadolu tatiline çıkarmak lazım biraz bozkır kokusu alıp evlerine geri dönsünler.

en büyük terörist kapitalist sistemdir

altayhan
Kapitalist sistem: çalış senin de olsun, der. Ama insanlar çalışarak değil çalarak zengin olurlar. Zamanını çalarlar, emeğini çalarlar, yıllarını verip kurduğun hayatın bir gecede tepetakla olabilir. Bunların tümü abd'de mevcut. Dünyada en çok zenginin ve en fazla evsizin birarada yaşadığı başka kaç ülke var?

Kapitalist sistem ingiltere'de sanayi devrimiyle modern anlamda doğdu ve bugün abd bunu tavizsizce ve acımasızca uygulayan bir ülke. Amerikan rüyası'nı eşeleyin, altından bencillik, hırsızlık, ahlaksızlık çıkacaktır.

türbanlı olduğum için dışlanıyorum

camide uyuyan evsiz kemalist
Merhaba arkadaşlar
olay dün yani 12.07.2018 tarihinde yaşanmıştır. olay ırkçı, faşist kemalist zihniyetin ürünüdür.
bundan bir ay önce sözlük üzerinden (bkz:yazarların karalama defteri) #111110 entrym için bir yazar mesaj attı, gayet kibar ve hoş bir beydi. beni anlayışla dinleyip yönlendiren tavsiyelerde bulundu, yazdıkları oldukça zekice olduğu için etkilenmiştim. yanlış anlaşılmasın kötü bir niye yoktu türbanlıyım sonuçta. Neyse numaramı falan aldı gayet beyfendi olduğu için bir şey olmaz herhalde diyip verdim, önce numaramı görünce haha bu hangi ülkenin numarası dedi ben de türkiye'nin dedim nasıl numara ya bu diye küçümsercesine cevap verdi ben de bimcell kullanıyorum sonuçta bimin açılımı (birleşik islam marketleri) dedim neden gidip israile mermi alan vodafone kullanayım diye lafı yabıştırdım tabi cevap veremedi. neyse geceleri whatsapptan falan mesajlaşmaya başladık. benim 10bin dakika 50gb 70bin sms'lik paketim olduğu için dakika sıkıntısı yoktu sürekli arıyordum bunu gerçi sesim çatıya çıkmadıkça gitmiyordu ama olsun güzel anlaşıyorduk. günler geçiyor derken bir gece buna buluşalım mı diye teklif ettim bu arada yanlış anlaşılmasın arkadaşça bir buluşma teklifiydi türbanlıyım sonuçta. bu olur nerde buluşmak istersin diye cevap verdi ben de çok uzağa gelemem ümraniye de buluşalım olur mu dedim, bu olmaz kadıköy de buluşalım dedi anneme sormam lazım diyip içeri geçtim. anne ayşe kuranı hatim etti diye annesi yemek veriyormuş davet ettiler gidebilir miyim diye izin aldıktan sonra ümraniye canpark avm'nin önünden taksiye atladım.. şaka şaka 19s iett ye bindim, neden taksiye bineyim türbanlıyım ama salak değilim. neyse mesaj attım geldim diye nerdesin dedi boğa'nın önündeyim üstümde mavi bir boydan elbise var diyip tarif ettim kendimi 5 dk beklediktan sonra yanımda 1.82 boylarında 75 kilo atletik vücudu olan çok yakışıklı biri yanaştı o olacağını hiç düşünmemiştim ama evet o çıktı elini uzattı merhaba dedi ben elimi uzatmadan merhaba dedim türbanlıyım sonuçta, güldü ee nerde oturalım diye sordu ben de fark etmez simit ayran alıp sahile mi gitsek dedim, boşver simit ayranı gel ben seni bir yere götüreyim dedi tamam gidelim dedim bu arada yolda beni kesiyordu açıkcası hoşuma gitti türbanlıyım ama kadınım sonuçta. neyse böyle kemalislerin takıldığı yerlere benzeyen bi sokağa geldik biraz ürperdim aslında sonuçta zamanında dedelerimizi asanların torunları hep buralarda takılıyordu biliyordum sonra üstünde rock bar yazan bir yere girdik etraf leş gibi alkol kokuyordu allahtan sürdüğüm esans kokusu bastırıyordu biraz. geçip bi köşeye oturduk içerde alkol içen herkes beni kesiyordu türbanlı ve güzel olmanın ayrıcalığı galiba ama ben bundan hiç övünmüyorum sonuçta güzel olmak kader yani çirkinde olabilirdim. garson geldi o da bana şaşkın şaşkın bakıyordu önce ona sordu ne içersin diye o bi bira söyledi, garson bana dönüp siz ne içersiniz dedi ne var dedim iki dakika düşünüp su var çay var kahve de var dedi türbanlıyım diye bana ayrımcılık yabmaya çalışıyordu bir şey satmak istemiyordu çok sinirlenmiştim ama belli etmemek için hahah ne çayı ben bi bomonti filtresiz alayım dedim garson pardesümü ve türbanımı hayranlıkla süzerek peki diyip gidip içkileri getirdi. aslında asla alkol içmem ama ben orda türbanlı kardeşlerimi temsil ettiğim için bu zulme katlandım ilk yudumu içtim gerçekten çok kötüydü neden bunu içiyorlar anlamıyorum. can'a dönüp ee neler yapıyorsun falan diyip muhabbet etmeye başladık marmara hukuk okuyormuş sen ne okuyorsun dedi ben de işte sınava hazırlanıyorum dedim, hayalin ne diye sordu erzurum ilahiyat isdiyorum dedim. dershaneye gidiyon mu yok kuran kursuna gidiyorum dedim, hmm dershane olmadan nasıl yapacan ki dedi ya zaten 4 yıl dershaneye gittim bi işe yaramadı, emin ol can dua dan hayırlı kapı yoktur diyerek bira mı yudumladım ne zaman mezun oldun liseden dedi 2013 dedim hmm 5 senedir hazırlanıyon yani dedi evet dedim. sonra sordum araban var mı? yok ne arabası arabam olsa burs ile benzine para yetiştiremem, benzin olmuş 6,5 tl 10 litre alıp evden okula gitsem 65tl sadece evden okula gitmek için aylık 1950 tl yapar diyip güldü, ben de doğru ama böyle daha doğru dedim nasıl daha doğru dedi. ee bak mesela ümraniyeden kadıköye bir buçuk saatte geldim benzin ucuz olsa emin ol trafik 3 kat daha fazla olurdu dört buçuk saat sürerdi akp trafik çıkmasın diye benzine zam yabıyo dedim güldü tabi cevap veremedi, sonra sordum siyasi görüşün ne ? aslında çok kararsız kalmıştım sorup sormamak arasında ama eğer aramızda birşeyler olacaksa kesinlikle akp'li olmalıydı... anarşistim dedi yani evrime mi inanıyorsun dedim gülerek. anlamadım dedi neden allaha inanmıyon dedim ateist değiş anarşistim ben dedi gülerek. anarşist ne dedim, Anarşizm, toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir dedi. türbanlı olduğum için gavur alfabesinin kelimelerini kullanarak beni ezmeye, anlamayacağım şeyler söylemeye başladı. neden anlamayacağım şeyler söyleyip beni ezmeye çalışıyon ben şimdi seninle arapça konuşşam hoşuna gider mi dedim, ne alakası var ki ben tanımını yaptım ama anlayacağın şekilde türkçe anlatayım devletller ve liderler yoktur anarşizm de dedi. şok oldum pkk'lı galiba diye düşündüm sonuçta devlet istemiyordu, çok üzülmüştüm ama çok yakışıklı bir çocuktu onu kaybetmek istemiyordum ve açıkca konuşmam gerekiyordu. bak can beni iyi dinle diye konuşmaya girdim, eğer benimle citti düşünüyorsan doğru yolu bulman lazım dedim, doğru yol derken, ak partinin yolu, islamın yolu dedim. eğer namaz kılarsan beni çıplak değilde gelinlikle düşünürsen bu iş olur dedim sonra başladım pkk ve fetonun ne bok olduklarını anlatmaya yüzü düşmüştü galiba alkol çarpmıştı ama benim bünyem sağlam olduğu için bana bir şey olmamıştı. bana lavaboya kadar gideyim gelecem dedi. galiba kusacaktı neyse kalktı lavaboya gitti ben de acaba nasıl ikna etsem diye üstat kadiroğlunun videolarından ve kitaplarından aklıma gelen bilgileri bir araya toplayıp ona anlatacağım şeyleri kurguluyordum 10 dakika geçti hala gelmemişti halla halla acaba bayıldımı dedim garsonu çağırdım arkadaşıma bakar mısınız dedim, arkadaşınız 10dk önce çıktı dedi... bilgimle baş edemeyeceğini anlayınca kaçıp gitmişti masaya 5 tl bırakıp kalktım garson hanım efendi hesap 34 tl dedi şok oldum bi bira için 34 tl mi dedim beyfendinin birasıda var 2 bira dedi yanımda sadece 15 tl vardı ve bağırarak kaçmaya başladım türbanlıyım diye zorla alkol içirmeye çalışıyorlar diye diye ordan kaçarak uzaklaştım.
gördüğünüz gibi türbanlı olduğum için herkes tarafından dışlanıyorum.
5

oskar schindler

sophos
schindler's list adlı filme konu olan, II. Dünya Savaşı sırasında 1200'e yakın yahudiyi soykırımdan kurtaran çekoslovak iş adamı ve nasyonel sosyalist parti (nazi partisi) üyesi.

Kurduğu alman emaye fabrikası (deustch emailwaren fabrik) işçilere yaşam kaynağı oldu. Naziler, savaşı kaybedeceğini anladığında işkenceleri daha da arttı. Schindler de işçilerinin adlarından oluşan bir liste yaptı ve işçilerini çekoslovakya'daki fabrikaya taşıdı. Bir karışıklık oldu ve bazıları toplama kamplarına gitti ancak çekoslovakya'ya geri gönderildiler. durumu takip ettiği için hepsini sağ olarak teslim almıştı. Onları orada savaş bitene kadar korudu.

schindler's list

sophos
schindler'in listesi: Almanya polonya'yı işgal ettiğinde, krakowlu, nazi partisi üyesi ve yahudilerin çalıştığı alman emaye fabrikasının sahibi olan oskar schindler'in, Parasını kar etmek yerine yahudi işçilerini ölümden kurtarmak için harcamasını anlatan, hikayesi gerçek olan ve insanlık dersi veren 1993 tarihli Steven spielberg filmi.

"Güç insanın her türlü haklı gerekçesi olduğu halde öldürmemesidir."

idam isteği

eskitelevizyon
Mantıklı bir bakış açısı. Duygusal olarak bakınca, tecavüzcülere karşı yapılması gereken bir dünya acı çektirme yöntemi var. Ölüm onlar için kurtuluş olmasın.

Tabi bir de şu durum var: Ensar vakfını savunanlar, arka çıkanlar bugün kalkıp tecavüzcüler için idam getireceğiz diyorlar. Bu idamı tecavüzcüler için istemedikleri açıkça ortada değil mi?

muhalefet kesiminin askere gitmek istememesi

altayhan
Demokrat parti'den beri tsk nato oyuncağıdır. Kore'ye git, gider. Somali'ye git ortalığı toparla, gider toparlar. Suriye'ye gir bizi rusya'yla birebir muhatap etme, olur paşam.

Şunu da söyleyeyim, hala en güvendiğim kurum tsk'dir. Çünkü tarihimizde ve özellikle son yüz yılda en büyük adamlar ordu bünyesinden çıktı. Son umudum ordudur efendiler. O silahlar bir gün türk milletinin eline geçecek.
2

sefiller les misrables

canietzsche
Victor Hugo'nun aynı adlı başyapıtından uyarlanılan müzikal filmdir. Hugh Jackman, Russell Crowe, Helena Bonham Carter gibi usta isimlerin oynadığı film 2012 yılında vizyona girmiştir. Ekmek çaldığından dolayı hapse giren Jean Valjean ve müfettiş Javert ana karakterlerdendir. Dönemin siyasi ve sosyal olaylarının da anlatıldığı bu filmden sonra oyuncuları bir müzik grubu kursa da fazla geçmeden bu grup dağılmıştır. Bence hem edebi yönüyle hem de sosyal yönüyle olsun tam bir şaheserdir. Zaten kitabına diyecek sözüm yok ama film de gerçekten sürükleyici ve aynı zamanda sanatsal. Eğer hala izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

ücretsiz kıraathaneler

twitter
hepiniz goygoya almissiniz ama bu ciddi bir proje karşı devrimin önemli bir adimi . Halkevlerinin tam olarak karşılığı. Dindar ve kendileri gibi düşünen bir nesil yetiştirmek icin kurulan bir oluşum olacaktır buralar .Bir nevi osmanli ocaklari gibi ama onlar kadar radikall ve partizan degil.çünkü partizanlık geçici ama burada toplumun genlerine isleyecek bir toplum mühendisliği calismasi olacaktir. Ocaklar emin olun var olan iktidar bir gün dagilinda darmaduman olacaktir ama bunlar belki 100 yillik ciddi bir örgütlenme olacaktir.
Ben böyle düşünüyorum.

sanat siyasetten üstündür

altayhan
Antik roma'dan, antik çin'den ya da başka medeniyetlerden kaç tane siyasetçi biliyoruz? Ama şair, yazar isimleri tarih kitaplarını dolduruyor.

Siyaset ancak günlük laf kavgalarını içerir. Birkaç zibidi ve para babasının sidik yarıştırmasıyla halkın güdülmesi olayıdır.

ırkçı görünmemek için türk ırkını yermek

comarhunter2k
Milliyetçilik hastalıktır, hiçbirimiz nerede ne tende hangi dilde doğacağımızı seçmedik .
Genel olarak iyi insan ve kötü insan tabirleri yeterlidir .
milliyetçilik yapan ister türk, ister kürt, ister fransız olsun .
hepimiz insan hepimiz sapiens'iz dünya kendi etrafınızda dönüyor gibi davranmayı bırakıp önünüzde kalan en fazla 40 -50 yılı yaşayıp toprak olup gidiniz .

laik günlük

iron
pencerem apartman boşluğuna bakıyor. çoğu zaman alt kattaki yaşlı çiftin pişirdiği yemeğin yanık yağ kokusuyla dolu odamda proust okuyorum. birkaç kez müziğin sesini fazla açtığım için ihtar ettiler. binada birisi banyo yaparsa boruların içinden büyük yük arabalarının sürtünerek geçtiğini düşünüyorum. garip ve memnunsuz bir ses yayılıyor odama. salona gidip evin manzaraya sahip olan tek penceresinden benimkinden daha aşağıda duran eski apartmanların kırmızı kiremitlerini ve etrafa sıçıp duran güvercinlerin uçuşunu izliyorum. benim binamın tepesindeki bok kütlesini düşündükçe zaman zaman ihtilafa düştüğüm komşularımla ödeşmişim gibi hissediyorum.

duvarıma newyorklu bir kadının fotoğrafını astım. yağmurda duruyor ve hiç hoşlanmadığım desenleri olan bir şemsiyeden sıçrayan damlalar kuvvetle etrafa dağılıyor. kadın yağmurun dikkatini çekmiş görünüyor. şehir tamamen aydınlanmış ve kadının yaşamı dağıtmasını bekliyorlar. dairesinden çıkmak için ayakkabılarını bağlamış olan bir genç solgun perdelerin kıpırdanmasını bekliyor. kadın, yağmuru yerden alıp yeniden göğe savurabilecek tek kişi. onu seviyorum. onu, delicesine seviyorum.

kapı çalıyor. benim, anahtarla bile zorla açtığım apartman kapısı dilenciler için ardına kadar açılmış oluyor. benim ne söylediğimi dinlemeden omzumun üstünden arkamdaki mutfağa bakıyor ve benden bir şey istiyor adam. “param yok” diyorum. yetmiyor. kapıyı yüzüne kapatmak kabalığını yapmıyorum. “param yok.” söver gibi bir ifadeyle yan dairenin önünde durup zile basıyor. kapıyı kapatıyorum ve gözetleme deliğinin önünde durursam orada olduğumu anlayacağını düşünüyorum. kulağımı kapının alt kısmına dayıyorum ve bir kahramanlık yapmak için bekliyorum. komşumun sokağın altından aldığı çileleri sararak elde ettiği yumakları çalmak isteyecekler. biliyorum.

komşumun kapısı hiç açılmıyor. sesler uzaklaşıyor. mutfağa gidiyorum. birşeyler yemeliyim. hayır, bu defa ekmek ya da salça değil. gerçek bir yemek. kendimi piyanist filminin aktörü gibi hissediyorum. evyenin altındaki dolapta kap kacak olduğunu bilmeme rağmen oralarda konserve arıyorum. konserve bulup karanlık odama döneceğim ve yamuk bir kaşıkla konservemi yiyeceğim.

yer yatağımdan bakınca tavan çok yüksek görünüyor. korkuyorum. yağmurcu kadından korkuyorum. odanın sessizliğinden korkuyorum. bir kolinin üzerini defter cildiyle kaplayarak yaptığım küçük sehpanın üzerinde duran masa lambama bakıyorum. uzakta duran masamdaki daha şık olan lambaya bakıyorum. kıdemce o bundan daha yüksek. o, evdeki lambalarımın komutanı. üzerinde küçük bir hasar olduğu için filmlerdeki gibi şık bir lamba olmasına rağmen çok ucuza aldım. tüm hayatım ucuza alınmış gibi duruyor. yalnızca o lambanın altında duran bir top kağıt ve aç kalıp satın aldığım dolmakalem bu evrene ait değil gibi.

açım. vandalizm hakkında okuyorum. vııı. yy. hakkında okuyorum. xx. yy. hakkında okuyorum. mideme baskı yapması için yumruğumu karnımın altına koyuyor ve yüzüstü yatıyorum. kitabı bir süre de böyle okuyorum. sevdiğim cümleleri kuran p*ç kurusuna imrenerek soğuk soğuk terlemiş alnımı temiz nevresimler taktığım yastığıma bırakıyorum. yüzümü görseydim kendime acımazdım. açım. tüm hayatımı bir yazar olarak geçirmek istedim. bir yazar okumuştum bir keresinde, fransa'da öğrenciyken ayağı dingildeyen bir masanın ve portatif bir ocağın olduğu bir odada, tuvaleti bile olmayan bir yerde mutlu biçimde şiir yazdığını ve yaşama karşı yüreklendiğini anlatmıştı. o yazarı şimdi görürsem o yalanlarını ve boktan şiirlerini bir tarafına sokacağımı biliyorum. bana nasıl çirkin hayatlardan çıktıklarını anlatıyorlar. yan dairemde sağır insanlar oturuyor. onların haber saatinde haber dinliyorum. televizyonum yok. internetim yok. radyom çekmiyor. kitaplarım var. masa lambam var. kombiyi açamıyorum. kuş bokunun altında donuyorum ve yağmurcu kadının umurunda olmuyor. haberlerde üniversiteden bir arkadaşımın ünlü bir yazar olduğunu ve yazdığı dizinin reytinginin çok yüksek olduğunu duyuyorum. onun semirmiş yüzünü ve buzdolabını açtığında yüzüne vuran sarı ışığa karşı gülümseyişini düşünüyorum. onun geniş bir mutfağın ortasında duran setin hemen yanındaki tabureye oturup iştahla yediğini düşünüyorum. sonra reklamlardaki gibi bana dönüyor. “pizza hat” diyor. yedin mi?

mutfağa gidiyorum. kapının koluna asılı olan naylon poşetteki bayat ekmekleri yiyorum. kahve yapıyorum. su ısıtıcısı “tık” diye atınca kendimi daha bir modern ve tok hissediyorum. mutfaktan odama geçerken ayakkabılıkta duran yırtık ayakkabımı görüyorum. bir yırtık bu kadar asil durabilirdi. seninle nerelere yürüdüm. önceki yaz meclis parkında yanımızdaki bankta oturan güzel kadının benden korktuğu günü hatırlıyor musun? ona sadece “merhaba” demiştim. kıyafetim, görüntüm, cızırtılı bir radyo frekansından düşmüş reklam cingılı gibiydi. kadın bana iğrenerek bakmıştı.

o gün, defterimi açıp aklımdakileri yazmıştım. parkta sivrisinekler her tarafımı sokmuştu ve bir yazar olmak dışında hiçbir istek duymuyordum. sivrisinekleri öldürmedim. kanım hala besleyiciydi. böyle düşünmek istedim. caddede yürüyen insanlar bir milyoncuların vitrin süslerindeki led ışıklar gibi geçip gitmişti. o kitabı bitirecektim. dijital saatlerin yanıp sönen rakamları gibi bir vardım bir yoktum.
odama döndüm. perdemi açık bırakmıştım. ben, kirasını ödeyen bir yurttaştım. kirasını ödediğim sürece dairemde duvarları kemirmek, çılgın seks partileri vermek ya da filozofça konuşmak hakkına sahiptim. haberleri dinlerim diye düşünüp yatağıma gittim. sırtımı duvara dayadım. yaz mevsimini unutturacak bir soğuk ve aşağıdan gelen közlenmiş biber kokusuyla perdemi kapattım. sırtımı duvara yasladım. haberleri kaçırmak istemiyordum. haberler yoktu. benim dairemin evrenin bir köşesinde, dünyadan milyarlarca ışık yılı uzakta sürüklendiğini düşündüm. sevdiğim bir melodiyi düşündüm. parçayı zihnimde birleştirdim. ağladım.

birkaç saat uyudum. sabaha karşı uyandım. nefesimin buğusu ıı. dünya savaşı'nda karşı cenaha işkence eden bir asker gibi sertçe suratıma indi. yorganı başıma çektim. çocukken yaşadığım evi düşündüm. annemin bana ördüğü süveteri düşündüm. saçlarımı bıdık ali gibi yana taradığımız zamanları düşündüm. evimizde kalan ve yaklaşık yüz yaşında olan bakıma muhtaç akrabamızı düşündüm. babamın dayısı. onun bulunduğu odaya her girdiğimde nefesinin odayı “yaşlılıkla” doldurduğuna inanırdım. bu yüzden odadan çıkarken nefesimi verir ve nefes almadan koşarak çıkardım. henüz beş yaşındayken yaşlı olmaktan ölesiye korktuğumu düşününce irkildim.

annemi düşündüm. benim tok olmamı isteyen annemi. her anne böyledir. fikirlerim var anne. yazabiliyorum. kitaplarım var anne. okuyabiliyorum. cemiyet hayatında yerim var. mahalledeki bakkal beni gördüğünde gündeme dair ne düşündüğümü soruyor. kimse beni dinlemiyor anne! sadece soruyorlar. paran var mı? neyle geçiniyorsun? bakkala girdiğimde ona heisenberg'den söz etmek istiyorum. camlı ekmek dolabının iştah kaçırıcı görüntüsünden söz etmek istiyorum. leş gibi olmuş raflarında duran tozlu bisküvi paketlerine bakıp onları cezalandırmak istiyorum. “iki ekmek, yumurta ve salça… hayır teşekkür ederim.”

param olunca satın alacağım kitapları düşünüyorum. yumurtanın kabuğunu bir cerrahın titizliğiyle kırıyorum. o kabukla beraber benim zırhımın da parçalandığını hissediyorum. iki lokma yedikten sonra masama oturuyorum. yazmalıyım. kalemi elime alırsam işler düzelecek. bir koalisyon hükumetinden önemli bu. surinam'da yaşayan falancalara yardımdan, ünlü şarkıcı götelek bilmemkimden önemli bu. senden, benden, babamdan, tanrıdan önemli bu. zamanı kurup yazıyorum. yağmurcu kadın'a düşen yağmurun kaynağı benmişim. doyuyorum.

free ezhel

di gora bave tenim
S*kerim ezhel'i amk. ne boş gündem oluyor bu yararsız insanlar. Koskoca cerrahpaşa'yı istanbul üniversitesinden ayırıyorlar ordaki oğrenciler hocalar bağırıyor bir ses çıkarın diye kimsenin sikinde olmuyor. Allahın vasıfsız keşi hapse atılınca yok özgürlük elden gidiyor diyorlar ananın amına girsin özgürlük. Koskoca Cerrahpaşaları, kulelileri, fen liselerini kapatıyorlar az bunlara ses verin.

bunlar ilginizi çekebilir