confessions

frantz fanon

rom  · 14 Haziran 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 350
  2. takipçi 12
  3. puan 6509

hero t-shirtü giymenin yasaklanması

frantz fanon
15 temmuz bahanesiyle ohalle yönetime el koyan 20 temmuzcuların toplumsal mühendislikte ne kadar acemi olduğunu gösteren trajikomik olay.
şimdi bunun 12 eylül'de yaşanan, sırrı süreyya önder filmlerine ilham olan saçma kovuşturmalardan ne farkı kaldı.
niye o adamı o tişörtle dışarı çıkarıyorsun, hadi çıkardın tepki geldi niye olayı kapatmak yerine kendin kışkırtıp dalga geçilir duruma düşüyorsun. bir de dünyanın kınadığı işkenceci guantanamo'nun üniformalarını giydireceklermiş. böyle hıyarlık olamaz. nasıl hala iktidarda kalmayı başarıyorlar.

kız kardeşlik

frantz fanon
kadın hareketinin (feministlerin ve ataları olan süfrajetlerin) jargonunda da sıkça kullanılan bir sözdür. aleksandra kollontay ve geleneksel marksist kadınlarsa buna "benim burjuva bir kardeşim yok" diye karşı çıkar.

vallahi apo'yu özledik

frantz fanon
ahmet kaya'nın, yanılmıyorsam 1993 yılında falan yurtdışı konserinde söyledigi şarkı. şarķının geneline baktığımızda (şarkının başında da ahmet kaya bi konuşma yapıyor) onurlu bir barış için (her şeye rağmen barış değil ama!) özlemini dile getirdiğini görüyoruz. devletin 17,000 faili mechul cinayet işlediği, köylerin yakılığı, milyonların göç ettirildiği bir süreç için fazlasıyla pasifist ve ılımlı bir şarkı olmuş.
zaten hayatı boyunca herhangi bir örgüte bağlı olmamayı tercih eden ahmet kaya sadece pkk değil mlkp için de şarkılar söylemiş hatta bi ara perinçekin dergisinde de takılmış çelişkili bir abimizdi. ama onu ahmet kaya yapan da buydu.
youtube çıktı tabular çatladı; bkz. şu da çok enteresan yılmaz güney'in kürt sorunu yorumu

dağlık karabağ

frantz fanon
azeri ve ermeni tarafların paylaşamadığı toprak parçası.

konuya hakim değilim*, tarihsel olarak şu tarihe kadar şunundu bu tarihe kadar bulundu diye konuşamam.
*1921'den sonra azeriler, 1990'a doğru (azeri çoğunluğa rağmen) -hocalı katliamı- tekrar ermeniler egemen oluyor, şimdi de (ermeni çoğunluğa rağmen) bu sefer tekrar azeriler almaya çalışıyor gibi görünüyor. ama bilemiyorum.konu üzerine her iki tarafın da belgelerine açığım.
edit: yok 10 yıl önce bizimdi, yok 100 yıl önce bizimdi diyerek bir yeri sırf bunun için almak da saçmadır. bugün (herhangi bi coğrafyada artık hiç nüfusu olmadığı halde) her millet tarihsel anayurdunu veya eskiden yaşadığı yeri tekrar almaya çalışsa dünya toz duman olurdu.

ama tarafların (eğer bölgede doğal kaynaklar ve benzeri cazibe yoksa) ısrarla "burası eskiden [100 yıl önce-10 yıl önce] bizimdi geri alacağız" gazı o küçük diktaların halklarını dinç tutmaya ve diktalarını devam ettirmeye yarıyor. ermenistan ve azerbaycan devletlerinin aygıt olarak düşman kardeş oldukları da barizdir.

edit medit


ayh araplar da yani

frantz fanon
bugünlerde dolaşıma giren, sosyal medyada ses getirecek bir köşe yazısıdır:

bugün türkiye'de suriyeli mültecilere duyulan tepkide bu cahilce önyargıları aşan ve aslında dünyanın pek çok yerinde karşımıza çıkan bir acımasızlık var.

türkiye'de, türk olmaktan başka övünebileceği bir şeyi olmayan insanların bulunduğunu ve bunların kendilerini, başka bütün uluslardan üstün saydığını ve ama aslında -özellikle batılı- emperyalist güçlere karşı büyük bir eziklik beslediklerini bilmez değilim. onlara ulaşmak –en azından bu mecrada- zor. ama medeniyet saydıkları kıstaslarla başkalarını küçümseyenlerle sohbet edebiliriz sanki.

on yıl kadar oldu; şarkı yazarı şehrazat'la röportaj yapmıştım. aynı zamanda, türkiye'nin ilk caz şarkıcısı sevinç tevs'in kızı olan şehrazat, beyrut'ta geçen gençliğinde beatles'ı dinlediğini anlatmıştı. o yıllarda beyrut –ve başka anlatımlara göre tahran- büyük grupların turne rotalarında yer alıyordu çünkü önemli kültürel merkezler arasındaydı. bugün “arap”ı bir hakaret olarak kullanan yüz binleri ağırlayan istanbul, bu tür bir kültürel merkez halini almaya başladığında, beatles dağılmıştı zaten.

beyrut'un kültürel hayatı lübnan iç savaşıyla kesintiye uğramış ve bir daha eski hayatiyetine ulaşamamış. (bir benzerini –iç savaş değilse bile başka siyasal gelişmelerle- türkiye'de yaşıyoruz. konser organizasyonu yapan arkadaşlar, birçok grubun güvenlik gerekçesiyle türkiye'ye gelmeyi istemediğini anlatıyor.) ama bugün beyrut'ta, arap dünyasının başka bir yerinde, dünya sinemasını, dünya edebiyatını, farklı ve güncel müzikal trendlerini takip eden insanlar, entelektüeller var. tıpkı istanbul gibi. ama başlıktaki cümleciği sarf etmekte beis görmeyen ve kendisini bugünkü iktidarın mağduru hisseden bir kesimin gözünde “arap” tekno dinlemek, jager içmek, şort giymek gibi “ayrıcalıkların” bırakın keyfini sürmeyi, adını bile bilemez. (bunların medeniyet alameti, ya da medeniyetin tek alametinin bunlar olup olmadığı da ayrı mesele.) aynı bakış açısına göre bu keyifler, bulgaristan'ın doğusunda sadece türklerin hakkıdır; o da sadece bir kısmının. ve “türkler” türlü türlüdür, aralarında farkı politik görüşlere, farklı hayat tarzlarına sahip olanlar vardır ama böyle çeşitlilik gösteren türklerden başka kimse yoktur. araplar –ve tabii kürtler- tıpatıp birbirlerine benzer. hatta istanbul'dan baktığımızda, doğuda kalan her şey ve herkes, ancak gözlerimizi kıstığımızda seçebileceğimiz muğlak bir kalabalık gibi görünür. orada araplar, sünni islam'ın ve ona atfedilen her türden kısıtlamanın temsilcisi olarak belirir ve çöl, develer, bedevilik falanla simgelenir. oysa bütün arapların islamcı, bütün islamcıların cihatçı olduğu fikri doğru olmadığı gibi, bütün arapların müslüman ve sünni olduğu bile doğru değil.

ama bugün türkiye'de suriyeli mültecilere duyulan tepkide bu cahilce önyargıları aşan ve aslında dünyanın pek çok yerinde karşımıza çıkan bir acımasızlık var; mesela almanya'da türkiyelilere, fransa'da kuzey afrikalılara, abd'de siyahlara gösterilen türden bir acımasızlık. kendinden saydıklarının burun kıvıracağı işlere, ölüm sınırında ücretlerle mahkum edilenlere, artık hayvanlara da layık görülmeyen bir algıyla, canının bizimki kadar tatlı ve değerli olmadığı varsayılan ötekilere yönelik bir acımasızlık. ki kadınlar söz konusu olduğunda bu acımasızlığa iki tarafta da rastlanır; almanya'ya göçmüş “türk” erkeği de alman kadının cinsel hizmetine layık görür kendini.

o yüzden, dr. sinan oğan'ın, yani akademinin doktorasını kabul ettiği ama taciz terimini öğrenememiş olan sinan oğan'ın ifadesiyle, “türk kızlarına” “sarkıntılık” yapanlar, suriyeliler falan değil, her ulustan erkek milleti.

ama tekbirlerin sesini bastıramadığı, al bayrağın üstünü örtemediği sorular var.

geride bırakmak zorunda kaldıkları evlerini bulabileceklerini bilseler dönmekte bir an bile tereddüt etmeyeceği açık olan ve burada kalmamak için, belki de ilk kez tanıştıkları engin denizlere, yüzme bilmeden, çürük çarık botlarda, uyduruk can yelekleri ve çocuklarıyla açılmaya göze alan suriyeliler sayesinde bu ülkeye trilyonlar değerinde fon aktığından neden kimse bahsetmiyor? yolsuzluğu, artık kaçınılmaz görecek kadar kanıksadığımız için mi bunların nerede kullanıldığını sormuyoruz? o insanların ucuzun ucuzu emeğiyle servetlerine servet katanlardan neden nefret edilmiyor peki? bütün suriye savaşı boyunca ülkemizi yöneten iktidarın, emperyal hevesler ve kürt düşmanlığıyla bu savaşta oynadığı rolü de mi bilmiyoruz? ve bugün, daha türkiye'de işler suriye'deki kadar sertleşmemişken, avrupa'nın yolunu tutanlar, tutanlara gıpta edenler, orada aynı küçümsemeyle karşılaşacaklarını neden akıllarına getirmiyor?

yoksulluklarının, yoksunluklarının, güvensizliklerinin ve mutsuzluklarının öfkesini, güçlerinin yettiği göçmenler ve mültecilerden çıkartmaya çalışanların yaptığı vahşi ve acımasız bir ırkçılık ama dünyayı kendi (kadı)köyü, medeniyeti kendi köyünün adeti sananlarınki de en az bunun kadar büyük bir aptallık değil mi?





suriyelilerin türklere saldırması

frantz fanon
olayı bilmiyorum orda oturmuyorum ama türkiyeliyle suriyeli bir arada geçinemiyor gibi görünüyor çünkü hem kültürler farklı hem suriyeliler savaşın verdiği tahribatta -doğal olarak- daha kötü durumdalar hem para hem psikolojik olarak. yine de 4 milyon suriyeliye rağmen enteresan bi şekilde ciddi etnik çatışmalar çıkmıyor demek ki bir cıkar var.
bu durumda tarafların aynı mahallede yaşamasını bekleyemeyiz. ayrı mahalleler kurulmalı ki iş ona gidecek. ülkedeki kaynakların suriyeliler de dahil üreten herkese emeği kadar dağıtılabileceği bir sistem mümkün ama yöneticilerin işine gelmiyor.

her kötülüğün suriyelilere itelenmesi de avrupadaki aşırısağ kafadan başka bişey değil. sonuçta bu insanları merdivenaltı atölyelerde hayvan gibi sömürenler tc burjuvalarıdır, 18ine basmayan suriyeli kızlarla para karsılıği beraber olanlar da bizim vatandaslarımız, işçi köleliği, seks köleligi pekistirenler, t*ayyip suriyeyi karistirirken ses cıkarmayanlar özü itibariyle daha kötüdürler.
2

aşırı feministliğin insanları soğutması

frantz fanon
erkek düşmanlığı özü itibariyle yanlış birşey ama ezenle ezilenin dost olması beklenemez. mevcut (ezen) erkek kültürü bitmeden feminist kadınlar erkeklere topyekun düşman olmaya devam edecekler. feministten gece arkasına takılıp yürüsen tacizci damgası yiyeceksin, rahatsız etmemek icin hızlı hızlı gecersen de kültürel hakimiyet kuruyorsun cinsiyetcisin diye kulplar takacaklar, olacak o kadar.
19 /

bunlar ilginizi çekebilir