confessions

alisahelns

Admin  · 11 Mayıs 2016 Çarşamba

  1. toplam giri 733
  2. takipçi 208
  3. puan 19537

anlamlandırma ve kültür

alisahelns
Anlamlar, metin ve izleyici arasındaki etkileşimler içinde üretilmektedirler. Anlam üretimi , her iki öğenin de eşit biçimde katkıda bulundugu dinamik bir edimdir. Metin ve izleyici su geçirmez biçimde kaynaşmış bir kültürün ya da altkültürün üyeleri oldukları zaman bu etkileşim sorunsuz ve zahmetsizdir: metnin çizdigi yananlamlar ve mitler izleyicilerinkilerle tam olmasa da yakın biçimde uyum sağlamaktadırlar. Örneğin bir fotoğrafın yeğlenen okuması bazılarına kolay gelebilir, ancak kimileri içinse gerilim ya da anlaşmazlık nedeni olabilir. Bunlar kodaçımını, "kolay'' olan başat kodlarla değil de karşıt ya da müzakereli kodlarla yapabilirler. Örneğin bunların polis, gençlik, kentsel yaşam ve şiddet konusundaki mitleri, izleyicinin büyük çoğunluğu için varsaydığından farklıdırlar.

Okurların, bu fotoğrafı başat kodlara göre kodaçabilmesi için ya da başka biçimde söylersek fotoğrafın kendisinin yeğlediği anlamlara ulaşabilmesi için bu toplumsal kimliği kabullenmeye davet etmektedir. Yeğlenen anlamı okurla metin birlikte üretmektedir ve bu işbirliğinde okur, başat değer sistemine ve topluma belirli ilişkiler dizgesiyle bağlı olan biri olarak inşa edilir. Burada ideoloji karşımıza çıkmaktadır.

ideoloji

alisahelns
İdeolojinin birçok tanımı vardır. Farklı yazarlar terimi farklı biçimde kullanmaktadırlar ve herhangi bir bağlamdaki kullanımı hakkında emin olmak kolay değildir. Raymond Williams (1977) ideolojinin üç temel kullanımını şöyle belirler: 1. Belirli bir sınıf ya da gruba özgü inançlar sistemi. 2. Doğru ya da bilimsel bilgiyle çelişebilecek aldatıcı inançlar sistemi, yanlış fikirler ya da yanlış bilinç. 3. Anlam ve fikir üretiminin genel süreci.

Habermas ideolojiyi çarpıtılmış bir iletişim biçimi olarak ifade eder.

Bir örnek, göstergeler aracılığıyla anlam üretmede ideolojinin nasıl işlediğini açıklığa kavuşturmamıza yardım edecektir. Fiske (1979), 1 Mart 1979 tarihinde BBC'de yayımlanan okullarla ilgili bir televizyon programını çözümlemiştir. Food and Population (Yiyecek ve Nüfus) isimli bu programın ana teması, yorumcunun sözcükleriyle şudur: "Biz, sürekli olarak artan nüfusu besleyebilmek için yeterli yiyeceği nasıl üreteceğimizi biliyoruz, ancak birçok insan açlık tehlikesi içinde, çünkü bilimsel çözümler uygulamaya konulmuyor." Bu yorum, And Dağının eteğindeki bir köydeki ilkel tarım ile kentlerdeki ve gelişmiş sahil şeridindeki bilim ve teknolojinin gelişimini karşılaştıran bir Peru filminde yapılmaktadır. Ancak bu yorum ay111 zamanda ideolojiktir de: açıklama ancak, açıklamayı yapan ile izleyicilerin bilim-temelli bir kültürün üyeleri oldukları ölçüde anlamlıdır. Bu program bazı apaçık karşıtlıklar çerçevesinde yapılandırılmıştır:

bilimsel tarım geleneksel çiftçilik

piyasa ekonomisi geçim ekonomisi

kent çocukları taşra çocukları

çocukları besleme çocukları çalıştırma

gelişme durgunluk, döngüsel kültür

değişim gelenek

Dolayısıyla, programı yapılandıran derin ikili karşıtlık bilim ve bilim-olmayan arasındadır. Programın derin yapısı, yani ideolojik çerçevesi şöyle ifade edilebilir: Biz, onlara göre ne isek, bilim de bilim-olmayana göre odur.

mit

alisahelns
Barthes'ın ortaya koyduğu üç yoldan ikincisi mit aracılığıyla olanıdır. “İngiltere'nin hala büyük bir dünya gücü olduğu miti." Bu normal kullanım, inanmayanların sözcüğü kullanımıdır. Barthes bu terimi bir inanan olarak özgün anlamında kullanır. Mit bir kültürün, gerçekligin ya da doğanın bazı görünümlerini açıklamasını ya da anlamasını sağlayan bir öyküdür. İlkel mitler yaşam ve ölüm, insan ve tanrılar, iyi ve kötü hakkındadır. Bizim sofistike mitlerimiz ise erillik ve dişillik, aile, başarı, bilim hakkındadırlar. Barthes'a göre, bir mit bir şey üzerinde düşünme, onu kavramlaştırma ya da anlamanın kültürel yoludur. Barthes miti, birbirileriyle ilişkili kavramlar zinciri olarak düşünür. Eğer yananlam gösterenin ikinci düzeydeki anlamı ise, mit de gösterilenin ikinci düzeydeki anlamıdır.

parisli kadın 1923

alisahelns
Gölgenin ilk kullanıldığı Chaplin filmidir. Genç kadın sevgilisiyle sözleşerek evden kaçar ve tren istasyonuna gelir. Ancak trenin kalkacağı ana kadar sevgilisi gelmez. Endişe ve hayal kırıklığı içinde bekleyen kadının yüzünde, yavaş yavaş hızlanan gölge-ışık hareketleriyle trenin hareket ettiği anlatılır. Bütün sahne boyunca tren hiç gösterilmediği halde gölgelerle trenin geldiği, durduğu ve sonra tekrar hareket ettiği anlatılmış olur.

üç nokta aydınlatma

alisahelns
Aydınlatılacak nesne ve ortamın özelliklerine göre üç farklı noktaya aydınlatma kaynağı yerleştirilir. Etkili bir derinlik yaratabilmek için aydınlatılacak nesnenin her yüzeyine farklı yoğunlukta ışık verilmelidir. Bu Hollywood'da kullanılan klasik aydınlatma biçimidir.

cameo aydınlatması

alisahelns
görüntü alanı içinde dikkati belli bir noktada toplar. Arka alan tamamen karanlık, ön alanda ise temanın amacına uygun olarak sadece istenilen yerleri aydınlıktır. Bu aydınlatmada güçlü ve nokta ışık veren aydınlatma kaynakları kullanılır.

rembrant aydınlatması

alisahelns
görüntü içindeki konunun belli yerleri aydınlatılırken geriye kalan yerler tam ya da yarı karanlıktır. Bu aydınlatmanın temel özelliği zayıf bir aydınlatma olmasıdır. Görüntü boyutu içinde arka alanın ön plana çıktığı aydınlatmadır.

iş görüşmesinde yapılması gerekenler

alisahelns
1- Randevu alın. Randevu saatinden birkaç dakika önce görüşme yerinde bulunun. Asla gecikmeyin.

2- Görüşeceğiniz konuyla ilgili bilgilerinizi önceden gözden geçirin.

3- Görüşeceğiniz kişi ve gideceğiniz kurumla ilgili bilgilere sahip bulunun.

4- Soracağınız soruları önceden hazırlayın. Sorularınız kısa, net ve açık olsun. Sorular bilgi alma özelliğini taşısın, soruşturma değil.

5- Görüşmenizin bir ana konusu, bir-iki de yan konusu olsun.

6- Görüşme sırasında size yöneltilebilecek sorular konusunda da hazırlıklı bulunun. O günkü gündemden haberdar olun.

7- Kıyafetiniz güncel ve düzgün olsun, ayakkabılarınız da boyalı. İtici kokular sürmeyin. Aşırı makyaj yapmayın.

8- Zorlama davranışlarda bulunmayın.

9- Karşı taraf elini uzatmadan el uzatmayın; “Oturun” demeden oturmayın.

10- Kollarınızı göğüs üzerinde kavuşturmayın. Yayılmadan rahat oturun.

11- Tedirgin olduğunuz izlenimini de yaratmayın; sakin görünün.

12- Muhatabınızın gözlerine bakarak konuşun.

13- Kaşlarınızı kesinlikle kullanmayın. Sert durmayın; yerine göre gülümseyin.

14- Herhangi bir konuyla ilgili, aşırı sevinç ya da öfke gösterisinde bulunmayın.

15- Dinlerken gözlerinizi kaçırmayın.

16- Konuşurken ses tonunuzu iyi ayarlayın.

17- Bilinen ve anlaşılır kelimelerle kısa ve düzgün cümleler kurun. Devrik ve uzun cümlelerden kaçının.

18- Görüşme sırasında kendinize güvendiğinizi hissettirin; ama bilgiçlik taslamayın.

19- Görüşmede kimseye “yaltaklanmak” zorunda olmadığınızı unutmayın.

20- Kendi söylediğinize kendiniz gülmeyin.

21- Konuşurken “Eee, şey, yani” gibi asalak kelimeleri kullanmamaya özen gösterin. Sık sık özür dilemeye kalkışmayın.

22- Herhangi bir şey ikramını, ilk seferinde kibarca teşekkürle reddedin, gerekçeniz de “Fazla vaktinizi almak istemiyorum.” olsun.

23- Yanınızda mendil ya da kâğıt mendil taşıyın.

24- Görüşmeyi teybe kaydediyor olsanız bile, not almayı ihmal etmeyin.

25- En ideal (iyi, uygun, yeterli) görüşme, gereksiz yere uzatılmadan, zamanında bitirilen görüşmedir.

iyi konuşmacı olma taktikleri

alisahelns
1- Konuşmaya hazırlıksız çıkmayın.

2- Önceden amacınızı belirleyerek, konuşmanızın planını yapın.

3- Elinizde, sıkıştığınız zaman bakacak notlarınız olsun. Hem rahatlarsınız, hem inandırıcılığınız artar.

4- Masada gözlük ya da kalem gibi aksesuarlarınız olsun, sıkıştığınızda bunlarla oynayarak bir süre yargılamacı gözlerin etkisini hafifletebilirsiniz.

5- Konuşmaya başlamadan önce hazırlık yapar gibi notlarınızı karıştırın, kalemlerinizi ve gözlüğünüzü yerleştirin. Bu arada dinleyicileri gözlerinizle tarayın.

6- Dik durun. Dinleyicilere kendinizden emin olduğunuz imajını verin.

7- Asık yüz, çatık kaş, küstah bakış konuşmacıyı sevimsiz kılar, bunu unutmayın.

8- Konuşurken dinleyicileri güldürmek ya da eğlendirmekle görevli olmadığınızı da aklınızdan çıkarmayın.

9- Giysilerinizde ya da yüzünüzde dinleyicilerin dikkatlerini önce çekecek sonra da dağıtacak aksaklıklar bulunmasın. (Yana kaymış kravat, çözülmüş ayakkabı bağı, dikilmiş saçlar, kopmuş düğme, kirli tırnak, kırılmış oje, taşmış ruj, akmış rimel vs.)

10- Konuşmaya başlamada acele etmeyin; bırakın insanlar sizi dinlemeye hazır hale gelsinler. Süre uzarsa, hafifçe öksürerek ya da “ılık” bir iki kelimeyle dinleyicileri uyarın.

11- Konuşmanıza bir slogan, bir atasözü, dikkat çeken bir soru ya da ilginç bir başlıkla başlayabilirsiniz.

12- Ciddi konulu konuşmalarda fıkrayla başlamak ya da fıkra anlatmaktan kaçının.[226]

13- Başlangıçta belge göstermek ve bu belgeleri açıklayacağınızı bildirmek ilgiyi yoğunlaştırabilir.

14- İlgi dağılmaya yüz tuttuğunda, görsel araç gereçlerden (fotoğraf, video film, tepegöz vs.) ölçülü bir biçimde yararlanmak olumlu sonuç verir.

15- Konuşurken ellerinizi ya da gerektiğinde kollarınızı kullanarak ve de mimiklerinizle (vücut dili) sözsel vurgulamalarınızı, biçimsel vurgulamalarla güçlendirin.

16- Ses tonunuz herkesin duyabileceği ölçüde olsun, ne fısıldayın ne de bağırın. Ancak monotonluktan da kaçının.

17- Bilinen ve anlaşılır kelimelerle kısa ve düzgün cümleler kurun. Devrik cümlelerden kaçının.

18- Konuyla ilgili görüşünüzü baştan ortaya koyun. Süreç içinde fikir değiştirmeyin.

19- Konulara netlik getirin. Kaypak ifadeler kullanmayın.

20- Açıklamalarınızda kelime ve deyim tekrarı yapmayın.

21- Konuşmanızın içine kısa anekdotlar ya da kişisel bir iki öykü serpiştirin.

22- Aynı mekânda bulunan kişilere yönelik eleştirileriniz ölçülü olsun.

23- Sık sık çağrılar yaparak, talimat anlamına gelecek sözler kullanmayın.

24- Savunma yapmayın, günah da çıkartmayın.

25- Konunun en fazla 2–3 yönünü irdeleyin, dağılmayın.

26- Karşılaştırmalar yapın; ancak gereksiz ayrıntılara girmeyin.

27- Kendinize dalmayın, dinleyicilerle ilişkiniz kopmasın.

28- Dinleyicilerden gelen tepkileri değerlendirin; ancak etki altında kalmayın.

29- Sözlerinizi, anlattıklarınızın kısa bir özetiyle bağlayın. Ama bu yeni bir konuşma olmasın.

30- Yirmi, bilemediniz otuz dakikalık süreyi aşmayın.

ahfeş'in keçisi

alisahelns
“İmam Ah­feş, Arapların en ileri gelen dilbilgisi uzmanlarındanmış. Kuralla­ra pek bağlı olduğu için herkesin sözünden yanlış çıkarmaya kal­karmış. Ahfeş, öğrencisiz ve dinleyicisiz kalınca kendine bir keçi al­mış, derslerini ona vermiş. Ara sıra 'Anladın mı?' diye sorar, ke­çinin ipini çekip başını sallatırmış. Bir sözü anlamadan onaylaya­na işte bunun için, 'Ahfeş' in keçisi' derler.”

basın kartı

alisahelns
212 Sayılı Kanuna tabi olarak, Türk basın yayın organlarında çalışan, belirli niteliklere sahip kişilere (en az lise mezunu), gerekli koşulları yerine getirmeleri halinde, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından verilen, ulaşımda bazı kolaylıklar sağlayan sarı kimlik kartı.

muhabir

alisahelns
haber veren, bir KİA için haber toplayan, derleyen yazan kişidir.

Gazeteci Asiye Uysal, 1987 yılında yapmış olduğu bir araştırmada, genç gazetecilere; “İyi bir muhabiri tanımlayabilir misiniz?” sorusunu yöneltmiştir. Bu soruyu ayrı ayrı cevaplandıran 24 genç gazeteci, “iyi muhabiri” şöyle tanımlamışlardır:

“Mesleğine saygılı, dürüst, namuslu, sorumluluk sahibi, olabildiğine objektif, tarafsız, çalışkan, üretken, hızlı, enerjik, hareketli, 'birazcık' (mütevazı bir yaklaşımla) zeki, pratik zekâya sahip, sezgileri güçlü, iyi gözlem yapabilen, şüpheci, uzak görüşlü, gelişmeleri tahmin edebilme yetisine sahip, inatçı, terbiyesiz değil, ısrarlı, küstah değil, iyi ilişki kurabilen, olaylara kolay intibak edebilen, hem fotoğraf çekip hem haber yazabilen, bilgiye doymayan, genel kültürü yüksek, en az bir yabancı dil bilen, hem okulundan hem çekirdekten yetişen, sürekli okuyan, günlük, haftalık yayınları izleyen, güncel olayları kaçırmayan, toplumla ilgili olayları ayırt edebilen, bunları değerlendirebilen, edebiyatı güçlü, iyi yazı yazabilen, halkın okuyabileceği biçimde yazabilen, okuyucuyu memnun eden, olayları kendi siyasi ve felsefi görüşleri doğrultusunda çarpıtmayan, hiçbir çevrenin etkisinde kalmayan, çıkarını düşünmeyen, kendini satmayan, satın alınmayan, yeri geldiğinde en yüksek mevkidekine karşı çıkabilen, yansıttığı olaylar ve hazırladığı haberlerle topluma zarar vermeyen, görevini iç duyularını katmadan yapabilen, yöneticinin dikkatini çekme endişesiyle haberi çarpıcı hale getirirken olayları saptırmayan, kaç yıllık muhabir olursa olsun, küçük ya da önemsiz bulmayıp her türlü konuya ilgi duyan, konusuna hâkim, gördüğü şeyi gördüğü gibi değil, dinamiklerini, yani nereden gelip nereye gittiğini kavrayarak aktarabilen, uzman olduğu dalın tüm işleyişini, yapısını, kurallarını, yönetim biçimini bilen, çevresi geniş, istihbaratı güçlü, giyimi, davranışları ve konuşmasıyla güven verici.

sansür

alisahelns
“hüküm vermek” ya da “fikir edinmek” anlamına gelen Latince “cencere”dir.
Sansür, genel anlamda siyasal erkin, güvenlik, ulusal çıkar ve kamu yararı gibi nedenlerle sakıncalı bulduğu haber, yazı, kitap, film, fotoğraf, resim ya da sanatsal gösterilerin, önceden incelenerek bazı bölümlerinin ya da tümünün yasaklanmasıdır.

Günümüzde kitle iletişiminde, olayların belirli yanlarını, bazen de bütününü yok etmeyi, kesmeyi, yasaklamayı, gizlemeyi, saklamayı amaçlayan sansür, bu biçimiyle mutlakıyetçi düzenlerde ve diktatörlüklerde varlığını sürdürmektedir.

Oysa gelişmiş, görünürde demokrasiyle yönetilen ülkelerde, sansür yöntemi başka biçimde işlemektedir. Söz konusu ülkelerde, olayların gizlendiği, kesildiği, yok edildiği, yasaklandığı ilkel sansür örneklerine çok az rastlanmaktadır. Bu ülkelerde gazetecilerin şunu ya da bunu söylemeleri yasaklanmaz. Bu ülkelerde kitle iletişim araçlarına da yasaklama getirilmez. Bu ülkelerde sansür, daha karmaşık, daha ekonomik, daha ticari ölçütleri temel almaktadır. Özetle günümüzde sansür habere haber eklenmekle yapılmaktadır. Böylelikle haber saklanmış ya da budanmış olmakta, tüketilmesi gereken aşırı haber yığını arasında, bireyler hangi haberin eksik olduğunun farkına kolayca varamamaktadırlar.

Bu yöntemi, siyasetçiler, ekonomik güç sahipleri, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri dolayısıyla halkla ilişkiler uzmanları ve medya yöneticileri sık sık kullanarak gündem değiştirmekte, yeni gündemler yaratmakta, sonunda bireylerin kafalarını karıştırdıklarından, amaçlarına uygun olarak toplumu tepkisizleşmeye yöneltmektedirler. Bu uygulamaların panzehiri, gazetecinin, haber için bilgi derleme aşamasında yönelteceği “Nereden” (6. N) (Nereden çıktı bu?) sorusudur.
0 /