Türkiye

laiksavar
Koca koca akademisyenlerin gülünç derecede alıngan, kompleksli, şuursuz yeniyetmeler gibi davrandıkları, ortalama bir gazete yazarını aşan bir zekâ ve irfana sahip olmadıkları güzel ülkem...
berkayoz
İçindeki tüm grup ve kitlelerin mağdur ve haklı olan güzel ülkem. Ülke bölünmeye kalksa 2ye değil 12ye bölmek gerekir. Ülkedeki Her grup birbiriyle ölesiye nefret edip o kadar geçinemiyor ki ya ülkedeki herkes kahraman ya da herkes vatan haini...
anne boleyn
Birbirinden ölesiye nefret eden Türkler, dışardan herhangi bir tehdit geldiğinde kenetlenip birlik olabilecek bir millettir. İşte Türkiye bu yüzden halen ayaktadır. Keşke huzurlu bir ülkede yaşasaydık, dindarların kıskacı altında yönetiliyor olmasaydık, 1923-1938 yıllarındaki Türkiye gibi olabilseydik. Kapitalizm, terör, şiddet, huzursuzluk, kötü ekonomi, işsizlik hat safhada ülkemde. Kadın hakları her geçen gün tehdit altında, cumhuriyet elden gidiyor, laiklik ise sadece anayasada duran sembolik bir sistem günümüzde. Türkiye kötü durumda lakin ne şeriatçılara ne de bölücülere bırakmayacağız bu ülkeyi. Cumhuriyet, laiklik için savaşacağız. Bu ülkeyi bitirmelerine izin vermeyeceğiz. Başka türkiye yok.
moskovakurdu
Bazen özlüyorum en çok çocukluğumu, dil, din, ırk, renk, mezhep, cinsiyet ayrımı yapmadan dünyayı seven merhametli vicdanlı çocukluğumu...
Bence birlikte daha güzeliz. Yıllarca kardeşçe yaşamış toplumu kimse bölemez.
frantz fanon
umut sarıkaya diyor ki:

adam gibi bot
önce sakal yağdı bu ülkenin üzerine, sonra protein tozu serpildi bedenlere, en son dövmeler yağdı boyunlara, kollara, baldırlara, enselere... son yağışla beraber bir özgüven gelmişti hepsine. hiçbir şeyi okumadıkları, hiçbir şeyi merak etmedikleri artık herkes her konuda her seyi biliyordu. bu gözlerinden belliydi hepsinin.

sonra internet bağlattı bu ülke kendisine. internetle dünyaya değil birbirine bağlandı insanlar. çünkü tek başınayken çok sıkılırdı bu ülkenin insanları. dışarıdan kavga sesleri gelse haneleribe gün doğardı insanların, çekirdeklerini alır pencerelere dizilir kavgayı izlerlerdi neşeyle. ve internet, sokaktaki kavgaya açılan bir pencereydi, yaşlısı genci çok sevdi o pencereyi. fotoğraf, video, haber altları yorumlarla dolup taştı. internet kullanıcısı olmak, olaya bakıp yorum yapmak ve yorum yaptıktan sonra diğer yorumcularla kavga etmekti bu ülkede...

dünyanın son günü bile olsa, yarın öleceklerini bilseler bile sordukları tek soru "nereli?, "aslen nereli?"ydi bu ülke insanlarının. herkes birbirinin ve kendisinin nereli olduğunu deli gibi merak ediyordu. kütük çok önemliydi bu ülkede. hükümet, nüfus kayıtlarını açıkladığında işte bu yüzden saldırmıştı herkes kendi kütüğüne. çünkü aslında içten içe biliyordu ki kimse buralı değildi, herkes ya bir yerden gelmiş ya da sürülmüştü.

azınlık olmak suçtu, herkes çoğunluk olmak zorundaydı. "istesek bir taneniz bile kalmazdı" derlerdi azınlıklara ama herkes de kendini azınlık hissederdi bu ülkede. iktidara gelse bile azınlık olmadıklarına inandıramazdı kimseyi. çünkü bilirlerdi ki; dünün çoğunluğu, bugünün azınlığıdır. dünün suçsuzu, bugünün suçlusu... yarın bir gün azınlık olmamanın, suçlu olmamanın garantisi yoktu. herkes diken üzerindeydi, keser döner sap dönerdi bu ülkede.

işin aslı; burası bir ülke de değil, göçmen toplama kampıydı. avrupa'ta tam gidecekken yolun ortasında kalmış, taşlaşmış katılaşmış, kayalaşmış bir göçmen botuydu burası. taşlaşmış, katılaşmış, kayalaşmış bir göçmen botunun içinde gezip birbirine kızardı herkes... halen umudu olanlar diğerlerinin üstüne basarak "ben bunlar gibi değilim, alın beni!" diye yalvarırlardı avrupa'ya, amerika'ya... gidemeyeceklerini bilenler ise bota yeni binen suriyeliler'e, afganlar'a, araplar'a küfrederlerdi. "fazla ağırlık oldu, bunlar batıracaklar güzel botumuzu" diye yeni binenlere sinirlenirlerdi...

kimsenin belli bir mesleği yoktu bu ülkede. herkes, her an başka bir iş yapabilirdi. şarkıcı zannettiklerin bir anda yönetmen olarak çıkabilirdi karşına, mühendis zannettiklerin pazarlamacı, gazeteci zannettiklerin şovmen... herkes vasıfsız işçiydi, herkes için mutlaka bir pozisyon vardı. her iş, herkes için bir basamaktı ama kimse de işinde gerçekten başarılı değildi. eğer başarılıysan; ya bir yol tutturmuşsundur ya da bir yere kapak atmışsındır. ne okumuş olursa olsun, hangi işte çalışırsa çalışsın aslında herkes mevsimlik işçiydi bu ülkede...

herkes birbirine hava atmak için yaşardı ve başkalarına ibret olmak için ölürdü bu ülkede. yaşamanın tek amacı düşman çatlatmaktı ama ölünce ibret olmak da kaçınılmazdı. cesedine baķıp tahtaya vurmayı, senin ölün üzerinden şükretmeyi çok severdi bu halk. herkes herkesle ilgilenir, herkes herkese karışırdı ama aslında kimse kinsenin s.kinde değildi. her birey, bir başkasının potansiyel ibretiydi bu ülkede...

sözün kısası; yazları sıcak ve sakal yağışlı, kışları ılıman ve protein tozlu, dövmesi bol, dövülmesi bol, internet bağlantısı olan şirin mi şirin, adam gibi bir bottu burası.