confessions

frantz fanon

rom  · 14 Haziran 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 342
  2. takipçi 12
  3. puan 6335

suriyelilerin türklere saldırması

frantz fanon
olayı bilmiyorum orda oturmuyorum ama türkiyeliyle suriyeli bir arada geçinemiyor gibi görünüyor çünkü hem kültürler farklı hem suriyeliler savaşın verdiği tahribatta -doğal olarak- daha kötü durumdalar hem para hem psikolojik olarak. yine de 4 milyon suriyeliye rağmen enteresan bi şekilde ciddi etnik çatışmalar çıkmıyor demek ki bir cıkar var.
bu durumda tarafların aynı mahallede yaşamasını bekleyemeyiz. ayrı mahalleler kurulmalı ki iş ona gidecek. ülkedeki kaynakların suriyeliler de dahil üreten herkese emeği kadar dağıtılabileceği bir sistem mümkün ama yöneticilerin işine gelmiyor.

her kötülüğün suriyelilere itelenmesi de avrupadaki aşırısağ kafadan başka bişey değil. sonuçta bu insanları merdivenaltı atölyelerde hayvan gibi sömürenler tc burjuvalarıdır, 18ine basmayan suriyeli kızlarla para karsılıği beraber olanlar da bizim vatandaslarımız, işçi köleliği, seks köleligi pekistirenler, t*ayyip suriyeyi karistirirken ses cıkarmayanlar özü itibariyle daha kötüdürler.
2

aşırı feministliğin insanları soğutması

frantz fanon
erkek düşmanlığı özü itibariyle yanlış birşey ama ezenle ezilenin dost olması beklenemez. mevcut (ezen) erkek kültürü bitmeden feminist kadınlar erkeklere topyekun düşman olmaya devam edecekler. feministten gece arkasına takılıp yürüsen tacizci damgası yiyeceksin, rahatsız etmemek icin hızlı hızlı gecersen de kültürel hakimiyet kuruyorsun cinsiyetcisin diye kulplar takacaklar, olacak o kadar.

şeyh said ayaklanması

frantz fanon
Şeyh Said ayaklanması, Ağustos 1924'te Kürt subaylar, aşiret reisleri ve din adamlarının örgütlülüğü sonucunda başlayan ayaklanma. Ayaklanma 1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti ordusu tarafından bastırılmıştır.

1923 yılında, Cibran aşiretinden olan Albay Halit Bey ile Bitlis emirlerinin soyundan gelen Yusuf Ziya Bey; özellikle Hamidiye Alayları'ndan yetişmiş subayların yanı sıra çeşitli aşiret reisleri ve şeyhlere de yönelen bir örgütlenme çalışması başlattılar. Yusuf Ziya Bey'in, 1923'teki İkinci Meclis seçim kampanyalarından yararlanarak temas kurduğu kişiler arasında, özellikle Diyarbakır'ın kuzeydoğusundaki Zazalar arasında çok etkili olan Şeyh Said de vardı. Azadi adını alan gizli örgüt ilk kongresini 1924'te toplamayı başardı. Konge'de bütün Türkiye Kürdistanı ölçeğinde genel bir ayaklanmanın çıkarılmasına ve bunu için yabancı güçlerle ilişki kurulmasına karar verildi. Trabzon'daki İngiliz konsolosu ve Irak'taki Kürtler aracılığıyla yapılan başvurulardan bir sonuç alınamadı; Şeyh Said'in ısrarıyla Gürcistan'a gönderilen elçiye ise Bolşevikler, ancak ayaklanmanın bastırılması sırasında Türklere yardım etmeyecekleri vaadini verebileceklerini bildirdiler. Mart 1924'te halifeliğin kaldırılması Azadi'nin propagandasında dinsel unsurlardan giderek artan ölçüde yararlanması sonucunu doğurdu.

Ağustos 1924'te, Nasturi Ayaklanması'nı bastırmak üzere gönderilen alaydaki Kürt subaylar; Yusuf Ziya Bey'in yazdığı şifreli telgrafı yanlış anlayıp ayaklanma çağrısı sandılar. Böylece genel ayaklanma tasarısı ciddi sarsıntılar geçirdi çünkü Kürt subaylar askerlerle birlikte dağa çıkmışlardı ve Hakkari yöresindeki Kürt aşiretlerini isyana teşvik edemeyince yanıldıklarını anlayıp Irak'a kaçmışlardı. Kaçanların barakalarında yapılan aramalar askeri otoritelerin Azadi'den haberdar olmaları ve Yusuf Ziya ile Albay Halit Bey de dahil, önder kadroların önemli bir bölümünü tutuklamaları sonucunu verdi. Sözkonusu operasyonların sonucunda önder kadro içerisinde, tanıklığına başvurulan, ancak tanıklığının yazılı olarak iletilmesi yeterli bulunan Şeyh Said yalnız kalmıştı.

Şeyh Said, 1924 kışı başında Hımıs'tan ayrılarak, Çebekçur, Palu, Lice ve Hani yörelerini kapsayan uzun bir geziye çıktı. Gezisi sırasında maiyetindeki yasadışı adamlarından birini tutuklamak isteyen bir jandarma mangasıyla karşılaşan Şeyh Said, ayaklanmayı erken başlatmak zorunda kaldı. 10 Şubat'ta Lice yolu üzerindeki bir posta arabasına el konuldu; 4 Şubat'ta Darhini ele geçirilerek bağımsız Kürdistan'ın başkenti ilan edildi. Birkaç bini geçmeyen asiler kendi üzerlerine gönderilen bir piyade bölüğünü yendikten sonra Diyarbakır üzerine doğru hareket ettiler.

Bu sırada, Şeyh Said'in isyan bayrağını açtığını haber alan diğer aşiretler değişik yörelerde yeni cepheler açıyor, Murat Çayı vadisindeki ayaklanma genel bir nitelik kazanıyordu. Çemişgezek ve Pötürge gibi yörelerde kendiliğinden ayaklanmalar patlak verdi. Cebekçur, Maden, Siverek, Ergani gibi kasabalar ciddi bir direnişle karşılaşılmadan ele geçirildiler. Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza'nın kumandasındaki aşiretler Muş ve özellikle Azadi önderlerinin tutuklu olduğu Bitlis'i almak için doğuya doğru hareket ettiler. Bu gelişmeyi haber alan vilayet yetkilileri Cibranlı Halil'le Yusuf ziya Beyleri hücrelerinde öldürttüler. Bunun üzerine ayaklanmanın kuzeydoğuya doğru geliştirilmesine karar verildi. Ancak ayaklanma, bütün kitleselliğine rağmen genel değildi. Varto'nun alınması sırasında 120 kişilik bir jandarma birliği ayaklanmaya destek sağlasa da Xormek ve Lolan aşiretlerinin direnmelerinden ötürü, diğer kasabalara kıyasla uzun sürdü. Ayaklanmanın örgütlenmesindeki yetersizlik, Elazığ'ın ele geçirilmesinde ortaya çıktı. Vali ve diğer sivil yetkililerin kaçtığı Elazığ, hükümet birliklerinin ciddi bir direnişiyle karşılaşılmaksızın 24-25 Mart'ta ele geçirilmişti. Ancak aşiret birliklerine önderlik eden Şeyh Şerif, bütün çabalarına karşın şehrin yağmalanmasını engelleyememiş ve askerlerin ana gövdesi Malatya yönüne doğru şehirden ayrıldıktan sonra, bu kez eşrafın örgütlediği milisler aşiret ordularından kalanları şehirden püskürtmüşlerdi.

Ayaklanmanın kısmi niteliği, aslı hedef olarak değerlendirilen Diyarbakır'ın kuşatılması sırasında kanıtlandı. Kuşatma sırasında Diyarbakır ovasında yaşayan yerleşik köylüler ayaklanmaya katılmadığı gibi, bütün çabalarını aşiretleri örgütleme doğrultusunda yoğunlaştırmış olan Azadi şeyhleri onları ayaklanmaya katmak için ciddi bir çalışma yapmadılar. Kenti kuşatan aşiret birlikleri Elazığ'da olduğu gibi Diyarbakır'da da kentlilerin aktif desteğinden yararlanamadılar. Kemalist hükümet, Fransızlarla varılan özel anlaşma sonucu kısmen Fransız mandası altındaki Suriye topraklarından geçen Bağdat demiryolu aracılığıyla bölgeye asker taşımaya başladı. 14 Nisan'da yakalanan Şeyh Said ve 47 arkadaşı Haziran'da yargılanarak Eylül'de asılarak idam edildiler.

kaynak: wikisosyalizm

gelmiş geçmiş en büyük devrimci

frantz fanon
ekşisözlükten esinlendiğim bilgimin yetmediği anket.

küresel çapta en ileri etkiyi yapan kimse odur.

atatürk lokal devrimcidir onun için olamaz atatürk'ün yaptığını deli petro çok daha erken ve çok daha küresel etkiye sebep olarak yapmıştır,

lenin? çok iradecidir belki ama sosyalizmi dünyaya egemen kılamamıştır

17yy. ve 18. yy burjuva devrimleriyle burjuvazi feodalizmi bitirdi ama bunun alt yapısı olgunlasmıştı yani nesnel koşullar da müsait görünüyor ve o adamlar olmasa da olurdu belki; yani kendiliğindenlik ne dereceydi o dönem bilemiyorum.

muhammed de ikna edici geliyor ama o döneme bakmak lazım yine.

büyük petro (deli petro) da bir seçenek tabi.

atatürkçülerin tayyipçilerden daha tahammülsüz olmaları

frantz fanon
t*ayyipciler kadar zannetmiyorum ama işte seviyorsan aynı görüştesin sevmiyorsan düşmansın yargısı her zaman tutmaz. sabahattin ali, nazım hikmet bunlar hep ataturk'un kurduğu rejimle sorunu olan, o dönem hapis yatan kişilerdir örneğin. belki atatürk konusu açılmasa pek çok konuda aynı fikirdesinizdir ama. bu aya değil ayı gösteren parmağa bakma hikayesine benziyor.

turancılık

frantz fanon
bugun anaakım turancılık yorumları: ırkçı, sol ve sosyalizm düşmanı, cinsiyetçi, faşist akımlardır. ekoloji ve kadın sorunu konusunda iki laf etmez, devlet aygıtının bir gün yok olabileceğini hayal edemez, başka halkların ulusal mücadelelerine çomak sokar,üretim araçlarına özel mülkiyeti ise doğal karşılarlar. bugün böyle diye yarın degişmez diye bir şey yok ama bugün böyle.

ırkçı-turancılık ve ziya gökalp cizgisi olmak üzere en az ikiye ayrılır. bir de galiyevcilik var ama o sayılır mı bilemiyorum.

ırkçı-turancılık 1940'larda nazilere olan bağlılığını kanıtladığı için ve kafatasçı olduğu için faşist demekle bir masur görmüyorum.

ziya gökalp ise maceraperest değil aşamacıdır, ulus-devletcidir, "türkiyeleşme" adı altında lazistan ve kürdistan vilayetlerinin kaldırılması, herkese zorla türk dedirtme ondan etkilenmedir. ayrıca faşist mhp'yi de etkilemiştir ama gökalp ırkı reddeder ve ille turan kurulacaktır demez. mülksüzlerden ezilenlerden yana sınıfsal bi duruşu da yok bildiğim kadarıyla.

galiyev ise komünist turancıdır. maoculuğa, falan yakın bir kafadadır: ezilen uluslardan "proleter" uluslardan bahseder ki bunlar galiyeve göre kapitalizmi bitireceklerdir. o da bugün açısından ne derece mümkündür tartışılır. tek ilerici türkçü de o dur zaten.
19 /

bunlar ilginizi çekebilir