confessions

dehumanize

silik ✘  · 30 Nisan 2017 Pazar

  1. toplam giri 790
  2. takipçi 33
  3. puan 17496

atatürk döneminde basın

dehumanize
Atatürk döneminde kapatılan gazete sayısı, değil Tayyip dönemi, tüm cumhuriyet tarihi boyunca kapatılandan çok daha fazladır.
Tayyip döneminden farklı olarak Atatürk kapattığı gazetelerin yönetici ve çalışanlarından birçoğunu asmış, ya da suikastlere kurban etmiştir.
İstikbal Gazetesi, yarın Gazetesi gibi avrupalılaşma yanlısı bazı gazeteleri de sırf şahsi anlaşmazlıkları yüzünden kapattırmış, o da yetmezmiş gibi 12 adet, 7'si 25 yaşın altında çalışanı da tek celselik mahkemelerle sessiz sedasız astırmış, cesetlerini ailelerine vermek yerine kimsesizler mezarlığına gömdürmüştür.
Burdan da görüleceği üzere cesede işkence kültürünün startı da TSK ya Atatürk eliyle bulaşmıştır.
Ah Rauf bey, ah! Kim derdi ki ülkenin en aydın insanlarından iken, çocuklarının gözü önünde, gözü dönmüş bir diktatör tarafından astıralacağını?
Okumazdan önce sanırdık ki bu Atatürk sadece ermeniye, kürte reva görür bunu (seyit Rızanın darağacında sorulan son arzusuna karşılık istediği oğlundan sonra asılmaktı, ama önce oglunun sallanışını izlettirip, sonra astılar), ama bu Atatürk tıpkı osmanlıdaki gibi ters düştüğü kendi kanı olsa bile kundaktaki çocuğuna, hatta öldükten sonra cesedine kadar işkence edermiş.
Önce kim oldugunu öğren laik sözlük gençliği.
Kimsin, atan kimdi, ne istedi, ne yaptı...
Önce bunları hakkıyla öğren, sonra doğru olanlarını ayıklamaya başlarsın.
(bkz:istiklal mahkemelerinde asılan insanlar)

atatürk dönemi siyaset ve seçim ahlakı

dehumanize
Az önce diktatör kelimesinin kelime anlamını paylaşmıştım. Atatürk bu kelimeden ileri gelen tüm anlamlara cuk oturmasının yanı sıra, kelimeye yeni anlamlar katmıştır.
Yaptıgı yolsuzluklara, katliamlara tekrar kendi döneminde, kendi kontrolünde tutulan kayıtlarla değineceğim. Hoş önceden de paylaşmıştım, lakin değindiğim gerçekleri çürütmeye çalışmak yerine, bana hakaret etmekten öteye gidememiş yeni yetme ergenler, o zamanda şimdi verdiklerinden öte bir tepki vermemişlerdi. Olsun, zira bu giriler onlar okusun düşünsün diye değil, onlar okusun kudursun, çelişkide olanlar aydınlansın diyedir. Zira tıpkı bugün tayyibin kendine hayran yeni bir nesil ürettiği gibi, atatürk müfredatıyla Atatürk e hasta olmuş bu ergenlerin ne düşündüğü kimsenin umurunda değil. Bordo klavyeliler tabirinin altını doldurmakla meşguller.
Atatürk döneminde yapılan her seçim, hatta sonrasında yaveri ismetin de izlediği yol her zaman tek bir ideoloji, tek bir parti, tek bir adamın kazanması üzerinedir.
Ne başka bir partinin, ne ideolojinin dışında bir vekil adayının adaylığı söz konusu bile olmamıştır. Oyuncak etmişlerdir ülkeyi. Biri geliyor parasına varana kadar kendi fotoğrafını koyuyor, o (Atatürk) nalları dikince bir diğeri (ismet) bu kez paralara kendi fotosunu koyuyor. Böyle bir kepazeliktir işte Atatürk türkiyesi.
Kemalist tayfanın bahsettiği modern Türkiye'ye geçiş, esasında sadece Atatürk ve eşrafının korunması, semirtilmesi ile sınırlı olmuştur.
Zira o o dönemde bile değil Avrupa da, cumhuriyet rejimiyle yönetilen Asya ülkelerinde bile benzeri bir genel seçim uygulaması yoktur.
Öyle eşsiz bir eşitsizliktir ki Atatürk döneminde milletvekili seçimleri, seçim propagandaları bile 1950'lerden önce yapılmamıştır hiçbir vekil adayı adına.
Dönemin genel seçimleri ile ilgili ayrıntılı ve abartısız bir yazıyı aşağıda paylaşacağım. Bu yazıyı ben odtüde öğrenci iken kaleme alan tarih hocamız(biz tarih dersi görmedik, öğretici sohbetinden ötürüdür hocam demem), dönem sonunda okuldan ihrac edilmiş, Türk ırkçılığı yapıp, Türk den ziyade Ermeni ve arap geni taşıyan kemalist rejimin eliyle eğitim sisteminden ayağı kesilmiştir.
Yazıda okuyacağınız üzere Atatürk diktatörlüğü her alanda eşsizdir. Hitlerin bile yapamadıkları, bu nedenle hayranlığını gizlemediği atatürkün seçim ahlakını bir değerlendirin, yanlış noktaları görür, öne sürerseniz muhatap alıp tartışırım. Ama öyle yooh yalan deyip, neresi yalan sorusuna cevap vermektense, o bizi kurtardı, olmasaydı olmazdık saçmalıklarına girmeyin rica ediyorum. Okuyalım;
'Atatürk döneminde 1923 seçimlerini de sayarsak her 4 yılda bir seçim olmak üzere 4 ayrı seçim yapılmıştır. 1923, 1927, 1931 ve 1935 seçimlerinin her birinde birbirinden farklı seçim uygulamaları dikkati çekmektedir. 1923 seçimleri bir parti sıfatından ziyade Müdafaa-i Hukuk Grubu adı altında yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa seçimlere 1920 Meclisinde I. Müdafaa-i Hukuk Grubu olarak adlandırılan grupla girmiş, Nutuk'ta da belirtildiği gibi “teşkilatsız ve başsız” olan II. Grup, “teşkilatlı ve liderli” olan I. Grup karşısında mağlup olmuştur. Bu seçimler Osmanlı dönemi sonrası sınırları ve nüfusu azalan yeni Devletin ilk seçimidir. Bu nedenle yeni bir seçim kanunu yapılmış, 1923 seçimleri bu kanuna göre gerçekleştirilmiştir. 1923 seçimleri 3 Nisan 1923 tarih ve 320 sayılı kanuna göre yapılmıştır.

Yeni yapılan seçim kanununa göre; yine erkekler oy kullanmakla birlikte 50.000'e 1 olan milletvekili sayısı 20.000'e 1 şeklinde düzenlenmiştir. 25 olan seçmen yaşı 18'e indirilmiştir. Seçimler iller bazında yapılacak her il nüfusuna göre milletvekili çıkaracaktır. Nüfusu 1-30.000 arası olan iller 1, 30.001 - 50.000 arası 2, 50.001 - 70.000 arası 3 milletvekili olmak üzere milletvekillerinin belirlenmesine devam edilecektir. Seçimler yine 2 dereceli olacak her 200 birinci seçmene 1 ikinci seçmen belirlenecektir. TBMM kapanmadan önce Mustafa Kemal Paşa, 8 Nisan 1923 tarihinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun seçimlerde izleyeceği politikayı gösteren “9 umde” olarak bilinen bir bildiri yayınlamıştır. Haziran-Temmuz 1923 tarihleri arasında yapılan 1923 seçimlerine Atatürk, Ankara ve İzmir'den katılmış, iki yerden birden kazanması üzerine kendisi Ankara'yı seçmiştir. Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de bir milletvekili adayının birden fazla seçim çevresinden aday olma uygulaması devam etmiştir. 1943 seçimlerine kadar 3 yer ile sınırlı olan bu uygulamada, 1943 seçimlerinde yer sınırlaması kaldırılmıştır. 1950 değişikliği ile ise sınır iki yer olarak düzenlenmiş, bu uygulamaya 1961 Anayasasına kadar devam edilmiştir.

1923 seçimleri sonucunda teşkilatsız da olsa bazı “muhalif” adaylar milletvekili olarak seçilmiştir. Ancak, muhaliflerin seçildiği o illerdeki seçimlerin iptal edilerek seçimin yenilenmesi uygulaması o dönemde başlayan “yeni” bir uygulama olmuştur. Neticede 1927 yılına kadar devam edecek olan 1923 Meclisi, kendi içinden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı çıkartmış, bu fırka Şeyh Sait İsyanında rol aldığı gerekçesiyle kapatılmıştır. Atatürk döneminde yapılan seçimler tek partili seçimlerdir. Seçimlerde sadece Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yer almıştır. İki dereceli olarak yapılan bu seçimlere katılım oranı da oldukça düşüktür. Netice de halk sandığa gitse de gitmese de değişen bir şey olmayacaktır. Zira seçmene dönemin şartları gereği tercih hakkı sunulmamış, ilan edilen milletvekili adaylarının bir bakıma onaylanması istenmiştir.

1927 seçimleri ülkede muhalefetin neredeyse yok olduğu bir dönem sonrası yapılmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu seçimlere sadece CHP katılmıştır. Parti başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa milletvekili adaylarını kendisi belirlemiştir. Gazete aracılığıyla ilan edilen bu adaylar, yapılan seçimler sonucunda milletvekili olmuşlardır. 1924 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı olabilmek için önce milletvekili seçilmek şarttır. Atatürk de her seçimde milletvekilli adayı olmuş, 4 yılda bir yapılan seçimler sonucunda önce milletvekili ardından Cumhurbaşkanı seçilmiştir. CHP Genel Başkanı olan Atatürk, ölümüne kadar aynen İnönü gibi hem Parti başkanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı görevlerini birlikte yürütmüştür.

1930 yılında Atatürk'ün direktifleri ile kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi, yöneticilere seçimlerde değişik uygulamalar yapma gereğini hissettirmiştir. CHP başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Atatürk Mart 1931'de “Fırkamız, milletin kendisine olan emniyet ve itimadını en şüpheli ve tereddütlü nazarlar karşısında her zaman ispat edecek vaziyettedir. Bir defa bunun için, bundan başka önümüzdeki yıllarda tatbikini muvafık gördüğü tedbirlerde, milletin iştirak ve mutabakatı derecesini anlamak için, umumi reis bulunduğum Cumhuriyet Halk Fırkasına mensup mebusların intihaplarını yenilemelerini muvafık mütalaa ediyorum” demek suretiyle TBMM'nin yenilenmesi için seçimlere gidilmesini istemiştir.

Bu ifadelerin de bir sonucu olarak 1931 seçimlerinde yeni bir uygulamaya gidilmiştir. Yine seçimlere tek parti olarak CHP katılmakla birlikte bağımsız adayların da mecliste temsiline imkân sağlamak amacıyla 22 ilde 30 milletvekilliği boş bırakılmıştır. CHP adayları Parti yönetmeliğinde yapılan yeni düzenlemeler gereğince Başkanlık Divanı tarafından belirlenmiştir. Aralarında İzmir, İstanbul, Samsun, Balıkesir, Aydın, Manisa gibi illerinde yer aldığı 22 ilde 30 milletvekilliği, her ne kadar CHP dışında “bağımsızlara” ayrılmış olsa da seçim sonucunda seçilen bağımsız adayların sayısı ancak 20'de kalmıştır. Adı bağımsız olan bu milletvekilleri adaylarının seçildikten sonra 10 tanesinin CHP'ye katılması, Kütahya'dan seçilen 2'sinin seçimlerin iptali ile milletvekilliklerinin düşmesi sonucunda 1931 meclisinde bağımsız milletvekillerinin sayısı 8'e inmiştir.

1931 seçimleri sonucunda bağımsız milletvekilliği için ayrılan 30 kontenjana rağmen, 20 bağımsızın seçilmesi, bağımsız adayların çok az oylarla milletvekili seçilmelerinin en önemli sebebi CHP Yönetmeliğindeki bazı maddelerdir. CHP Genel Sekreteri Recep Peker'in de belirttiği gibi “Fırka nizamnamesi Fırkalılar dışındaki yurttaşlara rey verenlerin cezalandırılmasını” istemektedir. Genel Sekreter Recep Peker'in hatırlattığı yönetmelikte de “…Bütün intihaplarda Fırka namzet ve azalarına rey vermeyen veya bunların aleyhinde çalışan veya muarız bir teşekkülün namzetliğini kabul eden veya açıkça reddetmeyen…” üyelerin partice çeşitli disiplin cezalarına çarptırılacağı belirtilmektedir. Bu nedenle de olsa gerektir ki CHP üyeleri, 1931 seçimlerinde bağımsız adaylara oy vermemiştir. CHP'nin bu yönetmeliği 1935 seçimleri esnasında da aynen yürürlüktedir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması üzerine CHP Genel Sekreterliği, benzer bir durumla karşılaşmamak için önceden tedbir almaya çalışmıştır. CHP Genel Sekreterliği tarafından illere gönderilen tebliğlerde, kadınlara seçilme hakkı verildiğinden bahisle yönetmelik hükümleri hatırlatılmış, kadınların seçilmelerini sağlamak amacıyla “kadınların CHP'ye üye olmalarına yardımcı olunması” istenmiştir.

1935 seçimleri ilk defa kadınların milletvekili seçme ve seçilme haklarını kullandıkları, ayrıca azınlıkların da mecliste ilk defa temsil edilecekleri bir seçim olmuştur. 1935 milletvekili genel seçimleri 1934 tarihinde kabul edilen yeni bir seçim kanununa göre yapılmıştır. 1934 tarihli yeni seçim kanunu milletvekili sayısını, ikinci seçmen oranını, seçmen yaşını belirlemekle birlikte kadınlara da seçme ve seçilme hakkını tanımıştır. Bu kanuna göre; 20.000 nüfusa 1 olan milletvekili sayısı 40.000 kadın-erkek nüfusa 1 olacak şekilde düzenlenmiştir. Milletvekili sayısı illerin nüfusuna göre 1-55.000 arası 1, 55.001-95.000 arası 2 olacak ve buna göre arttırılacak şekilde yeniden belirlenmiştir. Seçmen yaşı ise 18'den 22'ye çıkartılmıştır. İki dereceli sistem devam etmekte olup 400 birinci seçmene 1 ikinci seçmen öngörülmüştür.

8 Şubat 1935 günü yapılan seçimler öncesinde Atatürk, 2 Şubat'ta CHP adaylarını ilan etmiştir. İlk defa 1931 seçimlerinde yapılan bağımsız aday uygulaması 1935 seçimlerinde de devam etmekle birlikte bağımsızların sayısı 16'ya düşürülmüştür. Her ne kadar CHP 16 bağımsız adaydan bahsetse de uygulamada bağımsızlara ayrılan 3 yerden de CHP aday gösterdiği için bağımsız aday sayısı 13'e inmiştir. Bu seçimlerde İstanbul'dan bağımsız aday olan Emekli General Refet Bele 1325 ikinci seçmenden ancak 290'ının oyunu alarak seçilebilmiştir. Refet Bele'nin bu kadar düşük bir oyla seçilmesinde CHP Yönetmeliğindeki maddelerin etkisinin yanı sıra geçmişteki “muhalifliği” de etkili olsa gerektir.

1935 seçimleri sonucunda TBMM'de ilk defa azınlıklardan da milletvekilleri yer almıştır. Bağımsızlara ayrılan kontenjandan aday olan Dr. Taptas (Ankara), Keresteciyan (Afyon), İstemat Zihni (Eskişehir), Dr. Abravaya (Niğde), Niğde hariç diğer yerlerdeki ikinci seçmenlerin tamamının oyunu alarak milletvekili seçilmişlerdir. Ayrıca 18 kadın milletvekilinin de seçilmesiyle birlikte kadınlar da, ilk defa TBMM'de temsil edilmeye başlanmıştır.

Buraya kadar verdiğimiz bilgilere bakıldığında Atatürk döneminin tek parti iktidarı dönemi olduğu görülecektir. Bu dönem içinde yapılan her seçimde yeni bir uygulama denenmekle birlikte tek parti uygulamasından vazgeçilememiştir. Ülkede sadece CHP vardır, başka partilerin kurulmasına izin verilmemiştir. Seçimlerde de daima tek parti olan CHP adayları yer almış, Gazi Hazretlerinin belirlediği kişiler milletvekili seçilmiştir. Dolayısıyla seçimlerde seçim kampanyalarından bahsetmek doğru olmaz. Parti-Devlet bütünleşmesinin sağlandığı bu dönemde halkın oyunu almak için ona yönelik propagandalara ihtiyaç olmasa gerektir. Bu cümleden olmakla birlikte Cumhuriyet dönemindeki ilk seçim propagandalarının ciddi manada 1950 seçimleri ile başladığı söylenebilir. '
1

diktatör mustafa kemal atatürk

dehumanize
Hitlerin kavgam adlı kitabında idolü oldugunu söylediği diktatör. Kemalistlerin de bildiği üzere kavgam adlı kitabın bazı bölümleri tr baskılarında bulunmaz. Orjinal metinleri görsellerle, ingilizce ve almancadan direk çevirilerle paylaşabilirim.
Cumhuriyet tarihinde en çok sivil (tc vatandaşı) öldürmüş/öldürtmüş CHP kurucusu.
Başta olduğu süre boyunca düzenlenen seçimlerde tam anlamıyla, her anlamıyla düzenbazlığa, CHP iktidarına dayalı bir politika benimsemiş, cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarına imza atmış zürriyetsiz...
Kemalistlerin 'ama çaldığı her şeyi tekrar dövlötö bağoşlodo' şeklindeki savunmaları, yasal bir varisi olmadıgı, gerçekten kimdir, nerden gelmiştir, neden bir akrabası, kardeşi bir şeyi yoktur sorularını gündemden uzak tutar. Ancak onlar da bilir ki ittihat Terakki ile birlikte bu soyu sopu belirsiz ya da şaibeli diktatörün abdulhamitin başına gelmesinden korktuğu birçok sorunu ülkenin başına isteyerek, uğraşarak getirmiştir.
Onun eliyle başlamıştır ülkenin birinci elden kontrolünün yabancı sermayeye bırakılışı.
Cahil kemalist tayfanın inkar edemeyeceği üzere bu ülkede darbelerden seçimlere, geçici, kalıcı hükümetlerden, örgütsel bağlantılara kadar hiçbir şey bağımsız değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ne ordusu, ne ekonomisi, ne de halkı irade sahibidir. Boynundaki ipin ucunu tutanların insiyatifinde bir oraya bir buraya gezinen tipik bir sömürgedir.
Biz nerden buraya geldik diye sorusunun ayyuka çıkamamasından, böylesine küpüne zarar bir zürriyetsizi bunca insanın sevmesinin sebebi de açıktır: bu ülkede Tayyibe kadar okula başlayan her çocuk açtığı ilk kitaptan son kitaba bu diktatörün kahramanlıkları, suratı ile büyümüştür. hala yürürlükte olan atatürkü koruma yasası gibi Atatürk ve diğer taraftarı hükümetlerin oluşturduğu yasalar, bizzat Atatürk eliyle oluşturulmuş MEB müfredatı, bu adamın gerçek yüzünü görmek yerine, ilahlaştırılmasını sağlamıştır.
Bugün Tayyip de aynısını yapıyor. Yasaya, müfredata kendini korumayı ve yüceltmeyi amaçlayan ögretiler serpiştiriyor. Her diktatörün Yaptıgı gibi.
Not: yukarıda yazılanlarda tek bir hakaret, iftira yoktur. Karşı çıktığınız her neyse söyleyin, hemen sereyim önünüze kanıtlarını

Sözlük yazarlarını hayata bağlayan kişiler

dehumanize
Yok öyle biri, var diyenlerin bilerek ya da bilmeyerek abarttıkları durum.
Çok gördüm 'sensiz yaşayamam' deyip, bir başkası için yaşayamama evresine geçenleri.
Keza ben dahil birçok insan kăh aile bireyleri olsun, kăh sevgili olsun bu tür vaadlerde bulunup, hedef gösterilen kişi terk edince ya da ölünce bilakis yaşamaya devam etmeleri, gayet saçma bir benzetme olduguna delalettir.
Ergen iken yenebilen, sonra ıyk dedirten yalanlardan
1

şehit

dehumanize
Körfezde İngilizin askeri ölüyor, hükümeti, kraliyeti şehittir diyor. Sağda solda türk'ün askeri ölüyor, onlara da hükümet i, vatandaş'ı şehit diyor!
Zırt pırt karabağ'ı taciz edip Ermeni askerlerini öldüren Azeri de ölünce şehit, ermenisi de! Ne la bu? Kim ölse şehit oluyor, kim öldürse sevap oluyor... Bakın siz kendinizle çelişiyorsunuz, bence tek bi allah mantığından vazgeçin, çok saçma oluyor böyle. Hepinizin ayrı bi allahı olsun, hepiniz geberip gidince bu kez allahların savaşı başlasın, onlarınki de bitince kalan sağ allah ve kulları cennete gitsin. Kalan allaha baş şehit maraşal paşa kral ünvanı verilsin. Bu daha mantıklı bak
Ha yok illa tek bi allah var, konu kilit diyorsanız bence bu allah fena maytap geçiyor sizinle. Piçin allahı diye argo bi terim var bilirsiniz... işte o terime ilham veren ilahi p*ç bundan başkası olamaz. Hem herkesi birbirine kırdırt, hem de hepsine birden iyi bir şey yaptıklarını ve sonuçlarının da herkes açısından iyi olacağına inandırt. Hatta hatta tüm bu andavalların da tüm sonuçların kendi lehine, kapıştığınınsa aleyhinde olacağına inanmasını sağla!
Bak cidden uğraşıyorum sizin gibi düşüneyim, allah var, oruç namaz falan... Ama bak görüyorsun, sesli düşündüm senin için. Neresinden tutsan, nerden yürüsen hikaye boka sarıyor.
Bir yüzlük rakı içip yazmaya başlasam, o kafayla bile sizin mucize dediğiniz olabilecek en kötü bilimkurgu (ama en çok satan) kitabı kutsallarınızdan daha mantıklı şeyler uydururum. Yazıktır size, bu kadar kendi beyniniz, bilincinizle dalga geçmeyin.

hadisler

dehumanize
İslam peygamberi muhammedin hal ve hareketleri, gündelik sohbetlerini ve bazı islam hukukunda kullanılan kurallarını anlatan sözlere hadis deniyor.
İslam alemi son zamanlarda bunların bir çoğunu inkar ediyor, sahih olmadığı yönünde tartışmalar şey ediyorlar. Ama yine de tüm İslami otoritelerin sahih kabul ettiği buhari ve kutub-u sitte isimli iki kitap mevcut. Onlardan bir kaç örnek aşağıdaki görselde, numaraları ile yazıyor

Bunların allah'ının da, peygamber'inin de, kendilerinin de aklı fikri çüklerinde, aklı fikri kimi nasıl becerebileceklerinde!
Neymiş: Muhammed otuz erkeğin cinsel gücündeymiş miş... (buhari, muhtasar tecıid-i Sarih, hadis no 192)
Diyelim yukarıdaki bilgi doğru. O halde 9 yaşında çocuğu, ayşe'yi (o da buhari de yazar) bu hayvanın altına veren Ebubekir'i otuz erkek sikse yine de azdır. Allahları da aynı cins olduğundan ben sorayım:Nasıl bi babasın lan sen?
Neymiş: peygamber bir gecede dokuz ayrı karısıyla cinsel münasebete girermiş miş... (buhari, muhtasar tecıid-i Sarih, hadis no 194) müslümanlar muhammedin fakirliği (yalan) ile övünüyorlar sık sık... Hatta evi bile iki gözmüş! O halde koskoca allahın elçisi her gece dokuz on kadınla bir gözde (odada) sevişiyordu. O halde şunu da sorayım:Hani islam'da grup seks haram'dı lan?
İbn sa'd et-tabakatu'l-kübra adlı kitabın 374. sayfasında diyor ki; cebrail muhammede bir çömlek getirmiş, muhammed bunun içindeki sıvıdan içince kendisine cinsi münasebette 40 erkek gücü gelmişmiş... Muhammed kendi anlatıyor bi de! O halde sorayım: bu Cebrail vahiy getir, götür elemanı değil miydi? Yoksa tıpkı allahı gibi o da sırf muhammedin uçkuruna mı hizmet ediyordu? Belki de sadece boş zamanlarında yapıyordur ha?
Buhari adlı sahih hadis kitabında diyor ki: Muhammed nerde güzel bi kadın görse, hemen koşup karısı zeynep le sevişirmiş (buhari hibe 8).
Soralım madem: Zırt pırt çükünün keyfine ayet uyduran Muhammed hoşuna giden her kadın için birer ayet daha indireymiş ya? Ne diye her seferinde zeynebin üstünde bitiyor? Kadın doğduğuna, bunun üvey oğlu ile evlendiği güne lanet ediyor zaten
Bu arada zeynep evlatlığının eski karısı, kendisinin de bilmem kaçıncı.
Not: yukarıdaki hadisler, İslam aleminin sahih kabul ettiği hadis kitaplarından alıntıdır. Numaraları da yazıyor, isteyen iki sn. ayırıp kontrol edebilir.
0 /

bunlar ilginizi çekebilir