kadın hakları mücadelesi ve feminizmin doğuşu

iron
18. Yüzyılda insan ve yurttaş hakları beyannamesinin açıklanmasının hemen ardından kadınlar diğer ırka mensup, yoksul yurttaşlar gibi kendi hem cinslerinin de insan hakları kavramından dışlandıklarını çabuk fark etmişlerdir. Dönemin Fransız ve Amerikan insan hakları belgelerinin sadece 'beyaz-burjuva-erkek'ler için geçerli olduğunun bilincinde olan kadınlar bu duruma sessiz kalmamışlardır. Hatırlanacağı gibi Fransız devriminin 'erkeğin haklar'ı isimli Beyannamesi kadınları içermemesi nedeniyle Olympe de Gouge tarafından eleştirilmiş ve Kadın Hakları Deklerasyonu (1790) adıyla yeni bir hak beyannamesi yazılmıştır. İngiltere Sanayi Devrimi sürecinde ise Mary Wollstonecraft Kadının Haklarının Gerekçelendirilmesi (1792) adlı çalışması ile erkek egemen hak söylemine itiraz etmiştir.
(bkz:Birinci Dalga Feminizm)
Tarihin uzun bir dönemi boyunca nüfusun %50'sini oluştursa bile dönemin güç ilişkileri içinde ağırlığı olmayan kadınlar seslerini duyuramamışlardır. Sanayi devriminin gerçekleşmesi ile iş hayatında sınırlı da olsa kendine yer bulan ve ekonomik özgürlüğünü kazanan kadınlar Modernleşme sürecinde bu gün hala kadınların yararlandığı bazı hakların elde edilmesi için kadın hakları mücadelesini yükseltmişlerdir. Kamusal alanın erkek merkezli olduğu, ataerkil kültürlerin egemen olduğu bu süreçte kadının 'özel alan' olan ev içine hapsedilip kamusal alana çıkmasının önündeki engellerle mücadele etmeyi hedefleyen çabaları Birinci Dalga Kadın Hareketini ortaya çıkarmıştır. Bu hareketin amaçları kamusal alanın kadınlara açılması, kendisinden seçme hakkı bile esirgenen kadınların siyasal egemenlik hakkına ortak olup seçme seçilme ve karar vericiler arasında yer alması, kadınların erkeklerle eşit yasal haklara özellikle eğitim hakkına kavuşması gibi temel hak ve özgürlüklerden ayrımcılığa uğramadan eşit bir şekilde yararlanmaktır. Birinci dalga feminizm olarak da adlandırılan bu süreç, özünde kadınların sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuki eşitlik taleplerini seslendirdikleri bir mücadele sürecidir. 1700lerin ikinci yarısında ortaya çıkan ilk itirazlar 1800lü ve 1900'lü yıllarda artarak sürmüştür. Bu gün Liberal Feminizm olarakta adlandırılan bu yüzyıllar boyunca kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olma mücadelesini sürdürmüş bireysel haklarını kazanmak için bedeller ödemişlerdir. Örneğin, Frances Wright, Eğitim Hakkına vurgu yapar ve kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin eğitim farkından kaynaklandığı üzerinde durur böylece cinsiyetin bir inşa olduğu fikrinin ilk kıvılcımını çakar. Sarah Grimke, çağdaşı liberal kadın hakları savunucuları ile kıyaslandığında Radikal bir kadın hareketi savunucusudur. Feminizm ile anti- ırkçı düşüncenin kesişme noktasını ilk fark eden kişidir. Köleliğin kaldırılması için mücadele eden ilk insan hakları savunucularındandır. Ayrıca kadınların siyasal temsili ve özel alan gibi hala tartışılmakta olan birçok konuyu ilk kez tartışmaya açmıştır. Öte yandan temelde kadınların oy hakkı, siyasal hayatta temsili, eğitim hakkı, kamusal hayata katılım talepleri ve eşitlik talebine yoğunlaşan Liberal nitelikli birinci dalga feministler arasında yer alan (bkz:Elizabeth Santon) Ve (bkz:Susan Anthony) de dönemin önemli isimleri arasındadır.
mel
Bir erkek olarak kadınların haklarını savunuyorum. Hatta Türkiye'de kadınlara olumlu ayrımcılık yapılması gerekir; zira yüzyıllardır din ve gelenek adına ezildiler, toplumdan dışlandılar, erkeklerin kölesi haline bile geldikleri oldu maalesef. Kadın ve erkek birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar, temel haklarda eşittirler; ancak birbirlerine karşı ayrı yetenekleri ve üstünlükleri vardır; ama hiçbiri birbirinden aşağı değildir. Yüzde 50 feministim; zira feminizm aşırılığı, kadının doğasına aykırı bence. Örneğin Gözlemlediğim kadarıyla her kadın belli bir yaştan sonra anne olmayı çok istiyor. Çünkü doğası bu. Ayrıca Çocukla en iyi annesi ilgilenebilir bence. Feminizm aşırıya kaçtığında kadınlar, erkeklerle eşit olacağım diye anne olma hayalinden bile vazgeçebiliyor ne yazık ki.
pdf indir