confessions

franz

Moderatör  · 6 Temmuz 2017 Perşembe

  1. toplam giri 646
  2. takipçi 16
  3. puan 13878

vikipedi sözlük

polkovnik
sol taraftan açılan başlıklara şöyle bir bakınca yapılan bu benzetmeyi kısmen doğru sayabiliriz ancak sırf bu yüzden tanım yapan yazarları suçlayıp,yazılan başlığın ilgi çekici olmamasından mütevellit sözlüğe rağbet olmamasını söylemek açıkçası bana doğru gelmiyor.bu sözlükte yazarlık alalı fazla olmadı,bu yüzden 'birader dağdan indin şehire sana ne oluyor?' diyebilirsiniz ancak geçmişte başka sözlük platformlarında yazmamdan ve sağlam bir uçurulma sicilimin olmasından dolayı birkaç şey karalamak istiyorum.öncelikle,bir sözlüğü diğerlerinden üstün kılan şey bir yer haline gelmesi için ne sizin yakındığınız ansiklopedik girilerin fazla olması ne de tavsiye ettiğiniz şekilde gündem olan maddeler hakkında tek satırlık kişisel düşüncenin olduğu girilerin girilmesidir.bir sözlüğü diğerinden üstün tutan şey tamamen reklamdır.bugün,ilk açılan interaktif sözlük olmasıyla en çok rağbet gören yer ekşi sözlüktür.ekşi sözlüğe üye olurken insanlar kendi yazacaklarının okunacağını bildiği için giriyorlar,google,yandex,mozilla gibi tarayıcılar veri olarak ilk o sözlüğün yazdıklarını insanlara gösteriyorlar.aranızda hiç ekşi yazarlığı yapmış olan var mı bilmiyorum ama ekşinin birçok özelliği bu siteden bile daha geridir,nick değiştirme hakkınız yoktur,mesaj kutusu karmaşıktır ve tüm mesajlar bir sayfadadır,başlık arama kısmı ise berbattı ancak son güncellemelerle bu durumu düzelttiler.tüm bunlara rağmen internet aleminde en çok okunulan ve yazı yazılan sözlük ekşi sözlük olacaktır çünkü iyi bir reklamı var ve ona rakip olacak bir interaktif sözlük şu an için yok,ne trollerin cirit attığı uludağ ne de mühendislik fakültelerindeki elemanlar gibi üyesi olduğu kızlara yavşayan bir yönetimi olan instela(eski adıyla itü sözlük) böyle bir güce sahip.bu sözlüğe geri dönersek,aktif yazar sayısının azlığından ve o yazarların çabasıyla(ki buranın hayalet bir kasaba olmasını istemiyorsanız o yazarlara teşekkür etmelisiniz.)sürekli tanım içeren giriler giriliyor.aslında,bir yazarın gün içinde yazdığı şeyler oldukça az olmasına rağmen ertesi gün sol frameye bakınca kimse bir şey yazmadığı için o yazarın açtığı içinde tanım olan başlıklar üst üste biniyor ve sizin yakındığınız durum oluşuyor.genel olarak sözlüklerde beş tip yazar tipi vardır;sözlüğü ideolojisini yaymak için kullanan,troll yazılar yazan,karşı cinsle iletişim için kullanan,gündeme uygun yazılar giren ve son olarak tanım giren yazarlar.ilk dördünün yokluğundan dolayı sonuncu kitleyi suçlamak biraz saçma.sözlük bildiğim kadarıyla iki yaşında olmasına rağmen belli bazı başlıklarda eksiği var ve tanım girilmesi zorunlu.mesela,ben bir-iki gün önce 'belarus' başlığını açtım,ilk giriyi giren ben olacağım bundan dolayı sizce o ülke hakkında temel bilgiler vermem mi daha mantıklı yoksa 'lukaşenko erdoğanla görüştü' ya da 'minskte şöyle bir bar var içinde güzel kızlar bulunuyor' tarzı bir giri girmem mi?birde,istisnasız her sözlükte bulunan eski bir tarihte üyelik açmış ancak sözlüğe pek bir faydası olmamış kanser bir kitle vardır.(üstünüze alınmayın sözüm meclisten dışarı.)bunlar,yenilik düşmanıdırlar sözlük için girdiği faydalı bir yazı bir elin parmağını geçmemesine rağmen sürekli 'ah,ah,nerede o eski günler' tarzı yakınmalarda bulunup pesimizmin kralını yaparlar.madem kodlamadan oluşan bir sözlük senin için çok önemli bunu da eskiye yönelik özlemini dile getirerek vurguluyorsun o zaman yakınacağına belli ölçüde yazılar girerek sözlüğe katkı ver.bu bahsedilen durum hakkındaki çözüm önerimse sözlüğe ekşideki gibi kanal sistemi getirilmesidir.böylelikle,tanımların genelde biriktiği başlıklar 'siyaset' veya 'tarih' gibi kategorilerde olur ve herkes kendi çöplüğünde öter.

son olarak,tanım içeren girilerin hepsi internetin indeksinde var demişsiniz.tabii ki var olacak,internette var olmayan bir şey var mı?aramasını bilen illegal şeyleri bile rahatlıkla bulabilir.'iphone x' hakkındaki bir konuyu da ufak bir internet aramasıyla donanımhaber vs. türünde forum sitelerinde detaylıca olumlu-olumsuz bütün yönleriyle tartışıldığını görebilirsiniz ya da bunlardan daha çok bahsedilen kuralsız interaktif sözlükler var oralara göz gezdirebilirsiniz.ismi 'laik' olan bir sözlükte,siyaset-tarih konuşulması kadar doğal bir şey yok,laiklikte siyasi bir terim.
3

türbanlı olduğum için dışlanıyorum

camide uyuyan evsiz kemalist
Merhaba arkadaşlar
olay dün yani 12.07.2018 tarihinde yaşanmıştır. olay ırkçı, faşist kemalist zihniyetin ürünüdür.
bundan bir ay önce sözlük üzerinden (bkz:yazarların karalama defteri) #111110 entrym için bir yazar mesaj attı, gayet kibar ve hoş bir beydi. beni anlayışla dinleyip yönlendiren tavsiyelerde bulundu, yazdıkları oldukça zekice olduğu için etkilenmiştim. yanlış anlaşılmasın kötü bir niye yoktu türbanlıyım sonuçta. Neyse numaramı falan aldı gayet beyfendi olduğu için bir şey olmaz herhalde diyip verdim, önce numaramı görünce haha bu hangi ülkenin numarası dedi ben de türkiye'nin dedim nasıl numara ya bu diye küçümsercesine cevap verdi ben de bimcell kullanıyorum sonuçta bimin açılımı (birleşik islam marketleri) dedim neden gidip israile mermi alan vodafone kullanayım diye lafı yabıştırdım tabi cevap veremedi. neyse geceleri whatsapptan falan mesajlaşmaya başladık. benim 10bin dakika 50gb 70bin sms'lik paketim olduğu için dakika sıkıntısı yoktu sürekli arıyordum bunu gerçi sesim çatıya çıkmadıkça gitmiyordu ama olsun güzel anlaşıyorduk. günler geçiyor derken bir gece buna buluşalım mı diye teklif ettim bu arada yanlış anlaşılmasın arkadaşça bir buluşma teklifiydi türbanlıyım sonuçta. bu olur nerde buluşmak istersin diye cevap verdi ben de çok uzağa gelemem ümraniye de buluşalım olur mu dedim, bu olmaz kadıköy de buluşalım dedi anneme sormam lazım diyip içeri geçtim. anne ayşe kuranı hatim etti diye annesi yemek veriyormuş davet ettiler gidebilir miyim diye izin aldıktan sonra ümraniye canpark avm'nin önünden taksiye atladım.. şaka şaka 19s iett ye bindim, neden taksiye bineyim türbanlıyım ama salak değilim. neyse mesaj attım geldim diye nerdesin dedi boğa'nın önündeyim üstümde mavi bir boydan elbise var diyip tarif ettim kendimi 5 dk beklediktan sonra yanımda 1.82 boylarında 75 kilo atletik vücudu olan çok yakışıklı biri yanaştı o olacağını hiç düşünmemiştim ama evet o çıktı elini uzattı merhaba dedi ben elimi uzatmadan merhaba dedim türbanlıyım sonuçta, güldü ee nerde oturalım diye sordu ben de fark etmez simit ayran alıp sahile mi gitsek dedim, boşver simit ayranı gel ben seni bir yere götüreyim dedi tamam gidelim dedim bu arada yolda beni kesiyordu açıkcası hoşuma gitti türbanlıyım ama kadınım sonuçta. neyse böyle kemalislerin takıldığı yerlere benzeyen bi sokağa geldik biraz ürperdim aslında sonuçta zamanında dedelerimizi asanların torunları hep buralarda takılıyordu biliyordum sonra üstünde rock bar yazan bir yere girdik etraf leş gibi alkol kokuyordu allahtan sürdüğüm esans kokusu bastırıyordu biraz. geçip bi köşeye oturduk içerde alkol içen herkes beni kesiyordu türbanlı ve güzel olmanın ayrıcalığı galiba ama ben bundan hiç övünmüyorum sonuçta güzel olmak kader yani çirkinde olabilirdim. garson geldi o da bana şaşkın şaşkın bakıyordu önce ona sordu ne içersin diye o bi bira söyledi, garson bana dönüp siz ne içersiniz dedi ne var dedim iki dakika düşünüp su var çay var kahve de var dedi türbanlıyım diye bana ayrımcılık yabmaya çalışıyordu bir şey satmak istemiyordu çok sinirlenmiştim ama belli etmemek için hahah ne çayı ben bi bomonti filtresiz alayım dedim garson pardesümü ve türbanımı hayranlıkla süzerek peki diyip gidip içkileri getirdi. aslında asla alkol içmem ama ben orda türbanlı kardeşlerimi temsil ettiğim için bu zulme katlandım ilk yudumu içtim gerçekten çok kötüydü neden bunu içiyorlar anlamıyorum. can'a dönüp ee neler yapıyorsun falan diyip muhabbet etmeye başladık marmara hukuk okuyormuş sen ne okuyorsun dedi ben de işte sınava hazırlanıyorum dedim, hayalin ne diye sordu erzurum ilahiyat isdiyorum dedim. dershaneye gidiyon mu yok kuran kursuna gidiyorum dedim, hmm dershane olmadan nasıl yapacan ki dedi ya zaten 4 yıl dershaneye gittim bi işe yaramadı, emin ol can dua dan hayırlı kapı yoktur diyerek bira mı yudumladım ne zaman mezun oldun liseden dedi 2013 dedim hmm 5 senedir hazırlanıyon yani dedi evet dedim. sonra sordum araban var mı? yok ne arabası arabam olsa burs ile benzine para yetiştiremem, benzin olmuş 6,5 tl 10 litre alıp evden okula gitsem 65tl sadece evden okula gitmek için aylık 1950 tl yapar diyip güldü, ben de doğru ama böyle daha doğru dedim nasıl daha doğru dedi. ee bak mesela ümraniyeden kadıköye bir buçuk saatte geldim benzin ucuz olsa emin ol trafik 3 kat daha fazla olurdu dört buçuk saat sürerdi akp trafik çıkmasın diye benzine zam yabıyo dedim güldü tabi cevap veremedi, sonra sordum siyasi görüşün ne ? aslında çok kararsız kalmıştım sorup sormamak arasında ama eğer aramızda birşeyler olacaksa kesinlikle akp'li olmalıydı... anarşistim dedi yani evrime mi inanıyorsun dedim gülerek. anlamadım dedi neden allaha inanmıyon dedim ateist değiş anarşistim ben dedi gülerek. anarşist ne dedim, Anarşizm, toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir dedi. türbanlı olduğum için gavur alfabesinin kelimelerini kullanarak beni ezmeye, anlamayacağım şeyler söylemeye başladı. neden anlamayacağım şeyler söyleyip beni ezmeye çalışıyon ben şimdi seninle arapça konuşşam hoşuna gider mi dedim, ne alakası var ki ben tanımını yaptım ama anlayacağın şekilde türkçe anlatayım devletller ve liderler yoktur anarşizm de dedi. şok oldum pkk'lı galiba diye düşündüm sonuçta devlet istemiyordu, çok üzülmüştüm ama çok yakışıklı bir çocuktu onu kaybetmek istemiyordum ve açıkca konuşmam gerekiyordu. bak can beni iyi dinle diye konuşmaya girdim, eğer benimle citti düşünüyorsan doğru yolu bulman lazım dedim, doğru yol derken, ak partinin yolu, islamın yolu dedim. eğer namaz kılarsan beni çıplak değilde gelinlikle düşünürsen bu iş olur dedim sonra başladım pkk ve fetonun ne bok olduklarını anlatmaya yüzü düşmüştü galiba alkol çarpmıştı ama benim bünyem sağlam olduğu için bana bir şey olmamıştı. bana lavaboya kadar gideyim gelecem dedi. galiba kusacaktı neyse kalktı lavaboya gitti ben de acaba nasıl ikna etsem diye üstat kadiroğlunun videolarından ve kitaplarından aklıma gelen bilgileri bir araya toplayıp ona anlatacağım şeyleri kurguluyordum 10 dakika geçti hala gelmemişti halla halla acaba bayıldımı dedim garsonu çağırdım arkadaşıma bakar mısınız dedim, arkadaşınız 10dk önce çıktı dedi... bilgimle baş edemeyeceğini anlayınca kaçıp gitmişti masaya 5 tl bırakıp kalktım garson hanım efendi hesap 34 tl dedi şok oldum bi bira için 34 tl mi dedim beyfendinin birasıda var 2 bira dedi yanımda sadece 15 tl vardı ve bağırarak kaçmaya başladım türbanlıyım diye zorla alkol içirmeye çalışıyorlar diye diye ordan kaçarak uzaklaştım.
gördüğünüz gibi türbanlı olduğum için herkes tarafından dışlanıyorum.
5

loving vincent

sophos
Vincent'ı sevmek: Vincent van gogh'u, onun tarzında 125 sanatçının yaptığı 60.000 yağlıboya resmiyle anlatan animasyon filmi.

saniyede 12 yağlıboya tablo var ve hepsi van gogh'un eserlerinden esinlenilerek oluşturulmuş.

hikaye, vincent'ın kardeşi theo'ya yazdığı mektubu götürmeye çalışırken kendini ressamın ölümünü araştırırken bulan genç bir adam üzerine kurulmuş.

ırkçılığın farklı bir boyutu

odin
Merhabalar;
Daha demin şöyle bir şeye rastladım sözlükte gezerken, "senin ataların çocuklara tecavüz edip, kundaktayken öldürmüyor muydu? Kendi kirli tarihinde boğul Türkiye" (tam olarak bu şekilde yazılmamış olabilir ama anlamı tam olarak buydu.)
Bu neyin altında yazıyordu onu da söyleyim size; "küçük eylül'ün cesedinin bulunması" başlık bu...
Bunun ata ile ne alakası var?
Bunu yazan Türklere ırkçı diyen birisi?
Arkadaşım avel misiniz ya? Kendinize gelin.
3

sözlük ne zaman tam anlamıyla hareketlenecek sorunsalı

zehir
Sorunu Hepimiz Biliyoruz Çözüm ? Benim Şahsi Önerilerim

İlk Olarak Bir Kaç Kendini Bilmez Eleştiri Zannedip Hakaret İçerikli Girileri. Kendi Fikrinden Olmayanın Dinine Dinsizliğine Diline Örfüne Adetine Irkına Yaşam Tarzına Giyim Tarzına Kuduz Köpek Gibi Saldırıp Bunuda Maharet Zanneden Bir Kaç Kıt Zekalının Girilerine Bakıp Burdan Bir Halt Olmaz Önyargısına Kapılabiliyor İlk Kez Ziyaret Eden Kişi.

İkinci Olarak Uygulama Arayüzü Daha Kullanışlı ve Son Kullanıcıya Hitap Edebilecek Şekilde Olmalıdır.

Üçüncü Olarak Reklam Alanları Kullanıcının Gözüne Sokmayın Abi. Kullanıcıyı Rahatsız Etmeyecek Biçimde Düzenlenmelidir. Olabildiğince Küçük Olmalıdır Kullanıcının Gözüne Penis Sokar Gibi Reklam Bannerinin Bir Anlamı Olmadığını Düşünüyorum
3

türkiye'den umudu yitirmek

sophos
Al benden de o kadar...
Gerileyen bir ülkeyiz. islam ve faşizm geliyor yakında...
Ben de fırsat bulup Yurtdışına gitmek, orada yaşamak, çalışmak ve müslümanlara doyasıya saldırmak istiyorum çünkü nefret ediyorum onlardan ve ülkeyi soktukları bu halden. Bu muhafazakar milletle gelişme, ilerleme veya bir devrim olacabileceğine inanmıyorum.

türkiye gençlik stk'ları platformu ödülleri

cayisallama
'kanalıma hoşgeldiniz' sloganıyla bu yıl ilk kez düzenlediği gençler arası youtube yarışmasını caaanım arkadaşım kazanmış.

tgsp'nin düzenlediği youtube türkiye yarışması sonuçları açıklandı. türk telekom'un ana sponsorluğunda tgsp'nin düzenlediği youtube yarışmasında manisalı mahmut gediz birinci oldu. moğolistan'da çektiği seyahat videosu ile yarışmaya katılan mahmut 10 yıldır dünyanın ilginç ülkelerine seyahat eden bir gezgin. videonun çekildiği yer moğolistan'ın bayanölgi şehrine bağlı tokbirci köyüne yakın bir dağın yamacı. bozkırda çobanlık yapan kazak bir ailenin çadırına misafir olan mahmut gediz onlarla 2 gün vakit geçirip gündelik hayatlarına şahit oldu. neredeyse tamamen geleneksel yaşam standartlarına hayatlarını sürdüren bu aile ve çocuklarıyla huzur dolu çok keyifli vakitler geçirip bu anları kayda aldı.

ilk video


ikinci video

liver bird

sophos
liverpool şehrinin sembolü olan ve liverpool fc'nin logosunda bulunan yarı kartal yarı karabatak mitolojik kuş.

1207 yılında Kral John, Liverpool şehrine bir bina yapılmasını emreder. Lütfedilen bu binanın üzerinde kralın mühründe de yer alan bir kartal simgesi bulunur. Birçok kişiye göre ilk Liver bird bu kartaldır. kartal 1644 yılındaki kuşatmada zarar gören binadan yok olur, yerine konulan şeyse bir kartala hiç de benzememektedir. Kimileri bunun başarısız bir taklit olduğunu iddia etse de birçok ornitolog ve tarihçinin de dahil olduğu tartışmaların genel kanısı şudur; Liverpool şehrinin sakinleri olan Scouserlar o kadar özgündür ki, bir başkasının simgesini kullanmak istemezler ve farklı bir simge yaparlar.




liverpool fc'nin logosunda

laik sözlük okumaları

zeybek
geçen cumartesi günü izmir kitap fuarı'nın ilk günü türk tarih kurumu yayınının osmanlı kaynaklarına göre fatih sultan mehmed'in sayasi ve askeri faaliyeti kitabını aldım, okuyorum.

mehmed'i diğer sultanlardan farklı görmek kanaatindeyim eğer otorite olarak kabul ediyorsak ilber hoca bunu söylüyor zaten. paşam gibi farklı bir konumda.

isminde geçen osmanlı kaynaklarını da göz önünde bulundurursak gayet akıcı ve hoş kitap. ilk basımı 1953 yılında yapılmış dr. selahattin tansel eseri.

monokl

sophos
(Fr. monocle)
Tek gözde kaş ile yanak arasına sıkıştırılarak kullanılan çerçevesiz ve Tek camlı gözlük.

Türkçeye fransızcadan geçmiştir; Fransızca, mono (tek) ve occulaire (mercek) kelimelerinin birleştirilip kısaltılmasıyla elde edilmiştir.

rurouni kenshin

jakoben
izlediğim en güzel samuray film serisidir. japonlar bu sefer yapmış.yaprakta yürüyen adamların olmadığı ve geri kalan her ülkenin görüntü sanatları aksiyon sahnelerinde özenle karakterin beline bağlanmış ipi gizlerken, japonların bu tekniği tersinden anlayıp ipi ifşa ettiği görsellerde mevcut değil.bir kaç adam var ,paso birbirilerini doğruyorlar,olay bu.tavsiye ederim.ilk filme bakın severseniz diğerlerine bakınırsınız. meiji diye adlandırılan bir japon aydınlanma döneminde geçiyor. izlerken o dönemin tarihi olaylarını da merak ettiriyor. film bitince biraz araştırmıştım.

bir millet uyanıyor

franz
yönetmenliğini ertem eğilmez'in yaptığı, başrolünde kartal tibet, münir özkul, ihsan yüce, erol taş gibi oyuncuların oynadığı 1966 yapımı film.

Yunan işgaline karşı koyan 6 kişilik kuvay-i milliye birliğini konu alır.

Şu kısım tüyleri diken diken eder;



.
.
Türk milleti tarih boyunca büyük başbuğlar yetiştirmiştir.
Bekleyin, biri daha geliyor.
Bekleyin, mustafa kemal geliyor!
Bu milletin ümidi ondadır.
Şu an da, o bir şahikanın üstünden milletine haykırmakta ve şu parolayı vermektedir:

Ya istiklal, ya ölüm!!!

şibumi

harflervekibrit
trevanian adlı yazarın yazdığı, go oyununun bölümleriyle bölünmüş romandır. Şibumi kelime anlamı olarak bu oyunun felsefesinin varış noktası, her şeyi bilmek ama zarafetle susmak, hafiflik, ruh basitliği, anlamına gelir. Benim yorumumla; budist öğretisindeki nirvana veya bizdeki tasavvuf öğretisinin vahdeti vücudu veya gelişim psikolojisindeki kendini gerçekleştirme gibi bir şeydir.
Kitaba gelecek olursak kahramanımız Nicholai Hel, her bakımdan kahraman bir kahramandır. Pek çok dil ve dövüş taktikleri bilir. Annesi rus, babası alman olmasına rağmen ailesinden bağımsız ve Japon kültürüyle yetiştirilmiştir. Zeki, çevik ve ahlaklıdır. 2. Dünya savaşı yıllarını go oyununu ve felsefesini öğrenerek geçirir. Kitabı holivud çakması çerez kitap olarak değerlendirmemek gerekir çünkü içinde savaşa, amerikalılara, genel kültür yozlaşmalarına ve dünyaya dair isabetli tespitler bulunur.
"Ben Şibumi yolunda başarısızlığa uğramayı, başka amaç uğruna zafere ulaşmaktan yeğ tutarım." diyor kitabın bir yerinde nicholai reiz. Akabinde general ile kiraz ağaçlarının altında yürürken sohbet ettikleri bir yer vardır ki orayı özellikle severim. Şöyledir:
"demek ki bugün anılar günü, üç günün en hüzünlüsü ama en zengini. Bir tür sükûn var bugünde. Yok, sükûn değil... rahatlık var. Zaman denen şeyin ne tür bir sihirbaz hilesi olduğunu bir kere daha anlıyorum. Artık altmışaltı yaşındayım Nikko. Senin bulunduğun noktadan ileriye bakıldığında altmış altı yıl çok uzun bir süredir. Senin hayat tecrübenin üç katından fazla ama benim bulunduğum noktadan bakıldığı zaman bu altmış altı yıl, tıpkı şu dökülen kiraz çiçeklerine benziyor. Hayatım alelacele çizilmiş ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulmamış bir resme benziyor. Vakit, elli yıl önce... Oysa daha dün gibi... gene bu yamaçta babamla birlikte yürüyordum. Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli göründüğünü hatırlıyorum... Sanki sinirlerimin kendi belleği varmış gibi. göğsümün ta içinde hissettiğim bir başka anım da babama onu ne kadar sevdiğimi bi'türlü söyleyemeyişim. Bu kadar açık ve dünyevi kelimelerle konuşma âdetinde değildik. Babamın sert fakat hassas profilinin her çizgisi gözümün önünde. Zaman zaman babama acıdığımı hissederdim. Ona kendisini çok sevdiğimi söylemediğim için. Ama aslında kendime acıyordum:
Benim söylemeye duyduğum ihtiyaç, onun işitmeye olan ihtiyacından fazlaydı."

yazarların dayak yediği anlar

düzadam
birgün tekirdağ'dan istanbul'a otostopla geleceğim yılda birkez gerçekleştirdiğim eylemdir bu arada neyse, gece saat iki buçuk felandı ben otogardan birazdaha ileri gidebildim otostop çekerek otoyoldayım. brodway model bir araba yanaştı nereye kardeş dedi istanbula dedim. sen hippimisin lan otostop çekiyosun dediler. bende ozamanlar semt çocuğuyum kalırmıyım bu lafın altında. sizene lan or*spu cocukları der demez kontağı kapattılar şöför sopayla diğerleri normal olarak beni bi güzel dövdüler. ağzım burnum kan neyseki burnum kırılmamıştı daha çok miğdeye sırta çalıştılar kapandım biraz. dövdükten sonra bide selpak verdiler ağzıma tutarak dört km kadar yol yürüdüm gittim otogara elimi yüzümü yıkadım atladım otobüse döndüm. nasıl bir alkol içmişlerse bizde içiyoruz bu kafayı yaşayamıyoruz anasını satim.
7

dijital atölye

the spook
Google'ın sunmuş olduğu, web site yöneticiliği ile ilgili eğitim. Toplam 26 konuda ayı ayrı videolar izlettirip, konu testlerine tabii tutuyor. En sonunda ise finale sokup size bir adet google sertifikası veriyor. İşsiz biriyseniz, zamanınızı doldurmanız için fırsat.

çomar mitolojisi

altayhan
Adnanus menderus: demokrasi tanrısı
Erbakanus: saadet tanrısı
Kadirus: bilgelik tanrısı
Abdülhamitus: politika tanrısı
Rabiamis: 4 element tanrıçası
Nihatus: hitabet tanrısı. Sonradan gözden düşünce aşağı dünyaya çekilmiştir.

15 temmuzi: çomar ragnarok'u.

Ak sarayis: tanrıların yurdu beştepe'de bulunan yüce tanrı recebus'un sarayı. Ragnarok'tan sonra yüce tanrı recebus orada muhtarlarla beraber kılıç çekip diriliş ertuğrul izler.

Konia: mitolojide tanrıların ana vatanı. Rivayetlere göre orta anadolu'da bulunmaktadır.

2023: mitolojiye göre tanrıların dünyaya yeniden inip hakimiyet kuracağı tarih. Bilim insanlarına göre maya takvimi ve 2012 gibi bu da bir palavradır.

2

next to me

the spook
imagine dragons'ın, yönetmen Mark Pellington'un elinden geçen yeni klibi. Klip çıkarmak için çok geç kaldıkları düşünülüyordu fakat klibin 11 dakika olduğunu görünce, beklenildiğine değecek bir klip olduğunu düşünüyorum.

giordano bruno

sophos
Tanrı'nın doğada varolduğunu (panteizm) ve evrenin sonsuz olduğunu söyleyen Düşünce özgürlüğünün havarisi;

Engizisyon tarafından yakalandı;
Ona düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi,
Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkum edildi.

Ölüm kararını Bruno'ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı almıştır: "Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz".

Kilisenin bu kararı, 1600 yılının Şubat ayında, Roma'da Campo dei Fiori (çiçek alanı) meydanında Bruno'nun diri diri yakılması ile yerine getirildi.
Bugün yakıldığı meydanda heykeli bulunuyor.

jüpiter

sophos
Güneş sistemi'ndeki en büyük gezegen.
Güneşten uzak bakımından beşinci sıradadır.
Adını, zeus'un roma mitolojisindeki karşılığı olan Jüpiter'den alır.
Jüpiter'in kütlesi, yer kütlesinin, yaklaşık 318 katı, güneş kütlesinin 1/1000'i kadardır.
Büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşmakta ve gaz devleri sınıfına girmektedir.
Dünyadan bakıldığında gök yüzünde, Güneş, Ay ve Venüs'ten sonra en parlak dördüncü objedir.
Mars ile satürn arasında yer alır.

28 şubat 1997 mgk kararları

sophos
28 şubat 1997'de Milli Güvenlik Kurulu'nun Necmettin Erbakan başkanlığındaki 54. hükümetin istifasına yol açan toplantısında alınan 18 maddeden oluşan kararlardır. islamcı şerefsizlerin kafasına inmiş bir demir yumruktur, 28 şubat, laikliğin güçlendirildiği yüce gündür.

boynuzlu musa

caravaggio
Rönesans yontu sanatının büyük ustası Michelangello'nun çeviri hatasından kaynaklı Musa peygamberi boynuzlu yontması olayıdır.

Eski ahitin İbranice'den Latince'ye çevirme sürecinde 'qaran' kelimesi hem boynuzlu hemde ışıldamak anlamına gelmektedir.
Kilisenin emrettiğini yapmak zorunda olan sanatçı adı geçen bölümü aynen tasvir edince ortaya Boynuzlu Musa çıkmıştır..


Çeviri yapanlar ahiti ışıldayan değil de boynuzlu olarak çevirmişlerdir:

''Ve Musa daha sonra Sina Dağı'ndan iki antlaşma tabletiyle indi. Lord ile konuştuğu için yüzünün “boynuzlu” olduğunu bilmiyordu. Ve Harun ve İsrail'in çocukları Musa'nın boynuzlu suratını görünce, yanına yaklaşmaya korktular (Mısırdan Çıkış 34:29-30)[/quote]''



Bir rivayete göre Michelangello eseri bitirdiğinde heykeli ile konuşmaya çalışmıştır. Benden ne istiyorsun Musa ? Diye sormuştur.
Yanıt alamayınca elindeki balyozu heykeline fırlatmış heykelin sol ayak baş parmağını kırmıştır. Parmağı onarması gerekecektir..

neyzen tevfik

betaxx
Taşlama ve aynı zamanda ney ustası türk şairdir kendisi. Hiciv sanatını kullanarak toplumsal eşitsizlik, dini baskı ve yapılan haksızlıklara değinmiştir. Zaman zaman içeri girse de çok çabuk çıkmıştır.

Ben sana bok demem,
Boklar duyar ar eder.
Bir zerren düşse boka,
Onu da mundar eder.

Tanrı senin hamurunu
Necasetle yoğurmuş,
Anan seni sıçar iken
Yanlışlıkla doğurmuş.

atatürk'ün ateist olduğunu kabul etmemek

bedirhanberkesernur
başlamadan önce belirtmek istiyorum ki atatürk'ün ateist, deist, teist, müslüman olup olmadığını kesin olarak bilemeyiz. bu, onun kendi kafasında bitirmiş olduğu bir şeydir. üstüne üstlük (zaten burada da birçok kez belirtilmiş) atatürk'ün ateist olup olmaması yaptıklarının değerini küçültmez.
benim burada yapmak istediğim, uzunca bir süredir internette dolaşan ve "işte atatürk ateistti", "atatürk kuran'a sövdü" gibi bazı iddiaları kendi bilgimin ve kaynaklarımın elverdiği ölçüde incelemektir.

1)benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum

atatürk'ün söylediği iddia edilen bu söz, andrew mango'nun "atatürk, modern türkiye'nin kurucusu" adlı biyografisinde geçer. ilgili sayfayı koyuyorum,



buradan da görülebileceği gibi andrew mango bu sözü, grace mary ellison'un 1928'de yayınlanan kitabına dayandırıyor (bu noktada dikkatinizi çekmek isterim, iddiayı 1926-27 yıllarındaki röportajın orjinal metnine değil yaklaşık 1.5 yıl sonra yayınlanan kitaba dayandırıyor).
andrew mango'nun sözünü ettiği (ve kaynakçasında ismini vermediği) bu kitap 1928'de yayınlanmış "turkey to-day" adlı kitaptır. kitabın ilgili sayfalarını koyuyorum,





ilgili cümleler, kitabın 24.sayfasında geçmektedir. 23.sayfayı konuşmanın gidişatı anlaşılabilsin diye koydum.
konuşma haremler, çarşaflar ve din adamları üzerinden giderken atatürk ne hikmetse birden duruyor ve bir ingiliz gazeteciye "ben dinsizim" diyor. ilk olarak bu tavır mantıksızdır. zira daha 1926'da atatürk bir ingiliz gazeteciye böyle bir şey demeyecek birisidir. bildiğiniz üzere 1919-1922 yılları arasında atatürk din konusunda nispeten politik bir tavır izlemiştir. hilafete açık açık laf söylememiştir, anayasaya "devletin dini islam'dır" maddesinin konulmasına karşı çıkmamıştır vs. din konusunda halkın verebileceği tepkileri kestirebilen birinin, bir ingiliz gazeteciye (bunun propaganda malzemesi olarak kullanılabileceğini bile bile) ben dinsizim demesi mantık dışı görünmektedir. ben bu bölümün ellison tarafından kitaba eklendiğini düşünüyorum. zira bu "ben dinsizim" söyleminin üstüne, ellison şunu yazmış:

"at the moment, i could say no more, yet surely, it is the orthodoxies, not the spirit of the religion, he would condemn."

bu cümlede ellison, atatürk'ün eleştirisinin aslında dinin ruhuna (kendisine) değil, onun yorumlarına (orthodoxies) olduğunu söylüyor. işte olay bu noktada kopuyor. madem röportaj yaptığın kişi sana açık açık "ben dinsizim" diyor, senin bunun üstüne "yok efendim o aslında dine değil de dinin yorumlarına laf etti, ben bundan eminim" gibi bir cümle ekleme hakkın yoktur. şayet ekliyorsan da bu, "ben dinsizim" sözünün oraya sonradan eklendiği hissiyatını yaratır (röportajın orjinal metninde "ben dinsizim" kısmının geçmediğine dair bir iddia var ancak o metni bulamadığım için ekleyemiyorum.). ellison'un bu tavrı ve andrew mango'nun da röportaj yerine 1.5 yıl sonra yayınlanan kitabı kaynak göstermesi, bu cümlenin gerçekliğinin sorgulanmasına neden oluyor.

2)ıkre, bismi, rabbi safsatası

atilla oral, 2011'de "atatürk'ün sansürlenen mektubu" adlı bir kitap yayınlamıştır. bu kitap, atatürk'ün 1931'de türk tarih kurumu'na yazdığı 21 sayfalık bir mektubu içerir (bu mektup aynı zamanda ünlü "tarih yazan tarih yapana sadık kalmalıdır" sözünün geçtiği mektup. buradan öğreniyoruz ki o söz bile kısmen sansürlenmiş). bu mektupta atatürk, tarih ders kitaplarının hazırlanması sırasında "türklerin islam'daki yeri" gibi bölümlerin zakir kadiri'nin yazmasına sinirlenmiştir (zakir kadiri el ezher üniversitesi mezunudur ve atatürk'e göre kadiri, arap milliyetçiliğini ön planda tutmaktadır.). bu mektupta şöyle bir cümle geçmektedir:

"arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (ıkre, bismi, rabbi) safsatasını esas tutmuş araplar, uygar dünyada, bilhassa türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır."

bunlar da mektubun ilgili sayfaları (ikinci ve üçüncü sayfa atatürk'ün el yazısından):







iddia o dur ki, atatürk bu mektupta kuran'a "safsata" demiş bir "islam düşmanı" dır. mektupta geçen ıkre, bismi, rabbi sözleri kuran'daki alak suresinin 1.ayetidir:

ıkra' bismi rabbikellezî halak
yaratan rabbinin adıyla oku!

şimdi, atatürk zihniyetindeki birinin okumayı emreden bir ayete "safsata" deme saçmalığı bir yana, buradaki bütün olay "safsata" nın tanımından çıkmaktadır. öncelikle cümleyi safsatanın günlük kullandığımız anlamıyla ("saçma" anlamıyla) okuyalım (ıkre bismi rabbi kalıbını kuran ile değiştirdim).

arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; kuran saçmalığını esas tutmuş araplar, uygar dünyada, bilhassa türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır.

burada öyle bir anlam çıkıyor ki, atatürk hem kuran'a saçma (safsata) diyor, hem de kuran'ın cahiliye devrinden kaldığını iddia ediyor (bu ilkeden kastı ıkre bismi rabbi, yani kuran'dır). cümlenin kendisiyle çeliştiği apaçık ortada. az önce de dediğim gibi buradaki sıkıntı "safsata" kelimesinin tanımından çıkıyor. peki safsata nedir? felsefe sözlüğünden aynen aktarıyorum:

sofizm, bilgicilik, bilgiçlik (osm. safsata; fr. sophisime; ing. sophism, fallacy): görünürde geçerli olan ama, gerçekte hiç bir sonuca ulaşmayan kanıt. daha belirli bir anlamda sofizm; doğru öncüllerden yola çıkarak kabulü imkansız bir sonuca ulaşan, dolayısıyla hiç kimseyi aldatamayan, ama akıl yürütmenin formel kurallarında uygun gözüktüğünden kolay kolay reddedilemeyen kanıttır.
(ansiklopedik felsefe sözlüğü, bilgi yayınları, 1973, s.306)

burada görüldüğü gibi "safsata" saçmalık anlamına gelmemektedir. yani atatürk'ün burada dediği şey, arapların kuran'ı yanlış anlamaları, kuran'ın "oku" ilkesinden, ulaşılması imkansız sonuçlara ulaşmaları ve bunun sonucunda uygar dünyanın yazılı eserlerini tahrif etmeleridir.
atatürk yaşasaydı refah partisi'ne mi oy verirdi bilemem ama bu mektuba göre yaşasaydı ihk'cı olacağı kesin. rahmetli, arap'ın a sını sürekli küçük harfle yazmış.

3)medeni bilgiler ve tarih kitabındaki "din düşmanı" ifadeler

atatürk, 1931 yılında "vatandaş için medeni bilgiler" adında bir kitap yazmıştır. bu kitap afet inan'ın adıyla yayınlanmış ve okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.
bunun dışında yine 1931 yılında okullarda ders kitabı okutulan ve kuvvetle muhtemel atatürk'ün talimatıyla yazılmış tarih kitabı vardır.
bu kitaplarda, islam bilimsel bir dille anlatılmıştır ki bu, atatürk'ün din anlayışı doğrultusundadır. üstüne üstlük bu kitaplar, dönemin "ulus devlet" anlayışıyla yazıldıkları için dini ikinci planda bıraktıkları da rahatlıkla söylenebilir. ancak atatürk'ün böyle bir kitabı yazması yahut yazdırması hiç bir şekilde kendisinin "dinsiz" olduğunu kanıtlamaz (kitapları rahatlıkla internetten bulabilirsiniz, yazıyı gereksiz biçimde uzatmamak için buraya koymadım).
aynı mantık tersten kurulursa ne kadar saçma olduğu görülecektir. örneği ben "atatürk'ün yazmış ve onun talimatıyla yazılmış, okullarda ders kitabı olarak okutulmuş din kitapları vardır. bu kitaplar islam'ı öven ifadeler ile doludur. bu nedenle atatürk müslümandır." tarzı bir mantık öne sürsem herhalde çomar damgasını anında yerdim. aynı şekilde "atatürk'ün yazmış ve onun talimatıyla yazılmış, okullarda ders kitabı olarak okutulmuş tarih/medeni bilgiler kitapları vardır. bu kitaplar islam'a söven ifadeler ile doludur. bu nedenle atatürk ateisttir/dinsizdir." tarzı bir mantık da geçersizdir. zaten bu kitaplar islam'a sövmemektedir, islam'ı bilimsel süzgeçten geçirip tarafsız biçimde anlatmaktadır ki laiklik ve ulus devlet anlayışları bunu gerektirir.
ek olarak atatürk 1930'lardan sonra ateist oldu ya o din kitapları kesin 1930'lardan önce yazılmıştır diyen arkadaşlara gelsin,





gördüğünüz gibi aynı yıllarda hem vatandaşlık hem tarih hem de din kitaplarının yazılıp okutulmaya başlaması bir din düşmanlığı değil, eğitim politikasının bir gereğidir.

4)gökten indiği sanılan kitaplar sözü

gerçekten bu konu hakkında o kadar çok konuşuldu ki artık gına geldi. herhalde bu sözün ne zaman nerede söylendiğini dinciler dahi biliyordur, 1 kasım 1937'de meclis açılışı sırasında söylenmiştir. ilgili meclis tutanağını koyuyorum:



gördüğünüz gibi atatürk aynen bunları söylemiş. burada tartışma yaratan cümleyi hepimiz biliyoruz:

"fakat, bu prensipleri gökten indiği sanılan kitabların doğmaları ile asla bir tutmamalıdır. biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."

şimdi buradaki "gökten indiği sanılan kitaplar" sözü nasıl atatürk'ün ateist olduğunu gösterir, gerçekten anlamakta zorlanıyorum. bakın "sanmak" kelimesinin tdk sözlüğündeki üç anlamını da aynen koyuyorum:

a)Bir şeyin olma veya olmama ihtimalini kabul etmekle birlikte, olabileceğine daha çok inanmak, zannetmek, zanneylemek
"Babam, hiç hoşnut olmadığımı, beni yine sevindiremediğini sandı." - A. Ağaoğlu
b)Gibi gelmek, farz etmek
"Bu hareketimi tamamıyla histen gelen bir şey sandı." - P. Safa
c)Bir şey veya kimsenin ... olduğunu düşünmek
"Doktor Sevim, hastayı ilk gördüğü an kendinde değil sanmıştı." - A. İlhan

bu anlamlardan birinin "sanmak" fiiline yanılmak anlamını verdiğini düşünen varsa bu yazıyı okumayı bıraksın lütfen. ben kendi adıma islam'a inanıyorum ve kuran'ın indiğini "sanıyorum", öyle "farz ediyorum". bu benim ateist olduğumu mu gösterir?
üstüne üstlük dini açıdan bakarsak kuran'ın "gökten" indiğine dair bir ayet yoktur. kuran, "allah katından" indirilmiştir (casiye suresi, 2.ayet; zümer suresi, 1.ayet).
burada kullanılan indirme terimi "nzl" kökünden gelen "nüzul" dür. nüzul'de gökten inme gibi bir anlam vermemektedir. allah katıyla kastedilenin ne olduğunu ise elbette bilmiyoruz. ama koca meclis konuşmasının 2 cümlesini cımbızlayıp bakın atatürk ateistti demek yanlıştır.
doğma kelimesine gelecek olursak, kuran'da dahil bütün dini kitaplar doğmadır. zira doğma, basit olarak "değişmez" anlamına gelir. felsefe sözlüğündeki tanımı olduğu gibi koyuyorum:

dogma (Osm.nass; Fr.dogme; İng.dogma): mutlak doğru olarak öne sürülen ve öylece kabul edilen dinsel ilke.
(ansiklopedik felsefe sözlüğü, bilgi yayınları, 1973, s.117)

yani atatürk, burada şunu demektedir: biz, ilkelerimizi bilinmezden almadık ve bizim ilkelerimiz dinsel ilkeler gibi değişmez kabul edilmemelidir. bu kadar.

bunların haricinde bir de kazım karabekir'in hatıralarında geçen bazı ifadeler var ki, onları fırsat olduğunda başka bir yazıda değinmeyi düşünüyorum. eğer buraya kadar okuduysanız da gerçekten teşekkürler.
1

ii. katerina

sophos
Çariçe II. Katerina veya Büyük Katerina (Rusça: Екатерина II Великая ekaterina II Velikaya, okunuşu: yekaterina II Velikaya) (d. 2 Mayıs 1729 - ö. 17 Kasım 1796), 34 yıl boyunca Rusya'yı yönetmiş ve 18. yüzyıl Rusya'sına damgasını vurmuş bir Çariçedir.
kırım'ı rus topraklarına katmıştır.
lehistan'ı parçalamıştır.

II. Katerina 2 Mayıs 1729 tarihinde Prusya`nın Stettin kentinde (şimdi Polonya`ya ait) doğdu. Doğduğu zamanki adı Sophie Augusta Frederike idi. Babası Prusya`ya bağlı Anhalt-Zerbst bölgesinin prensiydi ve Prusya ordusunda bir generaldi. Bu soylu ailenin diğer üyeleri olan Sophie`nin kuzenleri II. Gustav ve XIII. Karl sonradan İsveç kralı olarak görev yaptılar.

Sophie 1744 yılında Holstein-Gottorp dükü Peter`le evlendi. Sophie`nin kocası Peter, Çar Büyük Petro`nun torunuydu ve Peter`in teyzesi Çariçe I. Yelizaveta Peter`i Rus tahtına veliaht olarak seçmişti. Sophie evlendikten sonra Ortodoks dinine geçti ve Katerina Aleksievna adını aldı. I. Yelizaveta`nın zorlamasıyla gerçekleşen bu evlilik hiçbir zaman mutlu olmadı. Katerina`nın ve kocası Peter`in başkalarıyla çok sayıda aşklar yaşadıkları bilinmektedir. Katerina`nın kocası Peter, teyzesi I. Yelizaveta`nın ölümü üzerine 5 Ocak 1762 tarihinde III. Petro adıyla Rus tahtına çıktı. Ancak III. Petro`nun çarlığı fazla uzun sürmedi. 28 Haziran 1762 tarihinde muhafız alayı çara karşı ayaklanarak III. Petro`yu tahttan indirdi ve Katerina Rusya çariçesi olarak ilan edildi.

II. Katerina'nın çariçeliği döneminde Rusya batısı ve güneyindeki 518.000 km²'lik bir alanı topraklarına katmayı başardı. Bu genişleme Lehistan ve Osmanlı İmparatorluğundan alınan topraklar sayesinde oldu. Novorusya, Kırım, Ukrayna, Beyaz Rusya, Litvanya ve Kurşas (Letonya) Rusya'nın topraklarına katıldı. Lehistan'ın parçalanarak Rusya, Prusya ve Avusturya arasında paylaşılmasına öncülük etti. II. Katerina 1796 yılında öldüğünde Lehistan diye bir ülke artık ortada kalmamıştı. Ancak 123 yıl sonra I. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Polonya tekrar bağımsızlığını kazanabildi.

kaynak: www.turkcebilgi.com

baruch spinoza

cuenta
"Güruhun batıl inançtan daha kuvvetli bir hükümdarı yoktur ve din aracılığıyla bir anda krallarını tanrılar gibi yüceltip, başka bir anda ise onları tüm insanlığa musallat olmuş bir musibet olarak lanetleyip önceki söylemlerinden dönebilmesi için kolayca yönlendirilebilirler.

Türkler bu düzeni mükemmelleştirmiştir çünkü onlar görüş ayrılığını bile dine saygısızlık olarak kabul eder, insanın aklına sorgulanmadan kabul edilmiş basmakalıp yargılarla öyle bir ket vururlar ki, yalnızca kuşku duymaya yarayacak kadar bile makul bir düşünceye yer bırakmazlar. Bu despotik devlet idaresi altında en yüce ve hakiki hikmet tebaayı aldatmak ve dinin sahte ihtişamı ile tebaayı kontrol altında tutan korkuyu maskelemek olur, öyle ki insan köleliği için sanki kurtuluşuymuşçasına cesurca savaşabilir ve kanını ve hayatını zorba bir hükümdarın kibri için riske atmayı utanç değil de en yüksek onur sayabilir."

Baruch Spinoza

1000000000000066600000000000001

logarithm
belphegor asalı olarak da bilinir. rakamların dizilişi soldan sağa ve sağdan sola aynı olduğu için bir palindromik asal sayıdır. sayının tam ortasında 666, iki yanında da 13 tane 0 bulunur ve 31 basamaklıdır. batı kültüründe 666 ve 13 sayılarına yüklenen uğursuzluktan dolayı, cehennemin yedi presinden biri olan belphegor adını almıştır.

1

bir gün bir kadın tanıyacaksınız

mr nobody
bir gün bir kadın tanıyacaksınız
çok güzel olacak, her şeyi.
ağlayacaksınız, yağmur olacak.
dolu dolu olacak gözleriniz,
anne sözü dinler gibi masum.
ağlayacaksınız.
bir gün bir kadın gelecek, bakacaksınız.
alamayacaksınız gözlerinizi.
çok güzel olacak her şeyi.
bir kitap tutacak elinde.
bir rafa koymak isteyecek onu.
bırakacaksınız bir raf seçecek.
o rafta iki kitap seçecek.
o raftaki o iki kitabın arasına bırakacak, karşınıza oturacak.
'çay ister misin?' diyeceksiniz. isteyecek.
çay yapmaya gideceksiniz.
giderken düşüneceksiniz 'ne kadar güzel' diye.
çay yaparken düşüneceksiniz 'elbisesi ne kadar güzel' diye.
çayı koyarken düşüneceksiniz 'gözleri ne kadar güzel' diye.
limon alacaksınız eğilip.
eğilirken düşüneceksiniz 'dudakları ne güzel' diye.
sonra limonu keseceksiniz.
keserken düşüneceksiniz 'göğüsleri ne kadar güzel' diye.
limonu çayın içene koyacaksınız.
koyarken düşüneceksiniz 'gördüğüm en iyi kalçalar galiba' diye.
sonra çayı alıp içeri gideceksiniz.
oturduğu yere giderken düşüneceksiniz 'ben napıcam!?' diye.
oturacaksınız. bakacaksınız. o da bakacak.
belki bir şey söyleyecek.
ama büyük ihtimalle şunun gibi bir şey söyleyecek:
'sanki bana ait değil vücudum' diyecek belki.
sonra çıkıp gidecek geldiği gibi.
siz o kitabı arayacaksınız, bulamayacaksınız.
o kitabı ararken düşüneceksiniz
her şey daralacak, oda daralacak, yatak daralacak, tadı kaçacak.
sonra bir gün bakacaksınız ki hakikaten rüzgar alıp götürmüş her şeyi.
sonra bir gün bir şey yazacaksınız.
bir gün bir dize söyleyeceksiniz:
'şarkılarda düşünmek seni bana getirmez ki'
öyle adam olacaksınız sonra işte.
başka türlü olmuyor!'

Kaan Çaydamlı

chp döneminde yapılan eserler

dinsiz bedevi
Başbakan'ın saldırdığı ve karaladığı dönem, 1923-1950 arası Atatürk ve İsmet İnönü dönemleridir. Ancak, Başbakan devamlı CHP'yi ve CHP dönemlerini karalamakta ve karalarken de genellikle bu ifadeleri kullanmaktadır:

> "CHP'nin tek parti diktatörlüğünde ne yapıldı Allah aşkına?"
> "CHP'ye soruyorum; Yahu senin bu memlekette dikili bir ağacın mı var?"
> "Bu cibilliyetsiz partinin bu ülkeye hiçbir katkısı olmamıştır"
> "CHP iktidarında bu ülkede bir taş üstüne taş kondu mu?"
> "Biz bu CHP'nin cemaziyülevvelini (tüm geçmişini) biliriz, hiçbir eserleri, emekleri yoktur bu ülkede"

CHP'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek başına iktidarda bulunduğu dönem sadece 1923-1950 arasıdır. Diğer zamanlarda çok kısa ve eli kolu bağlı koalisyon dönemleri olmuştur. Bunlarda toplam 5 seneyi bile bulmaz. Aslında Tayyip Erdoğan'ın saldırdığı ve karaladığı dönem 1923-1950 arası Atatürk ve İsmet İnönü dönemleridir.

İktidarın hazmedemediği CHP'nin tek başına iktidar olduğu dönemde yaptıkları ve eserleri:

1923 - Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)
1923 - CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923)
1923 - Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)
1923 - Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)
1923 - Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.
1924 - Hilafet kaldırıldı.
1924 - Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.
1924 - İlköğretim zorunlu hale getirildi.
1924 - Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1924 - Gölcük'te ilk tersane ünitesi kuruldu.
1924 - Devlet Demiryolları kuruldu.
1924 - İstanbul - Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.
1924 - Türkiye İş Bankası kuruldu.
1924 - Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
1924 - Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.
1924 - Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.
1924 - Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.
1924 - İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.
1924 - Bursa'da Karacabey Harası kuruldu.
1924 - Milli Sahne Ankara'da ilk tiyatro olarak kuruldu.
1924 - Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
1924 - Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.
1924 - Atatürk'ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.
1925 - Danıştay kuruldu.
1925 - Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.
1925 - İstanbul'da Liman İşleri inhisarı kuruldu.
1925 - Osmanlı'da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.
1925 - Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.
1925 - Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.
1925 - 1920'de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı, Anonim Şirkete dönüştürüldü.
1925 - Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.
1925 - Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.
1925 - Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecekbirimler hizmete girdi.
1925 - Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.
1925 - Türkiye'nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.
1925 - İlk Cumhuriyet altını basıldı.
1925 - Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.
1925 - Tayyare Cemiyeti'nin katkılarıyla Ankara'da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.
1925 - Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
1926 - Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.
1926 - Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.
1926 - Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.
1926 - Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu.
1926 - Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.
1926 - Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
1926 - İlk şeker fabrikası Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1926 - Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.
1926 - İstanbul'da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.
1926 - Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.
1926 - Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.
1926 - Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. (1950'li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.)
1926 - Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.
1926 - Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1927 - Teşviki Sanayi Kanunu kabul edildi.
1927 - Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.
1927 - Ankara - Kayseri demiryolu açıldı.
1927 - Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
1927 - İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.
1927 - Samsun - Havza - Amasya demiryolları açıldı.
1927 - Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
1927 - Eskişehir Bankası kuruldu.
1927 - Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.
1927 - Okullarda karma eğitime geçildi.
1927 - İlk basketbol ligi düzenlendi.
1927 - Köy Öğretmen Okullarından ilki Kayseri'de açıldı.
1927 - Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.
1927 - İzmir Müzesi açıldı.
1927 - Ankara'da Çocuk Sarayı açıldı.
1927 - İlk düzenli radyo yayını İstanbul'da gerçekleştirildi
1928 - Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.
1928 - Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
1928 - Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1928 - Ankara Çimento Fabrikası açıldı.
1928 - Türk Halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı. 1936'ya kadar 16-45 yaş arası yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)
1928 - Ankara Numune Hastanesi açıldı.
1928 - Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.
1928 - Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk'ün koruyuculuğunda Ankara'da kuruldu.
1928 - Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.
1928 - İstanbul Bomonti'de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.
1928 - Amasya - Zile demiryolu açıldı.
1928 - Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.
1928 - Malatya Elektrik Santralı açıldı.
1928 - İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.
1928 - Kütahya - Tavşanlı demiryolu açıldı.
1928 - İstanbul'da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı'da tramvay hatları açıldı.
1928 - Ankara'nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.
1928 - Gaziantep'te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.
1929 - Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.
1929 - Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.
1929 - Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.
1929 - Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.
1929 - İstanbul'da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.
1929 - Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929 - Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
1929 - Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.
1929 - Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.
1929 - Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası hizmete girdi.
1929 - Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.
1930 - Ankara - Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.
1930 - Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
1930 - Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası açıldı.
1930 - Ankara'da Ziraat Enstitüsü kuruldu.
1930 - Kayseri - Şarkışla demiryolu açıldı.
1930 - Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.
1930 - İstanbul Galata Köprüsü'nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.
1930 - Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.
1931 - Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.
1931 - Gölbaşı - Malatya demiryolu açıldı.
1931 - 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.
1931 - Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
1931 - Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.
1931 - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
1931 - Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.
1931 - Türk Tarih Kurumu kuruldu.
1932 - Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.
1932 - Samsun- Sivas demiryolu açıldı.
1932 - Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası işletmeye açıldı.
1932 - Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.
1932 - İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.
1932 - Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
1932 - Kütahya - Balıkesir demiryolu açıldı.
1932 - Ulukışla - Niğde demiryolu açıldı.
1932 - Halkevleri açıldı. (1951'de Demokrat Parti-Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.)
1932 - Türk Dil Kurumu kuruldu.
1932 - Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.
1933 - Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
1933 - Sümerbank resmen faaliyete geçti.
1933 - İstanbul - Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.
1933 - Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.
1933 - Ulukışla - Kayseri demiryolu açıldı.
1933 - Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.
1933 - İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1933 - Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.
1933 - Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.
1933 - Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.
1933 - Halk Bankası kuruldu.
1933 - Ankara'da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
1934 - Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 - İlk Türk Operası sahnelendi.
1934 - Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.
1934 - İzmir -Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.
1934 - Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.
1934 - Soyadı Kanunu kabul edildi.
1934 - Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
1934 - Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.
1934 - Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.
1934 - Basmane (İzmir) - Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 - Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikasının açılışı yapıldı.
1934 - İlk Süttozu Fabrikası Bursa'da açıldı.
1934 - Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.
1934 - Demiryolu Elazığ'a ulaştı.
1935 - Haftasonu tatili Cumartesi - Pazar olarak kabul edildi.
1935 - Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1935 - Amortisman Sandığı kuruldu.
1935 - MTA Enstitüsü kuruldu.
1935 - ETİBANK kuruldu.
1935 - Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.
1935 - Türkkuşu kuruldu.
1935 - İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.
1935 - Ankara'da troleybüs hattı işletmeye açıldı.
1935 - Fevzipaşa - Ergani - Diyarbakır demiryolları açıldı.
1935 - İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük'te başladı.
1935 - Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.
1935 - Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.
1935 - Afyon - Isparta demiryolu açıldı.
1935 - Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası'nın açılışı yapıldı.
1935 - Ankara Mamak'ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.
1935 - Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.
1935 - Ankara'da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.
1936 - Kabotajın Deniz Yolları İdaresi'ne geçmesi sağlandı.
1936 - Ankara Çubuk Barajı açıldı.
1936 - Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
1936 - Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.
1936 - Ankara'da Devlet Konservatuarı açıldı.
1936 - Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1936 - Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.
1936 - Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.
1936 - İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.
1936 - Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936 - İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.
1936 - İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 - İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 - SEKA'nın İzmit'teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.
1936 - Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.
1937 - Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.
1937 - Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.
1937 - Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.
1937 - Çatalağzı - Zonguldak demiryolu açıldı.
1937 - İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.
1937 - Ankara'da ilk Bira Fabrikası kuruldu.
1937 - Toprakkale - İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.
1937 - Ankara'da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.
1937 - Urfa'da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.
1937 - Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.
1937 - Denizbank kuruldu.
1937 - İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1937 - Diyarbakır - Cizre Demiryolu açıldı.
1937 - Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete verildi
1938 - Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.
1938 - İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 - Ankara Radyoevi hizmete girdi.
1938 - Divriği Demir Madenleri üretime başladı.
1938 - Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.
1938 - Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.
1938 - Türk askerleri Hatay'a girdi.
1938 - Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 - Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 - Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.
1938 - İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 - Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.
1938 - Sivas - Erzincan demiryolu açıldı.
1938 - Giresun'da Fiskobirlik kuruldu.
1939 - Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.
1939 - Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
1939 - İstanbul'da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.
1939 - İstanbul'daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.
1939 - Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
1939 - Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
1939 - Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
1939 - Aydın'da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
1939 - İstanbul'da İETT kurıldu.
1939 - Fransız askerleri Hatay'dan çıkartıldı, Hatay Türkiye'ye katıldı.
1939 - Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.
1939 - Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1939 - Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
1939 - Milli Piyango İdaresi kuruldu.
1939 - Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
1939 - İlk Türk denizaltısı Haliç'te denize indirildi.
1939 - Sivas - Erzurum demiryolu açıldı. (Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km.ye ulaştı.)
1939 - Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı
1940 - Kozabirlik kuruldu.
1940 - Türk Petrol Şirketi kuruldu.
1940 - Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21'i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)
1940 - İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
1940 - Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.
1940 - Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
1940 - Taksim Gezi Parkı İstanbul'da açıldı.
1940 - Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.
1940 - Ankara'da Milli Halk Kütüphanesi Açıldı.
1940 - Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
1941 - Gebere Barajı açıldı.
1941 - Petrol Ofisi kuruldu.
1941 - Türk Hava Kurumu Ankara'da uçak fabrikası kurdu.
1941 - THY Yurtiçi uçuş merkezlerini 11'e çıkardı.
1941 - Elazığ'da Cüzzam Hastanesi açıldı.
1942 - Ankara Etimesgut'ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
1942 - Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
1942 - İlköğretim seferberliği başladı.
1942 - Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
1942 - Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
1942 - Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa'da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.
1942 - İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent'te açıldı.
1942 - Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
1943 - Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
1943 - Zonguldak - Kozlu demiryolu açıldı.
1943 - İstanbul'da Atatürk Bulvarı açıldı.
1943 - Ankara'da Gençlik Parkı açıldı.
1943 - Diyarbakır - Batman Demiryolu açıldı.
1943 - Seyhan Regülatörü açıldı.
1943 - Sivas Çimento Fabrikası açıldı.
1943 - İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.
1943 - İstanbul'da Yıldız Parkı açıldı.
1943 - Ankara Fen Fakültesi açıldı.
1944 - Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1944 - İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
1944 - İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.
1944 - Türk Hava Kurumu'nun Ankara'daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi. (Ankara, Kayseri ve Eskişehir'deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950'li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.)
1944 - İzmit'te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.
1944 - Yeşilköy'de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.
1944 - Anıtkabir'in temeli atıldı.
1944 - İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
1944 - Mersin Limanı hizmete açıldı.
1944 - Gaziantep Havaalanı açıldı.
1944 - Fevzipaşa - Malatya, Diyarbakır - Kurtalan demiryolu hizmete girdi.
1944 - Sakarya'da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
1944 - İzmir'de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.
1945 - Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.
1945 - Türkiye Birleşmiş Milletler'e kurucu üye olarak katıldı.
1945 - İskenderun Limanı hizmete girdi.
1945 - Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
1945 - Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı'da lise ve enstitüler açıldı.
1945 - Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
1945 - Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
1945 - İstanbul -Londra, İstanbul - Paris uçak seferleri başladı.
1946 - İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruldu.
1946 - İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.
1946 - İstanbul - Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
1946 - Ankara Üniversitesi kuruldu.
1946 - Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
1946 - İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1946 - Türkiye'nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
1947 - Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.
1947 - İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
1947 - İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.
1947 - Palu - Genç demiryolu açıldı.
1947 - Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.
1947 - Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.
1947 - Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
1947 - İstanbul'da İnönü Stadyumu açıldı.
1948 - Köprüağzı - Maraş demiryolu açıldı. (Açılan son demiryolu hattı oldu, 1950 DP-Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.)
1948 - Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
1948 - Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
1948 - Milli Kütüphane hizmete girdi.
1948 - Ankara Etimesgut'ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.
1949 - Porsuk Barajı açıldı.
1949 - Emekli Sandığı kuruldu.
1949 - Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
1949 - Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1949 - İstanbul'da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.
1949 - Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos'ta açıldı.
1949 - Muş'ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1949 - Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
1949 - Türkiye Avrupa Konseyi'ne kabul edildi.




Not:

1: 1923 - 1950 arasında tüm bu eserler yaratılırken ve yatırımlar gerçekleştirilirken tek kuruş bile borç alınmamıştır. Borç alınmadığı gibi Osmanlı'nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.

2: 1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan "Dünya Ekonomik Bunalımı" dönemidir.

3: 1939 - 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II.Dünya Savaşı dönemidir. Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken, Türk vatandaşlarının burnu bile kanamamıştır.

CHP Ankara Milletvekili gülsün Bilgehan resmi sitesindeki açıklamadan alıntıdır.

bunlar ilginizi çekebilir